Kürk Mantolu Madonna (Türk Edebiyatı Klasikleri 29)

·
Okunma
·
Beğeni
·
687,1bin
Gösterim
Adı:
Kürk Mantolu Madonna
Alt başlık:
Türk Edebiyatı Klasikleri 29
Baskı tarihi:
Aralık 2019
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786257999267
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Kürk Mantolu Madonna’da Sabahattin Ali gözlerini çevirmenlik yapan bir memurun yaşamına çevirir. Havran’da doğup büyüyen Raif Efendi sonunda sanat okumaya karar verir ve kasabasından ayrılır. Önce İstanbul’a, oradan Berlin’e kadar uzaklaşır. Kendini bildi bileli düşünceleri dilsizdir; ya konuşmaya değer bulmaz ya da paylaşmaya sevk edecek bir başkasıyla karşılaşmamıştır. Sonunda Berlin’de karşısına çıkan Maria Puder bu sessizliğin bozulmasını sağlar. Raif Efendi yalnızlığından silkinir ve bu tatlı sevdaya bırakır kendini.
176 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Kitabı yorumladığım video yayında bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsiniz :) https://www.youtube.com/watch?v=2m39v7vVMIY

Kitabın benim açımdan ağır olduğunu düşünüyorum ve bu kitabı zaten çoğu kişinin okuduğunu düşünerek bu yorumu yapacağım. Biliyorsunuz Instagram veyahut Twittter'a girdiğinizde çoğu kişide yanında kahve veyahut ışıklı bir ortamda bu kitapla olan fotoğrafı vardır. Tabii böyle olunca kitabın çok az bir kısmına değineceğim sonuçta bu bir aşk romanı. Kitapta benim gördüğüm kısım Türkiye'nin yeni harpten çıkışı ve yeni bir devletin kurulmasıyla birlikte yeni sosyal yapıyı görüyorsunuz. Ayrıca Sabahattin Ali bu durumda da kendi yaşantısını kitapta görüyorsunuz. Şunu da eklemek istiyorum kitap inanılmaz akıcı zaten 1 günde bitirebilecek kitaplardan biri. Benim gördüğüm diğer bir nokta ise Ali toplumsal ve kültürel yapıyı ayrıca insanların gururunu çok etkili biçimde belirtiyor çünkü karakterlerin o zamanki yaşantısı ve kişiliklerini görüyorsunuz ve o yıllarda aşkın ve gururun nasıl kişiliğe büründüğünü gösteriyor.
160 syf.
·12 günde·Beğendi·9/10 puan
Biraz hırçınca düşen yağmur damlaları, kaşkolunuzu boynunuza iyice sarıp sarmalamışsınız ya da hiç değilse kabanınızın yakalarını kaldırmışsınız. Rüzgarın bıçak sırtından korumak istediğiniz ellerinizi yine kabanınızın cebine emanet edip kendinizi kalabalık bir bulvara bırakıvermişsiniz. Belki de buna maruz kaldınız demeli, bilemedim. Bu panoramada etrafınızdan onlarca insan gelip geçiyor ama pek çoğunun dikkatinizin cüzi bir derecesini bile işgal etmediği gerçeği olanca hâliyle aşikar, öyle değil mi? Ama bu hakikat kadar diri ve keskin olan bir başka gerçek ise her birinin kendi biricikliğinde bambaşka bir hikayenin kahramanı yahut figüranı olması bana kalırsa.

Hadi gelin onlardan birine misafir olalım, ne dersiniz?

