Kürk Mantolu Madonna

·
Okunma
·
Beğeni
·
469,3bin
Gösterim
Adı:
Kürk Mantolu Madonna
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056910647
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mahzen Yayıncılık
Koltuğundan kalkmadan elini uzattı. Sokuldum ve teşekkür ettim. Yüzünde, bana iyilik ettiği için, samimi bir memnuniyet vardı. Onun aslında hiç de fena bir insan olmadığını, yalnız mevkiinin icaplarını yaptığını ve bunun da belki hakikaten lüzumlu olabileceğini düşündüm. Fakat dışarı çıkınca koridorda bir müddet durakladım ve bana tarif ettiği odaya gitmekle burayı bırakıp çıkmak arasında bir hayli tereddüt ettim. Sonra ağır ağır, başım önümde, birkaç adım yürüyerek ilk rast geldiğim hademeye mütercim Raif Efendi’nin odasını sordum. Adam eliyle gayrimuayyen bir kapıyı gösterdi ve geçti. Tekrar durdum. Niçin bırakıp gidemiyordum? Kırk lira aylığı mı feda edemiyordum? Yoksa Hamdi’ye karşı ayıp bir harekette bulunmuş olmaktan mı çekiniyordum? Hayır! Aylardan beri süren işsizlik, buradan çıkınca nereye gideceğimi, nerede iş arayacağımı bilmemek... Ve artık tamamıyla pençesine düşmüş olduğum bir cesaretsizlik... İşte beni o loş koridorda tutan ve oradan geçecek olan diğer hademeyi beklemeye sevk eden bunlardı.
163 syf.
·7 günde·8/10·
1K ziyaretçileri için özenle kitabın hem video hem de metin hâlli incelemesini yaptım. Video incelemeyi şuradan seyredebilirsiniz: https://youtu.be/fgb3kO0oSik

Metin incelemesi ise aşağıdadır.

Kitap, erken kaybetmesek kim bilir yazınımıza ve okuma kültürümüze daha neler neler katabilecek olan Sabahattin Ali’nin üç eşsiz ve ağır romanından birisi.

Kitabın özüne geçmeden önce belirtmeliyim ki kitap müthiş akıcı. Dur durak bilmez bir okuma arzusu aşılıyor insana. Dili dipnot açıklamaları olmasa daha da ağır olabilecekken ve dipnotlara rağmen gene de bazen sözlük gerektirirken bunca okuma arzusu uyandırması gerçekten de çok etkileyici.

Kitabın iki bölümden oluştuğunu söylemek mümkün. Şimdi ilk bölüme bir göz atacağız.

İlk bölümde, karakterlerimiz, bize anlatımı yapan “yeni gelen memur” ile kitabın özünü bize nakleden Raif Efendi tanıtılıyor. İşsiz kalıp bunun getirdiği psikolojik “yaptırımlarla” hayatı başkaca anlamaya çalışan eski bir “bay”. “Dönem burjuvası" mektep arkadaşı tarafından "Haydi bakalım!" telkiniyle sırtı okşanan bir yeni memur. Herkese bay, bayan denildiği sıralarda hâlâ kendisine “efendi” denilen bir Raif.

Raif tanıtılırken Raif’in çalışkanlığını ve fakat buna rağmen hor görülmesini, azarlanmasını, iftiralara maruz kalmasını seyrediyoruz. Almancayı çok iyi bilmesine rağmen “dil bilmiyor” diye kötülenmesine karşı cevap vermeksizin sessizce işine gücüne bakan, kendi dünyasında kalan Raif’in bu hâllerinin sebebini merak ediyoruz. Dil bilmedikleri hâlde iki üç sözcükle dil biliyormuş tavırları takınan “baylar” ve “bayanlar” gibileri bile varken Raif Efendi, dilini dillendirmiyor. Neden peki? Çünkü Raif’in derininde başka ‘şey’ler var. "Ah Raif!" (Bkz: #82553818) İşte kitap da bu ‘şeyler’i bize anlatacak ilerisinde.

Yine bu bölümde psiko-sosyal bir vurguyla karşılaşıyoruz. Raif Efendi tanıtılırken, onun ve hanımının kendi evlerindeki tutumları, standart bir toplumsal kabulü anlatıyor insana. Bu konuda içerik bize “Bir şeyi birileri için gönüllü olarak düzenli biçimde yaparsanız bu sizin için bir görev addedilir ve yaptığınızın hiçbir ehemmiyeti kalmaz.” gerçekliğini, kendi yaşantımızda da deneyimlediğimiz bir ‘ah’ı hatırlatıyor. Karakterimizin yaşadığı ev için yaptığı fedakârlıklar, evde yaşayanlara artık bir normalite olarak gelmekte ve kimse "Sağ olasın Raif Efendi" dememekte mesela. Bunu, yaşanmışlıklarla anımsayanlarımız muhakkak olacaktır.

