Kürk Mantolu Madonna

·
Okunma
·
Beğeni
·
687bin
Gösterim
Adı:
Kürk Mantolu Madonna
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
188
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058085589
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Liman Yayınevi
Hep başkalarının istediği gibi yaşayan Raif Efendi, memnuniyetsiz hayatının tek bir anıyla değiştiğine şahit olacaktır: Maria Puder isminde bir kadına âşık olduğunda...

Babasının isteğiyle Berlin’e giden ve oradaki bir sanat galerisinde hayran kaldığı bir tabloyla karşılaşan Raif Efendi, tabloda resmedilen kadın portresinin Andrea Del Sarto tarafından resmedilmiş "Madonna delle Arpie" adlı tablodaki Meryem Ana (Madonna) tasvirine benzediğini düşünür. Raif Efendi, daha sonra takıntı derecesinde hayran olduğu tablodaki yüzün sahibiyle karşılaşacaktır.
176 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Kitabı yorumladığım video yayında bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsiniz :) https://www.youtube.com/watch?v=2m39v7vVMIY

Kitabın benim açımdan ağır olduğunu düşünüyorum ve bu kitabı zaten çoğu kişinin okuduğunu düşünerek bu yorumu yapacağım. Biliyorsunuz Instagram veyahut Twittter'a girdiğinizde çoğu kişide yanında kahve veyahut ışıklı bir ortamda bu kitapla olan fotoğrafı vardır. Tabii böyle olunca kitabın çok az bir kısmına değineceğim sonuçta bu bir aşk romanı. Kitapta benim gördüğüm kısım Türkiye'nin yeni harpten çıkışı ve yeni bir devletin kurulmasıyla birlikte yeni sosyal yapıyı görüyorsunuz. Ayrıca Sabahattin Ali bu durumda da kendi yaşantısını kitapta görüyorsunuz. Şunu da eklemek istiyorum kitap inanılmaz akıcı zaten 1 günde bitirebilecek kitaplardan biri. Benim gördüğüm diğer bir nokta ise Ali toplumsal ve kültürel yapıyı ayrıca insanların gururunu çok etkili biçimde belirtiyor çünkü karakterlerin o zamanki yaşantısı ve kişiliklerini görüyorsunuz ve o yıllarda aşkın ve gururun nasıl kişiliğe büründüğünü gösteriyor.
160 syf.
·12 günde·Beğendi·8/10 puan
YouTube kitap kanalımda Kürk Mantolu Madonna kitabını yorumladım: https://youtu.be/z9XbaupmHVM

Her gün etrafınızda gördüğünüz insanları aslında ne kadar görüyorsunuz hiç sorguladınız mı?

Kendiniz için yıllar sonrasına zaman kapsülü niteliğinde bir mektup bıraktınız mı? Bilinmeyen bir kadın ya da bilinmeyen bir adam olabildiniz mi? Asıl değerin, bilinen ve alışılmış doluluklarda değil, bilinmeyen ve tarif edilemeyen boşluklarda olduğunu anlayabildiniz mi?

Sizin hiç Tyler Durden'iniz oldu mu?

Peki hiç mi kafes olup bir kuşu aramaya çıkmadınız?

Kürk Mantolu Madonna, boşlukların felsefesidir. Tablodaki kadının aşağıya doğru gizemli bakışından tümevarım yoluyla bütün romana yayılmış kocaman bir boşluktur. Bu öyle bir boşluk ki, çukur ve kapanmamış yer olarak tanımlanan bir boşluk. Peki Raif Bey TDK'ya cevap olarak ne diyor?
"Ben de, o zamana kadarki hayatımın boşluğunu, gayesizliğini sırf böyle bir insandan mahrum oluşumda bulmaya başlamıştım." 86. sayfa

Boşlukların farkındalığında olarak yaşamak gerçekten kolay mı zannediyorsunuz? Dolu dolu geçirdiğimiz hayatların niteliği konusunda kendinizi hiç sorguladınız mı?
Hayatı genel izleyici çemberi içinde yaşamak nasıl bir histir peki?