Hayatın sillesini henüz yaşamış olan ve hikayeyi ağzından dinlediğimiz meçhul anlatıcı bize o dönem başından geçen sıkıntılardan dem vururken bir arkadaşının gölgesinde bulduğu iş ile biraz olsun dikiş tutturabilecekmiş gibi bir izlenim veriyor. Anlatıcımızın heyecanına ortak olsak da ‘bu kadar erken kavuştuğuna göre olay nereye dönecek’ sorusu hemen bir iki fikrî diken atıveriyor zihnimize. Buradan sonrası ismini bilmediğimiz bu meçhul anlatıcının iş ortamından bize sunduğu izlenceler olarak devam ederken bir isimle karşılaşıveriyoruz: kendi hâlinde, hiç bir fevkaladelik emaresi göstermeyen Raif efendi... Meçhul anlatıcımız da başlarda ne olduğunu pek anlayabilmiş değil. Ta ki bir olay dolayısıyla Raif efendinin çizdiklerine şahit olana kadar. Meçhul anlatıcı Raif efendinin bu yönüyle karşılaşınca şaşkınlığını gizleyemiyor ve onu tanımaya yönelik ufak, ürkek, cılız girişimlerde bulunuyor. Raif efendini Zayıf bünyesinin bir yansıması olarak -ki herkesler buna yoruyor ve biz de öyle biliyoruz şimdilik- hasta düşünce meçhul anlatıcımız bu fırsatı değerlendirmek istiyor ve ziyaretine gidiyor. Bu git geller sayesinde Raif efendinin hikayesi de girmiş oluyor satırlara.

“Dünya bir mahpusluk ve ben de zamanımı dolduruyorum..”

İçimizden biri olsa da hepimize yabancı bir insan Raif efendinin öyküsü üzerinde gezdirirken yorgun gözlerimizi, muhayyelemizde uçuşan şeyler her birimizde başka başka oluyor muhakkak.

Kürk Mantolu Madonna kitabı okuyucuya bu yönüyle oldukça geniş bir düşünsel yelpaze sunuyor. Ve cevabı da, son satırlar ilişirken gözümüze hepimiz kendi rengimize boyamış oluyoruz.

Şimdiden keyifli okumalar...
176 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Sabahattin Ali'nin okuduğum ikinci eseri.
Baştan söylemek gerekirse eserimiz trajedik bir aşk romanıdır. İnsanların ötekileştirdikleri Raif Efendi, hiçbir şeye aldırış etmeden kendi dünyasında yaşamına devam ediyordu. Çok stresli bir iş dünyasına sahipti, karşılaşılan küçük problemlerde direkt ona yükleniliyordu. Onun sessiz kaldığını düşünselerde aslında Raif Efendi, hepsinden çok konuşuyordu. İnsanlar acayip buldukları bu kişiliğin sebebini sormak yerine kendilerince hüküm vermişlerdi. Biliyorum ki yaşadıklarını bir kişiye anlatsa az da olsa yüreğindeki ağırlık hafiflerdi ama insanlar onu dinlese bile anlamayacaklarını bildiği için kendini soyutlamış, insanlara anlatamadıklarını siyah kaplı defterinde haykırmıştır. Ölüm döşeğine düşen Raif Efendi siyah kaplı defterindeki haykırışlarıyla okuru buruk bir Berlin yolculuğuna çıkarıyor. Can sıkıntısının yoğun olduğu bir gün sırf bu durumdan kurtulmak adına deli danalar gibi sokak aralarında dolandığı sırada kendini sanat galerisinde bulan Raif Efendi, soğuk bir şekilde duvardaki tabloların arasında dolanırken bir tanesinin önünde gözleri kocaman aralanır ve adımları yavaşlar. Bir müddet tablodaki Kürk Mantolu Madonna'yı tahlil ettikten sonra hayran kalır. Ardından saatlerce, günlerce süren bu büyülü rüya her şeyden habersiz devam eder. Öyle ki tablonun sahibi kanlı canlı yanında oturmasına rağmen kahramanımız bunu bile fark etmez. Günler sonra tesadüfen karşılaşan bu ikili hayattan soğumuş halde olmasına rağmen birden yaşamları değişir. Sanat galerisinde başlayan bu hayranlık Berlin sokaklarının her köşesine birer anı olarak kazınır. Öyle ki memleketi Ankara'ya dönen Raif Efendi, seneler sonra aşkının meyvesini bir trenle bilinmezliğe doğru yolcu eder.

Maria Puder'ın mücadelesini, Raif Efendi'nin yaşadıklarını ve insanların ona karşı davranışlarını düşündükçe tüylerim diken diken olmasına rağmen hayatın her köşesinde bu tarz hayat hikayelerinin  olduğunu çok iyi biliyorum. Eseri okurken sevginin ve sevgisizliğin insan hayatını ne kadar etkilediğini her iki koşulda da gözlemleme şansına erişiyorsunuz.

Kürk Mantolu Madonna'yı sosyal medya storylerinde starbucks masalarında çekilen resimlerde görmüştüm: Eserin bu kadar yoğun ilgi görmesini bilinçsiz okuyucuların entelektüel görünme çabasına bağlamıştım. Sabahattin Ali, Raif Efendi ve Maria Puder'den şahsım adına özür dilerim.
Okumak için bu kadar geç kalmış olmak şahsımı üzse de küllerinden doğan bir kişinin bu kadar çabuk okuma şansına eriştiği için mutluyum. Herkese tavsiye ediyorum. Çarşıda pazarda dağıtılmalı, okunmalı okutulmalı, kitaplığın en güzel köşesinde sergilenmelidir. Okuduktan sonra günlük yaşantımızdaki insanlara karşı davranışları ve yaklaşımları tahlil etmeliyiz. İyi okumalar
164 syf.
·6 günde·10/10 puan
İlk olarak 1943 yılında kitap haline gelen bu eser Sabahattin Ali'nin 1940-1941 yılları arasında Hakikat gazetesinde "Büyük Hikaye" başlığı altında yazdığı 48 bölümlük seriden oluşmaktadır.

Ayrıca torpili olmayanlarının devlet dairesinde iş bulamadığı, dönemin Türkiyesine de siyasal atıflarda bulunmuştur.

Kitabin konusu bankacıyken işine son verilen yazar eski arkadaşı Hamdinin yardımıyla onun yanında işe girer. Oda arkadaşı Raif efendi nötr mizaclı biridir. En şiddetli olaylara bile sükunetle karşılık verir.Hasta yatağında son günlerini yaşayan Raif efendi yazardan tuttuğu günlüğü yakmasını ister. Yazar ancak okuduktan sonra bunu yapacağını söyler ve Kürk mantolu madonna hikayesi başlar. Raif güzel sanatlara merakı olan biridir. Savas yılları babası meydanın boş kalmasından endişe eder ve onu okutmak ister. Almanya'ya gidip sabun yapımının inceliklerini öğrenecek ve Türkiye ye dönüp fabrikanın başına geçecektir. Berlinde bir sergide gördüğü Maria Puderin portresi olan kürk mantolu madonna resmi istemsiz bir şekilde onu kendine çeker. Raif sadece yüreğinin peşinden gider.

Sabahattin Ali'nin en cok okunan eseridir. Ara ara sıkıcı yerler olsada genel itibariyle sürükleyici ve bir lokmada yutulacak kitaplardandır. Zaten telif hakkı da kalktığı için uygun fiyata bulabilir, sevdiklerinize hediye edebilirsiniz.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
163 syf.
·7 günde·10/10 puan
Öncelikle kitabı okumama vesile olan, daha doğrusu beni cesaretlendiren videoyu bırakayım şuraya;
https://youtu.be/2m39v7vVMIY

Bu kitap hakkında söylenecek pek bir şey olduğunu düşünmüyorum açıkcası.
Uzun zamandır incelemelerimi kitabı bitirir bitirmez yazıyorum ama kitap öyle ağır ve etkileyici ki, kendime gelmem zaman aldı.

Ters köşe yaptığım, şaşırıp kaldığım, düğüm düğüm olduğum bir sonla bitti. Tabii ki ne olduğunu söylemiycem ama kesinlikle beklediğim bu değildi. Aşırı duygusal bir anıma denk geldi sanırım çünkü birazcık ağlamış olabilirim.
Gerçekten çok iyiydi.



Bana kitap alanı elbet unutmam ama,
Kitap okuyanı asla unutamayacağım...
176 syf.
·45 günde·Puan vermedi
Selamlar değerli 1K okurları.
Kitabı okuduktan uzun bir süre sonra inceleme yapmak güzel fikir o zaman başlayalım. :)
Öncelikle Sabahattin Ali'yi okuma fırsatım pek olmadı. Bir aralar çok popülerdi ve popüler olan şeylere alerjim olduğu için pek okumak istemiyordum. İçimizdeki Şeytan kitabıyla tanıdım ve bunda edebiyat öğretmenimizin çok büyük bir payı var. Yapmış olduğu okuma etkinliği sayesinde Sabahattin Aliyle tanıştım. Burak TAŞKIRAN size ne kadar teşekkür etsem az..
Kürk Mantolu Madonnaya gelecek olursak ismini çok duyuyordum ve büyük çoğunluk övgüyle bahsediyordu. İçimizdeki Şeytanı çok beğenmiştim ve neden okumuyorum ki deyip satın aldım. Iyi ki de almışım. Spoiler vermeyi pek sevmiyorum bu yüzden kitap hakkında söyleyeceklerim: gerçekten çok akıcıydı bir günde bitirilebilecek bir kitap olay örgüsüyle zaten okuru kendine çekecektir. Ben okurken çok eğlendim, içindeki çoğu cümleye kalbimi bıraktım.. Çok güzeldi.
Herkesin en az bir kere okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kürk Mantolu Madonnadan sonra Sabahattin Aliye olan ilgim çok arttı fırsat buldukça diğer eserlerinide okumayı çok istiyorum.


O zaman birazda Sabahattin Ali'den bahsedelim.
Türk yazar ve şair. Edebî kişiliğini toplumcu gerçekçi bir düzleme oturtarak yaşamındaki deneyimlerini okuyucusuna yansıttı ve kendisinden sonraki Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatını etkileyen bir figür hâline geldi. Daha çok öykü türünde eserler verse de romanlarıyla ön plana çıktı; romanlarında uzun tasvirlerle ele aldığı sevgi ve aşk temasını, zaman zaman siyasi tartışmalarına gönderme yapan anlatılarla zaman zaman da toplumsal aksaklıklara yönelttiği eleştirilerle destekledi. Kuyucaklı Yusuf (1937), İçimizdeki Şeytan (1940) ve Kürk Mantolu Madonna (1943) romanları Türkiye'deki edebiyat çevrelerinin takdirini toplayarak hem 20. yüzyılda hem 21. yüzyılda etkisini sürdürdü.

Eğridere'de doğan Sabahattin Ali, ilk hikâye ve şiir denemelerine Balıkesir'de başladıktan sonra İstanbul'daki edebiyat öğretmeni Ali Canip Yöntem'in desteğiyle ilk kez Akbaba ve Çağlayan dergilerinde şiirlerini yayımladı. Anadolu'da kısa süre öğretmenlik yaptıktan sonra Türk devleti tarafından dil eğitimi için Almanya'ya gönderildi. Türkiye'ye döndüğünde Almanca öğretmeni olarak göreve başlasa da önce komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla bir süre tutuklandı, ardından ise Türk devlet yöneticilerini eleştirdiği iddiasıyla tekrar tutuklandı. Bu dönemde memurluktan ihraç edildi ancak Atatürk hakkında yazdığı bir şiirden dolayı yeniden devlet kurumlarında görevlendirildi. Ayrıca kendisine yüklenen sosyalist algısını kırmak için de Esirler adlı bir oyun kaleme aldı.

Hayatının son yıllarında Türk milliyetçileriyle yaşadığı tartışmalarla da öne çıktı, özellikle Türkçü-Turancı yazar Nihal Atsız ile yaşadığı gerilim giderek artarak Irkçılık-Turancılık Davasının bir parçası oldu. Bu dönemde Aziz Nesin'le beraber çıkardığı Markopaşa dergisinde siyasileri eleştirmesi yüzünden çeşitli davalarla uğraşmak zorunda kaldı. Hakkındaki davaların aleyhinde seyrettiği bir dönemde Türkiye'den ayrılmak istedi ve Bulgaristan sınırını geçmek isterken kendisine kaçma girişiminde rehberlik eden Ali Ertekin tarafından milliyetçi gerekçelerle öldürüldü. (KAYNAK: WİKİPEDİA)

Benim söyleyeceklerim bu kadar kitapla kalın..
176 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Kitabın %70'lik kısmı gayet sakin, belki sürükleyicilik sevenler için biraz durgun kalabilen türdendi. Geri kalanı; her şeyiyle ters köşe yapan, karakterler, olaylar hakkında vardığınız sonuçları tepe taklak eden bir kısımdı.
Maria Purder ilginç bir karakterdi; hakkında çok gittim geldim, düşüncelerim ile çok çeliştim. Nihayetinde kitabın sonunda yine aynı çelişkiyi yaşattı yazar bana. Raif Efendi ise kendine, çevresine acımasız olan; pesimist bir karakterdi. Onun dışında, olay örgüsünün içindeyken bazı noktalarda etmiş olduğum tahminler doğru çıktı, tabii tereddüte düştüğüm anlar da olmadı değil. Yani yazar size sonuçları tahmin etmeniz için açık kapı bırakmış ama bunu öyle bir ustalık ile başarmış ki, yukarıda da belirttiğim gibi ters köşe yaparak "öyle olmayacak galiba" dedirtmiş oldu bana. Ancak yine de tahminler doğru çıktı.
Yazarın, duygu ve düşüncelerini okuyucuya aktarma şekli mükemmeldi. Yapmış olduğu benzetmeler, örneklendirmeler; özlü söz diye adlandıralabilecek cinstendi.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim: böyle duygusal, dramatik bir aşk hikayesine, aralarda güldürecek birkaç cümle serpiştirmesi de hoşuma gitti. Yani biraz nükte, çokça dramın birleşimi bir roman..
163 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Vayy bee ne kitaptı ama? Cidden duygu tahlilleri çok yoğundu resmen kitabı okumadım yaşadım ve okurken bir insan nasıl böyle yazabilir diyerek Sabahattin Ali'ye bir kere daha hayran oldum. Ve son olarak şunu da söylemek istiyorum Maria'nın ikizler burcu Raif'inse yengeç burcu olduğuna yemin edebilirim ama kanıtlayamam. :)
160 syf.
·12 günde·Beğendi·8/10 puan
YouTube kitap kanalımda Kürk Mantolu Madonna kitabını yorumladım: https://youtu.be/z9XbaupmHVM

Her gün etrafınızda gördüğünüz insanları aslında ne kadar görüyorsunuz hiç sorguladınız mı?

Kendiniz için yıllar sonrasına zaman kapsülü niteliğinde bir mektup bıraktınız mı? Bilinmeyen bir kadın ya da bilinmeyen bir adam olabildiniz mi? Asıl değerin, bilinen ve alışılmış doluluklarda değil, bilinmeyen ve tarif edilemeyen boşluklarda olduğunu anlayabildiniz mi?

Sizin hiç Tyler Durden'iniz oldu mu?

Peki hiç mi kafes olup bir kuşu aramaya çıkmadınız?

Kürk Mantolu Madonna, boşlukların felsefesidir. Tablodaki kadının aşağıya doğru gizemli bakışından tümevarım yoluyla bütün romana yayılmış kocaman bir boşluktur. Bu öyle bir boşluk ki, çukur ve kapanmamış yer olarak tanımlanan bir boşluk. Peki Raif Bey TDK'ya cevap olarak ne diyor?
"Ben de, o zamana kadarki hayatımın boşluğunu, gayesizliğini sırf böyle bir insandan mahrum oluşumda bulmaya başlamıştım." 86. sayfa

Boşlukların farkındalığında olarak yaşamak gerçekten kolay mı zannediyorsunuz? Dolu dolu geçirdiğimiz hayatların niteliği konusunda kendinizi hiç sorguladınız mı?
Hayatı genel izleyici çemberi içinde yaşamak nasıl bir histir peki?

Raif Bey, koşuyor, hastalanıyor, çevirmenlik yapıyor, seviyor, deliriyor. O da benim, senin, onun gibi sadece bir insan. Bir ruhunun bulunduğunu geç de olsa fark etmiş bir insan. Peki biz vücutlarımızla yaptığımızı sandığımız bu eylemleri gerçekten de ruhumuzu ve yüreğimizi de ortaya koyarak gerçekleştirebiliyor muyuz? Gerçeğin mayasını gözümüzle değil, esas yüreğimizle görmek istiyor muyuz?

Kürk Mantolu Madonna, boşlukların ütopyasıdır. Boşlukların anlamını en güzel şekilde idrak edeceğiniz romanlardan birisidir. Raif Bey anlatıcı için, Maria Puder de Raif Bey için bir ütopyadır. Fakat aynı zamanda boşlukların distopyasıdır da diyebiliriz. Çünkü boşluklar bu ikilemde kaldıkları sürece anlamlı olan olgulardır zaten. O bilinmez boşluğun kapanıp kapanmayacağını bilmeden yaşamak, beynini ve ruhunu bitirmek harika bir distopya değil midir? Bu kalabalık hayatta, bu dolulukların kirlettiği hayatta, yüreğimizi ve ruhumuzu gereksiz şeylerle doldurmaya çabalayan yüzlerce olayın, nesnenin, insanın olduğu bu hayatta biraz da boşlukların olmasını arzulamak harika bir ütopya değil midir?

