Kur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları

9,3/10  (3 Oy) · 
11 okunma  · 
3 beğeni  · 
526 gösterim
Prof.Dr. İlhan Arsel bu kitabında eleştirel aklın ışığında Kur'an'ı ele almaktadır.

Elinizdeki kitap, daha önce Tevrat ve İncil'in Eleştirisi Semavi Dinlerin "Kutsal" Bilinen Kitapları:1 adıyla yayımlanan birinci cildiyle beraber, Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık gibi semavi dinlerin saliklerince "kutsal" diye bilinen kitapların eleştirisi niteliğindedir.

Kitapta yer alan konulardan bazıları şunlardır:
Kur'an'ın "Eleştirilemez", "Tartışma Kabul Etmez", "İçeriği Değiştirilemez", Hiçbir Şekilde Değişmez Bir Kitap Olarak Benimsenmesi ve Bundan Doğan Sakıncalar...
Kur'an'ı, "Emsalsiz", "Eşsiz" ve "Rakipsiz" Bir "Bilim" Kitabı, "Bilim Kaynağı"ymış Gibi Gösterme Çabaları...
Kur'an'ın Batıl İnançlara ve Hurafelere Yer Vermediği İddialarının Eleştirisi...
Kur'an ile Ne Demokratik Ne De Ekonomik Gelişmeye Dayalı Sosyal Bir Düzen Kurma Olasılığının Bulunmadığı Konusunda...
Kur'an'daki Çelişkiler ve Nedenleri (Şeriat Eğitiminin Yarattığı Çelişkili Düşünce Tarzı)...

Yazar, "kutsal" bilinen bu kitaplarda anlatılagelen akıl ve bilim dışı olguları inceleyip tartışmakta ve eleştirilerini bu kaynaklara dayandırmaktadır.
  • Baskı Tarihi:
    Ekim 1999
  • Sayfa Sayısı:
    381
  • ISBN:
    9789753432726
  • Yayınevi:
    Kaynak Yayınları
  • Kitabın Türü:
Farkhunda 
14 Ağu 18:31 · Kitabı okudu · 4 günde · Puan vermedi

Güneş altında susuz kalmış bedevilerin yedi iklim sıcak altında hayallerini Cennet, ve sıcaktan olan bunaltılarını korkuya dönüştürülmesi Cehennem mi olmalıydı?
~
İslamı öğrenirken daha çok Araplaşmayı öğreten Medrese, Camilerde saf tecvidle okunan kitabın içini öğrenmeden ölen huzurlu kadınları hatırladım. Fakat bu huzur bizde olduğu kadar Hristiyanların, her şeye tahammül edip şükreden Tom Amcalarından farksızdı.
~

Okuyunca yazınca işler hiç de olmuyor, gavur oluyorsunuz birden bire. Bakışlar değişiyor üzerinizde. Alnınızdaki nur, kara bir damgaya dönüşüyor. Sorguladığınız andan itibaren yok edilmeye başlanıyorsunuz.

Döngüsel 
17 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

3 kitaptan oluşuyor Kuran Eleştirisi adlı seri. Kitapta ayetlerin incelemeleri iniş sırasına göre, bulundukları sürelere göre tek tek yapılıyor.