Raif Bey, koşuyor, hastalanıyor, çevirmenlik yapıyor, seviyor, deliriyor. O da benim, senin, onun gibi sadece bir insan. Bir ruhunun bulunduğunu geç de olsa fark etmiş bir insan. Peki biz vücutlarımızla yaptığımızı sandığımız bu eylemleri gerçekten de ruhumuzu ve yüreğimizi de ortaya koyarak gerçekleştirebiliyor muyuz? Gerçeğin mayasını gözümüzle değil, esas yüreğimizle görmek istiyor muyuz?

Kürk Mantolu Madonna, boşlukların ütopyasıdır. Boşlukların anlamını en güzel şekilde idrak edeceğiniz romanlardan birisidir. Raif Bey anlatıcı için, Maria Puder de Raif Bey için bir ütopyadır. Fakat aynı zamanda boşlukların distopyasıdır da diyebiliriz. Çünkü boşluklar bu ikilemde kaldıkları sürece anlamlı olan olgulardır zaten. O bilinmez boşluğun kapanıp kapanmayacağını bilmeden yaşamak, beynini ve ruhunu bitirmek harika bir distopya değil midir? Bu kalabalık hayatta, bu dolulukların kirlettiği hayatta, yüreğimizi ve ruhumuzu gereksiz şeylerle doldurmaya çabalayan yüzlerce olayın, nesnenin, insanın olduğu bu hayatta biraz da boşlukların olmasını arzulamak harika bir ütopya değil midir?

Kürk Mantolu Madonna, toplumların analizidir.
"Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi." diyor bize Raif Bey 149. sayfada. Gerçekten de bir kişiden bütün insanlara yayılan bir tümevarım mümkün müdür? Sınırların denendiği bir romandır Kürk Mantolu Madonna. Sınırlardan korkmamamızı öğretir, sevmenin sınırı mı olurmuş yani?

O aşağı bakış yok mu o aşağı bakış. Ah, Raif! Seni anlıyorum. Anlamaz mıyım hiç? Belki o kadın yukarıya ya da sana doğru baksaydı sen o kadınla hiç ilgilenmeyecektin. Ama o kadının aşağı doğru bakması yok mu... O aşağı ki neler olmuyor o yeryüzünde. Her gün bombalar atılıyor, çocuklar ve masumlar ölüyor o aşağıya bakılan yerde. Boşluklar her gün bombalarla, ölümlerle, yalanlarla dolduruluyor. Belki de bu ilk bakış sana bu kadar şeyi düşündürdü. Neden olmasın? Hayatla savaşı olan bir insanı tanımak istedin diye suçlu mu oldun yani?

O zaman Raif, sana diyorum... Boşluklarını bir insanla kapatmaya veya kapatmamaya çalışan sana diyorum ki, senin Maria'nı günümüzde Madonna ile karıştıranlar var Raif. Biliyorum, üzüleceksin bunları okuyabiliyorsan eğer fakat gerçek bu. Özür dilerim sana o hasta yatağında bunu söylediğim için. Biz de senin defterini okuduk işte fena mı? Hem sen de seni dinleyecek ve anlayacak birilerini aramıyor muydun? Bir kişiye de olsa içindekileri dökmek istiyordun... Artık içini dökebildiğin ve onları anlayan milyonlarca insan oldu. Biz bu kitap oldukça senin boşluklarını kapatmaya her zaman devam edeceğiz Raif.
160 syf.
·12 günde·Beğendi·9/10 puan
Biraz hırçınca düşen yağmur damlaları, kaşkolunuzu boynunuza iyice sarıp sarmalamışsınız ya da hiç değilse kabanınızın yakalarını kaldırmışsınız. Rüzgarın bıçak sırtından korumak istediğiniz ellerinizi yine kabanınızın cebine emanet edip kendinizi kalabalık bir bulvara bırakıvermişsiniz. Belki de buna maruz kaldınız demeli, bilemedim. Bu panoramada etrafınızdan onlarca insan gelip geçiyor ama pek çoğunun dikkatinizin cüzi bir derecesini bile işgal etmediği gerçeği olanca hâliyle aşikar, öyle değil mi? Ama bu hakikat kadar diri ve keskin olan bir başka gerçek ise her birinin kendi biricikliğinde bambaşka bir hikayenin kahramanı yahut figüranı olması bana kalırsa.

Hadi gelin onlardan birine misafir olalım, ne dersiniz?

