Kudemanın Kırk Atlısıİskender Pala

·
Okunma
·
Beğeni
·
776
Gösterim
Adı:
Kudemanın Kırk Atlısı
Baskı tarihi:
Nisan 2004
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758950003
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Milli olmadan milletlerarası olunamazken, kendimizi bilmeden başkalarına kimliğimizi nasıl bildirebilelim? Milli hafızamız, kudemamızın mirasını tanımakla zenginleşecektir. Onların pek çoğu, bugün ibrete okunacak ömürler yaşamışlar, bizim zaman zaman karşılaştığımız hallerle karşılaşmışlar. Yaptıkları, söyledikleri ve yazdıklarıyla her biri bizlere rehber olan büyüklerimizin hayat hikâyeleri, milli olarak biraz da bizim hikâyemizdir.

Bu çalışmada atalarımızdan devlet adamı, mutasavvıf veya şair olan yalnızca kırk kişinin hayatlarından bazı kesitlere yer verilmiştir. Gönül isterdi ki, nice kırkları size tanıtabilelim. Ancak biz, istenirse bu kırk kişiden her birinin bir kapı aralayacağını umut ediyoruz.
(Arka Kapaktan)
Kudemanın Kırk Atlısı, yani önden gidenler... Önde olan 40 zat.. Nasıl güzel bir kitap... Okumayan çok sey kaçırıyor bilesiniz... Bu kitabi alın ve okuyun. Sonra da evladiyelik saklayın..
Yine İskender Pala klasiği. İskender Pala kitap isimlerinde dahi çok güzel seçimler yapıyor. Kudemanın Kırk Atlısı. Adı üstünde Kudema. Yani Osmanlıcadan çevirisine baktığımızda ileri gelenler,yol açanlar manasına geliyor.Pala; kültürümüzde derin izler bırakan önemli kişilerin hayatını tarihi bir üslupla önümüze seriyor.Kudemanın Kırk Atlısı daha önce tanıma fırsatı bulamadığımız için üzüldüğümüz şahsiyetlerle adeta buluşturuyor.13. yüzyıldan itibaren tarih edebiyat noktasında söz sahibi olan kişilerin biyografilerinin İskender Pala'nın kendine has uslubu ile tanıtıyor. Ancak bilinen bir biyografiden ziyade önce hikayesini anlatıyor kişinin daha sonra çarpıcı bir noktada anlattığı kişinin ismini veriyor.Türk ve Osmanli tarihinin kırk önemli şahsiyetinin hikayelerle,efsanelerle,rivayetlerle örülerek anlatıldığı bir kitap.Mevlana’dan Süleyman Çelebi’ye, Eşrefoğlu Rumi’den Namık Kemal’e, Mehmet Akif’ten Ali Nihad Tarlan’a uzanan kırk kişilik bir liste. Devlet adamı, mutasavvıf ve daha çok şair yönleriyle bilinen şahsiyetlerin hayatlarından önemli ayrıntıların verildiği denemeler. İskender Pala müthiş türkçesi ve inanılmaz yorumları ile bizlere Divan edebiyatını sevdirdi.Bir milletin yükselmesini ve ilerlemesini sağlayacak en önemli hazine tarihini bilmesidir.Ancak buu şekilde yetişen bir nesil öz kimliğini sahiplenecektir diye düşünüyorum.
İskender Pala'nın muhteşem kaleminden bir demet ferahlık... Okudukça insanın okuyası geliyor, takdire şayan ifadeleri insanın bu kitaba bağlanmasına yetiyor artıyor bile. Osmanlı şiir dehalarını kısmen de olsa tanımak isteyen bu eseri okumalı.
Aşk ile şiir, ki birbirlerine en fazla yakışırlar, yekdiğerinin lâzım-ı gayr-ı mufarıkıdır.
Dirliğini isteyen kişi ölmeden evvel ölsün ve böylece hayatının manasını ölerek bulsun. (Teniniz) ölmeden evvel (nefsiniz) ölünüz ki göğe ağabilesiniz ve güneş ve ay sizi övsün. Ölümsüzlüğe eren kişi, hayatta iken benliğini öldürebilen kişidir. Ancak o kişidir ki, bu dünyasında cenneti kazandı. "Bugün kim ölürse,asıl diri odur. " Bugün ölmeyenin ise yarın vay haline.!
Dilmesti-i Cenab-ı Pir / Mevlâna Celaleddin
Babası Bahaeddin Veled, Belh şehrinde 30 Eylül 1207 doğan bu çocuğa, keramet izhar edercesine “efendimiz, büyüğümüz” anlamına gelen Mevlâna adını verir. (s. 1)
Muhiddin Arabî’nin, çocuk Celaleddin’i babasının arkasından giderken görünce, “Allah, Allah! Bir nehrin arkasından koskoca bir umman gidiyor,” dediği meşhurdur.
Balkan Haçlı ittifakı Sırp kralı Lazar'ın kumandasında 100.000'in üzerinde bir asker ile Kosova Sahrasında Murad'ın askerleriyle karşılaştı. Hüdavendigâr, karşılıklı başlayan bu amansız kıtalin ilk günü akşamında otağına çekilmiş Allah'a yalvarıyordu:

- Ya ilahî! Ya Mevlayî! Bunca kerre cenabında duamı kabul edip beni mahrum etmedin. Yine bu yakarışımı kabul eyle. Eğer ben bilmeyerek seyyiatta bulunup günah işledimse, Sen şan-ı keçim ü lutfuna layık olanı biliyorsun, onu işle. Tanrım! Kötü düşman islâm'ın üzerine şu kara bulutlar gibi çöktü. Mülk ve kul senindir; kime istersen verirsin. Ben dahi bir aciz kulunum, fikrimi ve esrarımı bilirsin. Haşa, maksudum mülk ve mal değildir. Bu hengâmeye kul, karavaş için
gelmedim. Hemen halisane Senin rızanı isterim. Ya Rab! Beni bu müslümanlara kurban eyle de tek bu müminleri küffar elinde mağlub edip helak eyleme. Allah'ım! Bunca bî-günahın katline beni sebep eyleme. Tek Sen kabul eyle de, asâkir-i islâm için teslim-i ruha razıyım. Tek bu müminlerin ölümün bana gösterme. Evvel beni gazi kıldın; ahir şehadet ruzî kıl. Tek askerim muzafferiyetle bayram etsin de istersen o bayram günü beni kurban eyle!

Müteakip günde Kosova sahrası "Allah Allah" sesleriyle gümbür gümbür yankılandı. Savaş akşama kadar sürmüştü. Güneş battığı sıralarda hilal görünmüş ve koca vadide ne Sırp ne de Haçlı ordusuna ait bir emare, bir iz kalmıştı. Geride kalan korkunç bir hatıradan ibaretti. Başkumandan Lazar da maktul düşmüştü. O gece şerefli bayrağımızın gökte aksettiği kutlu geceydi ve Türk cihan devleti, hudutlarını Tuna'ya kadar genişletmiş oluyordu.

Ertesi sabah Murad Hüdavendigâr, bütün maiyyeti ve devlet erkanı ile birlikte düşman cesetleriyle dolu olan sahrayı dolaşıyordu. Bu arada yaralı olanlar varsa tedavi edilmek üzere toplattırıyor, hazin manzara karşısında yavaş yavaş ve düşünceli bir halde ilerliyordu. Bir ara Sırp asilzadelerinden olan Miloş Kabiloviç adlı bir yaralının devlet erkanını yararak padişaha ulaşmak istediği görüldü. Muhafızlar kendisini durdurdular ise de padişah onun yaklaşmasına izin verdi. Güya müslüman olmak istiyor, el etek öpmesine izin verilirse hükümdara büyük bir sır söyleyeceğini iddia ediyordu. Sürünerek hükümdarın dizleri dibine kadar geldi. O kendisini tutup kaldırmak isterken Kabiloviç çevik bir hareketle, kaftanının yeninde sakladığı hançeri Murad Hüdavendigâr'ın kalbine sapladı.

işte Hüdavendigâr'ın duası kabul görmüş; gazi iken şehid olmuştu.
Gaziler onun iç organlarını tam şehid düştüğü yere gömmüşler,
na'şını da Bursa'daki camii yanında bulunan türbesine defnetmişlerdir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kudemanın Kırk Atlısı
Baskı tarihi:
Nisan 2004
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758950003
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Milli olmadan milletlerarası olunamazken, kendimizi bilmeden başkalarına kimliğimizi nasıl bildirebilelim? Milli hafızamız, kudemamızın mirasını tanımakla zenginleşecektir. Onların pek çoğu, bugün ibrete okunacak ömürler yaşamışlar, bizim zaman zaman karşılaştığımız hallerle karşılaşmışlar. Yaptıkları, söyledikleri ve yazdıklarıyla her biri bizlere rehber olan büyüklerimizin hayat hikâyeleri, milli olarak biraz da bizim hikâyemizdir.

Bu çalışmada atalarımızdan devlet adamı, mutasavvıf veya şair olan yalnızca kırk kişinin hayatlarından bazı kesitlere yer verilmiştir. Gönül isterdi ki, nice kırkları size tanıtabilelim. Ancak biz, istenirse bu kırk kişiden her birinin bir kapı aralayacağını umut ediyoruz.
(Arka Kapaktan)

Kitabı okuyanlar 45 okur

  • Edebiyat Hayattır
  • B.Y.
  • Osman Sarı
  • Tezzcan
  • Kevser Yılmaz
  • Mavi Kelebek
  • Gamze Avcı
  • mustafa aşan
  • Abdullah Aksu
  • Dr.Okur

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.2 (2)
9
%18.2 (2)
8
%36.4 (4)
7
%9.1 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%9.1 (1)
1
%9.1 (1)