Kürk Mantolu Madonna, toplumların analizidir.
"Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi." diyor bize Raif Bey 149. sayfada. Gerçekten de bir kişiden bütün insanlara yayılan bir tümevarım mümkün müdür? Sınırların denendiği bir romandır Kürk Mantolu Madonna. Sınırlardan korkmamamızı öğretir, sevmenin sınırı mı olurmuş yani?

O aşağı bakış yok mu o aşağı bakış. Ah, Raif! Seni anlıyorum. Anlamaz mıyım hiç? Belki o kadın yukarıya ya da sana doğru baksaydı sen o kadınla hiç ilgilenmeyecektin. Ama o kadının aşağı doğru bakması yok mu... O aşağı ki neler olmuyor o yeryüzünde. Her gün bombalar atılıyor, çocuklar ve masumlar ölüyor o aşağıya bakılan yerde. Boşluklar her gün bombalarla, ölümlerle, yalanlarla dolduruluyor. Belki de bu ilk bakış sana bu kadar şeyi düşündürdü. Neden olmasın? Hayatla savaşı olan bir insanı tanımak istedin diye suçlu mu oldun yani?

O zaman Raif, sana diyorum... Boşluklarını bir insanla kapatmaya veya kapatmamaya çalışan sana diyorum ki, senin Maria'nı günümüzde Madonna ile karıştıranlar var Raif. Biliyorum, üzüleceksin bunları okuyabiliyorsan eğer fakat gerçek bu. Özür dilerim sana o hasta yatağında bunu söylediğim için. Biz de senin defterini okuduk işte fena mı? Hem sen de seni dinleyecek ve anlayacak birilerini aramıyor muydun? Bir kişiye de olsa içindekileri dökmek istiyordun... Artık içini dökebildiğin ve onları anlayan milyonlarca insan oldu. Biz bu kitap oldukça senin boşluklarını kapatmaya her zaman devam edeceğiz Raif.
163 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitap okuma işini hep ileri atan biri olarak karakterlerin içine girdikten sonra birazdan ne yaşayacağım ne olacak şimdi dedim durdum karakterlerin içinden çıksamda kendimden çokça nokta buldum.
164 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Bu kitabı starbucks bardağı ile fotoğraf çekilmeyeni dövüyorlarmış dediler. Ben yine de çekilmedim. Hatta tuttum balkona koydum arkaya da Hekimbaşı Mezarlığı'nı aldım öyle çektim. Altına da şunları yazdım:
" Ölüm değilmi ki içimizde kalanları bir daha söylememize engel olan en can yakıcı ve en büyük pişmanlığımız ? Bugün içim bulutlu. Bugün umut yok. Bugün duygularım karışık. Maria Puder ve Raif Efendi'nin aşkı ile yok olup gitti tüm umutlar, ihtimaller ve hatta yaşama dair iyi şeyler... Gömdüm hepsini karşıdaki mezarlığa.
Bugün ikinci okuyuşum. Belki ilerde yirmi iki...
Çünkü bazı kitaplar hafızadan silinip gitmemeli.
"Ah Maria, niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz? Niçin rüzgârlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? Niçin yanımda değilsin?"

Bence iyi olmuş, güzel de olmuş. Çok beğeni almadı ama olsun. Hep o lanet olası starbucks bardağının eksikliği :D