Hayatın sillesini henüz yaşamış olan ve hikayeyi ağzından dinlediğimiz meçhul anlatıcı bize o dönem başından geçen sıkıntılardan dem vururken bir arkadaşının gölgesinde bulduğu iş ile biraz olsun dikiş tutturabilecekmiş gibi bir izlenim veriyor. Anlatıcımızın heyecanına ortak olsak da ‘bu kadar erken kavuştuğuna göre olay nereye dönecek’ sorusu hemen bir iki fikrî diken atıveriyor zihnimize. Buradan sonrası ismini bilmediğimiz bu meçhul anlatıcının iş ortamından bize sunduğu izlenceler olarak devam ederken bir isimle karşılaşıveriyoruz: kendi hâlinde, hiç bir fevkaladelik emaresi göstermeyen Raif efendi... Meçhul anlatıcımız da başlarda ne olduğunu pek anlayabilmiş değil. Ta ki bir olay dolayısıyla Raif efendinin çizdiklerine şahit olana kadar. Meçhul anlatıcı Raif efendinin bu yönüyle karşılaşınca şaşkınlığını gizleyemiyor ve onu tanımaya yönelik ufak, ürkek, cılız girişimlerde bulunuyor. Raif efendini Zayıf bünyesinin bir yansıması olarak -ki herkesler buna yoruyor ve biz de öyle biliyoruz şimdilik- hasta düşünce meçhul anlatıcımız bu fırsatı değerlendirmek istiyor ve ziyaretine gidiyor. Bu git geller sayesinde Raif efendinin hikayesi de girmiş oluyor satırlara.

“Dünya bir mahpusluk ve ben de zamanımı dolduruyorum..”

İçimizden biri olsa da hepimize yabancı bir insan Raif efendinin öyküsü üzerinde gezdirirken yorgun gözlerimizi, muhayyelemizde uçuşan şeyler her birimizde başka başka oluyor muhakkak.

Kürk Mantolu Madonna kitabı okuyucuya bu yönüyle oldukça geniş bir düşünsel yelpaze sunuyor. Ve cevabı da, son satırlar ilişirken gözümüze hepimiz kendi rengimize boyamış oluyoruz.

Şimdiden keyifli okumalar...
176 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Sabahattin Ali'nin okuduğum ikinci eseri.
Baştan söylemek gerekirse eserimiz trajedik bir aşk romanıdır. İnsanların ötekileştirdikleri Raif Efendi, hiçbir şeye aldırış etmeden kendi dünyasında yaşamına devam ediyordu. Çok stresli bir iş dünyasına sahipti, karşılaşılan küçük problemlerde direkt ona yükleniliyordu. Onun sessiz kaldığını düşünselerde aslında Raif Efendi, hepsinden çok konuşuyordu. İnsanlar acayip buldukları bu kişiliğin sebebini sormak yerine kendilerince hüküm vermişlerdi. Biliyorum ki yaşadıklarını bir kişiye anlatsa az da olsa yüreğindeki ağırlık hafiflerdi ama insanlar onu dinlese bile anlamayacaklarını bildiği için kendini soyutlamış, insanlara anlatamadıklarını siyah kaplı defterinde haykırmıştır. Ölüm döşeğine düşen Raif Efendi siyah kaplı defterindeki haykırışlarıyla okuru buruk bir Berlin yolculuğuna çıkarıyor. Can sıkıntısının yoğun olduğu bir gün sırf bu durumdan kurtulmak adına deli danalar gibi sokak aralarında dolandığı sırada kendini sanat galerisinde bulan Raif Efendi, soğuk bir şekilde duvardaki tabloların arasında dolanırken bir tanesinin önünde gözleri kocaman aralanır ve adımları yavaşlar. Bir müddet tablodaki Kürk Mantolu Madonna'yı tahlil ettikten sonra hayran kalır. Ardından saatlerce, günlerce süren bu büyülü rüya her şeyden habersiz devam eder. Öyle ki tablonun sahibi kanlı canlı yanında oturmasına rağmen kahramanımız bunu bile fark etmez. Günler sonra tesadüfen karşılaşan bu ikili hayattan soğumuş halde olmasına rağmen birden yaşamları değişir. Sanat galerisinde başlayan bu hayranlık Berlin sokaklarının her köşesine birer anı olarak kazınır. Öyle ki memleketi Ankara'ya dönen Raif Efendi, seneler sonra aşkının meyvesini bir trenle bilinmezliğe doğru yolcu eder.

