Köy Enstitüsü Yılları

·
Okunma
·
Beğeni
·
1639
Gösterim
Adı:
Köy Enstitüsü Yılları
Baskı tarihi:
Nisan 1990
Sayfa sayısı:
246
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Çağdaş Yayınları
Baskılar:
Köy Enstitüsü Yılları
Köy Enstitüsü Yılları
211 syf.
·Beğendi·10/10
Pazar günlerini oldum olası sevemedim .. Pazar günleriyle beraber sevemediğim bir şey daha var ki o da matematik ..Lanet olsun matematiğe !! İşte bu iki sözcük koalisyon kuraraktan çocukluğumun kabusu oldu ilkokulda .. Pazar günü demek evde kılıç zoruyla yıkanıp, temiz ak pak yola çıkarılıp , Kaf Dağı'nda oturan kuzenimin evine matematik çalıştırılmak üzere zorunlu bir yolculuğa çıkarılmam demek .. Kaf Dağı dedimse cidden her iki anlamda da bu tanım onun oturduğu ve bulunduğu yerin tam anlamıyla karşılığı o dönemler benim için.. Kocası son derece hödük bir elektrik mühendisi ve kendisi de Odtü kimyayı 1 veya 2. likle falan bitirmiş tiplemeler .. Klasik elit tayfa işte ... O zamanlar anlam veremesem de evlerine geldiğimde beni diken üzerinde oturtuyorlar bundan kendilerinin haberleri olmasa dahi .. Rahat değilim orada ve sayılardan nefret ediyorum .. Bir türlü anlayamıyorum ne anlatırlarsa anlatsınlar ..Sözel ya da sayısal zeka denen kavram bilincimize hiç uğramamış .. Haberdar değiliz onlardan o dönem .. Dolayısıyla sürekli bir aşağılık kompleksi söz konusu bizim cenapta.. Bir de bunlara ek , bunların yan komşularının bir kızı var ki benle yaşıt .. Kolejde okuyan.. Köpekleri sevicem diyip zırt bırt geliyor eve .. İşbu kız benim yapamadığım soruları zart diye çözüp zurt diye cevabı söylüyor.. Hemi de kafadan hesaplayıp!!! İllet oluyorum ama yapacak bir şey yok..Onun işlemci İ7 , biz Commodore 64 kaset ortamlarındayız .. Kaset sarıp zaman geldiğinde oyun açmıyor , sürekli MAVİ EKRANA geçiyoruz .. Bu arada annem tembihlemiş hem onları hem beni .. Bırakıp kaçmam imkansız..Gitmeyim, sağda solda oynayayım desem uydudan tespit edip yokederler beni F-16 larla .. Bir de kolej kızı !! Eve bir giriyor , öyle bir hava ,öyle bir atmosfer oluşuyor ki arkadaş Şampiyonlar Ligi soundtracki çalıyor sanırsın .. Ahan da şu işte : https://www.youtube.com/watch?v=W3HyFjp1cLk

Üst baş desen o biçim .. Parfüm nedir bilmiyoruz tabii o zamanlar ama kızın odaya girişiyle ortalık leylak bahçelerine kesiyor .. Bir hoş , bir anlatılmaz güzel rahiya .. Çalan Şampiyonlar Ligi soundtracklerine müteakip koynumuza soktuğumuz 3 telli cura çok sesli ve "batı kaynaklı" müziğe büküyor boynunu sapından kırılıp... Üstümde ablamın yani kuzenimin eskitip bana verdiği ve göğsünde Ten Ten 'in olduğu , kolları epridiği için dirseklerime dek kıvırdığım yeşil Tiffany & Tomato kazak ve üzerinde sevgili Eyüp Sabri Tuncer 'in esintilerini barındıran limon bahçeleri .. Hepsi alev alıyor .. Komple yanıp kül oluyoruz o içeri girdikçe .. Zulüm anlatılır gibi değil .. Aslanı sırf parası var diye kolejde okuttukları fareye boğduruyorlar orada ! =)) Bir de tüm bunların üstüne eve rapor gidiyor !! Çalışmadan gelmiş falan diye !! Çapraz ateşe aldıkları Tuco ne etsin ?!?!?!?

