Kumral Ada Mavi TunaBuket Uzuner

·
Okunma
·
Beğeni
·
7.867
Gösterim
Adı:
Kumral Ada Mavi Tuna
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
500
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752890244
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
“Bir salı sabahı uyandım. Bütün gazeteler hayatta en çok sevdiğim kadının bir cinayet işlediğini yazıyordu. Bunu hiç beklemiyordum. Beynimden vurulmuşa döndüm. İç dengelerim şiddetle sarsıldı. Oysa gerçeği biliyordum ama bana kimse tek bir şey sormamıştı. Onu mahkûm etmişlerdi!
Kapı çalındı. İki asker beni almaya gelmişti. İç savaş çıkmış, seferberlik ilan edilmişti. Bunu bekliyordum. Hiç şaşırmadım. Bunu uzun zamandır korku ve kuşkuyla hep bekliyordum. Hazırlandım ve o salı sabahı evden çıktım."

Genç bir öğretmen bir sabah Kuzguncuk’taki evinden apar topar alınıp askere götürülür. O, bunun bir kâbus olduğuna, arkadaşlarıysa onun iç savaşa katıldığına inanmaktadır. Oysa annesi oğlunun bir ambulansla evden götürüldüğünü anlatmaktadır.

(Tanıtım Bülteninden)
Edebiyatı sevdiğim kadar türküleri de severim ve nasıl romanları okurken anlatılanı yaşarsam içimde, türküleri de dinlerken yaşarım. Ne der türküler bilir misiniz? Deli gönlüm der, sevda der, sıla der, hasret der, ölüm der ve ille de ayrılık der. O ayrılık ki dertlerin en çaresizi en onulmazı ve en kahpesi...

Bu romanda okuduğumuz da Mavi Tuna ile Kumral Ada’nın türküsüdür. Öyle bir türküdür ki bu, müziğini duyan kah kalkıp oynar kah oturup ağlar. Asla tam ayrılmayan ama tam kavuşamayan ve ne yapsa nereye gitse aklı diğerinde kalan sevdalıların türküsüdür bu. Seven sevdiğine kavuşamadıktan gayrı, koynuna girip murat alıp murat vermedikten gayrı, yaşamak neee ölmek neee-sinin türküsü. Bu derdi çekene zor ya, çekene Allah kolaylıklar versin.

Roman kahramanı ve çoğu yerinde anlatıcısı Tuna, bir sabah uyandığında ülkede iç savaş başladığını öğrenir ve sefer görev emri gereği askere alınır. Aynı sabah gazetelerde sevdiği kadının, birisini öldürdüğü haberi de vardır ki bunun için sürekli askerden kaçıp o kadına yardım etmeyi amaçlamaktadır. Romanda bu askeri ortamda yaşayan Tuna’nın ruh dünyasından geriye dönüşlerle Tuna ve Ada’nın, İstanbul’un en güzel yerlerinden birisi olan Kuzguncuk’ta geçen çocukluk ve gençlikleri, aileleriyle birlikte anlatılmaktadır. Tuna’nın yaşadığı bu durum bir türlü uyanamadığı bir kabus mudur ya da acımasız hayatın kendisi midir ilerleyen sayfalarda öğrenilecektir. Yazarın hikayesini hemcinsinin bilincinden anlatması kolayken Buket Uzuner bunu yapmayıp erkek bilinciyle olayları anlatarak zor olanı başarmış ve esasen bir çok psikolojik mevzuyu da yazımına eklemiş. Aşk ağlatır, dert söyletir derler ya bu hikayede yaşanmışlık var mı diye çok merak ettim. Roman karakterlerinin ünlü bir aileye çok benzerliği olsa da yazar tüm anlatılanların kurgu olduğunu söylemiş.
Bu güzel öykünün içinde harmanlanmış, aydın kesimin tartıştığı bir çok sosyolojik olgunun içine okuyucu çekilerek bu olguların düşünmesi sağlanmış olsa da aslında yazarın anlatmak istediği bu sosyolojik olaylar ve ülkedeki iç savaş üzerinden insanın kendi iç dünyasında yaşadığı savaştır. Hangimiz bu duygu durumunu yaşamayız ki? Çocukluk anılarımız, değer verdiklerimiz ve sevdiklerimizle bilincimizdeki kocaman “acaba”lar hangimizde yok ki?
Naif ve bir o kadar da duru bir anlatımla yazılmış romanı okurken kimi zaman buruk, kimi zamansa dolu dolu bir gülümseme olacak okuyucunun dudaklarının kenarında. Okuyucu, roman karakterlerinin canlılığına kanıp onlarla dost olacak ve anlatımın samimiliğine kapılarak kendine dert edecek yaşananları. Ve bir çok satır arasında canlanacak kendi çocukluk ve ilk aşk anıları.

Çalıştığım şirkette düzenlediğimiz okuma grubu olarak seçtik bu kitabı ve toplantısını da Kuzguncuk’ta kahvaltıda yapmayı planladık ama olmadı. Ağır kitaplardan bunalan zihinlere iyi gelecektir bu okuma.

Kitap bitince dilime takılan türkü ise Kırıkkale/ Keskin’den.

Allı durnam bizim ele varırsan
Şeker söyle kaymak söyle bal söyle
Gülüm gülüm kırıldı kolum
Tutmuyor elim durnalar hey
Ah gülüm gülüm yar gülüm gülüm
Kız gülüm gülüm durnalar hey
Eğer bizi sual eden olursa
Boynu bükük benzi soluk yar söyle...
Buket uzuner den okuduğum ilk kitap oldu. Ada ile tuna 5 yaşında başlayan arkadaşlıkları. Tunanın bir salı sabahı uyanması ve gazetelerde sevdiği kadının katil olarak suçlanması. Tunanın olan bu olaylar bir kabus olduğunu düşünmesi.
Benim çok severek okuduğum bir kitap Buket Uzuner' in Kumral Ada Mavi Tuna'sı savaş, aşk, ölüm, hisler... Çok çok çok çok güzel bir roman, bence mutlaka okunmalı....
Dua ediyorum incelememi bitirmeden bilgisayarım bana yine oyun oynamasın diye. O da benim gibi yaşlanma yolunda bir hayli yol aldı.
Kumral Ada Mavi Tuna.....
Bu kitabı okumadan önce lütfen bir MABEL Çikleti alınız. Kabını kitabın 21. sayfasına güzelce yerleştiriniz. Ben yaptım.... Bu kitabın son sayfasına kadar çokça gel gittiler yaşadım. Bu anlatıldığı gibi bir karabasan mı yoksa bir iç savaşın düşsel, yaşanmışçasına yazarın eleştirisel bakışı mı? diye. Sonu bende zorlamayla gelmiş kanaatı uyandırsa da Yazar olası bir mezhep veya başka bir nedenle olabilecek iç savaşın açabileceği yaraları farklı barışçıl bir yürek dolgunluğu ile ele almış ve işlemiş.
Çocukluktan başlayıp evresel evrimler içinde yuvarlanıp giden onulmaz bir aşkı çerçeve olarak kullanmış yazar bu yapıtında İki kardeşin aynı kıza aşkını....
Bu kitabın daha ilk sayfalarında Kahramanların kumral olanı erkek mi kadın mı, ya da mavi tuna mı erkek veya kadın biraz bocaladım. Belki maviyi bayanlara, kumralı erkeğe yakıştırmış olama etken olmuştur. Tam tersi çıktı karşıma.
Zaman zaman kitap okurken düştüğüm bir algı yanılmasını burada da yaşadım... Yazar kadın ise kahraman erkek olduğunda ve anlatım dili birinci şahıs tarafından hikaye ediliyorsa hele hele bayan yazar o erkek ruhunun en inceliğini yakalamış kalemliyorsa hikayeyi ben bazen şaşırıyorum. Tabii bunun tam teside oluyor.
Kitapta çok güzel bir dil kullanmış, anlatım gayet sade, latif, naif çıkışlar, gözlemsel anlatımlarda var. Lakin bazı tarafları da eleştirmek zorundayım. Bir kere çok fazla abartı sanatına kaçmış yerler mevcut. Benzetmeler de yersiz olanlar olduğu gibi güzel can alıcı cümlelere yaratmak isterken yerinde olmayanlarda var, bu kitabın bana göre gereksiz uzamasına neden olmuş. Zaman zaman monotonluk sıkıntı da veriyor.
İlginç yanlarda var Kahramanların isimleri neredeyse tamamen nehir isimleri. Aras, Meriç, Tuna gibi. Ada ve Arasın doğum günleri 12 Mart, Tuna'nın 12 Eylül. Yani darbe tarihleri.
Aşkın o kadar güzel tanımlarını yapmış ki alıntılarda paylaştım. Yerli yerindeler.
Kitabın yazar tarafından teşekkür yazısında buradaki kahramanların gerçek olmadığı tamamen bir benzerlikten ibaret olacağını belirtse de bana Sadri Alışık ve Çolpan İlhan Ve de Atilla İlhanı çağrıştırdı. Gerçi onların kızı değil oğulları vardı. Yön şaşırtması mı?
Kısaca özetlersek diyebilirim ki Tanımlanması, tarifi imkansız bir aşkın hikayesidir bu. İki kardeşin aynı güzel kıza gönül kaptırması ki taaa! çocukluktan başlaya gelen bir sevda. Bu tehlikeli yolda yazar çok ince ve hassas rota belirlemiş ve doğru yolda götürmüş bu sevda masalını. Evrelerinde ilginç çocukluk, ergenlik, araya ölümde girse vazgeçilmeyen zaman birimi, olgunluk evresinde bir çok macera tüneline girip çıkmalar, inanılmazlık, tükenmişlik yokuşunu tırmanmalar olsa da tanımı henüz yapılmamış bir aşkı anlatıyor Ada ve Mavi Tuna'nın yüreğinden...
İlk ve tek platonik aşkım bu kitabın sayfaları arasında gizlidir. Kadıköy Baylan' a gider Aras'ı anarım bazen. James Dean hayranlığım da böyle başladı. Hanginiz bu kitabı okuduktan sonra en yakın arkadaşını 'mabel' diye çağırmadı? Biliyorum yalnız değilim.
mabel matiz'e sahne ismini veren ilham kaynağı kitap. rüya mı, hayal mi, gerçek mi, Tuna ruh hastası mı derken sağlam ve saplantılı bir aşkın pençesinde buluyoruz kendimizi. 19 yaşında okuduğumda kitap bana çok uzun gelmişti. 25 yaşında okuduğumdaysa çok kısa. sanırım insanların da kitaplardan beklentileri ve aldıkları zamanla değişiyor.
Sali günü başlayan bir hikaye. İç savaşın içinde sıkışmış bir adamin acikli hikayesi yine çocukluğunda abisi ve sevdiği kizin gölgesinde bir yaşam. Tuna'nın abisine olan sevgisi Ada'ya olan aşkı kusursuz bir şekilde benimsenmiş. Ayrıca iç savaş kurgusu ve bunların adeta yaşanmış bir öykü gibi anlatılması her an her yerde karşımıza çıkabilecek yan karakterlerin başarıyla tavsiri mevcut. Karabasanda sıkışmış Tuna'nın psikolojik savaşı kitabın bir kısmında sıkıyor ama çocukluk anılarının saf duygularla anlatılması insani o günlerde o çevrede baska bir çocuk yapiyor.....
Savaşlar savaşlar...Hiç bitiremeyeceğiz sanırım.En kötüsü de insanın kendi içinde,iç dünyasında bitiremediği savaşlar...
Kumral Ada Mavi Tuna daha çok çocukluk, biraz yetişkinlik, biraz İstanbul, biraz Kuzguncuk,biraz savaş ve şiddet bütün bunların harmanlandığı ve aşkın da katıldığı duygu yüklü bir roman. Bazen gerçeğin içinde misiniz? Yoksa hayalde mi anlayamıyorsunuz. Zaten sonu da tam aydınlık değil.
Mavi Tuna Kumral Adası' na kavuştu mu?
Ada,Tuna,Aras,Meriç...Galiba 50 yaşıma geldiğim zaman bile hatırlayacağım bu çocukları.Ada'nın bal rengi gözlerini,Tuna'nın sadakatini,Aras'ın "acısı"nı,Meriç'in azmini...Doğan dayının o muazzam aşk tariflerini...Bir aşk romanı olmasından ziyade iç savaşın yıkıntıları altında kalan insan hikayeleriyle de insanı derinden sarsan bir roman.
Buket Uzuner ile tanıştıdığım ilk kitabı oldu. En başından en sonuna kadar içine çeken bir yanı var kitabın. Karışık ruh tahlilleri ve çözümlemeleri hakim. Bir sonraki hamleyi tahmin etmek oldukça zor. Dili ise ustaca kullanılmış.
Öyle öğretmenlerimizin kitap özeti dediği gibi olayları kahramanları tek tek anlatmayı sevmiyorum...Her hikayenin bir esas oğlanı esas kızı var ya.Bu kitapta da esas oğlanın aşkı en etkileyici olay bana göre.Birini egonuzdan vazgeçip koşulsuzca,her şart altında sevmeyi başarabilmek.
."Ne o sırada tam beş yıllık tüm yaşantım boyunca,ne de daha sonraları,sevgisini ve ilgisini kazanmak için bu denli uğraşıp didindiğim,uğruna acı çektiğim bir başkası olmayacaktı hayatımda.Bir tek o.Bir tek Ada"

Esas oğlanla esas kız tamamen zıt.Biri gücün, kumral güzelliğin,özgürlüğün semboliyse öbürü dış görünümü pek de mükemmel olmayan ,ürkek,güçsüz bir aşık...
"Hem Allah aşkına Tuna düşünsene,senin gibi güne erkenden başlamanın bereketine tiryaki bir adamla,sabah uykusunun en değerli mücevheri gibi herkesten gizleyen benim gibi bir kadın aynı yatakta uyansaydı ,ne sabah keyfi kalırdı ne de özgürlük!"
"Yeryüzü kültürümüz genç ve güzel kadın ile genç ve güçlü erkek üzerine kurulduğundan beri ne çok kurban veriyoruz,diye düşünürüm hep..." yazar bu konuyu işlemek istemiş bana göre.Sorgulanması gereken bu kitaba göre.Nitekim bu tutumun bir insan hayatını nasıl etkilediğini kitabın sonunda görüyoruz.
Ve bir iç savaşı var esas oğlanımızın.Mücadele etmesi içinden çıkması gereken.."Zamanın geriye doğru akması huzursuzluğa neden olur" Bu kitap tam bir ezber bozan. Kitabın ortasına gelmeden nasıl da ters -düz oluyor her şey.
"Ben hep yufka yürekli ve kendi başına çorap ören biri oldum.Hep ama hep!Kendimden nefret etsem de gider,sorunu bulur ve bir güzel bulaşırım içine...Başka deyişle,belayı hemen çekerim üstüme." diyor esas oğlan.Uyunmak istiyor acılarından,kabuslarından.Esas oğlan hep eksik,acıları var.Emin olduğu tek şey aşkı.Bir de inanılmaz güçlü ,tuttuğunu koparan, çok yakışıklı ağabeyi Kuzguncuk ve çocukluk anıları da kitabın olmazsa olmazlarından...Kitap esas oğlanımız ağzından anlatılsa da yazar kitabın sonuna ana karakterlere söz hakkı tanıyor.Bir de onların penceresinden bakıyoruz olaylara.Kitap bölümlere ayrılmış.Bir bölüm geçmiş bir bölüm şimdiki zaman olarak ilerliyor.Ben geçmişin anlatıldığı yerleri daha çok sevdim diyebilirim.

Düş görürsün kocaman açılmış gözlerinle
Bilmem ne geçer acaba
Hayalinden senin önünden
Krallığındır senin o kapısı yok
O bana geçiş izni olmayan ülke


"Son olarak sessizliğin gücü ile kazandığım zaferle alay edenlere sessizce güldüğümü söylemek isterim.Sessizliğin gücünü küçümseyen ya da inkar edenler ,kanımca önemli bir silahın farkında değiller.Oysa ,sessizlik yavaş yavaş yayılır ve karşınızdaki üzerinde büyük bir denetleme gücüne dönüşür.Yani sessizlik,sabır ve istikrarla dünyanın en önemli gücü haline gelir "

Ben başrolleri sevmem.Esas kız esas oğlan hep mutlu olsun diye de bakmam.Bu kitapta da en çok Meriç'i ve onun sessiz mücadelesini sevdim.Meriç karakterinin keşfini size bırakıyorum.Bir kitapla daha yolculuğumu tamamladım.Son birkaç sayfasını sevmesem de geneli güzeldi .Tavsiye ederim.
Kitap iç savaşın kişi ve çevresindekilere etkilerini biyografik, kurgusal bi bakışla ele almış. Ayrıca kişinin içsel hengâmesini okurken aynı zamanda geriye dönüşlerle karakterlerin hayatlarını da öğreniyoruz. Kitaptaki yoğun aşk, aşk da denemez ya buna, bildikli bi' bağımlılık mı demeliyim bilemiyorum, bana çok olağandışı geldi. Romanı okurken aklım hem bu ilişki nereye varacak hem de bu içsel savaşın çıkışı nasıl gerçekleşecek sorularıyla döndü. Benim için güzel, akıcı bi okuma oldu. :)
Sormak... sormak cesaret ister! Sorabilmek bağımsız olmayı gerekli kılar ve işte bizde eksik olan bu cesaret! Göğsünü jiletle-meyi, ölüme koşarak gitmeyi ben cesaret saymıyorum, o ancak bir cinnet olmalı!"
Kadınlar erkekler gibi standart tepkiler vermezler. Her birinin ayrı tepkisi vardır. Tektip davranan biz erkekler, bununla başa çıkamayınca onları anlaşılmaz ve tahmin edilemez olmakla suçlarız hemen.
Kadınlar ve erkekler günün birinde eşit haklara sahip olacaklardır, fakat birbirlerini anlamaları asla mümkün olmayacaktır.
Siz baskı ve korkunun olduğu hangi ülkede bilim ve teknolojide bir buluş, bir icat gördünüz?
"İnsanlar özgür olarak doğar, ama her yerde zincire vurulmuş olarak yaşarlar."
Jean Jacques Rousseau
Buket Uzuner
Sayfa 8 - Remzi Kitabevi - 1997

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kumral Ada Mavi Tuna
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
500
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752890244
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
“Bir salı sabahı uyandım. Bütün gazeteler hayatta en çok sevdiğim kadının bir cinayet işlediğini yazıyordu. Bunu hiç beklemiyordum. Beynimden vurulmuşa döndüm. İç dengelerim şiddetle sarsıldı. Oysa gerçeği biliyordum ama bana kimse tek bir şey sormamıştı. Onu mahkûm etmişlerdi!
Kapı çalındı. İki asker beni almaya gelmişti. İç savaş çıkmış, seferberlik ilan edilmişti. Bunu bekliyordum. Hiç şaşırmadım. Bunu uzun zamandır korku ve kuşkuyla hep bekliyordum. Hazırlandım ve o salı sabahı evden çıktım."

Genç bir öğretmen bir sabah Kuzguncuk’taki evinden apar topar alınıp askere götürülür. O, bunun bir kâbus olduğuna, arkadaşlarıysa onun iç savaşa katıldığına inanmaktadır. Oysa annesi oğlunun bir ambulansla evden götürüldüğünü anlatmaktadır.

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.817 okur

  • Arzu Doğan
  • Nisa Ertaş
  • Kumru
  • İlkcan
  • İbrahim Halil Öztürk
  • Gülçin Aşkın
  • Zeynep
  • Gülsüm KARACA
  • Gülistan Kahraman
  • feraye milel

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5
14-17 Yaş
%2.8
18-24 Yaş
%12.6
25-34 Yaş
%27.4
35-44 Yaş
%36.8
45-54 Yaş
%12.6
55-64 Yaş
%2.3
65+ Yaş
%0.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%85.7
Erkek
%14.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.4 (175)
9
%22.8 (123)
8
%23.9 (129)
7
%12 (65)
6
%3.7 (20)
5
%1.9 (10)
4
%1.9 (10)
3
%1.1 (6)
2
%0.2 (1)
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları