Kurşunlanan TürkolojiAhmet Buran

·
Okunma
·
Beğeni
·
760
Gösterim
Adı:
Kurşunlanan Türkoloji
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
560
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753389549
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akçağ Yayınları
ONLAR SADECE BİR CAN DEĞİL BİR MİLLET DEMEKTİ!Türkologların, şair, yazar, fikir adamı, Türk aydınlarının, uğradığı katliam, sürgün ve baskılar...16. yüzyılın ortalarından itibaren ve özellikle de 17. yüzyıldan sonra, Türk dünyası dediğimiz büyük coğrafyanın doğu, batı, kuzey ve güney uçlarında kırılmalar ve geriye dönüşler başlamıştır. Bu geriye dönüş ve çekilme süreci, ne yazık ki, önlenemeyen kanlı bir "etnik arındırma"yı ve "soykırım"ı da beraberinde getirmiştir. Çünkü çekilme ve geri dönüş süreci başlayınca, yerli halklar Türklerin onlara davrandığı gibi davranmamış; Türk ordusunun çekildiği bölgelerde silahsız ve savunmasız kalan sivil Türkleri, amansız ve acımasız bir etnik arındırmaya, sürgün ve soykırıma tabi tutmuşlardır.

İki bölümden oluşan bu kitabın "Korku Tüneli" adını taşıyan Birinci Bölümünde, 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın ilk yarısı arasında, yaklaşık yüz yıllık zaman dilimi içinde Türk dünyası coğrafyasında meydana gelen bu sürgün, kıyım ve ölümler özetlenmiştir. Bu süreçte Kırım'da, Balkanlar'da, Kafkaslar'da, İdil-Ural'da, Batı Türkistan'da, Doğu Türkistan'da (Çin), İran, Irak, Suriye bölgeleri ile Anadolu'da Türkler gerçek bir ölüm kalım mücadelesine girişmiş ve nüfuslarının yarıdan fazlasını kaybetmişlerdir. Kitabın bu bölümünde, sonsuza akan zaman yolculuğunda, Türklerin panik halinde girdikleri, yüz yıllık karanlık yolculuğunda, "korku tüneli"nden sağ çıkanları ile çıkamayanların öyküsü özetlenmiştir.

Kitabın "Kurşunlanan Türkoloji" adlı İkinci Bölümünde ise, çoğunluğu Sovyetler Birliği'nde olmak üzere, Türkologların, şair, yazar, fikir adamı Türk aydınlarının uğradığı katliam, sürgün ve baskılar anlatılmaktadır. Bu bölümde, daha çok cezalandırılan; sürgüne gönderilen, hapsedilen ve kurşuna dizilerek öldürülen şair ve yazarlara yer verilmiştir.

Öldürülen şair, yazar, fikir ve devlet adamları, Türk topluluklarının fikir ve kanaat önderleriydi. Onlar Türk toplumuna yol gösterecek, Türk dilini işleyecek ve Türk aydınlanmasını gerçekleştireceklerdi. Onları yok etmek, Türk milletini, yolunu aydanlatacak ışıktan yoksun bırakmak demekti. Onlar sadece bir can değil, bir MİLLET demekti... Onun için bu kitabın adı "KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ"dir.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Göç, kimi zaman istenerek başvurulan umuda yolculuğun adı, kimi zaman da zorunlu bir yer değiştirme, bir sürgündür insanlık için..
Türk tarihi bir soykırımla başlar. Çin kaynaklarından öğrenilen bir efsaneye göre,Türklerin atalarıbir savaşta bütünüyle öldürülür,yok edilir. Bu acımasız savaşta,sadece on yaşında bir erkek çocuk sağ kalır. Bir ayağı kesilerek bataklığa atılmış olan bu erkek çocuğu dişi bir kurt bulur ve et getirerek onu besler. Çocuk ergenliğe ulaşınca dişi kurt bu çocukla ilişkiye girer ve gebe kalır. Sonra,komşu ülkenin hanı çocğun yaşadığını öğrenir ve onu öldürmek için tekrar adamlarını gönderir. Gelen kişiler çocuğun yanında bir kurt olduğunu görür ve ikisini birlikte öldürmek isterler. Kurt kaçarak idikut ülkesinin kuzeyindeki dağda bulunan,çevresi oldukça geniş bir mağaraya sığınır. Otlukları,çayırları bol olan bu vadinin çevresi yüksek dağlarla çevrilidir. Kurt burada uyuya kalırve bir süre sonra on oğlan doğurur. Bu on çocuk büyür,başka ellerden kız alırlar. Bu çocukların her birinin soyu bir boy olur. İşte Türklerin soyu bu soykırımdan kurtulan ve dişi bir kurt tarafından beslenen çocuk ile kurttan türeyen nesle dayanır. Kurttan türedikleri için de Türklere Aşna/Aşina veya Asena adı verilmiştir.
24 Aralık 1963'te Kumsal baskını ve 1963 yılı Noelinde Dr.Nihat İlhan'ın ailesinin katliamı gerçekleşir. Bu katliamda, Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alay Doktoru Binbaşı Dr. Nihat İlhan'ın eşi ve üç çocuğu, Dr Nihat İlhan'ın evde bulunmadığı bir sırada, korunmak için sığındıkları banyo küvetinde kurşunlanarak öldürülürler. Savunmasız bir anne ve üç çocuğunun katledildiği bu ev, daha sonra müzeye çevrilmiştir. Bu müzedeki fotoğraflarda, 21 Aralık 1963'te başlayan Rum katliamı sonucu şehit olan kadın, çocuk, genç, ihtiyar, masum sivil insanların olay anında ve yerinde çekilmiş görüntüleri sergilenmektedir. Ayrıca İlhan ailesinin küvette katledilişi ile köyleri ve evleri yakılarak göç etmeye zorlanan Kıbrıslı Türklerin öyküsü yansıtılmaktadır.
Sovyetler Birliği coğrafyasında ölümün kol gezdiği, baskı, işkence, sürgün ve hapis cezasının sıradan olaylar haline geldiği 1937-1939 yılları arasında, Kırgızistan'da binlerce insan cezalandırılmıştır. Özellikle Sosyal Turan Partisi üyesi oldukları iddia edilen ve "Türkçü, Turancı, milliyetçi, sistem karşıtı" gibi suçlamalara maruz kalan çok sayıda kişi, ağır cazalara çarptırılmışlardır. Bu katliamlar arasında "Çon Taş Katliamı" olarak adlandırılan bir olay var ki, acısının ve etkisinin hafızalardan silinmesine imkân yoktur.
Bu imiş; bilgi-fen, hüner asrı
Bu imiş; yükselen beşer asrı
Hadisat öyle gösterdi ki; bu asır
Yalnız; şer ve şer ve şer asrı. (Çolpan)
Sovyetler Birliği'nde 1930 ila 1950 yılları arasında birçok halk,topluluk ve kişi bulundukları yerlerden sürülerek ülkenin başka bölgelerinde, zor şartlarda yaşamaya mecbur edilmişlerdir. Bu sürgünler, İlk defa, 1931 tarihinde SSCB Merkezi İdare Komitesi ve Yüksek Sovyet Prezidyumu (YSP) tarafından çıkarılan kararname ile toprak sahibi zengin köylülere uygulanmıştır. 1931'den 1933'e kadar toplam 1.317.000 kişi bulundukları yerden çıkarılmıştır. Sadece 1937-38 yılları arasında Sovyetler Birliğinde 1.500.000 insan, siyasi baskıya maruz kalmıştır. Bunlardan 1.344.500 kişi hüküm giymiş, 681.692 kişi de haksız yere kurşuna dizilmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Sovyet devletinin izlediği sürgün politikası sonucunda, toplam olarak 3.332.580 kişi yaşadığı topraklardan çıkarılmıştır. 1948-49 yıllarında bu sayı, ölüm, sürgün cezasınıncezasının kaldırılması gibi sebeplerle 2.275.900 kişiye inmiştir. Tüm SovyetlerSovyetler Birliği'nde resmî rakamlara göre 10 milyon insan feci şekilde öldürülmüştür. Ancak doğrudan ve dolaylı olarak öldürülen insan sayısının bu rakamdan çok fazla, 30-40 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir.
1991 yılında Sovyetler Birliği dağılıp Türk toplulukları birer birer bağımsızlıklarını ilan edince, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel "hazırlıksız yakalandık" demişti. Çünkü yıllarca Amerika, Avrupa, İran, Japonya, Çin ve Arap ülkeleri, Türkistan ile ilgilenip, bu coğrafyanın yer altı, yer üstü kaynaklarını, dillerini, inanvlarini ve sosyo-kültürel durumlarını araştırmak üzere enstitüler, bölümler, kürsüler kurarak, uzmanlar yetiştirip bölge hakkında veri tabanları oluştururken, biz bu coğrafya ile ilgilenen herkesi, "Türkçü, Turancı, ırkçı, hayalperest" olarak suçlamış, hiçbir hazırlık yapamamıştık. Dolayısıyla bu coğrafya ile ilgili idealleri olanların bildikleri de, sadece milli romantik duygulardan ve hayallerde öteye gidememişti.
Sovyetlerden ayrılan Türkler de hazırlıksız yakalanmışlardı... Çünkü onlar, Stalin baskı ve kıyımından geçerek gelmişlerdi. Düşünen beyinleri, gören gözleri olan aydınlarınım tamamına yakını Stalin tarafından katledildiği için, yollarını aydınlatacak ışıktan yoksun kalmışlardı. Bu da yetmezmiş gibi sistemin kabulleri ve hedefleri doğrultusunda, yalan yanlış bilgiler onlara hakikat diye öğretilmişti. Atatürk, daha 1933'te " Bugün Sovyetler Birliği, dostumuzdur; komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bu günden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir… Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inanci bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lâzımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevî köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür… İnanç bir köprüdür… Tarih bir köprüdür… Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Dış Türklerin) bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir." diyordu. Ama biz, bir Sovyetleşme sürecinden geçmemiş, Stalin yönetiminde yaşamamış olmakla birlikte, en az yaşayanlar kadar tarihsel hafizamızı yitirmiş, değerlerimizden uzaklaşmış ve âdeta "mankurt"laşmış olduğumuz için olup biteni anlayamamıştık bile.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kurşunlanan Türkoloji
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
560
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753389549
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akçağ Yayınları
ONLAR SADECE BİR CAN DEĞİL BİR MİLLET DEMEKTİ!Türkologların, şair, yazar, fikir adamı, Türk aydınlarının, uğradığı katliam, sürgün ve baskılar...16. yüzyılın ortalarından itibaren ve özellikle de 17. yüzyıldan sonra, Türk dünyası dediğimiz büyük coğrafyanın doğu, batı, kuzey ve güney uçlarında kırılmalar ve geriye dönüşler başlamıştır. Bu geriye dönüş ve çekilme süreci, ne yazık ki, önlenemeyen kanlı bir "etnik arındırma"yı ve "soykırım"ı da beraberinde getirmiştir. Çünkü çekilme ve geri dönüş süreci başlayınca, yerli halklar Türklerin onlara davrandığı gibi davranmamış; Türk ordusunun çekildiği bölgelerde silahsız ve savunmasız kalan sivil Türkleri, amansız ve acımasız bir etnik arındırmaya, sürgün ve soykırıma tabi tutmuşlardır.

İki bölümden oluşan bu kitabın "Korku Tüneli" adını taşıyan Birinci Bölümünde, 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın ilk yarısı arasında, yaklaşık yüz yıllık zaman dilimi içinde Türk dünyası coğrafyasında meydana gelen bu sürgün, kıyım ve ölümler özetlenmiştir. Bu süreçte Kırım'da, Balkanlar'da, Kafkaslar'da, İdil-Ural'da, Batı Türkistan'da, Doğu Türkistan'da (Çin), İran, Irak, Suriye bölgeleri ile Anadolu'da Türkler gerçek bir ölüm kalım mücadelesine girişmiş ve nüfuslarının yarıdan fazlasını kaybetmişlerdir. Kitabın bu bölümünde, sonsuza akan zaman yolculuğunda, Türklerin panik halinde girdikleri, yüz yıllık karanlık yolculuğunda, "korku tüneli"nden sağ çıkanları ile çıkamayanların öyküsü özetlenmiştir.

Kitabın "Kurşunlanan Türkoloji" adlı İkinci Bölümünde ise, çoğunluğu Sovyetler Birliği'nde olmak üzere, Türkologların, şair, yazar, fikir adamı Türk aydınlarının uğradığı katliam, sürgün ve baskılar anlatılmaktadır. Bu bölümde, daha çok cezalandırılan; sürgüne gönderilen, hapsedilen ve kurşuna dizilerek öldürülen şair ve yazarlara yer verilmiştir.

Öldürülen şair, yazar, fikir ve devlet adamları, Türk topluluklarının fikir ve kanaat önderleriydi. Onlar Türk toplumuna yol gösterecek, Türk dilini işleyecek ve Türk aydınlanmasını gerçekleştireceklerdi. Onları yok etmek, Türk milletini, yolunu aydanlatacak ışıktan yoksun bırakmak demekti. Onlar sadece bir can değil, bir MİLLET demekti... Onun için bu kitabın adı "KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ"dir.

Kitabı okuyanlar 18 okur

  • ÇAYLAK OKUR C*
  • Yasir POLAT
  • Yasin Ertan
  • Tuba Korkmaz
  • Ayşe
  • Seda Öztürk
  • Neşe Tunç
  • Halime
  • Gizem Kılıçarslan
  • Bade ϜϓſϞ

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%66.7 (4)
9
%16.7 (1)
8
%0
7
%16.7 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0