Ben bunları size niye anlattım ? Ne ilgisi var bunların Köy Enstitüleri ile ? Ne ilgisi var tüm bunların Talip Apaydın ile ?

Kitabı okumaya başladığımda ömründe HİÇ AMA HİÇ çay içmemiş bir çocuk ve babasıyla köy kahvesine konuk oldum .. Güneşin alnında bir MEB müfettişinin çocuğun kendisine sorduğu dandik bir matematik problemiyle merhaba dedim kitaba .. Köy yerinde çentikten , tarladan kafasını kaldırmayan bu çocuk ne bilsindi havuz problem hesabını , ne bilsindi kendisi şu senede doğarsa kayinçosunun kardeşinin bilmem kaçıncı eşinden yapacağı 2. çocuğun bilmem kaç senesinde kaç yaşında olacağını .. Babası çok yoksul ama eğitimin yararının "kısmen " farkına varmış bir adam idi .. Ağaların tarlasında ortakçı olarak çalışan... İstiyordu ki oğlu da okusun, "EFENDİ" olsun beyaz yakası ile .. İmza atsın.. Kalem oynatsın .. HÖKÜMETİN adamı olsun .. Kurtarsın onu bu azaptan .. İşte her şey önlerindeydi! Bir problemin cevabı kadar uzaktı çocuğun geleceği.. Ama maalesef eğitim ve eğitim şartları eşit değildi .. Sordular soruyu ..Güneş tepesinde .. Yapamadı köy çocuğu .. Babası ricacı oldu müfettişe.. Bir de kızdı bir dolu çocuğa üstüne üstlük .. Araya adam soktu.. Ne yaptı etti , alttan girdi üstten çıktı .. 30 liraya çocuğu Köy Enstitülerine yazdırmayı başardı .. Başardı başarmasına ama 30 lira ne demek gariban çiftçi için ?!?!?! Tüm köyü dolandı , varı yoğu satayım dedi 20 lira ancak bulabildi .. Devlet bu bilader!! Para peşin kırmızı meşin!! Çocuk da usanmış köy yerinden .. Gel zaman git zaman haber gelmeyince, firar etti bir gün .. Gitti Ankara'ya... Sordu ! Kabul edildim mi diye ? Sen dediler 30 kaymeden haber ver !! Para büyük sorun tabii .. Parkinsona yakalanıp geldi gerisin geri genç yaşında korkudan ne olacak halim diye .. Kabul edilmişti Enstitüye ama gün geldi çattı !! 20 kaymeyle gitti oraya .. Kaydını yapacaklara 20 lirayı verdi ama o kısmı ne sen sor , NE BEN SÖYLİYEYİM !!! Taş olsa un ufak olur .. Gözünden yaş akar !

Buraya kadar anlattıklarım kitabın ilk 5 bilemedin 10 sayfası .. Sonra ne mi oldu ?

Üstünden paçavralarını aldıkları bu çocuğun eline mala verdiler ! Kürek verdiler ! Kazma verdiler! KİTAP VERDİLER ! Yatacak tertemiz yatak verdiler !! Enstitünün yakacağı elektrik için santral yaptırdılar .. İçine girip uyuyacağı binayı yaptırdılar .. Saldılar bozkıra tarlaları sürdürdüler taşı toprağı kayayı ayırtıp yiyeceği domatesi , bulguru , buğdayı ektirdiler .. O kitabı okuyorsun ama gel bakalım sahneye deyip Çehov sahnelettiler .. Unu buğdaydan öğütüp , domatesi salçaya cevirip , besledikleri hayvanlardan sütü yoğurda evirip tarhana kardırdılar .. Sade kitap okumakla kalmaz diyip , Türk halkının sorunları Türk edebiyatının asıl konusudur diyip Sabahattin Ali 'yi , henüz ünü Türkiye sınırlarında duyulmamış Yaşar Kemal ' i , tüm bunların başına batı dillerinden sorumlu öğretmen diyip Sabahattin Eyüboğlu 'nu getirdiler .. Fikren işledikleri bu cevherleri yazın tatil diyip ağaların inim inim inlettiği köylere gönderdiler .. Yoksul , 10 lira dahi bulamadığı için hicap duyan bu çocuğun eline önce mandolin sonra keman verdiler !! Burnumun direğini sızlattılar !!! Şu saydıklarımı şimdi çocuklarınıza eğitim diye verecek dandik kolejler sizden şimdi kaç lira isterler bir hesap edin ? Tüm bu saydıklarım devletin PARASIZ EĞİTİM POLİTİKASI idi .. Eğitim ve öğretimde eşitlik ilkesinin karşılığı idi .. Bu saydığım ideolojinin karşısında , sözümona komunizm şiarı ile bir set olmuş ve tüm bu değerleri baltalayan bilmem hangi KAHKÜLLÜ ırk severin bilmem hangi kitaplarını öneren şahıslar ve"POPİLİK" hesabında gözü olmayanlar şu kitabı bir kez olsun açıp okumuşlar mı ?

OKUYUN KARDEŞİM !! ÜLKECE YOZLUĞUN , GERİCİLİĞİN BİZİ NELERDEN MAHRUM BIRAKTIĞINI GÖRMEK İÇİN OKUYUN BU KİTABI !! Bir köy çocuğunun elinden tutulursa , eğitimde eşitlik olursa , eğitim parasız olursa neler olabilir diyorsanız OKUYUN !!
202 syf.
·9/10
Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940'ta TBMM'de geçen 3803 sayılı yasa ile açılan ve amacı, bilhassa köylüleri aydınlatmak olan bir kurumdu. Tek partili ve ikinci dünya savaşı olduğu dönemde de köyler üzerinde başarılı faaliyetler gerçekleştirmişlerdir. Nasıl ekim ekilir, nasıl marangozluk yapılır, nasıl inşaat yapılır gibi konularda gençler bilgilenmekteydiler. Bunda öncü isimleri saydığımızda İsmail Hakkı Tonguç ve Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel'di.

İkinci dünya savaşı bitmiş, haliyle tek parti dönemi de kapanmış oldu. Türkiye de haliyle çok partili döneme tekrar girdi. İlk olarak Nuri Demirağ'ın kurduğu "Milli Kalkınma Partisi" ortaya çıktı. Sonraki süreçte de Dörtlü Takrir ile birlikte 7 Ocak 1946'da "Demokrat Parti " ortaya çıktı. Yazarın da Köy Enstitüleri bitiren etken olarak gösterdiği dönemler 1946'da başlıyor.

Demokrat Parti kurulmadan önce "Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu" çıkmıştı. Bu da toprak ağalarının işine gelmeyen bir şeydi. Dolayısıyla ortaya "Demokrat Parti" çıktı. Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle birlikte "gericilik" diye tanımlanan faaliyetler artmaya başladı. Hatta 5816 kanunun çıkması da Demokrat Parti ile başlar, bu da gericilik faaliyetlerinin sonucudur.

Demokrat Parti ile birlikte gericilik faaliyetleri artmaya başlasa da, köylünün yüzü gülmesi de, aslında bu dönemlerde başlar. Alınan tarım araçları, köylünün tarımsal faaliyetlerini arttırmıştır, tarım alanları da genişlemiştir. Sıkıntı şudur ki; tarımsal araçların Amerika'dan alınması zaman içerisinde oraya bağımlı hale gelmemize neden olacak ve aynı zamanda toprak ağası ile feodal yapı kendini göstermeye başlayacak, köylü ne yazık ki bu yüzden aydınlanmaktan uzaklaşmıştır.

Kitabe gelecek olursak; Talip Apaydın, kitabını neden yazdığını şu şekilde açıklıyor; "Bu kitabımı "Tonguç Baba"nın saygıdeğer anısına sunuyorum. Son görüşmemizde "Enstitü'ye nasıl girdiniz, nasıl okudunuz, bu duruma nasıl geldiniz, biriniz bunu anlatın" demişti. Geç de olsa, ben bu görevi yerine getiriyorum." Bunu 1960'ta, yani Köy Enstitülerinin kuruluşundan 20 yıl sonra yazıyor. Tam da 27 Mayıs'tan sonraki süreçte yazılıyor.

Kitaptaki bilgilerin çok değerli olduğunu, özellikle de Köy Enstitülerinin neden karalandığını görüyoruz. Sıkmadan, kendi anılarını başarılı bir şekilde sunuyor ve bunu da yaparken kronolojik şekilde gidiyor. Akademik kitap okumayı sıkılanlar, bu kitabı okuyup Köy Enstitüleri hakkında birtakım bilgilere sahip olabilirler.

Köylü üzerinden "komünizm" yapılmasının sebebi ise, o dönemlerde işçi sınıfının değil, köylü sınıfının olması. Yani üreten sınıf işçi sınıfı değil, köylü sınıfı. Köylü sınıfını uyandırmak da, "komünizm" olarak değerlendiriliyor, yani o şekilde kullanılıyor. İşçi sınıfı geliştiği, köylünün şehre indiği zaman ise, işçi sınıfı "komünizm" olarak değerlendirilmeye başlanacak.

Bu kitabı okumak, bir şeyleri farkında olmak açısından önemli aslında. İlköğretimin ne kadar değerli olduğunu, hatta bunu yazarın kendi hayatından izlerle görüyoruz. Ezberci zihniyet yerine, tartışmacı bir ortamın olması ile kendine nasıl şeyler kattığını anlatıyor yazar. Sahi bu ezberci zihniyet yerine, bir şeyleri öğrenmek adına bir şeylerin olması, ülkenin gelişmesini sağlamaz mı? Sağlar. Ezberci zihniyet dediğimiz şey, insanı para için yaşayan insanlara dönüştürüyor.

Yazar, Köy Enstitüleri sayesinde o kadar çok şeyin farkına varmış ki, matematik hesabı yapmakta zorlanan biri, günümüzde iz bırakan bir "toplumcu gerçekçi" yazar olabilmiş. Toplumun gerçeklerinden kaçmamak için, bir şeylerin farkında olmak için okunması gereken bir eser. Anılarını o kadar iyi yansıtmış ki, karşında konuşuyormuş hissine kapılmana neden oluyor ve bu da okumak için bir diğer neden.
246 syf.
·1 günde
Köy Enstitüleri hakkında okurken, araştırırken daima içimde bir hüzün bulunur bu konu hakkında duygusallık boyutum çok fazla ve içimden daima şunu geçiririm "Keşke Köy Enstitülü olsaydım" diye..

Ben Türkçe Öğretmenliği mezunuyum lakin okuduğum üniversitede verilen eğitimden dolayı utanıyorum dört yıl boyunca verilen eğitimde bir boşluktan öteye geçilemedi dört koca yıl bir tane öğretmenin bir okuma kitabı önerisini dahi hatırlamıyorum sürekli kitap okuduğum için kendimi garip hissettiğim tek yer üniversite ortamı olmuştu biz Türkçe Öğretmenliği öğrencileriydik fakat elinde kitapla dolaşabilir seviyede olan kişi sayısı iki veya üçten ibaretti roman inceleme dersinde hayatında ders için okuduğu ilk romanı anlatanı mı istersiniz okumanın zaman kaybı olduğunu savunanı mı istersiniz her türlü gerici düşünceye sahip insan bulunmakla beraber ileriye doğru adım atan öğrenci sayısı neredeyse hiç yoktu. Ne bir münazara düzenledik, ne bir şiir dinletisi, ne bir röportaj yaptık, ne de alanımızla ilgili bir konferansa erişebildik. Baştan sona kadar eğitim sisteminin fiyaskosu içinde buldum kendimi. .

Talip Apaydın'ın şöyle bir sözü var " Dolu dolu geçirilmesi gereken yıllar gençlik yıllarıdır lakin biz bunun farkına çok sonradan varırız" diye evet kesinlikle öyleydi şuan geri dönüp bakınca boş geçen yıllar olduğunu görebilir haldeyim.

Köy Enstitüleri işte bu yüzden önemliydi. Cumhuriyet Tarihinin en büyük devrimci hareketi, en ilerici hamlesi; Enstitülü Öğretmenleri yetiştirme gayesi olmuştu. O kadar çok üzüldüm ki bu konu hakkında ve o kadar çok yoruldum ki bu kitabı okurken bu hamlenin önemini çok daha iyi anladım. Ülkenin kaderini birkaç tane devlet adamının gerici düşünceleri ve çok büyük kitlesel destekli yobazlık faaliyetleri nedeniyle değiştirildi. Enstitüler hiçbir zaman bu yobazlığı yenemeyecek bizim ülkemiz çünkü onu kökten kazıyarak yok edecek en büyük silahımız olan eğitimli aydın kadın-erkek öğretmenler hamlemizi kendimiz yok ettik bundan sonra da bu bozuk sistemin düzenleyeceğine olan inancım tamamen yok olmasa da çok ama çok azaldı.