Maria Puder'ın mücadelesini, Raif Efendi'nin yaşadıklarını ve insanların ona karşı davranışlarını düşündükçe tüylerim diken diken olmasına rağmen hayatın her köşesinde bu tarz hayat hikayelerinin  olduğunu çok iyi biliyorum. Eseri okurken sevginin ve sevgisizliğin insan hayatını ne kadar etkilediğini her iki koşulda da gözlemleme şansına erişiyorsunuz.

Kürk Mantolu Madonna'yı sosyal medya storylerinde starbucks masalarında çekilen resimlerde görmüştüm: Eserin bu kadar yoğun ilgi görmesini bilinçsiz okuyucuların entelektüel görünme çabasına bağlamıştım. Sabahattin Ali, Raif Efendi ve Maria Puder'den şahsım adına özür dilerim.
Okumak için bu kadar geç kalmış olmak şahsımı üzse de küllerinden doğan bir kişinin bu kadar çabuk okuma şansına eriştiği için mutluyum. Herkese tavsiye ediyorum. Çarşıda pazarda dağıtılmalı, okunmalı okutulmalı, kitaplığın en güzel köşesinde sergilenmelidir. Okuduktan sonra günlük yaşantımızdaki insanlara karşı davranışları ve yaklaşımları tahlil etmeliyiz. İyi okumalar
164 syf.
·6 günde·10/10 puan
İlk olarak 1943 yılında kitap haline gelen bu eser Sabahattin Ali'nin 1940-1941 yılları arasında Hakikat gazetesinde "Büyük Hikaye" başlığı altında yazdığı 48 bölümlük seriden oluşmaktadır.

Ayrıca torpili olmayanlarının devlet dairesinde iş bulamadığı, dönemin Türkiyesine de siyasal atıflarda bulunmuştur.

Kitabin konusu bankacıyken işine son verilen yazar eski arkadaşı Hamdinin yardımıyla onun yanında işe girer. Oda arkadaşı Raif efendi nötr mizaclı biridir. En şiddetli olaylara bile sükunetle karşılık verir.Hasta yatağında son günlerini yaşayan Raif efendi yazardan tuttuğu günlüğü yakmasını ister. Yazar ancak okuduktan sonra bunu yapacağını söyler ve Kürk mantolu madonna hikayesi başlar. Raif güzel sanatlara merakı olan biridir. Savas yılları babası meydanın boş kalmasından endişe eder ve onu okutmak ister. Almanya'ya gidip sabun yapımının inceliklerini öğrenecek ve Türkiye ye dönüp fabrikanın başına geçecektir. Berlinde bir sergide gördüğü Maria Puderin portresi olan kürk mantolu madonna resmi istemsiz bir şekilde onu kendine çeker. Raif sadece yüreğinin peşinden gider.

Sabahattin Ali'nin en cok okunan eseridir. Ara ara sıkıcı yerler olsada genel itibariyle sürükleyici ve bir lokmada yutulacak kitaplardandır. Zaten telif hakkı da kalktığı için uygun fiyata bulabilir, sevdiklerinize hediye edebilirsiniz.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
163 syf.
·7 günde·10/10 puan
Öncelikle kitabı okumama vesile olan, daha doğrusu beni cesaretlendiren videoyu bırakayım şuraya;
https://youtu.be/2m39v7vVMIY

Bu kitap hakkında söylenecek pek bir şey olduğunu düşünmüyorum açıkcası.
Uzun zamandır incelemelerimi kitabı bitirir bitirmez yazıyorum ama kitap öyle ağır ve etkileyici ki, kendime gelmem zaman aldı.

Ters köşe yaptığım, şaşırıp kaldığım, düğüm düğüm olduğum bir sonla bitti. Tabii ki ne olduğunu söylemiycem ama kesinlikle beklediğim bu değildi. Aşırı duygusal bir anıma denk geldi sanırım çünkü birazcık ağlamış olabilirim.
Gerçekten çok iyiydi.