Okumayan kalmadıysa da gözünüze bolca sokulduğu için illaki bir kaç fikir oluşmuştur kitaba dair. Yine de bilmeyenlere içeriği hakkında bilgi vermek, bilenlere de bende hissettirdiklerini anlatacak bir kaç cümle kurayım.
Raif Efendi tüm ön yargıları alt üst eden bir adam. Dışarıdan bakıp herkesin pasif görüp hiçbir işten anlamadığını düşünmesine rağmen bambaşka bir dünya ve yaşanmışlık var kendi içinde.
Maria Puder ise tam güçlü bir kadın örneği benim gözümde. Tüm yaşanmışlığına rağmen dik duruşu ile adeta taht kurdu kalbimde. Çünkü Raif Efendi içine kapanık bile olsa hayatına devam etmişken, Maria tüm yükü tek başına omuzlayıp göğüs gerdi her şeye. Genel olarak kitap özetlerinde hep Raif Efendi üzerinde durulmuş ama bence Maria da başlı başına ele alınıp psikolojisi üzerine düşündürecek bir karakter.
Ve aralarındaki müthiş aşk...
Aşk diyince sizin anladığınız şey gelmesin aklınıza. Hani yaşı, mesleği, geliri, memleketi, kültür seviyesi, evi, arabası... yani kısacası kriter kelimesi altında topladığınız ve bunlar uyuyuyorsa kabul ettiğiniz değil, tüm bu ıdı vıdılardan bambaşka bir şey onların ki.

Daha tanımadan, tanışmadan aşık oluyor Raif Efendi. Hem de bir tabloya. Günlerce gitmiyor tablonun önünden. Her detayına kadar ezberliyor tabloyu ve bir gün ressamıyla da tanışıyor. Ama öyle kaptırmış ki kendini tabloya, konuştuğu kişinin o olduğunu fark etmiyor bile. Başka zaman bambaşka şartlarda üstelik hiç de istemediği bir durumda tekrar karşılaşıyor Maria Puder ile. İşte o zaman başlıyor her şey. Ama istediğiniz gibi güllük gülistanlık da gitmiyor malesef. Ama yine de aşklarını yaşamaktan vazgeçmiyorlar.

Çünkü Atilla Şanbay'ın dediği gibi;
Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli,
Titanic batmalı
Ve aşk
Her şeye rağmen yaşanmalı.

En başından beri sürükleyici olan, Maria Puder ile tanışmasından sonra sizi daha çok içine alan bir kitap.
Kısacası efendim. Okuyun ve ısrarla okutun lütfen. Olmazsa bir kahve ısmarlayın. Okuma isteği otomatikmen gelir zaten :D

Sevgiler <3
Iyi okumalar ^_^
"İnsanlar arasındaki münasebetleri tanzim eden amiller ne kadar gülünç, ne kadar dıştan, ne kadar boş ve bilhassa asıl insanlıkla ne kadar az alakası olan şeylerdi..."
Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyorsunuz?
Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş.
İnsan tahammül edemeyeceğini zannettiği şeylere pek çabuk alışıyor ve katlanıyor. Ben de yaşayacağım... Ama nasıl yaşayacağım!.. Bundan sonraki hayatım nasıl dayanılmaz bir işkence olacak!.. Ama ben dayanacağım... Şimdiye kadar olduğu gibi...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kürk Mantolu Madonna
Alt başlık:
Türk Edebiyatı Klasikleri 29
Baskı tarihi:
Aralık 2019
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786257999267
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Kürk Mantolu Madonna’da Sabahattin Ali gözlerini çevirmenlik yapan bir memurun yaşamına çevirir. Havran’da doğup büyüyen Raif Efendi sonunda sanat okumaya karar verir ve kasabasından ayrılır. Önce İstanbul’a, oradan Berlin’e kadar uzaklaşır. Kendini bildi bileli düşünceleri dilsizdir; ya konuşmaya değer bulmaz ya da paylaşmaya sevk edecek bir başkasıyla karşılaşmamıştır. Sonunda Berlin’de karşısına çıkan Maria Puder bu sessizliğin bozulmasını sağlar. Raif Efendi yalnızlığından silkinir ve bu tatlı sevdaya bırakır kendini.

Kitabı okuyanlar 192,6bin okur

  • İsmail KESER
  • Kübra Pamuk
  • Asude Uluca
  • leyli
  • Sena Yılmaz
  • Emirhan
  • Özkan Yılmaz
  • Esra
  • esra
  • Daisy

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%15.5
13-17 Yaş
%27.3
18-24 Yaş
%24.1
25-34 Yaş
%10.9
35-44 Yaş
%10
45-54 Yaş
%8.9
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%68
Erkek
%32

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.1 (633)
9
%0.6 (335)
8
%0.4 (206)
7
%0.1 (66)
6
%0 (19)
5
%0 (14)
4
%0 (4)
3
%0 (2)
2
%0
1
%0 (2)

Kitabın sıralamaları