İsmail Hakkı Tonguç ölmeden önce Talip Apaydın'la bir sohbetinde "kötü adamlar yüzünden ülkeye küsmeyin, ideallerinizi ve ülkülerinizi koruyun daima çalışın" demişti lakin o da biliyordu Köy Enstitülerini yok eden kötü zihniyet daima sürecek ve ona karşı verilecek savaş hiçte kolay olmayacaktı şuan dip noktadayız her yönden donanımlı aydın öğretmenlerimiz de tek tek yok oluyor yerine de başkası gelmiyor. Enstitülerin gayesi olan köy kalkınmaları yarım kaldı, özellikle kadınlar kaderlerine terk edildi. Talip Apaydın'ın dediği gibi bu ülke Enstitüleri kapatarak Anadolu kadınlarına yapılan en büyük darbeyi gerçekleştirdi. Yobazlğın girdabı içinde okulsuz kalıp yitip gitmelerine el birliği ile ve memnuniyet duyarak göz yumdular bütün o mahrum kalan Anadolu köylü kadınların ahı var ve beni bu ülkede en çok üzen nokta da bu...
211 syf.
·9 günde·8/10
çalışmanın, üretmenin ve bunlardan keyif almanın güzelliğini, köylü halkın bilinçlendirilmesi mücadelesini ve bu mücadeleyle çıkarları ters düşen gerici, sözde yurtseverlerin hikayesini anlatan basit ama vurucu bir kitap.

çok zorlu şartlarda, savaş ekonomisinde, binbir emekle sıfırdan kurulup, tam mezun verme aşamasındayken birilerinin tekerine çomak soktuğu için kapatılan köy enstitülerinin hazin hikayesi, süreci baştan sona yaşayan bir köylü çocuğunun ağzından anlatılmış. kitabı okurken, bu rüya gerçek olsaydı, ne kadar ileride olurduk diye düşünmeden yapamıyorsunuz.

köy enstitüleri projesi gericiler tarafından engellenmeyip, yurt sathında hayata geçirilebilmiş olsaydı, bugün gelişmişlik bazında kim bilir hangi seviyede olacaktık?
211 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Çok etkileyici bir anı kitabı.
Talip Apaydın 1938'den başlayıp Köy Enstitüleri kapatılana kadar yapılan yenileşme hareketini içtenlikle, bir sohbet havasında sunmuş okura.
Bu ülkenin başına gelen en başarılı MEB Hasan Ali Yücel'in ve Hakkı Tonguç'un Köy Enstitülerini yaratma ve yaşatma çalışmaları uzun uzun anlatılmış. Neler yok ki bu kitapta?
Her türlü zorluğa, tek başlarına kalışlarına rağmen Köy Enstitülerinden mezun olanların ne kadar nitelikli birer insan olarak yetiştirildiği,
Haklının ezilenin sömürülenin her zaman yanında olmaya ve onları uyandırmaya çalışmaları,
Bir öğretmenin bir öğrenciye öğreteceği şeyin hayatını idame ettirirken ona lazım olacak temel ihtayaçlarına dair olması, bu ihtayaçlarını nasıl gideceklerini öğretmesi gerekliliği,
Sadece bina inşaat etmek;kendi meyvesini ,sebzesini ekmek-yetiştirmek; hayvancılık yapmak; temizlik yapmak; yemek pişirmek; örgü örmek vb. ile sınırlı kalmayıp edebiyat, müzik, sanat yönünden de nitelikli birer insan olarak yetiştirilişleri,
Bu öğrencilerin vatan sevgisi, insan sevgisi, köy sevgisi...
Kendi ellerimizle ve çabamızla bir eğitim devrimi yapıp sonra tekrar kendi ellerimizle yıkışımız!
Okuyun, okutun! Eğitim neferlerini onurlandırın!
211 syf.
·Beğendi·8/10
Köy enstitüleri ile ilgili yanlış bilinen birçok bilginin açığa çıkarılabilmesi için mutlaka okunması gereken bir kitap. Özellikle öğretmen arkadaşlara mutlaka okumasını tavsiye ediyorum. İyi okumalar.
211 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Dikkat spoiler içerir.
Mezun olduğu okulu anlatan Yazardan oldukça güzel bir otobiyografik araştırma eseri. Babasının da yardımıyla gereken 30 lira yerine 20 lira ile köy okulunda giden Talip burada Beypazarı'ndan pek çok hemşerisi ve idealist öğretmenleri ile ağır bir eğitimden geçmeye başlar. Okulun binalarını, yiyecek ekmeklerini, meyve sebzeleri bile kendileri hazırlamaya, hem ders çalışıp hem de zanaat öğrenmeye başlarlar. Oldukça yorucu olan bu süreç, köylüyü kalkındırmak ve eğitmek gibi Ulvi bir amaç taşıdığı için onlara zor gelmez. Tabi arada kişisel sebeplerden dolayı ihtilaflar ve tartışmalar başlar. Lise bitince müziğe ilgisinden dolayı Hasanoğlan'dakş yüksek enstitüye baştan Talip burada Yaşar Kemal, Cahit Külebi, Orhan Veli gibi pek çok yazar ve şair ile karşılaşır. Daha 16-17 yaşındayken gezici öğretmen olarak köy köy gezen Takip ve arkadaşları Demokrat Parti'nin kurulmasından sonra Köy Enstitülerine komünistlik iddiasıyla yapılan saldırıları duyunca şok olurlar. Ancak yine de köylü için m yılmadan mücadeleye devam ederler. Bu arada okula polise ihbarlar, karşıt görüşler arasında sert tartışmalar ve daha niceleri de yaşanır. Yazar çoğu dramatik olan olayları kendi aldım biçimle anlatırken Enstitü genel müdürü Hakkı Tonguç ve zamanın milli eğitim bakanı Hasan Ali Yücel hakkında övgü dolu sözler sarf ediyor. Köyünde ağa çocukları ile sosyal adalet konusunda tartışırken babasından bir destek göremeyen yazarın bu anlattıkları mutlaka okunması gerekenlerden.
211 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
#OkudumBitti

#KöyEnstitüYılları

#SayfaSayısı202

Sene 1940.Savaşın sancınlarını çeken bir millet.Nüfus kalmış 15 milyon civarı.Ülke genelinde fakirlik,kıtlık,cehalet, yaltaklık almış başını gitmiş.Çoğu köyde elektiriğin,suyun olmadığı,çay içmenin bile lüx olarak görüldüğü,çocuklara; bayramlarda ailelerinin zorluklarla aldığı bir parça kıyafetle mutlu olduğu bir dünyadır onların dünyası.Ne yapmalı,köylüyü bu durumdan nasıl kurtarmalı?Tüketici olan,üretici olmayan köylüyü üretmeye yöneltmeli.Köylere okullar açmalı fakat bildiğimiz ''kalem efendisi'' yetiştiren okullardan değil.Köy gerçeğinin sorunlarına ayna tutan,köylüyü uyutan değil; uyandıran okullar,haksızlık karşısında hakkı haykırmasını öğreten okullar,Günümüzdeki gibi bilginin bilmek olarak görüldüğü değil ''yapmak'' olarak görüldüğü okullardan bahsediyorum.Bu okullarda yetişen öğrenciler: azimli,fedakar,devlet kademesine girmeyi yan gelip yatmak olarak görmeyen,öğrenme ve öğretme aşkı içerisindedirler.Burada yanlış babasından gelse bile yanlışa yanlış diyebilen,öğretmenlerini düzgün bir dille eleştiren öğrenciler, bu eleştiriyi anlayışla karşılayan, yapıcı öğretmenler var.Köylünün sorunlarını tiyatroya döküp milleti bilinçlendirme var.Bu okuldaki çocuklara birçok şey öğretiliyor:marangozluk,demircilik,boya-badana,harç yapma,sıva yapma,duvar örme anlayacağınız bir bina inşaa etmek için gerekli bütün bilgiler öğretiliyor.Bu öğrendikleriyle köylere birçok olanaksızlığa rağmen yeni yeni okullar yapıyorlar halkı uyandırmak, cehaletten kurtarmak için.Öğretilenler bunlarka sınırlı degil. Edebiyat,sanat,tarih,müzik,sağlık,ruh bilimi,tarımla ilgili birçok sey de öğretiliyor.Öğrenciler kıraç, üretime kapalı toprakları canlandırmak için canla başla çalışıyor.Birçok meyve,sebze, ağaç ekiyorlar,bakımını yapıyorlar.Kendi besinlerini kendileri karşılayacak, devlete yük olmayacak bir hale getiriyorlar.Amaçları: üreten, cehalete düşman,bilinçli bir toplum inşaa etmek.Atatür'ün kendisinden ayrıldık ama yolundan ayrılmayacağız diyen köylülerin bu denli bir şekilde uyanması bazı çevrelerin işlerine gelmeyecektir. Onları komünistlikle suçlayacak, kız- erkek birlikte okuyorsunuz, fuhuş yuvalarına çevirdiniz okulları diyerek sayısız iftiralarına, karalamalarına maruz kalacaklardır.Bu zihniyet hakkında daha fazla konuşmaya gerek yok.Çünkü yaşadığımız durum da bunun bir benzeri.Köylü milletin efendisidir" diyen Atatürkten; köylüye, ananı da alda git diyen zata denk geldik.Okuyun,okutturun ki bilinsin bunlar.Daha fazla söze gerek var mı?
211 syf.
Her gencin okumasi gereken ve koy enstitulerinin ne sartlar altinda kurulmus oldugunu, ogretmenlerin yasadigi zorluklari, inanci, adanmisligi, en onemlisi de caliskan olmayi ogutleyen yegane kitaplardan. Ani olarak yazilsada kendinizden ve hayallerinizden cok benzerlik bulacaginiz sevdigim bir kitaptir. Tesekkurler Talip bey.
Uzun zamandır inceleme yapmamakla beraber bu muhteşem kitabın incelemesini yapmasaydım talip apaydına terbiyesizlik yapmış hissedersin kendimi .O kadar akıcı ve güzel bir dili varki .Hiç sıkılmadan o yıllarda yaşamışcasına okuyorsunuz kitabı .İtiraf etmem gerekirse okurken kendimi rahatsız hissetmedim değil , gerçek manada utandım kendimden .Bunlar öğrenciyse biz neyiz dedim kendi kendime , şuan bu incelemeyi bir ders arasında yazıyorum çevremdeki gereksiz kuru kalabalık ve gürültü yerine köy enstitülerinde olmayı o kadar çok isterdim ki .Neyse çok uzatmıyım ,çok rica ediyorum ,lütfen okuyun .Kendini eğitim bakımından düşük törenden tutunda çevremizdeki en dahi gördüğünüz insana bile okutun .Çünkü bu kitap da sadece eğitim anlatılmamış ,insan olmanın temelleri anlatılmış .
211 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kitabı içimde müthiş bir buruklukla okudum. Buram buram umut, buram buram hüzün...
Bir ülkünün inanılmaz bir şekilde başlayıp, gereksiz, yalan, dolan ve iftiralarla nasıl sonunun getirildiğini hayretler içerisinde okudum. Ruhlarınız şad olsun Hakkı Tonguç, Hasan Ali Yücel

Okuma önerisi Beyaz Zambaklar Ülkesinde , İdealist Öğretmen , Köy Enstitüsü Yılları
Gençlik yılları bir bakıma insan yaşamının en boş geçen, oysa en dolu geçmesi gereken yılları oluyor. Bunu sonradan anlayabiliyor insan.
Sabahattin Ali'yi de orada tanıdım. Öykülerini daha önce okumuştum. Çok hoşuma gidiyordu. Her biri ayrı vuruyordu beni. Diyebilirim ki ilk hayran olduğum yazar o olmuştu. Bir köpek hikâyesi vardı, oradaki çoban günlerce gözümün önünden gitmedi. Tren yolculuğunda, kırlarda gördüğüm çobanlar bana hemen Sabahattin Ali'nin çobanını anımsatırdı, gözümden yaş gelirdi. Öylesine içten kavramıştı beni. Kendisini konservatuvarda görünce, odasına girip tanıştım. Hiç unutmam, ilk seferinde iyi karşılamak istemedi. Hatta kendisiyle konuşmamın kötü olabileceğini söyledi. "Biliyorum, göze aldım" dedim. Polisçe takip edildiğini, çok rahatsız durumda olduğunu anlattı. Üstelik bunları bağıra bağıra söylüyordu. Odası ikinci katta yiiznumaraların karşısındaydı. Bir masa iki sandalye bulunan küçük, basit bir odaydı. Masanın üstünde yerli yabancı kitaplar yığılıydı.
Ertesi hafta aynı saatte gene gittim. Daha serbest konuştu. Memleketin bozuk düzen işlerinden, halkın mutsuzluğundan, sanatın görevinden söz etti. Daha ertesi hafta Brezilya'daki kahve yolsuzluğunu anlattı. "Çıkarcıların elinde dünya insanlara zehir olmuş. İşler iyi düzenlense herkesin karnı doyar, herkes mutlu olabilir" diyordu.
Her hafta cumartesi günleri konser saatlerinden önce yarım saat, bir saat konuşurduk. Bazen dışarda da rastlardım. Çoğu kez tiyatro kolunun şefi Karl Ebert'le birlikte olurdu. Onunla iyi ahbaptılar. Aralarında Almanca konuşurlardı. Dışarda nedense tanışlık vermezdi.
Bir gün, -herhalde öğretmenimiz Mahir Canova aracılığı ile- Hasanoğlan'a çağırdık. Geldi. Gene Karl Ebert'le birliktiler. Tartışmalı, sorulu, yanıtlı bir toplantı yaptık. Sanat hakkında konuştu. Çok eskiden yazdığı şiirlerinden okudu. "Ses" adlı öyküsünde geçen "Ayın şavkı vurmuş sazım üstüne / Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne / Gel ey hilal kaşlım dizim üstüne / Ay bir yandan sen bir yandan sar beni" şiirini istedik. Güldü, onu da okudu.
"Ucuz öğretmen olmaz. Ucuz etin yahnisi..." falan diyerek iş demagojiye boğuldu. Sanki her pahalı iyiymiş gibi, öğretmenin değeri maaşıyla ölçüldü.
Bir müzisyen, bir filozof, bir doktor, Afrika'nın ortasında zencilere esir düşmüşler. Zenciler kabile başkanının çevresine toplanmışlar, bunları yiyecekler. Müzisyen el kol hareketleriyle kendisinin müzisyen olduğunu, çalgı çaldığını, kabileye yararlı olacağını anlatır. "Peki, göster hünerini" derler. O da içi oyuk bir ağaca at kuyruğu telleri gerer, bir de yay yapar başlar çalmaya... Zenciler hoşlanırlar. Hatta çaldığı havaya uyup oynarlar. Onu öldürmezler.
Doktor kendi işini anlatır. "Hastaları iyi ederim, ölecekleri ölümden kurtarırım" der. Bir hasta getirirler. Doktor muayene eder, çantasını açıp iğne yapar. Hastayı kurtarır. Onu da affederler.
Sıra filozofa gelir. Fakat o bir türlü ne iş yaptığını anlatamaz. "Ben filozofum, insan ruhunun oluşlarından, evrenin gizlerinden, aklın erdiği, ermediği sorunlardan söz ederim" diye bağırır. Zenciler hiçbir şey anlamazlar. Doktorla müzisyen, bakarlar ki iş kötüye gidiyor, arkadaşlarım kaybedecekler; aralarında göz kırpıp işaretleşirler. İlerdeki kuyunun başında döne döne su çeken beygiri gösterirler. Bu filozoftur, hep aynı yerde döner derler. Zencilerde yorgun beygiri çözüp onu koşarlar. Böylece filozof kazanda pişmekten kurtulur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Köy Enstitüsü Yılları
Baskı tarihi:
Nisan 1990
Sayfa sayısı:
246
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Çağdaş Yayınları
Baskılar:
Köy Enstitüsü Yılları
Köy Enstitüsü Yılları

Kitabı okuyanlar 67 okur

  • sitare
  • Adem Yüce

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%3.3 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0