İlk bölümdeki bu bahsi geçen meselelerin ardından, ikinci bölüme geçiyoruz. Nasıl geçtiğimizi söylemeyeceğim. Çünkü bunu söylemek gene kitabı vermek olacaktır. O sebeple sadece bölümün içinden azıcık bahsedeceğim:

Kitabın asıl içeriği, Raif Efendi'nin hikâyesi, yani kitabımızın ikinci bölümü, 46. sayfada başlıyor. Bu sayfaya kadar, tamamen bir karakter tanıtımı ve analizi ile, gerçekten de çok net anlatımlarla kitaptaki ana muhatabımız olan herkesi ince ince tanıyoruz. Ardından anlatımız, kitabın asıl içeriğiyle biçimleniyor.

Erkeklere, kadınlara ve genel olarak da ikili ilişkilere, daha da derin geneliyle de birbirine karşı duygusal bağları bulunan kişiler arasındaki ilişkilere dönük müthiş tespitler içeren ikinci bölüm, kitabın ana gövdesini oluşturuyor. Örneğin kadın ağzından erkeklerin tanımı yapılan şu benzer ifadelere bakalım:

- "Onlar kendilerini avcı, kadınları av olarak görüyorlar. Sanki kadın kendi arzusuyla bir şey veremezmiş gibi, hep erkekler isteyince alabileceklerini zannediyorlar."

Bu çıkış aslında erkek insanının uzun zamanlardır aynı insan olduğunu da anlatıyor: nobran, âciz, bencil, saldırgan... Bu gibi birçok ilişkinin tanıtlamasına da gene aynı bölümde denk geliyoruz. Baba-oğul ilişkisi, akraba ilişkileri, karı-koca ilişkileri, sevgili ilişkileri… Sabahattin Ali, bu ilişkileri öyle güzel gözlemlemiş ki özellikle kadın gözünden erkekleri anlatışı, sanki gerçek bir kadının erkekleri anlatışı gibi olmuş. Müthiş bir gözlem gücü gerçekten de.

Gene ikinci bölümde, kitabın can alıcı karakteri olan Maria Puder çıkıyor karşımıza. Maria doğasever, hayvansever bir kadın. Bahçelerde yer alan başka yerlerden getirilmiş ağaçlara bile üzülecek kadar bir vicdanın temsilcisi. "Memleketlerinden koparılmış, alışılmadık iklimlere hapsedilmiş varlıklar" diyor ağaçlar için Maria. Acıyor onlara... Ve Maria da Raif gibi, kendi içinde, kendi derininde, insanlara dönük hisleri olumsuz biçimli bir insan. Doğa onun için insandan daha güzel öyle ki…

Yine ikinci bölüm bize kitabın adını da veren bölüm. Kürk Mantolu Madonna'nın adını resmen duyduğumuz ilk yer 85. sayfa oluyor. Kürk Mantolu Madonna benzetmesiyle karşımıza çıkan Maria Puder’i ben nedense buraya kadar başkalarınca tasvir edilen, kendi kendini anlatan ve konuşurkenki hâlleriyle zihnimde hep Tarantino’nun kadın karakterleri ile karşıladım ve hayal ettim. Ve hatta Maria Puder’i özellikle Tarantino’nun kült filmi, “Pulp Fiction”da ya da dilimize çevrilen haliyle “Ucuz Roman”da Bronagh Gallagher tarafından canlandırılan Trudi karakteri ile özdeşleştirdim. Trudi karakter olarak, benim Maria Puder'im oldu.

Yukarıdaki özetin üzerine sadece şöyle bir yorum yapacağım ki kitap yaşamın "anlamsızlık"ı üzerine temelli bir boş vermişliğin, neler hayata dâhil olunca yaşanılır kılındığını ve neler hayattan kopunca yeniden anlamsızlığa büründüğünü anlattı bana. Bu boşluk ve anlamsızlığın üzerine gelen Raif Efendi’nin midesindeki bulantıdan bahsetmesi durumu ve akabinde de “intihar” kavramını gündeme getirmesi, doğrudan doğruya Albert Camus çağrışımı değil de nedir ki? Ve muhakkak ki varoluşçuluk...

Anlamın önemini verdi Raif Efendi bana. Neyin yaşamda değerli olduğunu. O şeylersiz hayatın bir memuriyet hayatından fazlası asla olamayacağını… Yaşama değer katan şeylerin geciktirilmemesi, ertelenmemesi gerektiğini… Ve tabii ki “yaşamak” gerektiğini. Gerçek anlamıyla, yaşamak…

Bu tip incelemelerde kitabın kendini okuyuculara vermeyi sevmiyorum. O sebeple Raif Efendi ile Maria arasındaki ilişki ve diyalogları aktarmak benim için anlamsız ve de hata olacaktı ve bu sebeple kitabın asıl konusu olan bu ikili ilişkiyi herhangi bir örnekle bile aktarmıyorum. Çünkü bir örnek bile okuma kalitenizi düşürebilecektir. Benim için öyle olurdu en azından. Bu ilişkiyi sizlerin okuyarak kavramanızın daha doğru olacağı kanaatindeyim.