Kitaptan 14 Alıntı

Farkhunda 
11 Ağu 20:36 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Öte yandan Kur’an’da yer alan ayetler, Arap zihniyetine, Arap geleneklerine, Arabın gereksinimlerine ve Arap karakterine göre ayarlanmış gibidir. Hani sanki Tanrı, sadece
Arap yaşantılarını, Arabın düşünce tarzını göz önünde tutarak iş görmüş ve bu doğrultuda
indirdiği hükümlerle sadece Arap sorunlarına çözüm bulmak istemiştir. Nice örnekten bir ikisiyle yetindim: Kur’an’da, Bakara Suresi’nde şöyle yazılıdır: “Kadınlarına yaklaşmaya yemin edenler, dört ay beklerler. Eğer bu (süre içinde) kadınlarına dönerlerse, şüphesiz
Allah çokça bağışlayan ve esirgeyendir. Eğer süresi içinde dönmeyip kadınlarını
boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar)...” (Bakara Suresi, ayet 226-227). Bu ayetlerin
konmasına neden şudur: eskiden (yani “cahiliyede”) Araplar, karılarına kızdıkları zaman onlarla cinsi münasebette bulunmamaya ant içerler ve bunu yapmakla karılarına eziyet ederlermiş. Ve işte, ayet bu haksızlığı gidermek için konmuş oluyor. Aslında ayetin haksızlığı gideren ya da kadını koruyan bir yönü yok; zira, erkeği dilediği gibi, yani keyfi şekilde karısını boşama olasılığından yoksun kılınış değil. Aksine, haksız olduğu kabul edilen, bir geleneği, farklı bir şekil altında sürdürmektedir. Fakat, her ne olursa olsun, ayet,
Arap gelenekleriyle ilgilidir.

Kur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan ArselKur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan Arsel
Farkhunda 
 13 Ağu 18:34 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

“Bizim, yeryüzüne gelip, onu uçlarından eksilttiğimizi görmediler mi?
Allah (dilediği gibi) hükmeder.
Onun hükmünü bozacak kimse yoktur. Ve o hesabı çabuk görendir” (Rad Suresi, ayet 41). Yani, Tanrı yeryüzüne iniyor ve onu uçlarından, daha doğrusu etrafından eksiltiyor! Bazı yorumculara göre bu ayet, “erozyon” ilmiyle, yani toprak kayması ya da yerkürede oluşan olaylar sonucu kürenin hacminin noksanlaşması gibi konularla ilgilidir!2- Bazı yorumculara göre ise bu, “meddücezir” dediğimiz deniz suyunun yükselip kabarması ve çekilmesi konusuyla ilgilidir; ya da Tanrı bununla “Arz üzerinde yaşadıkları o geniş topraklan etrafından kudretimizle sarıp tenkis ve tazyik etmiyor muyuz?” demek istemiştir.24 Söylemeye gerek yoktur ki, bu sözlerin doğa bilimleriyle, (örneğin, “erozyon” ya da “meddücezir”le) ilgili hiçbir yönü yok. Olmuş olsaydı Tanrı bunu bilim ağzıyla ve herkesin anlayacağı bir biçimde ortaya koyardı. Kaldı ki, bu ayet, Tanrı’nın “inkarcılara” hitaben konuştuğunu gösteriyor; kendilerine hitap edilenler Tanrı buyruklarına karşı gelenlerdir. Tanrı, onlara “erozyon” dersi vermek için ya da yerküreyle ‘ilgili bilgiler öğretmek için konuşmuyor; sadece kendi kudretini kabul etmek istemeyen inkarcılara hitaben, “Ey inkarcılar! Sizin ayaklarınız altına serdiğimiz arzı (yeri) aynı halde bırakıyor muyuz? Bu yeri azaltıp
çoğaltmıyor muyuz? Çeşitli yollardan onu aşındırıp parçalamıyor muyuz?
22 Diyanet Vakfı’nın yorumu böyle.
23 Diyanet Vakfı’nın yorumu böyle.
24 Elmalılı H. Yazır, age, c.4, s.3005.
Ya da yaşadığınız toprakları, fetih yoluyla azaltmıyor ve Müslümanların topraklarını
çoğaltmıyor muyuz?” şeklinde konuşarak güçlülüğünü kanıtlamaya çalışmaktadır.25

Kur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan ArselKur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan Arsel
Farkhunda 
11 Ağu 17:25 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Kendilerini “aydın din adamı”
sayan mollalarımızdan bir kısmı, hani sanki “hadis” diye bir kaynak pek yokmuş gibi,
İslamın Kur’an’dan ibaret bulunduğu, başkaca dayanak aranmaması gerektiği kanısını yerleş-
tirmeye çalışırlar. Oysa, Muhammed’in yaşamını incelemeden, “hadis” ve “sünnet” şeklinde
bıraktığı hükümleri bilmeden, Kur’an’ı anlamak mümkün değildir.

Kur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan ArselKur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan Arsel
Farkhunda 
11 Ağu 21:43 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Söylemeye gerek yoktur ki, Kur’an’daki dil, Arap insanının günlük konuşma dilinden başka bir şey değildir. Nitekim, Muhammed’in söylemesine göre, Tanrı, çeşitli lehçede konuşan
Arap kavimlerinin anlayabilmeleri için Kur’an’ı yedi lehçede olmak üzere indirmiştir. Arabın günlük konuşması ise, küfürlere, hakaretlere ve ant içmelere çok yer veren bir geleneğe dayalıdır. Ve işte muhtemelen bundan dolayıdır ki, Kur’an, her konuda olduğu gibi, bu konuda da Arabın konuşma geleneğini yansıtır şekilde derlenmiştir. Fakat, denilebilir ki, şeriat eğitimi yoluyla bu gelenek, Arap olmayan toplumların insanlarına da geçmiştir. Örneğin, kendi yaşamlarımıza göz atacak olursak, bunun böyle olduğunu kolaylıkla fark edebiliriz. Şu bakımdan ki, şeriatçılar, İslami buyruklara uymayanlara ya da bu buyruklarıeleştirmeye kalkışanlara karşı küfür ve hakaret yoluna başvurmadan konuşmasını bilmezler. İçlerinde başbakanlık mevkiine yükselmiş ya da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne üye seçilmiş veya benzeri görevlere getirilmiş kişiler de kendilerini bu alışkanlıktan kurtarabilmiş değillerdir. Bunun en güzel örneğine, 1997 yılında iktidara gelen Refah Partisi mensuplarının tutum ve davranışlarıyla tanık olduk. Hasbelkader bu ülkenin başbakanlık koltuğuna yerleşen RP liderinin ağzından, “deli”, “gavur gelini”, “Yahudi figüran”, “fosil”, “sinsi”, “isterik”
vd... şeklindeki küfürler eksik olmadı! Bu aynı partinin bir başka üyesinin ağzından şu inciler dökülüyordu:

Kur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan ArselKur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan Arsel
Farkhunda 
12 Ağu 17:09 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Muhammed’i en fazla rahatsız eden şeylerden biri de, Kureyşlilerin kendisini Kur’an’ı uydurmakla ya da ondan bundan öğrendiği şeyleri Tanrı’dan gelmiş vahiy şeklinde
tanıtmalarıydı. Şöyle derlerdi: “Bu Kur’an’ı Muhammed’e bir insan yapıveriyor, o da ondan öğrendiklerini Allah kelamı diye satmak istiyor.” Bunu söylerken düşündükleri şuydu ki, Muhammed, sık sık temas halinde bulunduğu Yahudi ya da Hıristiyan kişilerden, Tevrat ve
İncil hakkında öğrendiklerini Tanrı’dan vahiy geldi diyerek Kur’an’a. koymaktadır. Nitekim, Mekke’de, kılıç yaparak hayatlarını kazanan Cebra ile Yesara adlarında iki Rumun, sık sık Tevrat ve İncil’i okur oldukları, Muhammed’in zaman zaman onların yanına gidip
okuduklarını dinlediği söylenir. Bundan başka bir de şu rivayet var ki, aslen Hıristiyan bir köle olarak Fars diyarından Mekke’ye getirilen ve Muhammed’in eşi Hatice tarafından satın alınıp Muhammed’e hediye edilen Selman-ı Farisi -ki Tevrat’ı ve İncil’i çok iyi bilenlerdendi Müslümanlığı kabul ettiği için Muhammed tarafından azat olunmuştu. Ve işte Muhammed’in
ondan öğrendiklerini, Tanrı dan gelmiş vahiyler şeklinde Kur’an’a koyduğu söylenirdi. Bu tür konuşmalara karşı Muhammed, söz konusu kişilerin Arapçaya yabancı olduklarını söyleyerek
onlardan herhangi bir şey öğrenmiş olamayacağını anlatmak amacıyla Nahl Suresi’ne şu ayeti
koymuştur:
“Andolsun ki, ‘Muhammed’e elbette bir insan öğretiyor’ dediklerini biliyoruz.. Kastettikleri
kimsenin dili yabancıdır, Kur’an ise fasih arapçadır” (Nahl Suresi, ayet 103).

Kur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan ArselKur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan Arsel
Farkhunda 
11 Ağu 20:46 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Yine bunun gibi Muhammed, yıl ve ay hesabını, Arap geleneklerine, Arabi n niteliklerine
ve yaşam koşullarına dayalı olarak “Arabi takvim” sistemine ve dolayısıyla “Kameri ay”
esasına bağlamıştır. Örneğin, bir yılda on iki ay olduğunu anlatmak üzere, “...Allah katında
aylamı sayısı on iki(dir)...” (Tevbe Suresi, ayet 36) derken ve ayın vakit ölçeği olduğunu
anlatmak amacıyla, “Sana, hilal şeklinde yeni doğan ayları sorarlar. De ki, ‘Onlar,
insanlar ve özellikle hac için vakit ölçüleridir’...” (Bakara Suresi, ayet 189) diye eklerken, yılı aya göre hesapladığını, yani “Arabi takvim”e uyduğunu anlatmıştır. “Arabi takvim”
sisteminde yıl hesabı, ayın dolamına göre yapılır. Yani yıl, yerkürenin güneş etrafındaki dolamına göre değil, ayın yerküre etrafındaki dolamına göre hesaplanır. Çünkü, Arap yaşamlarında ve Arap geleneklerinde ayın, güneşe nazaran çok daha üstün, daha önemli bir yeri vardır. Muhammed, “Kameri ay” hesabına dayalı “Arabi takvim” sistemini
benimserken, Arabın İslam öncesi dönemlerine inen geleneklerini ve günlük yaşamının gereklerini göz önünde tutmuştur ki, o da, “ay”ın “güneş”e oranla üstünlüğü inancına
dayalıdır. Gerçekten de Araplar, “güneş” ile “oy”ı, “Kamereyn” sözcüğüyle tanımlamışlardır. “Kamereyn” deyimi, “iki şeyden birini, öbürüne üstün kılar” şeklinde
olmak üzere “ay”ı ön planda tutup, güneşi ikinci derecede kılan bir anlatışın ifadesidir; yani “Kamereyn” deyiminde “ay”, “güneş“e üstün tutularak belirtilmiştir. Bunun nedeni şudur: İslam öncesi dönemde genellikle çobanlıkla geçinen Araplar, çeşitli “Tanrı”lar yanında “ay Tanrı”yı da “kutsal” bilirlerdi. Her ne kadar güneşe ve yıldızlara tapmakla beraber, “oy” onlar için özel bir önem taşırdı. Şu bakımdan ki, çöl ortasında güneşin kavurucu sıcaklığında iş
görme güçlüğü nedeniyle, gece serinliğinde iş görmeyi, örneğin sürü hayvanlarını otlatmayı yeğlerlerdi. Ve işte ay ışığı, onlara bu olanağı sağlamak bakımından bir nimetti;
ayı “münir” (nurlandıran) sözcüğüyle nitelendirmeleri bundandır. Bundan dolayıdır ki, Muhammed, “ay”in Tanrı tarafından “mır” olarak yaratıldığına dair Kur’an’a, “Tanrı odur ki güneşi ziya, ayı da nur yapmıştır. Ona (aya ve ay/n gittiği yere) konaklar belirlemiştir...” (Yunus Suresi, ayet 5) şeklinde ayetler koymuştur. Burada “güneşi ziya
yaptı” derken ve “ayı da nur yaptı ve aya konaklar belirledi” diye eklerken anlatmak istediği şey ayın güneşe oranla daha geniş, daha yaygın, daha etkili bir yönü olduğudur. Kur’an yorumcuları bunu, “Nur ziyadan eamın (çok genel, çok yaygın)...” olarak ya da “nur, ziyanın pertev ve şuadır ki, zulmeti dafı olan (defeden) şulesi, ışığı demektir” diyerek
açıklamaya çalışırlar. Fakat, Muhammed, “nur” denen şeyin önemini biraz daha belirlemek amacıyla, Tanrı’nın, bizzat “nur” olduğunu ve “nur” adının Allah’a layık bir ad olduğunu anlatmak için şu ayeti koymuştur: “Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir... (Bu) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruna eriştirir...” (Nur Suresi, ayet 35). Böylece ayın Tanrı
tarafından “nur” olarak yaratılmasını, ayın üstünlüğünün ve kutsallığının kanıtı saymıştır. Bunu da yeterli bulmamış, bir de ayın “nur”, güneşin “çerağ” olarak yaratıldığına dair şu
ayeti koymuştur: “Görmediniz mi, Allah yedi göğü birbiriyle ahenktar olarak nasıl yaratmıştır. Onların içinde ayı bir nur kılmış, güneşi de bir çerağ yapmıştır” (Nuh Suresi, ayet 15-16). Söylemeye gerek yoktur ki, “««r”a oranla “çerağ”\n yeri daha aşağıdadır.
Bazı yorumcular, bu ayetteki, “...güneşi de bir çerağ yapmıştır...” tümcesi yerine “güneşi
de kılmış bir lamba...”

Kur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan ArselKur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan Arsel
Farkhunda 
 11 Ağu 18:04 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Neden dolayı Tanrı, diğer ümmetleri, Araplardan önce düşünmüş, onlara kendi içlerinden
peygamberler seçmiş ve bu peygamberler aracılığıyla kitap göndermiştir de, Araplar için bu işi, çok daha sonraya bırakmıştır? Neden dolayı Yahudilere, Hıristiyanlara ve Araplara kendi içlerinden “peygamberler” ve kendi dillerinden “kitap”lar göndermiştir de, bu işi diğer ümmetler için (örneğin, Türkler için ya da diğer toplumlar için) yapmamıştır? Ve mademki
İslamı, bütün insanlar için göndermiştir, o halde neden dolayı Kur’an’] Arapçadan başka bir
dilde (örneğin, Türkçe, Farsça, Çince vd...) göndermeyi düşünmemiştir? Tanrı Arapçadan
başka bir dil bilmez midir ki, kendisine sadece Arapçayla ibadet edilmesini istesin? Öte
yandan, neden Tanrı, hem bir yandan Kur’an’ı sadece Araplara gönderdiğini söyler hem de bu
söylediğini cerh edercesine bütün insanlara gönderdiğini bildirir?

Kur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan ArselKur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan Arsel
Farkhunda 
11 Ağu 17:32 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Fikirsel gelişmenin yazıtı olarak kabul edilen Latince bir deyim var: “Timeo hominem unius
Libri” (tek kitap okuyandan kork!). Bu deyim, tek kitaba bağlı kalmanın, bağnazlığa,
bilgisizliğe ve hoşgörüsüzlüğe sürüklenmek demek olduğunu anlatıyor. Denilebilir ki, Batı
dünyasını, “Karanlık Çağ”dan çıkarıp, aydınlıklara kavuşturan şey, tek kitabın ege-
menliğinden kurtulmuşluktur. Bu tek kitap, vahiylerden oluştuğu öne sürülen “Kitabı
Mukaddes”tir (Tevrat ve İncil). Kitabı Mukaddes,3 gerçeklere ulaşabilmenin tek yolu olarak
kabul edilir, insan beyni buna göre şekillendirilirdi. Ve işte Batı, 17. ve 18. yüzyılda,
“vahiy”in, yani “tek kitab”n rehberliği yerine, ‘”aklın rehberliğine” yer veren “akılcılık”
çabalarıyla geriliklerden sıyrılıp, uygarlık aşaması yapabilmiştir.

Kur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan ArselKur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan Arsel
Farkhunda 
 11 Ağu 17:44 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Thomas Paine, 1784 yılında yayımladığı, The Age of Reason (Akıl Çağı) adlı kitabında,
Tevrat ile İncil’in eleştirisine girişirken, “Tek bir Tanrı’ya inanıyorum... Yeryüzü yasamı
ötesindeki mutluluğa inanıyorum; insanlar arası eşitliğe (ve sevgiye) inanıyorum ve şuna da inemiyorum ki, dinsel görevler adil olmayı, (tüm insanlar arası sevgi duygusunu),
hemcinslerimizi mutlu kılma çabalarını kapsar...” diyerek sözlerine başlar. Hemen arkasından “kutsal” diye biline gelen kitapların Tanrı yapısı değil, insan yapısı şeyler olduğunu
söyledikten sonra yaylım ateşine geçer. Örneğin, bu kitaplar hakkındaki görüşlerini ser-
gilerken, her şeyden önce belirttiği şudur: “Ahd-i Atiyk’in (Tevrat’ın) müstehcen hikayelerle,
şeheviliklerle, gaddarlıklarla, intikamcılıklarla dolu sayfalarını okuduğumuzda, bu kitabın
Tanrı sözleri olmaktan çok, şeytan sözleri olduğunu söylemenin daha uygun olduğunu
anlarız.” Fakat, bunu da yeterli bulmaz ve ekler: “...Bu kitap(ları) Tanrı kitabı olarak
benimsemeyi Yaradan’a (Tanrı’ya) karşı saygısızlık sayarım.”

Kur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan ArselKur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan Arsel
Farkhunda 
13 Ağu 18:30 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

17. ve 20. ayetleri şöyledir:
“(insanlar) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine,
yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı ?” (Gaşiye Suresi, ayet 17-20). Görüldüğü gibi, yeryüzünde nice hayvan varken, burada devenin yaratılışı ele alınmakta, hani sanki göğün, dağların, yeryüzünün ve daha doğrusu bütün evrenin yaratılışı kadar önemli bir şeymiş gibi tanımlanmakta! Hemen anımsatalım ki, deve, Arap yaşamlarında son derece önemli bir yer işgal ettiği içindir ki, Kur’an’ın pek çok ayetinin konusu olmuştur (bkz. Maide Suresi, ayet 103; Araf Suresi, ayet 40, 73, 77; Yusuf Suresi, ayet 65, 72; Hac Suresi, ayet 36; Enam Suresi, ayet 142-144; Mürselat Suresi, ayet 32; Tekvir Suresi, ayet 4; Hûd Suresi, ayet 64; İsra Suresi, ayet 59; Şuara Suresi, ayet 155; Kamer Suresi, ayet 27; Şems Suresi, ayet 13). Yine Kur’an’dan öğrenmekteyiz ki, Tanrı, deve kadar olmasa bile, at, katır ve eşek gibi hayvanların yaratılması konusunu da önemli saymış ve bu nedenle, “Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye (yarattı). Allah su anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır” (Nahl Suresi, ayet 8) şeklinde konuşmuştur. Yorumculara göre güya Tanrı bununla, gerek çeşit, gerekse sürat bakımından günümüzdeki akıl durdurucu modern taşıt araçlarının gelişimini sağlama amacını gütmüş ve şunu demek istemiştir: “Allah şu anda bilemeyeceğimiz daha nice nakil vasıtaları yaratır.”Evet, ama l 400 yıl önce binek işini görsün ya da gözlere zinet olsun diye, at, katır ve eşek yaratmanın günümüzdeki uçak, tren, otomobil vd... gibi taşıt araçlarını icat etmekle ne ilgisi var? Eğer Tanrı kendi kullarının rahatını düşünüyor idiyse, at, katır, eşek verecek yerde, hazır cinsten uçak, tren vd... verse daha iyi olmaz mıydı? Her şeye kadir bir Tanrı için bunu
yapmak çok mu güç olurdu?

Kur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan ArselKur'an'ın Eleştirisi 1 Semavi Dinlerin "kutsal" Bilinen Kitapları, İlhan Arsel
2 /