Bana kitap alanı elbet unutmam ama,
Kitap okuyanı asla unutamayacağım...
176 syf.
·45 günde·Puan vermedi
Selamlar değerli 1K okurları.
Kitabı okuduktan uzun bir süre sonra inceleme yapmak güzel fikir o zaman başlayalım. :)
Öncelikle Sabahattin Ali'yi okuma fırsatım pek olmadı. Bir aralar çok popülerdi ve popüler olan şeylere alerjim olduğu için pek okumak istemiyordum. İçimizdeki Şeytan kitabıyla tanıdım ve bunda edebiyat öğretmenimizin çok büyük bir payı var. Yapmış olduğu okuma etkinliği sayesinde Sabahattin Aliyle tanıştım. Burak TAŞKIRAN size ne kadar teşekkür etsem az..
Kürk Mantolu Madonnaya gelecek olursak ismini çok duyuyordum ve büyük çoğunluk övgüyle bahsediyordu. İçimizdeki Şeytanı çok beğenmiştim ve neden okumuyorum ki deyip satın aldım. Iyi ki de almışım. Spoiler vermeyi pek sevmiyorum bu yüzden kitap hakkında söyleyeceklerim: gerçekten çok akıcıydı bir günde bitirilebilecek bir kitap olay örgüsüyle zaten okuru kendine çekecektir. Ben okurken çok eğlendim, içindeki çoğu cümleye kalbimi bıraktım.. Çok güzeldi.
Herkesin en az bir kere okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kürk Mantolu Madonnadan sonra Sabahattin Aliye olan ilgim çok arttı fırsat buldukça diğer eserlerinide okumayı çok istiyorum.


O zaman birazda Sabahattin Ali'den bahsedelim.
Türk yazar ve şair. Edebî kişiliğini toplumcu gerçekçi bir düzleme oturtarak yaşamındaki deneyimlerini okuyucusuna yansıttı ve kendisinden sonraki Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatını etkileyen bir figür hâline geldi. Daha çok öykü türünde eserler verse de romanlarıyla ön plana çıktı; romanlarında uzun tasvirlerle ele aldığı sevgi ve aşk temasını, zaman zaman siyasi tartışmalarına gönderme yapan anlatılarla zaman zaman da toplumsal aksaklıklara yönelttiği eleştirilerle destekledi. Kuyucaklı Yusuf (1937), İçimizdeki Şeytan (1940) ve Kürk Mantolu Madonna (1943) romanları Türkiye'deki edebiyat çevrelerinin takdirini toplayarak hem 20. yüzyılda hem 21. yüzyılda etkisini sürdürdü.

Eğridere'de doğan Sabahattin Ali, ilk hikâye ve şiir denemelerine Balıkesir'de başladıktan sonra İstanbul'daki edebiyat öğretmeni Ali Canip Yöntem'in desteğiyle ilk kez Akbaba ve Çağlayan dergilerinde şiirlerini yayımladı. Anadolu'da kısa süre öğretmenlik yaptıktan sonra Türk devleti tarafından dil eğitimi için Almanya'ya gönderildi. Türkiye'ye döndüğünde Almanca öğretmeni olarak göreve başlasa da önce komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla bir süre tutuklandı, ardından ise Türk devlet yöneticilerini eleştirdiği iddiasıyla tekrar tutuklandı. Bu dönemde memurluktan ihraç edildi ancak Atatürk hakkında yazdığı bir şiirden dolayı yeniden devlet kurumlarında görevlendirildi. Ayrıca kendisine yüklenen sosyalist algısını kırmak için de Esirler adlı bir oyun kaleme aldı.

Hayatının son yıllarında Türk milliyetçileriyle yaşadığı tartışmalarla da öne çıktı, özellikle Türkçü-Turancı yazar Nihal Atsız ile yaşadığı gerilim giderek artarak Irkçılık-Turancılık Davasının bir parçası oldu. Bu dönemde Aziz Nesin'le beraber çıkardığı Markopaşa dergisinde siyasileri eleştirmesi yüzünden çeşitli davalarla uğraşmak zorunda kaldı. Hakkındaki davaların aleyhinde seyrettiği bir dönemde Türkiye'den ayrılmak istedi ve Bulgaristan sınırını geçmek isterken kendisine kaçma girişiminde rehberlik eden Ali Ertekin tarafından milliyetçi gerekçelerle öldürüldü. (KAYNAK: WİKİPEDİA)

Benim söyleyeceklerim bu kadar kitapla kalın..
176 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Kitabın %70'lik kısmı gayet sakin, belki sürükleyicilik sevenler için biraz durgun kalabilen türdendi. Geri kalanı; her şeyiyle ters köşe yapan, karakterler, olaylar hakkında vardığınız sonuçları tepe taklak eden bir kısımdı.
Maria Purder ilginç bir karakterdi; hakkında çok gittim geldim, düşüncelerim ile çok çeliştim. Nihayetinde kitabın sonunda yine aynı çelişkiyi yaşattı yazar bana. Raif Efendi ise kendine, çevresine acımasız olan; pesimist bir karakterdi. Onun dışında, olay örgüsünün içindeyken bazı noktalarda etmiş olduğum tahminler doğru çıktı, tabii tereddüte düştüğüm anlar da olmadı değil. Yani yazar size sonuçları tahmin etmeniz için açık kapı bırakmış ama bunu öyle bir ustalık ile başarmış ki, yukarıda da belirttiğim gibi ters köşe yaparak "öyle olmayacak galiba" dedirtmiş oldu bana. Ancak yine de tahminler doğru çıktı.
Yazarın, duygu ve düşüncelerini okuyucuya aktarma şekli mükemmeldi. Yapmış olduğu benzetmeler, örneklendirmeler; özlü söz diye adlandıralabilecek cinstendi.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim: böyle duygusal, dramatik bir aşk hikayesine, aralarda güldürecek birkaç cümle serpiştirmesi de hoşuma gitti. Yani biraz nükte, çokça dramın birleşimi bir roman..
163 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Vayy bee ne kitaptı ama? Cidden duygu tahlilleri çok yoğundu resmen kitabı okumadım yaşadım ve okurken bir insan nasıl böyle yazabilir diyerek Sabahattin Ali'ye bir kere daha hayran oldum. Ve son olarak şunu da söylemek istiyorum Maria'nın ikizler burcu Raif'inse yengeç burcu olduğuna yemin edebilirim ama kanıtlayamam. :)
163 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitap okuma işini hep ileri atan biri olarak karakterlerin içine girdikten sonra birazdan ne yaşayacağım ne olacak şimdi dedim durdum karakterlerin içinden çıksamda kendimden çokça nokta buldum.
163 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Bu kitabı okumadan önce "Kürk Mantolu Madonna" adının bana çağrıştırdığı tek şey popülariteydi. Hayatında bir kitabın arka kapağını bile okumamış insanların evlerinde dekoratif eşya olarak bulundurduğu beş on kitaptan yalnızca bir tanesi... Belki siz de benim gibi sürekli önyargıların kurbanı oluyorsunuzdur, bunu bilemem ama bu kitabın şu anda bana çağrıştırdığı şeyler bambaşka... Aşk, tutku, bağlılık, yalnızlıklarla örülmüş aile bağları, insan psikolojisi ve daha birçok şey.

Öncelikle kimse bana bu kitabın yoğun bir sevgiyle doldurulduğunu söylememişti. Kimse bana bu kitabın sonunda beklediğim cümleleri okuyabilmek için içten içe sabırsızlanacağımı söylememişti. Kimse bana bu kitabı okurken gözlerimin dolacağını da söylememişti.

Kitabın neredeyse ilk yarısında Raif Efendi'yi başka birinin gözünden okuyoruz ve tanıyoruz... Kalan kısmında ise Raif Efendi'nin içini döktüğü defterini.

Bu kitabı övecek kelimeleri bulamıyorum. Sadece önyargım için özür dileyebilirim. Kürk Mantolu Madonna, Maria, seni asla unutmayacağım...
Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki, ne kendimizi bu kadar büyük ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur...
"Zaten kadınlar pek acayip mahluklardı. Bütün hatıralarımı toplayarak bir hüküm vermek istediğim zaman, kadınların hiçbir zaman sahiden sevemeyecekleri neticesine varıyordum. Kadın sevebileceği zaman sevmiyor, ancak tatmin edilmeyen arzulara üzülüyor, kırılan benliğini tamir etmek istiyor, kaybedilen fırsatlara yanıyor ve bunlar ona aşk çehresi altında görünüyordu. Fakat böyle düşünmekle Maria'ya karşı haksızlık ettiğimi çabuk anladım. Onu, her şeye rağmen, bu çeşit bir mahluk addedemezdim..."
Yaşamak, tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak; herkesten daha çok, daha kuvvetli yaşadığını, bir ana bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak. 
İçinizde mevcut olan sevgi, alaka, sarih olarak bilinmeyen bazı vesilelerle, zamanı tayin edilemeyecek olan bir anda, birdenbire birikir, tekasüf eder, nasıl tatlı tatlı ısıtan güneş ışığı bir adeseden geçtikten sonra bir noktada toplanıyor ve yakmaya başlıyorsa, kuvvetini fevkalade artıran bu sevgi de sizi sarar ve tutuşturur. Onu dışardan birdenbire gelen bir şey zannetmek doğru değildir. O içimizde zaten mevcut olan hislerin bizi şaşırtacak kadar şiddetlenivermesinden ibarettir.
Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ne karışık bir ruha maliktir!.. Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?
Resim yapmak ve insanlar hakkındaki hükümlerimi bunlara aksettirmek istiyorum ve belki biraz da muvaffak oluyorum. Fakat bu da boş. Kendilerini istihfaf (küçümseme) ettiğim insanların bunu anlamasına imkân yok, anlayabilecek olanlar ise, zaten istihfafa layık olmayanlar. Şu halde bütün sanatlar gibi resim de muhatapsız, yani asıl kastettiklerine hitap etmekten âciz...
" Dünyada sizden, yani bütün erkeklerden niçin bu kadar nefret ediyorum biliyor musunuz? Sırf böyle en tabii hakları imiş gibi insandan birçok şeyler istedikleri için. Beni yanlış anlamayın, bu taleplerin muhakkak söz haline gelmesi şart değil. Erkeklerin öyle bir bakışları, öyle bir gülüşleri, ellerini kaldırışları hülasa kadınlara öyle bir muamele edişleri var ki kendilerine ne kadar fazla ve ne kadar aptalca güvendiklerini fark etmemek için kör olmak lazım. Herhangi bir şekilde talepleri reddedildiği zaman düştükleri şaşkınlığı görmek, küstahça gururlarını anlamak için kâfidir. Kendilerini daima bir avcı bizi zavallı birer av olarak düşünmekten asla vazgeçmiyorlar. Bizim vazifemiz sadece tabi olmak, itaat etmek istenilen şeyleri vermek. Biz isteyemeyiz kendiliğimizden bir şey veremeyiz. Ben bu ahmakça ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum."
Hiç de fena insanlar değillerdi. Yalnız boş, bomboş mahluklardı. Yaptıkları münasebetsizlikler hep buradan geliyordu. İçlerinin esneyen boşluğu karşısında ancak başka başka insanları istihfaf (küçümseme) ve tahkir etmek ( aşağılama ), onlara gülmek sureti ile kendilerini tatmin edebiliyorlar şahsiyetlerinin farkına varıyorlardı. Konuşmalarına dikkat ederdim. İktisat Vekaleti'nin en küçük iki memuru olan Vedat'la Cihat'ın daire arkadaşlarını, Raif Efendi'nin en büyük kızı Necla'nın da mektep arkadaşlarını çekiştirmekten kendilerinde de aynen mevcut olan bir takım giyiniş ve hareket garabetlerini (tuhaflık) yalnız başkalarında görüp alaya alarak Fıkır Fıkır gülmekten başka işleri yoktu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kürk Mantolu Madonna
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
188
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058085589
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Liman Yayınevi
Hep başkalarının istediği gibi yaşayan Raif Efendi, memnuniyetsiz hayatının tek bir anıyla değiştiğine şahit olacaktır: Maria Puder isminde bir kadına âşık olduğunda...

Babasının isteğiyle Berlin’e giden ve oradaki bir sanat galerisinde hayran kaldığı bir tabloyla karşılaşan Raif Efendi, tabloda resmedilen kadın portresinin Andrea Del Sarto tarafından resmedilmiş "Madonna delle Arpie" adlı tablodaki Meryem Ana (Madonna) tasvirine benzediğini düşünür. Raif Efendi, daha sonra takıntı derecesinde hayran olduğu tablodaki yüzün sahibiyle karşılaşacaktır.

Kitabı okuyanlar 192,5bin okur

  • Melike
  • Nurcan
  • Asel

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları