Kumru İle Kumru

8,1/10  (12 Oy) · 
34 okunma  · 
7 beğeni  · 
765 gösterim
2002 yılında yayınladığımız Yalan adlı romanı ile büyük ilgi toplayan Tahsin Yücel, yeni romanı Kumru ile Kumru'da yine toplumumuzun aslında gözler önünde olan ama kimsenin bir türlü dile getiremediği, yüksek sesle söylemekten herkesin ürktüğü bir sorununu anlatıyor. Yaşamımıza egemen olan eşyanın, yalnızca günlük çalışma biçimimizi değil, aynı zamanda duygularımızı, düşüncelerimizi ve giderek kişiliğimizi de nasıl etkisi altına aldığı, son derece etkileyici ve inandırıcı bir dille anlatılmış Kumru ile Kumru'da. Tahsin Yücel bu anlatılması güç konuyu ustalıkla romanlaştırmış; eşya zamanla bize egemen olur. Başka pek çok konuda olduğu gibi eşya tutkusunda da televizyonun belirli bir etkisi vardır. Oysa bir yerde durup kendi kendimize sormamız gerekir: kim kumanda etmekte? Biz mi televizyonu, yoksa televizyon mu bizi?

Tahsin Yücel son romanı Yalan'da, toplumumuzda benzerlerine rastladığımız bir kahraman yaratmıştı. Yusuf Aksu, yalan üzerine kurulmuş bir itibarın sahibiydi. Bir arkadaşının dil üzerine bir teorisini onun ölümüyle birlikte sahiplenmiş, bu sayede az bulunur bir şöhretin ve itibarın sahibi olmuştu. Ama suçlu o muydu burada? Toplum 'birilerini yüceltme' hastalığının kaynağı değil miydi? Benzer bir durum Tahsin Yücel'in yeni romanı Kumru ile Kumru'da da var. Tahsin Yücel yeni romanıyla da ülkemize hiç bakılmamış açılardan bakmaya devam ediyor.

İstanbul'un denize yakın mahallelerinden birinde yaşayan bir kapıcı ailesi: İri yarı Pehlivan, sessiz ve tuhaf Kumru ve çocukları Sultan ile Hakan. Kumru, Pehlivan ile görücü usulü evlendirilmiş, büyük şehre yollanmıştır. Başta ısınamamıştır kocasına. Ama daha sonra onu sevmiş, zaten çocukları da olmuştur. Çocuklarının isimlerini İstanbul'daki akrabaları İsmail Abi (anlaşıldığına göre mafya şefidir İsmail) koymuştur. Hakan, zeki bir çocuktur, dersleri iyidir ama olup bitenleri dışardan izlemekle yetinir. Sultan'sa zıddıdır onun. Öğretmenleri onu okulda istemezler, kızcağız düpedüz aptaldır, tek yapabildiği söylenenleri tekrarlamaktır. Kapıcı dairesinde otururlar, Kumru evlere gündeliğe gidip gelmeye başlar. Gündeliğe gittiği evlerden birinde buzdolabı ile tanışır ve makineye hayran olur. Gece rüyasında onu görür. Sonunda aynı buzdolabını almaya karara verir. Taksitle alınan buzdolabı eve getirildiğinde Kumru büyük hayal kırıklığına uğrar. Dolabın içinde o kutular, şişeler, yiyecekler yoktur! Gündeliğe gittiği hanım da Kumru'yu alıp Migros'a götürür. Bundan böyle dolabın boş bırakılmaması gerektiğini, tüketilenin yerine yenisinin koyulmasının şart olduğunu anlar. Böylece sık sık Migros'a gidilmeye başlanır...

Kumru'nun değişimi böylece başlamış olur. Kocası Pehlivan da bu değişimin yükünü kaldırabilmek, hayran olduğu karısına istediği yaşamı verebilmek için İsmail Abi'nin yanında çalışmaya başlar. Sınıf atlarlar, arabaları bile olur. Kumru gördüğü her şeyi önce garipser, sonra alışmaya başlar. Bu değişim ile, önce çevrelerinde bulunan diğer kapıcıların dostluğunu yitirirler, sonra da...

Kumru ile Kumru eşyalaşmanın sonunun bulunmadığını çok çarpıcı bir dille anlatıyor. Kumru köyünden çıkıp şehirde yaşadığı halde uzun süre bu eşyalaşmanın farkında olmamıştır. Ama buzdolabı ile başlayan tutsaklık başka eşyalarla sürer. Bir ara kapıcı dairesinin bahçesine çıkan Kumru kızı Sultan'ı da yanına alarak bahçedeki nar ağacının altına gider ve 'Seni unuttuk, kusura bakma', der. Romanın en güzel, en etkileyici sahnelerinden biridir bu. Gerçekte, bugün toplumumuzda yaşanan çözülmenin açıklaması da burada gizlidir; eşyalaşma, kişiliksizleşme, Kumru'ya evini köydeki ailesini yıllarca anımsatmış olan nar ağacının unutulması ile başlamıştır...

Tahsin Yücel, şimdiye dek yapılmamış bir şey yapıyor bu romanında; Türkiye toplumunda yaşanan eşyalaşmayı anlatıyor...
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2012
  • Sayfa Sayısı:
    293
  • ISBN:
    9789750704703
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
sezen 
10 Nis 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Tahsin Yücel'den okuduğum ikinci roman "Kumru ile Kumru". Oldukça ilginç bir kitaptı. Eseri bitirdikten sonra, kitabın adının ne anlatmaya çalıştığını anladım. Kitapta aforizma tarzı sözler, alıntılar yoktu. Çok büyük, enteresan olaylar da yoktu ama buna rağmen yazarın dilindeki, anlatımındaki doğallık eseri tez zamanda bitirtiyor insana.

Anadolu'da bir köyde yetişen güzeller güzeli Kumru, yine köylerinden biri olan, lakabı iri kıyım olduğu için Pehlivan olan Haydar'la görücü usulü evlendirilir. Pehlivan İstanbul'da kapıcılık yapmaktadır. Kumru ise evlere temizliğe gitmeye başlar, evlendikten hemen sonra iki çocukları olur.

Buraya kadar sıradan bir konu diye düşünebilirsiniz. Zaten ilginç olan Kumru'nun içinde yaşadığı değişik tutkular ve hareketleri. Güzel ve zengin Tuna Hanım'ın evine temizliğe giden Kumru, orada ilk kez buzdolabı görür. Buzdolabının içinde kolalar, kuşlu kelebekli saklama kapları, renkli su sişeleri vs. derken Kumru'yu büyüler. O günden sonra tek düşü buzdolabı almak olur. Buzdolabı aldıktan sonra bunun devamlı dolu tutulması gerektiğini ve tıpkı Tuna Hanım nasıl yerleştirdiyse öyle yerleştirmesi gerektiğini sanır. Kimseye elletmez dolabını ve tüm parasını süpermarketlerde harcar. Daha sonra çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın, televizyon, araba derken... Kumru kendini hepten kaybeder. Ve kocası şunu fark eder: Kumru bu nesnelere sıkı sıkıya bağlandıkça, kocasıyla daha tutkulu sevişmektedir, daha arzulu bir kadın olur. Bir eşyaya hevesi bittiğinde sevişmeleri de heyecanını yitirir. Ve bu bağlamda bir ailenin çöküşü, köklerinden koparılan, sonradan görme insanların yaşamış olduğu trajikomik olaylar anlatılır.

Tahsin Yücel "Peygamberin son 5 günü" adlı eserinde de bunu yapmış. Eleştirmek istediği toplumsal, kişisel bir durum için karakter yaratmak ve onu karikatürize etmek. Diğer kitaplarını da okuyacağım, bakalım onlar nasıl? Yani şunu diyorsunuz arada: Yok artık, insan bu kadar aptal olabilir mi ya da bu kadar bihaber olabilir mi dünyadan? Ama sanırım oluyor. Tahsin Yücel bir kadının iç dünyasını konuşturmaya çalışarak risk almış aslında ama başarmış açıkçası.

Eşyanın yaşamımızı nasıl şekillendirdiği, kapitalizmin ne kadar gereksiz ve kendinden uzak insanlar ürettiğine her gün tanık oluyoruz ya da hepimiz belki de öyleyiz. Eşyaya sahip olayım derken, daha çok, hep daha çoğuna ulaşma arzusu tıpkı Kumru'da olduğu gibi, hevesimiz geçince bizi daha derin bir mutsuzluğa götürüyor. Bir telefon, giysi, mobilya ya da ayakkabı hiç fark etmez... Eşyaya maddeye bu kadar değer vermek bizi insanlıktan çıkarmıyor mu?

"Olgunlaşmış ve dolayısıyla sağlıklı olan insan, aynı zamanda üretken olan insandır. Dünyayla önemli bağlar kurmuş ve dünyaya cevap verebilmiş olan insandır. Yani zengin insandır. Marx'a göre kapitalist düzendeki insan olgunlaşmış insanın zıddıdır. Yararlı nesneleri fazla üretirsek, bir sürü yararsız insan meydana getiririz. Günümüzde insan çok şeye sahiptir fakat bir anlama sahip değildir."
(Erich Fromm'un "YANILSAMALAR ZİNCİRİ" kitabındaki bu alıntı aslında eserin de özüdür diyebilirim. )

Ben Tahsin Yücel'i her okuduktan sonra, uzun uzun üzerine düşünme gereği duyuyorum. Ve kafamda bir soru başka bir soruyu, bir cevap başka bir soruyu doğuruyor. Umarım size de öyle olur. Herkese iyi okumalar dilerim...

Şırıl şırıl, su gibi akıp giden bir dil ve üslup. Nasıl okuduğunuzu anlamıyorsunuz. Hikâyenin ilerlemediği, aynı yerde dönüp durduğu bölümlerde bile sıkıcı olmuyor. Yalnız her ne kadar anlatım bölümlerinde de olsa, kahramanların ve yaşadıkları hayatın dilinde olamayacak sözcükler de kullanılmış. Sanırım aynı anlama gelen başka sözcüklerin arasından Türkçesini kullanma endişesi bu kelimeleri kullandırtmış yazara. Ancak içerikle uyumsuz olmuş.

Roman mı, masal mı saymak gerek bilemedim. Roman olarak lanse edilmiş; roman olamayacak kadar gerçek dışı, masal olmayacak kadar günlük hayattan bahsediyor. Kitabın arka kapağında söylenen, eşyanın insana hâkim oluşunu inandırıcı ve etkileyici bir şekilde anlattığı iddiasını çok iddialı buldum. Çünkü, her ne kadar hikâye için bir tarih verilmese de, yaşanan hayat ve kullanılan eşyadan anlaşıldığına göre iki binlerin başı, olsa olsa doksanların sonu olabilecek bir zamanda bu kadar dünyadan habersiz birilerinin bulunması hiç inandırıcı ve gerçek olmamış. Elektriğin ve televizyonun bulunmadığı bir yer olmadığına göre hiç kimse bu kadar cahil kalmaz. Mutlaka kitapta bahsedilen şeylerden bir şekilde haberi olur. Evet bu bir kurgu eser. Ama bu kadar gerçek hayattan bahsederken, bir yandan da bu kadar olağan dışı oluşu, bir arada kalmışlık hissi uyandırdı bende eserin üslubu açısından. Yazan Tahsin Yücel olduğuna göre bilinçli tercihidir mutlaka. Gerçeklikten uzaklığı inandırıcılığını, inandırıcılığının zayıflığı etkisini azaltmış. Kumru' nun eşyaya olan tutkusu çok abartılı, hastalık derecesinde ve bazı sahnelerde gereksiz uzun.

Ayrıca mekân kullanımlarında da bazı mantık hataları var. Arabada şoförün solunda birinin oturması (Sanki İngiltere' deyiz.), salonun penceresinden, apartmanın arka bahçesindeki ağacın görünmesi gibi. Ha bir de, insanların yıllardır yaşadıkları mahallede, bildikleri bir apartmanda, üst katlara çıkınca denizin görünmesine şaşırmaları gibi.

Yine de Tahsin Yücel okunması gereken bir yazar ve bu kitap da onu okumak adına yanlış tercih değil. Ama en çok Peygamberin Son Beş Günü' nü sevmiştim.

ebru cemre 
12 Tem 19:59 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kumru... Köyünün korunaklı,izole ortamında,dünyada olan bitenden habersiz büyüyor. Büyüyüp serpilince de İstanbul'dan hemşehrisi Haydar Yarma - nam-ı diğer 'Pehlivan' ile görücü usulü evlendirilip İstanbul'un yolunu tutuyor. İstanbul'un göbeğinde,küçücük bir kapıcı dairesinin içinde yaşamaya başlıyorlar.
'
Kumru, geçim derdi içinde ev temizliklerine gitmeye başlıyor. Temizliğe gittiği evlerden birinde yaşayan Ve Kumru'nun geçirdiği değişim/dönüşüm içinde büyük bir öneme sahip olan,ona her daim bir arkadaşmış gibi yaklaşan Tuna Hanım'ın evinde gördüğü büyük ve dopdolu buzdolabına, 'Vestigos'a vuruluyor.
Vestigos artık onun için büyük bir tutkuya,bir saplantıya dönüşüyor.Kumru'nun Tek amacı artık bir Vestigos da küçücük evlerine yerleştirmek oluyor.Yerleştiriyor yerleştirmesine de bütün hayatları buzdolabının etrafında dönmeye başlıyor.Ve sonrasında elektrikli tüm ev aletleri... Artık hayatlarının her alanı bütün bu metallerin yönetimi altında yeniden tanımlanmaya başlayınca bambaşka bir Kumru ortaya çıkıyor.Bunalımlar içinde, saldırgan,iletişimsiz ve yapayalnız...
Ne kadar da tanıdık, değil mi?
'
Yaşamımıza egemen olan "eşya"nın,yalnızca günlük çalışma biçimimizi değil,aynı zamanda duygularımızı,düşüncelerimizi ve giderek kişiliğimizi de nasıl etkisi altına aldığını son derece etkileyici ve inandırıcı bir dille anlatmış Tahsin Yücel.
Kalemine,kurgusuna hayran oldum.Mutlaka okuyun çok seveceksiniz

Kitaptan 6 Alıntı

Derya Yalınkılıç 
05 May 20:13 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

“Tuna hanım, neden kitap okuyorsun ki? Hâlâ okula gitmiyorsun ya?” diye sordu.
Tuna hanım şaşkınlıkla yüzüne baktı.
“Ne demek istiyorsun yani?” dedi. “İnsan yalnız okula gittiği için mi okur?”
“Başka ne için okusun ki? Sen evlenmişsin, kocan var, evin var, her şeyin tamam.”
Tuna hanım bunu hiç düşünmemişti.
“Başka ne için mi?” dedi, dalıp gitti bir süre, sonra gülümsemeye başladı, “Olduğum yerden başka yerde olmak için,” diye ekledi.

Kumru İle Kumru, Tahsin YücelKumru İle Kumru, Tahsin Yücel
Burcu Yenidoğan 
19 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Çok eskiden, neden kitap okuduğunu sorduğunda, Tuna Hanımdan aldığı yanıtı anımsadı: "Olduğum yerden başka yerde olmak için" Kitap okumadığına göre, kendisi hepten bağlıydı bulunduğu yere...

Kumru İle Kumru, Tahsin Yücel (Sayfa 186)Kumru İle Kumru, Tahsin Yücel (Sayfa 186)
ebru cemre 
12 Tem 20:00 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Demek benim gelin uşaklığı seçiyor".dedi alçak sesle.
"Elinde bir uzaktan kumanda bulunsun istiyor,herkes gibi.Alacak uzaktan kumandayı eline,dünyalara kumanda ettiğini düşünecek,gerçekte uzaktan kumandanın ona kumanda ettiğini,kendisinin uzaktan kumandaya çalıştığını hiç bir zaman bilemeyecek,herkes gibi..."

Kumru İle Kumru, Tahsin YücelKumru İle Kumru, Tahsin Yücel
Burcu Yenidoğan 
19 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Babasının kekliklerine benzetiyordu kendini, özgür yaşamak için yaratılmışken insan eline düşüp kafese kapatılmış gibi bir duygu vardı içinde.

Kumru İle Kumru, Tahsin Yücel (Sayfa 186)Kumru İle Kumru, Tahsin Yücel (Sayfa 186)
Burcu Yenidoğan 
11 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

...en büyük şaşkınlığı da burada, başını kaldırıp gökyüzüne baktığı zaman duydu: havanın açık olmasına karşın, İstanbul'un göğünde hiç yıldız yoktu, "Allah Allah!" diye söylendi. "Nereye gitmiş ki bu yıldızlar?" Tüm dikkatiyle bir kez daha baktı. "Bir tek yıldız bile yok, bir tek yıldız bile!" dedi.

Kumru İle Kumru, Tahsin YücelKumru İle Kumru, Tahsin Yücel
Meral Benimser 
02 Haz 08:49 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Çöp! Çöp! Çöp!" diye söyleniyordu. Bu çöp bolluğuna, bu büyük kent insanlarının çöp üretme yeteneğine şaşırıp kalıyordu. "Pırıl pırıl cam şişeleri bile çöpe atıyor bunlar! Bu kadar çöp nereye sığar ki? Yarısı çöpçü de olsa, çöplerinin altında boğulacaklar sonunda!"

Kumru İle Kumru, Tahsin YücelKumru İle Kumru, Tahsin Yücel