Son olarak, 160 sayfalık bir romandan çıkardığım 44 alıntının da romanın ne kadar içerikli olduğunu tek başına bile anlattığını vurgulamadan edemeyeceğim.
164 syf.
·6 günde·10/10
İlk olarak 1943 yılında kitap haline gelen bu eser Sabahattin Ali'nin 1940-1941 yılları arasında Hakikat gazetesinde "Büyük Hikaye" başlığı altında yazdığı 48 bölümlük seriden oluşmaktadır.

Ayrıca torpili olmayanlarının devlet dairesinde iş bulamadığı, dönemin Türkiyesine de siyasal atıflarda bulunmuştur.

Kitabin konusu bankacıyken işine son verilen yazar eski arkadaşı Hamdinin yardımıyla onun yanında işe girer. Oda arkadaşı Raif efendi nötr mizaclı biridir. En şiddetli olaylara bile sükunetle karşılık verir.Hasta yatağında son günlerini yaşayan Raif efendi yazardan tuttuğu günlüğü yakmasını ister. Yazar ancak okuduktan sonra bunu yapacağını söyler ve Kürk mantolu madonna hikayesi başlar. Raif güzel sanatlara merakı olan biridir. Savas yılları babası meydanın boş kalmasından endişe eder ve onu okutmak ister. Almanya'ya gidip sabun yapımının inceliklerini öğrenecek ve Türkiye ye dönüp fabrikanın başına geçecektir. Berlinde bir sergide gördüğü Maria Puderin portresi olan kürk mantolu madonna resmi istemsiz bir şekilde onu kendine çeker. Raif sadece yüreğinin peşinden gider.

Sabahattin Ali'nin en cok okunan eseridir. Ara ara sıkıcı yerler olsada genel itibariyle sürükleyici ve bir lokmada yutulacak kitaplardandır. Zaten telif hakkı da kalktığı için uygun fiyata bulabilir, sevdiklerinize hediye edebilirsiniz.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
  • Küçük Prens
    9.0/10 (27,4bin Oy)31,8bin beğeni106bin okunma20,4bin alıntı1,8milyon gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (22,8bin Oy)26,1bin beğeni80,7bin okunma8,4bin alıntı293bin gösterim
  • Dönüşüm
    8.1/10 (24,2bin Oy)23,6bin beğeni97,7bin okunma5,3bin alıntı2,3milyon gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (24,2bin Oy)25,9bin beğeni90,8bin okunma15,3bin alıntı300,3bin gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (28,7bin Oy)28,9bin beğeni103bin okunma11,2bin alıntı617,6bin gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.1/10 (25,4bin Oy)29bin beğeni93,6bin okunma13,6bin alıntı460,9bin gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (25,1bin Oy)26,3bin beğeni89,8bin okunma5,9bin alıntı2,5milyon gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (17,2bin Oy)17,4bin beğeni66,3bin okunma4.962 alıntı259,8bin gösterim
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
    8.5/10 (22,3bin Oy)21,7bin beğeni82,4bin okunma13,3bin alıntı424,3bin gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.2/10 (18,5bin Oy)22,4bin beğeni67,1bin okunma35,2bin alıntı784,8bin gösterim
160 syf.
·12 günde·Beğendi·8/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Kürk Mantolu Madonna kitabını yorumladım: https://youtu.be/z9XbaupmHVM

Her gün etrafınızda gördüğünüz insanları aslında ne kadar görüyorsunuz hiç sorguladınız mı?

Kendiniz için yıllar sonrasına zaman kapsülü niteliğinde bir mektup bıraktınız mı? Bilinmeyen bir kadın ya da bilinmeyen bir adam olabildiniz mi? Asıl değerin, bilinen ve alışılmış doluluklarda değil, bilinmeyen ve tarif edilemeyen boşluklarda olduğunu anlayabildiniz mi?

Sizin hiç Tyler Durden'iniz oldu mu?

Peki hiç mi kafes olup bir kuşu aramaya çıkmadınız?

Kürk Mantolu Madonna, boşlukların felsefesidir. Tablodaki kadının aşağıya doğru gizemli bakışından tümevarım yoluyla bütün romana yayılmış kocaman bir boşluktur. Bu öyle bir boşluk ki, çukur ve kapanmamış yer olarak tanımlanan bir boşluk. Peki Raif Bey TDK'ya cevap olarak ne diyor?
"Ben de, o zamana kadarki hayatımın boşluğunu, gayesizliğini sırf böyle bir insandan mahrum oluşumda bulmaya başlamıştım." 86. sayfa

Boşlukların farkındalığında olarak yaşamak gerçekten kolay mı zannediyorsunuz? Dolu dolu geçirdiğimiz hayatların niteliği konusunda kendinizi hiç sorguladınız mı?
Hayatı genel izleyici çemberi içinde yaşamak nasıl bir histir peki?

Raif Bey, koşuyor, hastalanıyor, çevirmenlik yapıyor, seviyor, deliriyor. O da benim, senin, onun gibi sadece bir insan. Bir ruhunun bulunduğunu geç de olsa fark etmiş bir insan. Peki biz vücutlarımızla yaptığımızı sandığımız bu eylemleri gerçekten de ruhumuzu ve yüreğimizi de ortaya koyarak gerçekleştirebiliyor muyuz? Gerçeğin mayasını gözümüzle değil, esas yüreğimizle görmek istiyor muyuz?

Kürk Mantolu Madonna, boşlukların ütopyasıdır. Boşlukların anlamını en güzel şekilde idrak edeceğiniz romanlardan birisidir. Raif Bey anlatıcı için, Maria Puder de Raif Bey için bir ütopyadır. Fakat aynı zamanda boşlukların distopyasıdır da diyebiliriz. Çünkü boşluklar bu ikilemde kaldıkları sürece anlamlı olan olgulardır zaten. O bilinmez boşluğun kapanıp kapanmayacağını bilmeden yaşamak, beynini ve ruhunu bitirmek harika bir distopya değil midir? Bu kalabalık hayatta, bu dolulukların kirlettiği hayatta, yüreğimizi ve ruhumuzu gereksiz şeylerle doldurmaya çabalayan yüzlerce olayın, nesnenin, insanın olduğu bu hayatta biraz da boşlukların olmasını arzulamak harika bir ütopya değil midir?

Kürk Mantolu Madonna, toplumların analizidir.
"Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi." diyor bize Raif Bey 149. sayfada. Gerçekten de bir kişiden bütün insanlara yayılan bir tümevarım mümkün müdür? Sınırların denendiği bir romandır Kürk Mantolu Madonna. Sınırlardan korkmamamızı öğretir, sevmenin sınırı mı olurmuş yani?

O aşağı bakış yok mu o aşağı bakış. Ah, Raif! Seni anlıyorum. Anlamaz mıyım hiç? Belki o kadın yukarıya ya da sana doğru baksaydı sen o kadınla hiç ilgilenmeyecektin. Ama o kadının aşağı doğru bakması yok mu... O aşağı ki neler olmuyor o yeryüzünde. Her gün bombalar atılıyor, çocuklar ve masumlar ölüyor o aşağıya bakılan yerde. Boşluklar her gün bombalarla, ölümlerle, yalanlarla dolduruluyor. Belki de bu ilk bakış sana bu kadar şeyi düşündürdü. Neden olmasın? Hayatla savaşı olan bir insanı tanımak istedin diye suçlu mu oldun yani?

O zaman Raif, sana diyorum... Boşluklarını bir insanla kapatmaya veya kapatmamaya çalışan sana diyorum ki, senin Maria'nı günümüzde Madonna ile karıştıranlar var Raif. Biliyorum, üzüleceksin bunları okuyabiliyorsan eğer fakat gerçek bu. Özür dilerim sana o hasta yatağında bunu söylediğim için. Biz de senin defterini okuduk işte fena mı? Hem sen de seni dinleyecek ve anlayacak birilerini aramıyor muydun? Bir kişiye de olsa içindekileri dökmek istiyordun... Artık içini dökebildiğin ve onları anlayan milyonlarca insan oldu. Biz bu kitap oldukça senin boşluklarını kapatmaya her zaman devam edeceğiz Raif.
164 syf.
·10/10
Tablo gibidir hayat, yaşadığın sürece tamamlanmak için gün sayan. Yaşadığın her saniye bir bir, renk renk işlenir. Sürekli ayağının onu götürdüğü yer, aslında aşık olduğu kendi hayatının tablosudur. Kendini izleyenin bile farkında olmadan ayakları her gün onu hayatına götürür. Yokluk ve varlık insanın başına bela olan iki kavramdır. Derler ya; yokluk bir dert varlık ayrı bir dert... İnsanın en büyük yanlışı ne yaşamak istediğine karar vermeden her şeyi yaşamak istemek. Bir insanı gerçekten sevdikten sonra gözün başkasına kör olur, haber almak, onu görmek istemek bir saniye sesini duymak bile ihtiyaç haline gelir öyle ki bir ömür hayal ederken bir saniyeye bile razıyım dersin. Kaybedince bazı şeyleri farkına varıyorsun yaşamak istediklerinin ve inan herşeyi yaşamak yerine sadece onunla tek bir saniye daha diye çırpınıp durursun. Hasreti, hastalığı, onsuz geçen her günü bir bir işlenir hayatın tablosuna. Yokluğunda kendini başkasına emanet edip geri kalan hayatına geçmişi ile devam etmek ne kadar acı... Sessizlik artık huzur veriyor. Her insanın mutlaka susmak istediği ve herkesi susmaya davet ettiği bir ânı olmuştur. Farkında bile değiliz ama kimi insanın hayat tablosunun yarısı ya susmakla geçmiştir ya da konuşmakla. Gerçekleri öğrenmek şimdi daha kolay; insan gözü kendini ele veriyor. Bakışlar; "beni kurtar" der gibi bakıyor ya da "artık hiçbir şey umrumda değil beni benimle bırak" der gibi... Aşık olduğu o tablo önce beni sev daha sonra beni benimle bırak diyor.
Hayat bu neye, kime mahkum eder seni bilemezsin. Her şey insanın elinde ama tek bir şeyi hayat sana sunar ve isteyip istemediğini sormaz: sever misin, sevmez misin?
Boşuna beklemeyin belki hayatım gelir de bana bir Kibarlık yapar diye bu soru yalnızca bittikten sonra sana sorulur ve ne yazık ki bittikten sonra sevip sevmemenin de bir önemi kalmaz. Bütün hayatlar ve tabloların en güzel halinin herkese nasip olmasını isterim.
Huzurlu okumalar...
164 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Güzel bir hayat yaşarken, beklenmedik bir durum ortaya çıkar ve bütün mutluluk yok olur. Dıştan sakin görünen fakat içinde fırtınalar kopan, hayata küsmüş bir şekilde devam eden insandır Raif.. Yüreğimde Raif 'e karşı bir acı hissediyorum hala.. Mükemmel roman.
164 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Bu kitabı starbucks bardağı ile fotoğraf çekilmeyeni dövüyorlarmış dediler. Ben yine de çekilmedim. Hatta tuttum balkona koydum arkaya da Hekimbaşı Mezarlığı'nı aldım öyle çektim. Altına da şunları yazdım:
" Ölüm değilmi ki içimizde kalanları bir daha söylememize engel olan en can yakıcı ve en büyük pişmanlığımız ? Bugün içim bulutlu. Bugün umut yok. Bugün duygularım karışık. Maria Puder ve Raif Efendi'nin aşkı ile yok olup gitti tüm umutlar, ihtimaller ve hatta yaşama dair iyi şeyler... Gömdüm hepsini karşıdaki mezarlığa.
Bugün ikinci okuyuşum. Belki ilerde yirmi iki...
Çünkü bazı kitaplar hafızadan silinip gitmemeli.
"Ah Maria, niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz? Niçin rüzgârlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? Niçin yanımda değilsin?"

Bence iyi olmuş, güzel de olmuş. Çok beğeni almadı ama olsun. Hep o lanet olası starbucks bardağının eksikliği :D

Okumayan kalmadıysa da gözünüze bolca sokulduğu için illaki bir kaç fikir oluşmuştur kitaba dair. Yine de bilmeyenlere içeriği hakkında bilgi vermek, bilenlere de bende hissettirdiklerini anlatacak bir kaç cümle kurayım.
Raif Efendi tüm ön yargıları alt üst eden bir adam. Dışarıdan bakıp herkesin pasif görüp hiçbir işten anlamadığını düşünmesine rağmen bambaşka bir dünya ve yaşanmışlık var kendi içinde.
Maria Puder ise tam güçlü bir kadın örneği benim gözümde. Tüm yaşanmışlığına rağmen dik duruşu ile adeta taht kurdu kalbimde. Çünkü Raif Efendi içine kapanık bile olsa hayatına devam etmişken, Maria tüm yükü tek başına omuzlayıp göğüs gerdi her şeye. Genel olarak kitap özetlerinde hep Raif Efendi üzerinde durulmuş ama bence Maria da başlı başına ele alınıp psikolojisi üzerine düşündürecek bir karakter.
Ve aralarındaki müthiş aşk...
Aşk diyince sizin anladığınız şey gelmesin aklınıza. Hani yaşı, mesleği, geliri, memleketi, kültür seviyesi, evi, arabası... yani kısacası kriter kelimesi altında topladığınız ve bunlar uyuyuyorsa kabul ettiğiniz değil, tüm bu ıdı vıdılardan bambaşka bir şey onların ki.

Daha tanımadan, tanışmadan aşık oluyor Raif Efendi. Hem de bir tabloya. Günlerce gitmiyor tablonun önünden. Her detayına kadar ezberliyor tabloyu ve bir gün ressamıyla da tanışıyor. Ama öyle kaptırmış ki kendini tabloya, konuştuğu kişinin o olduğunu fark etmiyor bile. Başka zaman bambaşka şartlarda üstelik hiç de istemediği bir durumda tekrar karşılaşıyor Maria Puder ile. İşte o zaman başlıyor her şey. Ama istediğiniz gibi güllük gülistanlık da gitmiyor malesef. Ama yine de aşklarını yaşamaktan vazgeçmiyorlar.

Çünkü Atilla Şanbay'ın dediği gibi;
Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli,
Titanic batmalı
Ve aşk
Her şeye rağmen yaşanmalı.

En başından beri sürükleyici olan, Maria Puder ile tanışmasından sonra sizi daha çok içine alan bir kitap.
Kısacası efendim. Okuyun ve ısrarla okutun lütfen. Olmazsa bir kahve ısmarlayın. Okuma isteği otomatikmen gelir zaten :D

Sevgiler <3
Iyi okumalar ^_^
164 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Bugün sizler ile birlikte Türk Edebiyatının son zamanlarda sıklıkla duyulan, birçoğumuz tarafından okunan, bilinen yazarı Sabahattin Ali ve onun Kürk Mantolu Madonna eserini incelemek istiyorum.

Bugüne kadar eskiye dönük edebiyat eserleri okumuş olmama rağmen, Sabahattin Ali ve kalemi ile hiç tanışmadığımı söylemek ve hatta bu konuda da biraz ön yargılı olduğumu da itiraf etmek isterim. Bir okur olarak ön yargılı olmayalım, yapmayalım, etmeyelim diyoruz, ama kendimizi gene bu gibi bir davranıştan alıkoyamıyoruz. Bu kitap, öncelikle bana ne kadar da ön yargılı olduğumu ve bunun aslında ne kadar da yanlış olduğunu bir kere daha öğretti diyebilirim. Kendisinin kalemi, yazım dili, kitaba dair kendine has kurgusu, bana öğrettiği yeni ve bilmediğim kelimeleri o kadar hoşuma gitti ki, bugüne kadar nasıl olur da böylesi bir eseri okumadığımı şahsen sorgular oldum. Bakalım kitabın bana vermiş olduğu bu hissi ne kadar kollayabilir ve sonrasında da gene o duygulara kapılıp, ön yargılarıma yenik düşerim merak ediyorum doğrusu. Neyse, girişi çok uzatmadan ben asıl konuya, konumuz olan Madonna’ya döneyim. :))

Yapmış olduğum kısa inceleme sonrasında, kendisinin bu eserini kaleme almadan önce, romanını bir seri halinde 1940-1943 yılları arasında çalışmakta olduğu Hakikat gazetesinde yayımladığını öğrendim. Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna’yı ikinci kez askerlik yaptığı Büyükdere’de çadırda yazmış ve günü gününe gazeteye yetiştirmeye çalışmıştır. Romanı yazdığı günlerde attan düşüp sağ kol bileği çatlayınca, kolunu tenekede ısıtılan suya koyup yazmaya devam etmiştir. (Kaynak: Turgut Özakman, Cumhuriyet, Bilgi Yayınevi, 81. Basım, 2013, Önsöz, s. 9)

“Bu insanlar dünyada nasıl yaşamak lazımsa öyle yaşıyorlar, vazifelerini yapıyorlar, hayata bir şey ilave ediyorlardı. Ben neydim? Ruhum, bir ağaç kurdu gibi beni kemirmekten başka ne yapıyordu?” s.124.

Gerçekten severek okuduğum romanımızın asıl başkahramanları Maria Puder ve Raif Efendi’dir. Raif Efendi’nin karakterinin, kişiliğinin, hislerinin benim gibi birçok okura tercüman olduğuna da eminim. Sen, sen hangi duygular ile yazıldın ve seni hayalinde canlandırırken ne tür bir ruh hali içerisindeydi sana kalemi ile can veren yazar?! Bir insan ve onun yaşadığı hayat (hayat demeye bin şahit ister) bu kadar mı dokunaklı ele alınır?! Ne kadar naif bir insandın sen Raif Efendi… İçine kapanıklığı, melankolik halleri ve yaşadığı dış dünyaya her ne olursa olsun uyum sağlayabilmiş birisidir Raif Efendi. Bir nevi alınyazısı gibi düşündüğü hayatı boyunca yaşadığı sıkıntılara boyun eğmek zorunda kalmış, gündelik hayatta uğradığı tüm haksızlıklara bile karşı mukavemet edememiştir. En nihayetinde sevmediği bir kadınla hayatını birleştirmiş ve bir aile babası olmuştur.

“Çocuklarım oldu... Onları sevdim, fakat hayatta kaybetmiş olduğum şeyi bana asla veremeyeceklerini bile bile...” s.148.

Hayatın kendisine biçtiği rolü oynarken bile kendi hayatına asla yön vermemiş, hep etrafında olan başka insanların görmek istediği bir karakter olarak yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştır. Şu koskoca hayatında yaşayabildiği ve gerçekten hissettiği bir tek anısı olmuştur ve bu unutulmaz olan anısını kişisel not defterine aktarmıştır. Havran’da başlayarak, kendisini İstanbul’a sürükleyen bir hayatın içerisinde bulmuştur.

Hayatımın başka türlü olmasına imkân var mıydı? S.159

İstanbul’da kaldığı süre zarfında okumaya ve güzel sanatlara merakı uyansa da, içinde besleyip büyüttüğü hayali karakterleri onu bu süre zarfında hiç yalnız bırakmamışlardır. Bir gün tekrar memleketine geri dönmek için karar kıldığında, babasından almış olduğu son bir haber ile Almanya’ya, her daim hayallerinde canlandırdığı Avrupa’ya gitme fırsatı hiç beklenmedik bir anda kapısını çalmıştır.

Berlin’de, geçirdiği zaman içerisinde sanata olan ilgisi daha da artar ve günlerden bir gün, ilginç bir hissiyat ile bir gazetede dikkatini çeken sanat galerisinde bulur kendisini. Bu sanat galerisinde bulunan tabloları incelerken, hiç tanımadığı bir sanatçının otoportresi dikkatini çeker ve tarif edilmez duygular içerisinde kalarak bu kadına kalbi meyleder. Daha evvel hep hayalinde canlandırdığı kadınındır bu ve tarifi mümkün olmayan duygular içerisindedir. Kendisini bu güzel tabloya o kadar kaptırmıştır ki, her fırsat bulduğunda bu güzelliği görmeye gider. Rutin hale getirdiği böylesi günlerden birinde, yine tabloyu seyrederken yanına bir kadın sokulur. Kadın, Raif’in tabloya karşı olan ilgisi ve bağımlılığının farkına varmıştır ve kendisi ile iletişime geçmek ister. Raif Efendi ise kadının kendisiyle alay eden kalburüstü, sosyetik birisi olduğu düşüncesindedir ve üstü kapalı kaçamak cevaplar ile sualleri geçiştirir. Ama bunun böyle olmadığını kısa zaman sonra tecrübe edecektir ve kendisini mutlu kılacak o günler artık eskisinden daha da yakındır Raif Efendiye.

“Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim.” s.159.

Maria Puder, Raif Efendi’ye göre daha baskın bir karakter yapısı sergilemektedir. Tüm görüşme ve gündelik buluşmalarında kendisinin ne kadar özgür ruhlu yetiştiğini, her daim canının istediğini yaptığını anlatır. Raif Efendi’ye onu çok naif bulduğunu ifade eder. Ortak düşünce yapısında olan bu iki insan, hayata dair bu bakış açılarından ve örtüşen düşüncelerinden, beklentilerinden ötürü birbirlerini tamamlarlar ve aralarında güzel bir arkadaşlık başlar. Tutkun olduğu bu kadına ne kadar âşık olsa ve onu çok sevse de, Raif Efendi Maria’nın kendisine karşı olan hislerinden asla emin olamaz. Fakat asla ona karşı kırıcı olmamak için Maria’nın her isteğini özveri ile yapma, yerine getirme çabasındadır.

"Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan, bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?" s.72.

Her ikisi için rüya niteliğinde geçen bu güzel günleri bekleyen kötü bir gün vardır ve o gün artık gelmiştir. Bir gün, hiç beklenmedik bir şekilde Raif Efendi, babasının vefatını haber alır. Durum icabı mecburen Havran’a tekrar geri dönme kararı alır ve sevdiği kadın Maria ile mektuplaşarak iletişimde kalmaya devam edecektir. İlk zamanlar düzenli devam eden mektuplar bir gün hiç beklenmedik bir şekilde kesilir ve artık Maria’dan haber alamamaktadır. İşte bundan sonrası Raif Efendi için çekilmez, kasvetli günlerin ve eskisinden de kötü geçecek olan günlerin başlangıcı olur.

“Aile yükü arttıkça benim hayatla alakam azalıyor, artması icap eden gayretim büsbütün yok oluyordu.” s.148.

Aradan geçen on yıl sonra Raif Efendi, bir gün gene kendisine mecbur edilen bir alışveriş dönüşü tesadüf eseri Bayan Döpke ile Ankara sokaklarında karşılaşır. Bir ümit çırpınırken, aldığı iki haber ile dünyası büsbütün sarsılır ve derin ruh haline bürünür.

“Her şeyi, her şeyi, bilhassa ruhumu hiç bulunmayacak yerlere saklamalı...” s.160.

İşte tam ölüm döşeğinde, hasta hali ile son günlerini yaşarken, okuduğumuz bu acıklı trajediyi son zamanlarında kendisini sıklıkla ziyaret eden iş arkadaşının okuduğu özel not defterinden hep birlikte öğreniriz.

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
164 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Çok güzel bir roman deyip geçmek kitap ve Sabahattin Ali için büyük haksızlık olur. Kitabı okumadan önce popülerliğini biliyordum. O nedenle büyük beklenti içerisinde okudum. Genellikle büyük beklenti oluşunca insan istediğini bulamadığı için beğenemiyor. En azından ben böyleyim. Fakat bu kitapta böyle bir şey olmadı. Beklediğimin de üstünde çıktı. En beğendiğim yönü ise yazarın Türkçe'yi kullanma tarzı. Kişisel bir takıntım var. Anlatım bozukluklarına çok dikkat ederim bir şey okurken. Bu kitapta o kadar uzun, karışık ve devrik cümle kullanılmasına rağmen bir tane bile anlatım bozukluğuna denk gelmedim. Zaten kitabın bu muhteşemliğini anlayınca yarısından sonra anlatım bozukluklarını aramayı bıraktım. :)

Kitabın hikayesi de muazzamdı. Özellikle 1900'lü yıllarda Almanya'daki yaşamı ve Türkiye'deki yaşamı merak edenler için güzel olacaktır. Değişik bir roman işte. Bitirdikten sonra bir kaç gün hikayeyi düşünmeden edemiyor insan. Sanırım yerli edebiyatımızda bundan 5 tane daha kitap bulamayız.

1 puanı nereden kırdım bilmiyorum. Belki de ileride puanımı değiştirip 10 veririm. Fakat bence bir kitaba 10 vermek zor olmalı. Çünkü 10 verdiğiniz bir kitap sizin için her yönüyle kusursuz ve hayatınızı etkileyen bir kitap olmalı bence. Sanırım ciddi anlamda bir etki doğurmadığından dolayı 10 veremedim.

Son olarak kitabı bitirme durumum üzerine bir şey söylemek istiyorum. Sabah 11'de sınavım vardı. Antalya'dan İstanbul'a akşam 9 arabasıyla gidiyorduk İbrahim'le (İbrahim Korhan). Sınava hiç çalışmamıştım. 20-30 sayfa okuyayım diye elime bir aldım, sabaha kadar bırakamadım. O kadar içine çektiki hikaye gerçekten bırakamadım. Sınavı bir şekilde geçtim o ayrı mesele tabi. :)

Velhasıl okuyun derim. Bu türde kitapları sevmiyorsanız bile okuyun.
176 syf.
·20 günde·Beğendi·9/10
İncelemeye başlamadan önce şunu söylemeliyim ki kitabı her yerde gördüğüm için inanılmaz ön yargıyla almıştım.Ama her sayfada kitaba daha da bağlandım.Okumanızı tavsiye ediyorum.

İlk olarak kırdığım tek puanın nedeni;basımevinden kaynaklı yazım hatalarının cümlelere farklı anlamlar katmasıydı.

Kitabın geri kalan kısmını öve öve bitiremem.Konu bakımından o kadar güzel oluşturulmuş ve işlenmiş ki,Raif Efendi’nin yerine bizzat kendimi koyduğumu hissettim.Eserlerde en çok okuru sevindiren ve okumanın zevkini arttıran özelliğin bu olduğunu düşünüyorum.

Aşk ve sevgi için kullanılan iltifatlar ve cümleler bu iki duygu için de insanların hissettiği gerçek ve duru cümlelerdi.
164 syf.
Yıllarca herkes tarafından çok okunduğu için uzak durduğum fakat bir gün elime aldığım ve bitirene kadar bırakamadığım, satırlarının çoğunu çizdiğim bir romandı... hepimizin içinde hayata ve insanlara küskün bir Raif yatıyor.
164 syf.
·Beğendi·10/10
Raif Efendi...
Maria Puder...
Sizinle ikinci kez buluşmak ve aşkınızı ikinci kez okumak, nasıl desem, boğazımda koca bir düğüm.
İkinci okuyuşum olmasına rağmen kitabın tesiri aynı. Eminim yirmi ikinci okuyuşum olsaydı da aynı olacaktı.
Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.
Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
Benim beklediğim aşk başka! O bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka; istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka... Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilmez bir istemek!.
“Ben böyleyim işte!” dedi. “Ben garip bir kadınım. Benimle ahbaplık etmek isterseniz birçok şeylere tahammüle mecbur kalacaksınız."
Bu yaşıma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan insanı vücudu birdenbire benim için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi? Fakat hep böyle değil midir ? Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kürk Mantolu Madonna
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056910647
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mahzen Yayıncılık
Koltuğundan kalkmadan elini uzattı. Sokuldum ve teşekkür ettim. Yüzünde, bana iyilik ettiği için, samimi bir memnuniyet vardı. Onun aslında hiç de fena bir insan olmadığını, yalnız mevkiinin icaplarını yaptığını ve bunun da belki hakikaten lüzumlu olabileceğini düşündüm. Fakat dışarı çıkınca koridorda bir müddet durakladım ve bana tarif ettiği odaya gitmekle burayı bırakıp çıkmak arasında bir hayli tereddüt ettim. Sonra ağır ağır, başım önümde, birkaç adım yürüyerek ilk rast geldiğim hademeye mütercim Raif Efendi’nin odasını sordum. Adam eliyle gayrimuayyen bir kapıyı gösterdi ve geçti. Tekrar durdum. Niçin bırakıp gidemiyordum? Kırk lira aylığı mı feda edemiyordum? Yoksa Hamdi’ye karşı ayıp bir harekette bulunmuş olmaktan mı çekiniyordum? Hayır! Aylardan beri süren işsizlik, buradan çıkınca nereye gideceğimi, nerede iş arayacağımı bilmemek... Ve artık tamamıyla pençesine düşmüş olduğum bir cesaretsizlik... İşte beni o loş koridorda tutan ve oradan geçecek olan diğer hademeyi beklemeye sevk eden bunlardı.

Kitabı okuyanlar 142bin okur

  • Feyzoşş
  • Nerhan Kahraman
  • Neslihan 。
  • Ilyas.kaya44
  • Şuheda Gedikli
  • Özlem Işık
  • Selda
  • Tülin karataş
  • Rabia Akpınar
  • Abdurrahman Mandıralı

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%20.8
14-17 Yaş
%17.9
18-24 Yaş
%20.5
25-34 Yaş
%14.7
35-44 Yaş
%11.7
45-54 Yaş
%7.9
55-64 Yaş
%1.8
65+ Yaş
%4.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64.9
Erkek
%35.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.7 (296)
9
%0.3 (139)
8
%0.3 (112)
7
%0.1 (40)
6
%0 (14)
5
%0 (12)
4
%0 (3)
3
%0 (2)
2
%0 (3)
1
%0 (2)

Kitabın sıralamaları