Kürk Mantolu Madonna

·
Okunma
·
Beğeni
·
208.366
Gösterim
Adı:
Kürk Mantolu Madonna
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059491877
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Puslu Yayınları
Trenin hareket saati gelmişti. Bir memur vagon kapısını örtüyordu. Maria Puder, merdiven basamağına atladı, sonra bana eğilerek yavaş bir sesle, fakat tane tane "Şimdi ben gidiyorum, fakat ne zaman çağırırsan gelirim..." dedi. Evvela ne demek istediğini anlamadım. O da bir an durdu ve ilave etti: "Nereye çağırırsan gelirim."
160 syf.
·12 günde·Beğendi·8/10
İncelemeyi okumaya üşenirim, Kürk Mantolu Madonna kitabını izleyerek anlamak istiyorum diyorsan : https://youtu.be/z9XbaupmHVM

Her gün etrafınızda gördüğünüz insanları aslında ne kadar görüyorsunuz hiç sorguladınız mı?

Kendiniz için yıllar sonrasına zaman kapsülü niteliğinde bir mektup bıraktınız mı? Bilinmeyen bir kadın ya da bilinmeyen bir adam olabildiniz mi? Asıl değerin, bilinen ve alışılmış doluluklarda değil, bilinmeyen ve tarif edilemeyen boşluklarda olduğunu anlayabildiniz mi?

Sizin hiç Tyler Durden'iniz oldu mu?

Peki hiç mi kafes olup bir kuşu aramaya çıkmadınız?

Kürk Mantolu Madonna, boşlukların felsefesidir. Tablodaki kadının aşağıya doğru gizemli bakışından tümevarım yoluyla bütün romana yayılmış kocaman bir boşluktur. Bu öyle bir boşluk ki, çukur ve kapanmamış yer olarak tanımlanan bir boşluk. Peki Raif Bey TDK'ya cevap olarak ne diyor?
"Ben de, o zamana kadarki hayatımın boşluğunu, gayesizliğini sırf böyle bir insandan mahrum oluşumda bulmaya başlamıştım." 86. sayfa

Boşlukların farkındalığında olarak yaşamak gerçekten kolay mı zannediyorsunuz? Dolu dolu geçirdiğimiz hayatların niteliği konusunda kendinizi hiç sorguladınız mı?
Hayatı genel izleyici çemberi içinde yaşamak nasıl bir histir peki?

Raif Bey, koşuyor, hastalanıyor, çevirmenlik yapıyor, seviyor, deliriyor. O da benim, senin, onun gibi sadece bir insan. Bir ruhunun bulunduğunu geç de olsa fark etmiş bir insan. Peki biz vücutlarımızla yaptığımızı sandığımız bu eylemleri gerçekten de ruhumuzu ve yüreğimizi de ortaya koyarak gerçekleştirebiliyor muyuz? Gerçeğin mayasını gözümüzle değil, esas yüreğimizle görmek istiyor muyuz?

Kürk Mantolu Madonna, boşlukların ütopyasıdır. Boşlukların anlamını en güzel şekilde idrak edeceğiniz romanlardan birisidir. Raif Bey anlatıcı için, Maria Puder de Raif Bey için bir ütopyadır. Fakat aynı zamanda boşlukların distopyasıdır da diyebiliriz. Çünkü boşluklar bu ikilemde kaldıkları sürece anlamlı olan olgulardır zaten. O bilinmez boşluğun kapanıp kapanmayacağını bilmeden yaşamak, beynini ve ruhunu bitirmek harika bir distopya değil midir? Bu kalabalık hayatta, bu dolulukların kirlettiği hayatta, yüreğimizi ve ruhumuzu gereksiz şeylerle doldurmaya çabalayan yüzlerce olayın, nesnenin, insanın olduğu bu hayatta biraz da boşlukların olmasını arzulamak harika bir ütopya değil midir?

Kürk Mantolu Madonna, toplumların analizidir.
"Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi." diyor bize Raif Bey 149. sayfada. Gerçekten de bir kişiden bütün insanlara yayılan bir tümevarım mümkün müdür? Sınırların denendiği bir romandır Kürk Mantolu Madonna. Sınırlardan korkmamamızı öğretir, sevmenin sınırı mı olurmuş yani?

O aşağı bakış yok mu o aşağı bakış. Ah, Raif! Seni anlıyorum. Anlamaz mıyım hiç? Belki o kadın yukarıya ya da sana doğru baksaydı sen o kadınla hiç ilgilenmeyecektin. Ama o kadının aşağı doğru bakması yok mu... O aşağı ki neler olmuyor o yeryüzünde. Her gün bombalar atılıyor, çocuklar ve masumlar ölüyor o aşağıya bakılan yerde. Boşluklar her gün bombalarla, ölümlerle, yalanlarla dolduruluyor. Belki de bu ilk bakış sana bu kadar şeyi düşündürdü. Neden olmasın? Hayatla savaşı olan bir insanı tanımak istedin diye suçlu mu oldun yani?

O zaman Raif, sana diyorum... Boşluklarını bir insanla kapatmaya veya kapatmamaya çalışan sana diyorum ki, senin Maria'nı günümüzde Madonna ile karıştıranlar var Raif. Biliyorum, üzüleceksin bunları okuyabiliyorsan eğer fakat gerçek bu. Özür dilerim sana o hasta yatağında bunu söylediğim için. Biz de senin defterini okuduk işte fena mı? Hem sen de seni dinleyecek ve anlayacak birilerini aramıyor muydun? Bir kişiye de olsa içindekileri dökmek istiyordun... Artık içini dökebildiğin ve onları anlayan milyonlarca insan oldu. Biz bu kitap oldukça senin boşluklarını kapatmaya her zaman devam edeceğiz Raif.
164 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Güzel bir hayat yaşarken, beklenmedik bir durum ortaya çıkar ve bütün mutluluk yok olur. Dıştan sakin görünen fakat içinde fırtınalar kopan, hayata küsmüş bir şekilde devam eden insandır Raif.. Yüreğimde Raif 'e karşı bir acı hissediyorum hala.. Mükemmel roman.
  • Küçük Prens
    9.0/10 (12.187 Oy)15.099 beğeni40.436 okunma4.448 alıntı169.648 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (10.791 Oy)12.671 beğeni32.739 okunma1.863 alıntı164.157 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (9.828 Oy)10.046 beğeni34.063 okunma1.076 alıntı158.115 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (8.794 Oy)10.398 beğeni30.060 okunma2.175 alıntı153.181 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (9.151 Oy)10.186 beğeni31.039 okunma3.711 alıntı133.108 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (10.860 Oy)10.850 beğeni31.474 okunma2.449 alıntı139.754 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (8.654 Oy)9.348 beğeni27.415 okunma1.086 alıntı108.089 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (7.310 Oy)8.948 beğeni24.680 okunma5.713 alıntı151.443 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (6.574 Oy)6.733 beğeni23.262 okunma1.117 alıntı118.914 gösterim
  • Olasılıksız
    8.5/10 (6.841 Oy)7.591 beğeni22.958 okunma878 alıntı123.655 gösterim
164 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Çok güzel bir roman deyip geçmek kitap ve Sabahattin Ali için büyük haksızlık olur. Kitabı okumadan önce popülerliğini biliyordum. O nedenle büyük beklenti içerisinde okudum. Genellikle büyük beklenti oluşunca insan istediğini bulamadığı için beğenemiyor. En azından ben böyleyim. Fakat bu kitapta böyle bir şey olmadı. Beklediğimin de üstünde çıktı. En beğendiğim yönü ise yazarın Türkçe'yi kullanma tarzı. Kişisel bir takıntım var. Anlatım bozukluklarına çok dikkat ederim bir şey okurken. Bu kitapta o kadar uzun, karışık ve devrik cümle kullanılmasına rağmen bir tane bile anlatım bozukluğuna denk gelmedim. Zaten kitabın bu muhteşemliğini anlayınca yarısından sonra anlatım bozukluklarını aramayı bıraktım. :)

Kitabın hikayesi de muazzamdı. Özellikle 1900'lü yıllarda Almanya'daki yaşamı ve Türkiye'deki yaşamı merak edenler için güzel olacaktır. Değişik bir roman işte. Bitirdikten sonra bir kaç gün hikayeyi düşünmeden edemiyor insan. Sanırım yerli edebiyatımızda bundan 5 tane daha kitap bulamayız.

1 puanı nereden kırdım bilmiyorum. Belki de ileride puanımı değiştirip 10 veririm. Fakat bence bir kitaba 10 vermek zor olmalı. Çünkü 10 verdiğiniz bir kitap sizin için her yönüyle kusursuz ve hayatınızı etkileyen bir kitap olmalı bence. Sanırım ciddi anlamda bir etki doğurmadığından dolayı 10 veremedim.

Son olarak kitabı bitirme durumum üzerine bir şey söylemek istiyorum. Sabah 11'de sınavım vardı. Antalya'dan İstanbul'a akşam 9 arabasıyla gidiyorduk İbrahim'le (İbrahim Korhan). Sınava hiç çalışmamıştım. 20-30 sayfa okuyayım diye elime bir aldım, sabaha kadar bırakamadım. O kadar içine çektiki hikaye gerçekten bırakamadım. Sınavı bir şekilde geçtim o ayrı mesele tabi. :)

Velhasıl okuyun derim. Bu türde kitapları sevmiyorsanız bile okuyun.
164 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Bu kitabı starbucks bardağı ile fotoğraf çekilmeyeni dövüyorlarmış dediler. Ben yine de çekilmedim. Hatta tuttum balkona koydum arkaya da Hekimbaşı Mezarlığı'nı aldım öyle çektim. Altına da şunları yazdım:
" Ölüm değilmi ki içimizde kalanları bir daha söylememize engel olan en can yakıcı ve en büyük pişmanlığımız ? Bugün içim bulutlu. Bugün umut yok. Bugün duygularım karışık. Maria Puder ve Raif Efendi'nin aşkı ile yok olup gitti tüm umutlar, ihtimaller ve hatta yaşama dair iyi şeyler... Gömdüm hepsini karşıdaki mezarlığa.
Bugün ikinci okuyuşum. Belki ilerde yirmi iki...
Çünkü bazı kitaplar hafızadan silinip gitmemeli.
"Ah Maria, niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz? Niçin rüzgârlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? Niçin yanımda değilsin?"

Bence iyi olmuş, güzel de olmuş. Çok beğeni almadı ama olsun. Hep o lanet olası starbucks bardağının eksikliği :D

Okumayan kalmadıysa da gözünüze bolca sokulduğu için illaki bir kaç fikir oluşmuştur kitaba dair. Yine de bilmeyenlere içeriği hakkında bilgi vermek, bilenlere de bende hissettirdiklerini anlatacak bir kaç cümle kurayım.
Raif Efendi tüm ön yargıları alt üst eden bir adam. Dışarıdan bakıp herkesin pasif görüp hiçbir işten anlamadığını düşünmesine rağmen bambaşka bir dünya ve yaşanmışlık var kendi içinde.
Maria Puder ise tam güçlü bir kadın örneği benim gözümde. Tüm yaşanmışlığına rağmen dik duruşu ile adeta taht kurdu kalbimde. Çünkü Raif Efendi içine kapanık bile olsa hayatına devam etmişken, Maria tüm yükü tek başına omuzlayıp göğüs gerdi her şeye. Genel olarak kitap özetlerinde hep Raif Efendi üzerinde durulmuş ama bence Maria da başlı başına ele alınıp psikolojisi üzerine düşündürecek bir karakter.
Ve aralarındaki müthiş aşk...
Aşk diyince sizin anladığınız şey gelmesin aklınıza. Hani yaşı, mesleği, geliri, memleketi, kültür seviyesi, evi, arabası... yani kısacası kriter kelimesi altında topladığınız ve bunlar uyuyuyorsa kabul ettiğiniz değil, tüm bu ıdı vıdılardan bambaşka bir şey onların ki.

Daha tanımadan, tanışmadan aşık oluyor Raif Efendi. Hem de bir tabloya. Günlerce gitmiyor tablonun önünden. Her detayına kadar ezberliyor tabloyu ve bir gün ressamıyla da tanışıyor. Ama öyle kaptırmış ki kendini tabloya, konuştuğu kişinin o olduğunu fark etmiyor bile. Başka zaman bambaşka şartlarda üstelik hiç de istemediği bir durumda tekrar karşılaşıyor Maria Puder ile. İşte o zaman başlıyor her şey. Ama istediğiniz gibi güllük gülistanlık da gitmiyor malesef. Ama yine de aşklarını yaşamaktan vazgeçmiyorlar.

Çünkü Atilla Şanbay'ın dediği gibi;
Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli,
Titanic batmalı
Ve aşk
Her şeye rağmen yaşanmalı.

En başından beri sürükleyici olan, Maria Puder ile tanışmasından sonra sizi daha çok içine alan bir kitap.
Kısacası efendim. Okuyun ve ısrarla okutun lütfen. Olmazsa bir kahve ısmarlayın. Okuma isteği otomatikmen gelir zaten :D

Sevgiler <3
Iyi okumalar ^_^
164 syf.
·2 günde·10/10
Yıllarca herkes tarafından çok okunduğu için uzak durduğum fakat bir gün elime aldığım ve bitirene kadar bırakamadığım, satırlarının çoğunu çizdiğim bir romandı... hepimizin içinde hayata ve insanlara küskün bir Raif yatıyor.
164 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Hepimiz bir Raif efendi olmak istememiş miydik kitabı okurken?.. Sonra kendimiz engel olduk kendimize, zor geldi vazgeçmek kendimizden.Hiçbir getirisi olmayan ve; gönlümüzü değil sadece bedenlerimizi tatmin eden saçma şeyler peşinde koşmamış mıydık? Çünkü biz insandık, insanlıktık...
164 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Bugün sizler ile birlikte Türk Edebiyatının son zamanlarda sıklıkla duyulan, birçoğumuz tarafından okunan, bilinen yazarı Sabahattin Ali ve onun Kürk Mantolu Madonna eserini incelemek istiyorum.

Bugüne kadar eskiye dönük edebiyat eserleri okumuş olmama rağmen, Sabahattin Ali ve kalemi ile hiç tanışmadığımı söylemek ve hatta bu konuda da biraz ön yargılı olduğumu da itiraf etmek isterim. Bir okur olarak ön yargılı olmayalım, yapmayalım, etmeyelim diyoruz, ama kendimizi gene bu gibi bir davranıştan alıkoyamıyoruz. Bu kitap, öncelikle bana ne kadar da ön yargılı olduğumu ve bunun aslında ne kadar da yanlış olduğunu bir kere daha öğretti diyebilirim. Kendisinin kalemi, yazım dili, kitaba dair kendine has kurgusu, bana öğrettiği yeni ve bilmediğim kelimeleri o kadar hoşuma gitti ki, bugüne kadar nasıl olur da böylesi bir eseri okumadığımı şahsen sorgular oldum. Bakalım kitabın bana vermiş olduğu bu hissi ne kadar kollayabilir ve sonrasında da gene o duygulara kapılıp, ön yargılarıma yenik düşerim merak ediyorum doğrusu. Neyse, girişi çok uzatmadan ben asıl konuya, konumuz olan Madonna’ya döneyim. :))

Yapmış olduğum kısa inceleme sonrasında, kendisinin bu eserini kaleme almadan önce, romanını bir seri halinde 1940-1943 yılları arasında çalışmakta olduğu Hakikat gazetesinde yayımladığını öğrendim. Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna’yı ikinci kez askerlik yaptığı Büyükdere’de çadırda yazmış ve günü gününe gazeteye yetiştirmeye çalışmıştır. Romanı yazdığı günlerde attan düşüp sağ kol bileği çatlayınca, kolunu tenekede ısıtılan suya koyup yazmaya devam etmiştir. (Kaynak: Turgut Özakman, Cumhuriyet, Bilgi Yayınevi, 81. Basım, 2013, Önsöz, s. 9)

“Bu insanlar dünyada nasıl yaşamak lazımsa öyle yaşıyorlar, vazifelerini yapıyorlar, hayata bir şey ilave ediyorlardı. Ben neydim? Ruhum, bir ağaç kurdu gibi beni kemirmekten başka ne yapıyordu?” s.124.

Gerçekten severek okuduğum romanımızın asıl başkahramanları Maria Puder ve Raif Efendi’dir. Raif Efendi’nin karakterinin, kişiliğinin, hislerinin benim gibi birçok okura tercüman olduğuna da eminim. Sen, sen hangi duygular ile yazıldın ve seni hayalinde canlandırırken ne tür bir ruh hali içerisindeydi sana kalemi ile can veren yazar?! Bir insan ve onun yaşadığı hayat (hayat demeye bin şahit ister) bu kadar mı dokunaklı ele alınır?! Ne kadar naif bir insandın sen Raif Efendi… İçine kapanıklığı, melankolik halleri ve yaşadığı dış dünyaya her ne olursa olsun uyum sağlayabilmiş birisidir Raif Efendi. Bir nevi alınyazısı gibi düşündüğü hayatı boyunca yaşadığı sıkıntılara boyun eğmek zorunda kalmış, gündelik hayatta uğradığı tüm haksızlıklara bile karşı mukavemet edememiştir. En nihayetinde sevmediği bir kadınla hayatını birleştirmiş ve bir aile babası olmuştur.

“Çocuklarım oldu... Onları sevdim, fakat hayatta kaybetmiş olduğum şeyi bana asla veremeyeceklerini bile bile...” s.148.

Hayatın kendisine biçtiği rolü oynarken bile kendi hayatına asla yön vermemiş, hep etrafında olan başka insanların görmek istediği bir karakter olarak yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştır. Şu koskoca hayatında yaşayabildiği ve gerçekten hissettiği bir tek anısı olmuştur ve bu unutulmaz olan anısını kişisel not defterine aktarmıştır. Havran’da başlayarak, kendisini İstanbul’a sürükleyen bir hayatın içerisinde bulmuştur.

Hayatımın başka türlü olmasına imkân var mıydı? S.159

İstanbul’da kaldığı süre zarfında okumaya ve güzel sanatlara merakı uyansa da, içinde besleyip büyüttüğü hayali karakterleri onu bu süre zarfında hiç yalnız bırakmamışlardır. Bir gün tekrar memleketine geri dönmek için karar kıldığında, babasından almış olduğu son bir haber ile Almanya’ya, her daim hayallerinde canlandırdığı Avrupa’ya gitme fırsatı hiç beklenmedik bir anda kapısını çalmıştır.

Berlin’de, geçirdiği zaman içerisinde sanata olan ilgisi daha da artar ve günlerden bir gün, ilginç bir hissiyat ile bir gazetede dikkatini çeken sanat galerisinde bulur kendisini. Bu sanat galerisinde bulunan tabloları incelerken, hiç tanımadığı bir sanatçının otoportresi dikkatini çeker ve tarif edilmez duygular içerisinde kalarak bu kadına kalbi meyleder. Daha evvel hep hayalinde canlandırdığı kadınındır bu ve tarifi mümkün olmayan duygular içerisindedir. Kendisini bu güzel tabloya o kadar kaptırmıştır ki, her fırsat bulduğunda bu güzelliği görmeye gider. Rutin hale getirdiği böylesi günlerden birinde, yine tabloyu seyrederken yanına bir kadın sokulur. Kadın, Raif’in tabloya karşı olan ilgisi ve bağımlılığının farkına varmıştır ve kendisi ile iletişime geçmek ister. Raif Efendi ise kadının kendisiyle alay eden kalburüstü, sosyetik birisi olduğu düşüncesindedir ve üstü kapalı kaçamak cevaplar ile sualleri geçiştirir. Ama bunun böyle olmadığını kısa zaman sonra tecrübe edecektir ve kendisini mutlu kılacak o günler artık eskisinden daha da yakındır Raif Efendiye.

“Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim.” s.159.

Maria Puder, Raif Efendi’ye göre daha baskın bir karakter yapısı sergilemektedir. Tüm görüşme ve gündelik buluşmalarında kendisinin ne kadar özgür ruhlu yetiştiğini, her daim canının istediğini yaptığını anlatır. Raif Efendi’ye onu çok naif bulduğunu ifade eder. Ortak düşünce yapısında olan bu iki insan, hayata dair bu bakış açılarından ve örtüşen düşüncelerinden, beklentilerinden ötürü birbirlerini tamamlarlar ve aralarında güzel bir arkadaşlık başlar. Tutkun olduğu bu kadına ne kadar âşık olsa ve onu çok sevse de, Raif Efendi Maria’nın kendisine karşı olan hislerinden asla emin olamaz. Fakat asla ona karşı kırıcı olmamak için Maria’nın her isteğini özveri ile yapma, yerine getirme çabasındadır.

"Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan, bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?" s.72.

Her ikisi için rüya niteliğinde geçen bu güzel günleri bekleyen kötü bir gün vardır ve o gün artık gelmiştir. Bir gün, hiç beklenmedik bir şekilde Raif Efendi, babasının vefatını haber alır. Durum icabı mecburen Havran’a tekrar geri dönme kararı alır ve sevdiği kadın Maria ile mektuplaşarak iletişimde kalmaya devam edecektir. İlk zamanlar düzenli devam eden mektuplar bir gün hiç beklenmedik bir şekilde kesilir ve artık Maria’dan haber alamamaktadır. İşte bundan sonrası Raif Efendi için çekilmez, kasvetli günlerin ve eskisinden de kötü geçecek olan günlerin başlangıcı olur.

“Aile yükü arttıkça benim hayatla alakam azalıyor, artması icap eden gayretim büsbütün yok oluyordu.” s.148.

Aradan geçen on yıl sonra Raif Efendi, bir gün gene kendisine mecbur edilen bir alışveriş dönüşü tesadüf eseri Bayan Döpke ile Ankara sokaklarında karşılaşır. Bir ümit çırpınırken, aldığı iki haber ile dünyası büsbütün sarsılır ve derin ruh haline bürünür.

“Her şeyi, her şeyi, bilhassa ruhumu hiç bulunmayacak yerlere saklamalı...” s.160.

İşte tam ölüm döşeğinde, hasta hali ile son günlerini yaşarken, okuduğumuz bu acıklı trajediyi son zamanlarında kendisini sıklıkla ziyaret eden iş arkadaşının okuduğu özel not defterinden hep birlikte öğreniriz.

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ Adem YEŞİL ~
164 syf.
·16 günde·10/10
Spoiler içermez!

*Kısa Bilgi*

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali'nin 1943 yılında yayımladığı bir romanıdır. İlk olarak Hakikat gazetesinde 18 Aralık 1940-8 Şubat 1941 tarihinde “Büyük Hikâye” başlığı altında 48 bölüm olarak yayınlanmıştır. (Vikipedi)

*Düşüncelerim*

Kürk Mantolu Madonna, okuduğum ilk Türk romanı oldu. Genellikle dünya klasikleri okumama; Dostoyevski, Tolstoy, Kafka gibi usta kalemlerle iç içe olmama rağmen,kitap bana gerek teknik özellikler, gerek tema ve temayı işleyiş bakımından gayet ustaca geldi ve beğenimi kazandı. Zaten gerçekten beğenmediğim kitaplar hakkında inceleme yazmıyorum. Sabahattin Ali tam anlamıyla döktürmüş. Bana kendini sevdirmeyi başardı. Edebiyatımızda böyle usta kalemlerin olduğunu görmek beni mutlu ediyor. Kitabı benden önce kardeşim okumuştu.Çok beğendiğini, harika bir kitap olduğunu ve hatta etkisinden zor çıkacağını söylemişti. Ama bana çok inandırıcı gelmemişti açıkçası. Hatta ve hatta kitabı bana kardeşimden daha da önce lisedeki edebiyat öğretmenim önermişti. Ama ben bütün bu tavsiyeleri dikkate almak yerine Madonna 'yı okumayı hep ileri bir tarihe attım. Bugün;kitabı bitirdikten, Sabahattin Ali' yi tanıdıktan sonra kendi kendime diyorum ki:"Neden kendini böylesine benimsetmiş, böylesine sevdirmiş usta bir yazarın böylesine muhteşem bir eserini okumakta bu kadar geç kaldım? Neden Türk romanı ile bu kadar geç tanıştım? Neden artık Türk romanlarından, en azından kendini kanıtlamış olanları okumaya başlamayayım?"Benim Türk edebiyatına, yerli edebiyatımıza yönelmemin zamanı gelmiş ve hatta geçiyor.

Romanın içeriğine gelince ise; Raif Efendi’nin aşkı, yalnızlığı ve tüm kişilik özellikleri beni çok etkiledi. Görünüş itibarı ile sıradan olan, içine kapanık, sessiz sedasız insanların da ilginç ve acı dolu hikayeleri olabileceğini gösterdi. Hatta bazen insanlara karşı çok da vicdanlı davranmadığımı, önyargılı olduğumu hissettirdi bana. Raif Efendi'nin sevgisizlik ve anlaşılmazlıktan kaynaklanan içine kapanıklığı onu yalnız ve kendini insanlardan soyutlamış birisi haline getirmişti. Maria Puder ile karşılaşması ve beraber geçirdikleri kısa bir dönemde hayata daha sıkıca sarılması ve gerçek mutluluğa erişmesi ise;bazen ihtiyacımız olanın sadece bizi anlayabilen ve sevildiğimizi hissettiren bir tanecik insan olduğunu çok güzel yansıtmış. Bazen gerçekten sadece sevgiye ihtiyacımız oluyor. Koşulsuz, şartsız sevgiye... Belki de birçoğumuzun mutsuz oluşunun nedeni ;bir Maria Puder'den yoksun oluşumuzdur.


Kitabın arka kapağında Sabahattin Ali için:"İnsanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkarıyor" diye not düşülmüş. Bu not kitabın özeti gibi aslında. Kürk Mantolu Madonna, başından sonuna kadar insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkarıyor.

Müthiş fikir zenginliğine sahip;akıcı, sürükleyici ve ustaca kaleme alınmış harika bir kitap...

*Kitap Hakkında Bilinmesi Gerekenler *
(Onedio)

1)Askerde kolu çatlakken yazdı

Kürk Mantolu Madonna romanında Maria Puder ve Raif Efendi'nin aşkını anlatan Sabahattin Ali, askerdeyken, kolu çatlak halde yazdı. Ali'nin kitabı yazarken yaşadığı acıyı giderebilmek için kolunu sık sık sıcak suya soktuğu biliniyor. Deyim yerindeyse Kürk Mantolu Madonna, Ali'nin dizinin üstünde yazdığı bir kitap. 

2)İlk kez gazetede tefrika olarak yayımlandı

Raif Efendi'nin içsel yolculuğunu aşk ile sarıp sarmalayarak okuyucuya sunan roman, ilk olarak 1940 yılında Hakikat gazetesinde “Büyük Hikaye” başlığı altında 48 bölüm olarak yayımlandı, sonra 1943 yılında Remzi Kitabevi tarafından basıldı.

3)Kendi romanını şöyle yorumladı;

Sabahattin Ali, romanın ana fikrini, ”Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir! Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?” sözleriyle açıkladı.

4)İlk eleştiriyi Nazım Hikmet yazdı

Kitap 1943 yılında basıldıktan sonra ilk eleştiri Nazım Hikmet’ten geldi. Nazım, Mayıs 1943’te Bursa Hapishanesi’nden gönderdiği mektupta Kürk Mantolu Madonna hakkında şunları yazdı:
“Kürk Mantolu Madonna, ben bu kitabı hem sevdim hem kızdım. Evvela niçin kızdığımı söyleyeyim. Kitabın birinci kısmı bir harikadır. Bu kısmın kendi yolunda inkişafı yani bir küçük burjuva ailesinin içyüzünü tahlili öyle bir haşmetle genişlemek istidadında ki, insan buradan ikinci kısma geçerken, elinde olmayarak, yazık olmuş, bu çok orijinal, çok mükemmel başlangıç ve imkan boşuna harcanmış, keşke bu başlangıç harcanmasaydı, diyor. Ben başlangıcı okurken yani Berlin’e kadar olan pasajı, senin benim anladığım manadaki realizmine hayran oldum. Beni dinlersen o başlangıcı almak ve kahramanın ölümünü kısaca tekrarlamak suretiyle o ailenin efradı ve eşhasının hayatları etrafında bir ikinci cilt, ayrı bir roman yapabilirsin, böylelikle de dinlemeye başladığımız harika musiki birdenbire kesilmiş olmaz. Gelelim ikinci kısmına, o kısım, başlı başına bir büyük hikaye olarak güzeldir ve böyle bir tecrübe gerek senin için gerekse Türk edebiyatı için lazımdı. Sen bu tecrübeyi başarıyla yaptın.”

5)Ünlü yayınevi ingilizceye çevirdi

Kürk Mantolu Madonna’, 2016 yılı başında İngiliz yayıncı Penguin’in "Modern Klasikler" serisi arasında yer aldı. Penguin Yayınevi'nin Modern Klasikler Serisi kapsamında Maureen Freely ve Alexander Dawe tarafından geçtiğimiz mayıs ayında çevrilen ‘Kürk Mantolu Madonna', 73 yıl sonra ilk kez İngilizceye çevrilmiş oldu.

6) Yedi dilde basıldı

Kürk Mantolu Madonna’nın ONK Ajans aracılığıyla bugüne dek İngilizce (Madonna in a Fur Coat), Almanca (Dörlemann), Fransızca (Le Serpent a Plumes), Rusça (Ad Marginem Press), Hırvatça (Hena Com), Arapça (Sphinx) ve Arnavutça (Shkupi) yayımlandı; İspanyolca (Salamandra), İtalyanca (Scritturapura), Hollandaca (Verlag Van Gennep) ve Gürcüce (Ustari) baskıları da yayına hazırlanıyor.
 
7)Tablodan ilhamla yazıldı

Bir tablodan başlayan aşkı anlatan roman için Sabahattin Ali’nin Andrea Del Sarto imzalı "Madonna delle Arpie" tablosundan ilham aldığı biliniyor.

8)Öğretmenlerin en sık tavsiye ettiği kitaplar arasında

Sabahattin Ali'nin kızı müzikolog Filiz Ali, ‘Kürk Mantolu Madonna'nın bu kadar ilgi görmesini ve en çok satanlar listesinde yer almasını "Kitap genç insanların duygularına hitap ediyor. Edebiyat öğretmenleri, hala öğrencilerine bu kitabı tavsiye ediyor ve gençler duygularını aktardığı için kitabı severek okuyor" sözleriyle özetliyor.

Okuduğunuz için teşekkür ediyorum :))




 
164 syf.
·Beğendi·10/10
Defalarca okunabilen, her okunuşta yeni dokunuşlar bulunabilen, Türk edebiyat tarihinin en güzide, en naif ve en sarsıcı eseridir.

Çoğunlukla ülkemizde, bir Sabahattin Ali hayranının ısrarlı ve bıktırıcı tavsiyesi üzerine okunmaktadır. Tavsiye üzerine okunan kitaplardan hoşlanmayan biri olarak, bu harika eserle tanışmam, kitabevinin ''en çok satılanlar bölümü''nde gerçekleşmişti. Kitabın yalnızca arka kapağını okuduğumda aldığım o anki edebi hazzı ve yazarın samimiyetini unutmam asla mümkün değil.

Eseri okumaya başladıktan sonra peş peşe 5 kere daha ara vermeksizin okuyup hemen çevremdeki insanlara da okutma gayretine giriştim. Zira kitap benim için Türk edebiyat tarihinin adeta Kuranı haline gelmişti. Tavsiye üzerine kitap okumaktan hoşlanmayan biri olan beni, kısa sürede tavsiye ederek kitabı okutmaya çalışan birine çevirmişti. Bu kişisel değişimim üzerine, samimiyetime ve kitap zevkime güvenen onlarca kişiye kitabı tavsiye ederek okuttum ve o okuyan kişilerden bazıları şimdinin hakimi ve savcısı oldular. Birçoğu da kitabı onlarca kişiye okuttu, Tıpkı benim onlara okuttuğum gibi. Böylece tanımadığım birçok kişinin hayatına dokunmamı sağladı, Kürk Mantolu Madonna...

Şimdilerde ise sosyal medyada, kitap okuduğunu göstermenin ve entelektüel kişiliğini ön plana çıkarmanın en önemli ögesi haline gelmiş durumda. Bilinçsiz okurlar tarafından içi boşaltılmış halde ve birçok hadsiz fenomen tarafından espri konusu olmakta. Varsın, o cahiller basit esprilerine konu ededursunlar, biz edebiyat severler için Kürk Mantolu Madonna'nın yeri tartışılmayacak bir şekilde zirvededir.
164 syf.
·10/10
Ah Raif sabaha kadar seni düşündüm durdum. Kendimi Maria'nin yerine koyup bana olan aşkını hayal ettim.

Ah Raif gelsen tutsan elimden dolaşsak sokaklarda yağmur damla damla yağsa, ıslatsa.

Ah Raif senin aşkını gözlerinden okusam da sana yine seni sevmiyorum hiç bir erkeği sevemiyorum desem ama gizli gizli senin aşkından yanıp tutuşsam.

Ah Raif yine al ruhumu okşa sarıp sarmala şevkat göster. Korkma düşünme seninle gelir miyim diye uzaklara.

Ah Raif bir deniz olsan aksan söndürsen kalbimdeki yangın yerini.
Bir yağmur olsan yağsan kurak iklimlerime.
Bir ağaç olsan döksen yapraklarını üzerime geceleri üşüdüğümde.
Bir masal olsan daldırsan beni en güzel uykulara.
Bir güneş olsan aydınlatsan karanlık dünyamı.

Acaba ne hisseder bir kadın böylesine derin böylesine büyük sevilince. Dünyanın en mutlu insanı mı olur yoksa korkar mı benim gibi bu aşkın büyüklüğünden.

Sahi günümüzde var mıdır böyle büyük aşklar. Olmadığı için mi bu aşk hikayesi bu kadar ünlenmiştir.

Okuyan her kızın Raif Efendi'nin büyük aşkını kıskandığı, Maria'nın yerinde olmak istediği, okuyan her erkeğinde biz Raif efendi gibi olamayız, bir kadını böylesine büyük sevemeyiz diye düşündüğü kitaptır.
164 syf.
·Beğendi·10/10
TÜKENMEZ BİR KİTAP, ÇIKMAZ BİR SOKAK, MELANKOLİK HÜZÜNLER

https://www.youtube.com/watch?v=zz1ZzqMh7Ls

Raif abiyi çok üzdünüz,vaktinden evvel yaşlandırdınız . Neydi bu adamcağızın suçu günahı ? Madonna sen de kürkünü alıp gider misin artık ! Sevmek istedi bu adam be, sevdi sevdi sevdi. Sobada yakılacak öyküydü bu ne diye milletin diline doladınız? Sabahattin Ali sen niye bizi kalbimizden vurdun? Niye kalabalıkların içinde bir başına bıraktınız Raif abiyi ? İnsanlar neden peyniri bile koklamadan almazken, diğer insanlar hakkında bir bakışta bütün yargılara ulaşıverir bir görüşte?

Madonna sen niye Raif abiye daha sıkı tutunmadın, neden bu biçare adamı anlayamadın? Anladın mı yoksa ? Neden iki insan yan yana gelince bütün engeller aşılmaz? Aşk neden olanaksız? Yaşam neden bu kadar uçucu? Düzen neden kişilikleri siler böyle acımasızca?

Raif abi sen neden Madonna'ya daha sıkı sarılmadın ? Neden tüketmedin hayatını onun yanında? Kıytırık bir insan tekinin sevda karşısında ne önemi olabilirdi ki ?
Raif abi sen neden teslim oldun zavallı sıradan bir hayata ? Neden vazgeçtin Madonnadan?

Siz neden saatlerce,günlerce,haftalarca,aylarca,yıllarca sadece susarak anlaşmak varken ele ele,diz dize,göz göze,kol kola olmak varken neden edebiyat eseri olmayı seçtiniz? Yoksa Sabahattin Ali mi istedi bunu?

Raif abi seni çok üzdü hayat. Seni çok savurdu hayat ordan oraya sen çok yoruldun. Madonna senin kıymetini bilmedi erkekler, Allahın belası sahtekar Batılı erkekler. Sen Doğulu Raifte buldun teselliyi.

Sizi anlatan adam da çok yoruldu , anlamadılar onu da. Kahpece öldürdüler hem de pusu kurdu alçaklar. Daha anlatacak çok hikayesi vardı üstelik.

Yeşilçam size şapka çıkardı , kayıtsız kalamadı aşkınıza. Biraz evirip çevirdi ama neyse idare edin sinema işte. Sevmek Zamanı dedi buna , iyi mi etti eh fena sayılmaz.

Aşkın siyah beyaz olduğu zamanlardan kalma zaten bu hikaye. Sonra çok renklendi bu işler..

Herkes kendi gençliğini unuttu bir köşede. Herkes masallardan vazgeçti sonra. Herkes, herkesleşti. Kıyamet mahşer kaos . Bitmeyen işler sonra, bir bakışta sevdalanmak mı kaldı modern hayatta ?

Raif abi, Madonna biz sizi çok sevdik, bütün kaybedişlerimizin yerine koyduk sizi..

https://www.youtube.com/watch?v=k8Rm9s79ecA

https://www.youtube.com/watch?v=68DphBal_W4
164 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Raif Efendi...Ruhunu analiz ederek yaşadığı aşkla, kendini keşfedip diğer insanlarda görmediği sevgiyi ve tutkuyu Kürk Mantolu Madonna Maria Puder'le tanıştıktan sonra daha iyi anlamaya başlayacaktı. Bomboş hayatının, ruhunu besledikçe doyduğunu tecrübe edecek ve yaşamı boyunca bu doyumu sağlayan tutkuya sarılacaktı...
İnsanın dış görünüşünden ziyade iç dünyasının anlatıldığı muhteşem bir eser...
Okuyacak olanlar asla pişman olmayacak, aksine son sayfasından sonra keşke devam etseydi diyeceğiniz etkisinde uzun süre kalacağınız bir kitap...
Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.
Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
Benim beklediğim aşk başka! O bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka; istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka... Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilmez bir istemek!.
Bu yaşıma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan insanı vücudu birdenbire benim için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi? Fakat hep böyle değil midir ? Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?
“Ben böyleyim işte!” dedi. “Ben garip bir kadınım. Benimle ahbaplık etmek isterseniz birçok şeylere tahammüle mecbur kalacaksınız."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kürk Mantolu Madonna
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059491877
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Puslu Yayınları
Trenin hareket saati gelmişti. Bir memur vagon kapısını örtüyordu. Maria Puder, merdiven basamağına atladı, sonra bana eğilerek yavaş bir sesle, fakat tane tane "Şimdi ben gidiyorum, fakat ne zaman çağırırsan gelirim..." dedi. Evvela ne demek istediğini anlamadım. O da bir an durdu ve ilave etti: "Nereye çağırırsan gelirim."

Kitabı okuyanlar 51.192 okur

  • zahideki
  • Tuba
  • Zeynep Yılmaz
  • Nurane Teyyarli
  • Nazlı Demir
  • Emine Eroğlu
  • Alper Temel
  • Mümine Sevinç
  • burcu
  • Cansu Yıldırım

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (11)
9
%0 (5)
8
%0 (3)
7
%0 (3)
6
%0 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları