Kuşlar da Gitti

·
Okunma
·
Beğeni
·
38bin
Gösterim
Adı:
Kuşlar da Gitti
Baskı tarihi:
1994
Sayfa sayısı:
94
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Görsel Yayınlar
Baskılar:
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti, İstanbul’un çürüyen, kirlenen yüzünün ve insanlığın da şehirle birlikte yok oluşunun romanıdır. Kuşların bir zamanlar mekân tuttuğu İstanbul’da çocuklar onları yakalayarak cami, kilise ve sinagogların kapılarında “azat buzat beni cennet kapısında gözet” diyerek satarlar. Ancak çocuklar satamadıkları kuşları yemek zorunda kalırlar.

“Sağlam bir kitap, yoğun bir insan sevgisi ve şiir, tam bir başyapıt.”
La Croix, (Fransa)

“Saklanacak, tekrar tekrar okunacak, üstünde günlerce düşünülecek, bütün zamanların, bütün ülkelerin en güzel edebiyat yapıtlarının yanına konacak bir kitap...”
Jeremy Brooks, The Independent, (İngiltere)

“Klasiklere özgü yalınlıkta bir öykü.”
Church Times, (İngiltere)

“Batı Avrupa’da neden böyle romancılarımız kalmadı?”
79 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
“Kafesin biri kuş aramaya çıktı” Franz Kafka

Hemen kafesin ne olduğuyla başlayalım. Kuşlar da Gitti'de aslında kuşların kafese konması değildir bu kafes dediğimiz şey. İnsanlıktır bu kafese konan. Şu düzende kafese konan kuş kadar çaresizdir insanlık. Kafesler artık insanlığımızı tutuyor. Şehirlerin sokaklarında insanlığın çöp yığınları birikiyor. Artık insanlığın kötü rüzgarları yağmur getiriyor. Sait Faik'in dediği gibi zamanlar başka türlü oldu.

Kitap anadolunun farklı yerlerinden kopup İstanbul’a gelen üç arkadaşın, Uzun Süleyman, Hayri, Semih’in, hikâyesini anlatır. Bu üç arkadaş azat buzat beni cennet kapısında gözet geleneğine uygun olarak satmak için kuş tutarlar. Azat buzat geleneği kişinin işlediği günahlardan, yaptığı kötülüklerden havaya kuş salınmasıyla arınması hesabına dayanan bir gelenektir. Üç arkadaş gece gündüz kuş tutarlar. İçleri kuşları satıp para kazanmanın ümidiyle doludur. O yüzden tıka basa kafesleri doldururlar. Onlar kötü bir şey yapmazlar, insanlar kuşları alacak ve kuşlar yeniden özgür olacaklardır. Peki, umutları ne kadar doymuştur ki? Bu kuşları satın almazsanız açlıktan onları yiyeceğiz diye bağırırken mi? İnsanın yaptıklarının kefareti için kafeslerin özgür kuşları hapsetmesi ne büyük çelişkidir. Bu çelişki bir ustanın elinde işte böyle roman olur. Üç arkadaş kopmuş gelmiş başka yerlerden, kuşlar göçmüş gelmiş başka yerlerden. Kuş da çocuk da doymanın peşinde. Çocuk kuşa tuzak kuruyor, şehir sahipsiz çocukları yutmanın peşinde. Ama çocuklar saf, hırsızlık yapmayız, çalmayız, hakkımızla para kazanırız derdinde. Şehir çocuklara bunu verebilmiş mi, o kuşları kafese koydurmadan gökyüzünde kanat çırpmasına izin verebilmiş mi? Bir çocukla bir kuşun saflığına nasıl başkaldırırız biz! Bu çelişki bir ustanın elinde işte böyle roman olur.

Giden kuşlar mıydı? Yoksa insanlığımız mı? Her ikisi?

Biz hep eski zamanlara özlem duyarız ama eski dönemdeki insanlar kendi dönemlerinden memnun değilmişler. Yaşar Kemal “"İnsanlık öldü mü? "Yok" dedi, "ölmedi, ölmedi ama bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?" diyor. Biz bu dönemde bir yerlere sıkışan insanlıktan bahsedebiliyor muyuz? Artık küçük bir huzur adına kafamızın içini aynalarla kaplatıp kendi dünyalarımıza o kadar dalmışız ki etrafta olanlara çok uzağız. İnsanlığa uzağız. Artık karşı düşüncelere tahammül edemez durumdayız. Günlerdir Dede’nin birine gülüyoruz. Gidiyeahhh! Bırakın şu dedeyi artık. Bizim insanlığımız elden gidiyeahh. Bunun şakası olmaz işte. Yaşar Kemal açık açık bana bakın, ben öyle tatlı matlı yazı yazamam, kırarım bu kalemi, dileyen okur, dilemeyen okumaz diyor. Bize Yaşar Kemal gibi kalemini kıracak yazarlar lazım. Lazım ki inadına kapalı tuttuğumuz gözlerimiz açılsın. Bize Yaşar Kemal gibi kuşların gitmesine üzülecek duyarlı insanlar lazım. Çünkü ''Kuşlar gelsin hafız, onlara dair kötü hatıraları yoktur gökyüzünün, onlar intihar nedir, ihanet nedir bilmezler.” Bize Yaşar Kemal gibi insanlık kavramının altını doldurabilmiş insanlar lazım. Lazım ki insan olma bilincine erişelim. Erişelim ki kuşlarımız gitmesin. “Ah, beni vursalar bir kuş yerine!”

Kuşları seven bir yazarın kitabının incelemesinde kuşları anmadan geçmek olmaz diye düşünüyorum. Kuşlar özgürlüğü ve barışı simgelemesiyle insanlığa en çok yakışan hayvanlardandır. Çünkü eşsiz gökyüzü kanatlarının altına dolar. O mavilikler bizim değil kuşlarındır. Bundan olacak ki edebiyatımızda çokça rastlarız kuş imgesine. Bizzat Yaşar Kemal’in içinde kuş geçen kitapları, kitap isimleri var. Yine bir sürü şiire konu olmuşlardır. O kadar güzel dizeler vardır ki. Örnek olsun diye birazını bırakıyorum buraya: https://onedio.com/...2-siir-dizesi-330944

Yaşar Kemal, kalemin ''Öyle güzel ki, kuş koysunlar yoluna'' bir okur demiş.

Bir arkadaşımın dediği gibi ‘hikâyem bu kadar.’ Keyifli okumalar.
79 syf.
·1 günde·10/10 puan
Kanadı kırık değil,
Onlar
kanadı koparılmış kuşlardı.

Sokaklar daraldı
Vicdanlar karardı,
Ve uçsuz bucaksız göğümüzde
Uçacak yerleri kalmadı.

Kaç milyondu sayıları?
Gitgide çoğalırlar mı?

Şu yoksulluğa bakamıyoruz,
Yüreğimiz daraldı.

Kırmızı ışıkta yine etrafımız sarıldı,
Allah’ım ne kadar zavallılardı.
Para versen bir türlü;
kesilmiyordu arkası…
Vermesen başka türlü;
İyi insan böyle mi yapardı?

Neyse ki yeşil ışık yandı!

Yok mu “bunlar”ın ana babaları?
Ne diye sokaklarda,
çoktan ölen insanlığımızı arıyorlardı?

Çevirelim başlarımızı,
Görmezsek gönüller katlanırdı.

“Azat buzat, beni cennet kapısında gözet.”

Kafeslerdeki kuşlar,
işte tam da bu çocuklardı.
Tıklım tıklım,
üst üste,
nefessiz tıkıldıkları
Bu rezil dünya kafesinde,
birileri çekip alsın,
mavi gökyüzüne salsın diye
bekliyorlardı.

Sahi, bir yoklar mısınız?
Azat buzat demek için,
cebimizde biraz duygu var mı?
79 syf.
·3 günde
İnsanlık o kadar ilerledi ki,artık gözükmüyor mu yoksa gören gözlere mi zeval geldi?

Eser 1978 yılında yayınlanmış.Hikayede insanlık, yoğunlukla İstanbul'un kenar kesimleri sayılan Florya,Menekşe ve Yeşilyurt semtlerinde ve son olarak şehrin tam göbeğinde Taksim'de sorgulanıyor.Kitapta şehir ve semt isimleri açık açık belirtilmesine rağmen,Üstad hikayenin geçtiği tarihle ilgili net bir bilgi vermiyor.Yaşar Kemal,yer yer bilerek kullandığı devrik cümlelerle hikayeyi o kadar güzel anlatmış ki,ister istemez kendimi olayların içinde buldum.Olayların içindeydim ama hangi zaman diliminde,hangi tarihteydim onu düşünerek satırların arasında adeta kayboldum.Kitapta Dolapdere semtinden 1943'lü yıllara ait bir alıntı verse de olayların 70,80 yılları arasında yani o yılların İstanbul'unu anlattığı kanaatine vardım. Amaaaaaan, insanlık zaten yüzyıllardır sorgulanmıyor mu? Tarihe takmamın sebebi takıntılarım,boş verin.


Hikaye,3 kafadarın (Semih-Süleyman-Hayri) acılar prensesi İstanbul'da,Azat-Buzat geleneği ile verdikleri hayat mücadelesini anlatıyor.Bu mücadelede ise insan var olduğu günden yok olacağı güne kadar sorumlu olduğu şeyden yani insanlığından sorgulanıyor.Üstad bunu karakterler arasında muhteşem bir bağ kurarak tıpkı bir ajan gibi sizi çapraz sorguya alarak sorgulatıyor.


Sonuç olarak enfes bir eser.Ancak İnsanlığımızı sadece bir kitap okuduktan sonra değil,her yeni güne uyanırken sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum.Sen sorgulamazsan,ben sorgulamazsam,o sorgulamazsa nasıl çıkar insanlık aydınlığa?

Babası Camii'de öldürülen Yaşar Kemal,vefat ettiği zaman,onun dinini,inancını,kalbinin içindekileri sorgulayan ama kendi insanlığını sorgulamayı aklına bile getirmeyen biri  "Yaşar Kemal öldü; ancak hayatına ait ayrıntılar içinde henüz 'Allah rahmet etsin' diyeceğim bir ipucu bulamadım" diyor.Bu yobazoğlu yobazlara inat,Mekanları Cennet olsun! diyorum.

Eseri okuduktan sonra ve yazarın çapını da bildiğim için insanlıktan önce Yaşar Kemal'in,hayatı boyunca yanlış bilmiyorsam aldığı 40 ödülün yanına neden bir Nobel ödülü konduramadığını da merakla sorguladım.Özellikle Yahudi kökenli bir eşi olmasına rağmen.Cevabı tamamen siyasi arkadaşlar.Yaşar Kemal,hayatı boyunca edebiyat yaptı. "O günümüzün ucuz medyasını ve ucuz siyasetini tatmin edecek bir yazar değil,o yüzden nobeli alamadı,çok açık"  diyor İlber Ortaylı kendisi için... O bu toprakları çok sevdi,Yahudi kökenli eşi Tilda'da,cenazesinin Camii'den kaldırılıp Müslüman mezarlığına gömülmesini isteyecek kadar Yaşar'ını, Kemal'ini çok sevdi.

Zülfü Livaneli'nin kadim dostu edebiyat ustası güzel insan Yaşar Kemal'i daha çok okuyalım ve okutalım.

Sorgulamama Uğur Arslan'ın bir dörtlüğüyle son vermek ister ve derim ki,İnsan olun be eşek sıpaları.

Söyle dünya insanların kaç kişi?
Kaçı sağır,kaçı kör,kaçı arsız,kaçı erkek,kaçı dişi?
Açlıktan ölmek kaldımı be şimdi?
Söyle dünya insanlık kimin işi ?...
79 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Edebiyatımızın en başarılı ve etkin kalemlerinden olan Yaşar Kemal’le İnce Memed eseriyle tanışmış ve diğer eserlerini de okumaya çalışmıştım.En son okuduğum eser olan Kuşlar da Gitti diğer eserleri gibi hacimli ve bol betimlemeli bir eser değil.Kitap 79 sayfadan oluşuyor kısa sürede bitirebileceğiniz bir eser.Konu olarak İstanbul’un Florya semtine kuş yakalamak için gelenlerin hayatın insanların ve İstanbul’un değişen çürüyen ve yok oluşları anlatılmaktadır.Kitabın sonunda insanlık bitip bitmediğini anlatacak birileriyle karşılaşıp karşılaşamayacağına yer veriyor.
Geç kalınmadan okunması gereken bir kitap
79 syf.
·12 günde·Beğendi·6/10 puan
Uzun zamandır hiçbir kitap beni bu kadar sarsmamıştı. Kitabı bitirdiğimde kafamda birçok soru işareti oluştu. Mesela tuğrul'u hiç anlayamadım.
Yaşar Kemal gittikçe yozlaşan insanlığı çok güzel resmetmiş... Defalarca kez okunup defalarca kez üzerine kafa yorulabilecek bir kitap. Her satırında sonsuz anlam taşıyor gibi.
79 syf.
·4 günde·9/10 puan
Yaşar Kemal ile tanışabildim sonunda. Hayatıma çok güzel bir eseri le giriş yaptığını söylemekten asla çekinmiyorum, hatta güzel kelimesi az bile kalır. Yaşar Kemal öyle bir yazar ki; gerek üslubuyla, gerek olayları anlatış biçimiyle, gerekse vermek istediği mesaj ile çok kaliteli bir yazar. Ben açıkçası bir yazarın bu kriterleri taşıdığı sürece beni etkisi altına alacağına inanıyorum. Bu nedenle Yaşar Kemal benim için artık apayrı bir yere sahip.
Kuşlar Da Gitti, öyle bir eserdi ki; şu ana kadar okuduklarım arasında beni en fazla etkileyen kitaplar içerisinden asla çıkmayacak. Öyle bir eserdi ki; kitabın içinde geçen olayları, karakterleri, olay ve duygu akışı, vurguladığı konuyu ve kitabın sonunda boğazımda oluşan yumruyu (böyle kitaplar nedense benim için hep ayrıdır) hep hatırlayacağım...

***
Olay İstanbul'un (o zaman için) sakin bir semti olan Florya'da geçiyor. Kuşçu çocuklar "Azat buzat, beni cennet kapısında gözet!" diye tuttukları kuşları satarlarmış. Bu kuşları satın alan insanlar da arkalarından dua okuyarak kuşları göğe salarlarmış. Ancak yıllar geçer, insanlar kuş almayı da göğe salmayı da unutuverirler. Başkahramanların başından geçen, gerek ekmek parası kazanma yolunda, gerekse istediklerini gerçekleştirmeye çalışmalarının hikayesi. Bol ders çıkarılabilecek mükemmel bir eser.

***
İnsanlık... Kitapta en çok vurgu yapılan konu, insanlık. Herkesin bildiğini söylediği, ancak uygulayanına şu zamanda çok az rastladığımız duygu. Tabii herkes kendi çapında insanlık duygusunu, insanlık görevini hakkıyla yerine getiriyor. Kimisi kendi içinde sadece yardım ile olacağını düşünerek yapıyor insanlığı, kimisi ise menfaatinin bulunduğu durumda tıpkı bir maske misali kullanıyor... İnsanlık, gerçek "İnsanlık" ne sadece yardım ile, ne de işimize geldiği gibi değildir. Peki ya nedir insanlık? İşte cevabın içimizde, özümüzde olduğuna inanıyorum ben. Sadece ortaya çıkarmak için biraz uğraşmamız gerekiyor. "Emek olmadan, yemek olmaz." derler ya, aynen öyle. Biz kendi içimizdeki insan tarafı ortaya çıkardığımız zaman, çevremizdeki insanları mutlu ederiz. Çevremizdeki insanlar da bizi mutlu eder. Bizim insanlığımız, menfaat göstermeksizin, her an her şekilde herkese yetecek kadar olursa, işte o zaman gerçekten yaşanabilir bir hayatımız olur. İşte o zaman birbirimize olan güven, sevgi, saygı sorunlarından hiçbiri kalmaz. Çözüm gerçek manada insan olduğumuzda. Yani çözüm kendi içimizde...
79 syf.
Kiminin keşfetini, kiminin ana sayfasını işgal etmeye geldim... Nasılsınız efendim? Bizler iyiyiz çok şükür. Uzatmadan geçelim mi kitaba?


Tam olarak bir inceleme gözüyle değil de kitaptaki konudan da yola çıkarak ufak bir beyin jimnastiği yapma gözüyle okunursa daha faydalı olur. :)
Bu sefer böyle yazmak istedim canım ne var yani..

Kitap zaten kısa, 1 günlük bir roman olduğu için ne desem spoiler gibi olacak. O yüzden içeriğe hiç girmemeyi tercih ettim bu sefer.


Kuşlar da Gitti...
Ne anlıyorsunuz bundan?
Kuşlar 'da'... Nereye gittiler? Neden gittiler? Ve özellikle neden kuşlar?


Geçmiş zaman İstanbul'unu filmlerden, belgesellerden gördüm. Hani bir ağaç vardı, Cüneyt Arkın ile Fatma Girik çevresinde koşuşturmacılık oynarlardı. Hatırladınız mı? Heh işte o zamanlar İstanbul'da o ağaçlardan, çiçekten, böcekten çooook vardı çoook...
Haliyle kuşlar da vardı. İnsanın gerçekten insan olduğu zamanlar... İnsanlık, vicdan, merhamet henüz kayıplara karışmamıştı... O zamanları yaşayan büyüklerim bir yandan çok şanslılar, öte yandan ise çok şanssız... Şanslılar çünkü o günleri gördüler, şanssızlar çünkü o günlerden sonra bugünleri de gördüler... Ama biz Z kuşağı olarak o günleri sadece filmlerden, dizilerden biliyoruz. Elbette özlemini çekeriz, keşke öyle olsa şimdi de deriz, ama yaşayanlar kadar olmaz..

Yaşar Kemal, bu kitabında tam olarak o dönemlerin İstanbul'unu ve daha sonra ki İstanbul'u... Kirli, pis, gökdelenlerin yükseldiği İstanbul'u,
Ağacın, yeşilin olmadığı İstanbul'u,
Kuşların konacak yer bulamayıp terk ettiği İstanbul'u,
İnsanlığın, vicdanın bir rafa kaldırılıp tozlandığı İstanbul'u anlatıp ne denli değiştiğini yüzümüze vuruyor.
Bu hangi olayla, hangi tarihte böyle değişti? Belirli bir şey var mı yoksa zamanla mı oldu bu değişiklik?
Ve en önemlisi: Neden oldu?
İnsanlar birbirini sevmeyi, saymayı neden unuttular?

Kuşlar gittiği için mi böyle oldu yoksa böyle olduğu için mi gitti kuşlar?

Zaman geçtikçe insanın para hırsı artmış, her yer benim olsun, her şey benim olsun demeye başlamış. Her yere koca koca binalar dikmiş...

Eskiden ağacın olduğu yerde şimdi gökdelen uzanıyor. Kuş aranan gözlerle gökte uçarken aşağıya bakıyor, geçen sene gelip yuva yaptığı çınar ağacını arıyor besbelli. Ama yok! Nereye gitti?!
Şimdi kuşlar gitmesin de ne yapsınlar? Geçmiş zamanda İstanbul'da kartal bile varmış biliyor muydunuz? Hatta geçmişte okuduğum bir yazıya göre, Mustafa Kemal İstanbul, Beylikdüzü'nde bıldırcın avlamış... Beylikdüzü'nde! Bıldırcın!


"Kuşlar unutkan olur, yeniden gelecekler!"

Gelecekler mi sahiden Yaşar Amca? Motorları maviliklere sürecek miyiz Nâzım Amca? Ne zaman insanlık yeniden hatırlanacak? Ne zaman dünya gerçekten yaşanılır bir yer olacak?


Kuşların yeniden gelmesi ve bir gün motorları maviliklere sürebilme temennisiyle bitiriyorum yazımı.

Teşekkürler. Keyifli okumalar!
79 syf.
·10/10 puan
Evet kuşlar gitti. Ama giden sadece kuşlar değildi ki “Kuşlar da Gitti “ dedik ...
Her nerede yaşıyor olursan ol, yakın bir ile otobüs yolculuğu yapacağın zaman bu kitabı koy çantana. Şöyle bir bakın gökyüzüne ... Gitmeyen kuşlara bir bak... Çıkar o ince ama heniz hiç bir fikrin olmayan kitabı çantandan. Sonra işte. İşte sonrası , herkes için ortak bir şeyler barındıracak.

Yaşar Kemal hiç tereddüt etmeden okumaktan sıkılmayacağım , hayata bin kere gelsem bin kere gözlüm kapalı sevip saygı duyarak eserlerinden gururla bahsedeceğim bir yazar. Hiç şüphe yok ki bu güzel roman da öyle.
Eski bir İstanbul geleceğini ince nakış gibi işleyen bir dili var. Hele ki İstanbul’da doğup büyüyen biri iseniz bu kitabın sizde yeri bambaşka olabilir. Değilseniz de...
Bir geleneği anlatmakla birlikte İstanbul’da insanlığın nasıl kaybolduğunu da gözler önüne seriyor. Hayatta kalmak için çocuk bile olsan ağzınla kuş tutmak gerektiğini...
Kitap kısacık olduğu için daha fazla detay vermeden bitirmek istiyorum. Okuyun okutun
79 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
İnsanlık öldü mü?

Bir düşünelim bakalım öldü mü, ölmedi mi… Sonra kendi içimizde karar verelim bu sorunun cevabına..

Yaşar Kemal, kendine has üslubu ile Anadolu insanını çok iyi yansıtmaktadır. İlk eseri zaten bunun tescilli belgesidir. Yani Üstat bizi ve insanımızı olduğu gibi kalemine yansıtmaktadır.

İnsanlık için 100 yıl önceye gitmeniz ya da 500 yıl önceye gitmenize gerek yok. İnsanlık şuan nasılsa o dönemlerin şartı ne ise duruma göre de öyleydi. Sadece şuan teknolojik imkanlarımız daha fazla. Bu duruma istinaden hoşgörü ya da iyilik katsayımız daha fazla değil. Olmayacaktır da. İnsanlar karmakarışık yapılar değillerdir ama öyle olmayı seçmektedirler. Düz olmak toplum da basit olarak algılandığından, herkes olmayan farkını göstermeye çalışmaktadır. Hepimiz bu işin lacivertiyiz hiç merak etmeyin..

Kitabı okurken, eski İstanbul’dan zihnimize birkaç güzel şey yerleşiyor.. Daha sonra ise; İstanbul’un yitip yok olmasına imkan sağlayan o sözcükler dolaşıyor satırlarda.. Yeşilliğin, betonerme yığınlarına teslim olması ve doğanın insan tarafından her dönemde katledilmesi. İnsanlığın ağaçlarla alıp veremediği her ne ise, yüzyıllardır hiç değişmedi. Ağaca ve yeşilliğe düşman bir toplum.. Ne uğruna, tabi ki $$$$$$$$$$$$$$$$

İnsanlar hayatlarını kazanmak için çalışırlar. Yemek yemek için, giyinmek için, ev kirası için, annesine-babasına bakmak için vsvsvs. Bu liste uzar gider. İnsan çalışır, çünkü kapitalist düzende para kazanmanız gerekmektedir. Günümüzde, özellikle büyük şehirler de çoğu insan sadece ekmek parası için çalışmıyor bunu biliyoruz? En yeni cep telefonunu almak, en iyi kıyafetleri giymek, 3 liraya doyacak karnı 300 liraya doyurmak peşindeler/peşindeyiz. Hikaye de ki karakterlerimiz karınlarını doyurmanın peşindedirler.. Anadolu çocukları ilk İstanbul’a geldikleri anda kaybolurlar. İstanbul gerçekten de büyüktür ve bununla başa çıkması ayrı derttir. İstanbul'a yenilmemek için çok çalışmanız gerekmektedir. Peki bunu dürüstlükle mi, yoksa yalan dolan la mı yapacağız sizin tercihinizdir.

Hikaye de ki karakterlerimiz kendi yolları ile bunu yapmaktadır. Ama bu ne kadar işe yaramaktadır? İnsanın sabrı nereye kadardır? Ne kadar aç kalabilirsiniz? Bir gün, İki gün? Ne kadar? Hayallerinizi ne kadar erteleyebilirsiniz? Büyük hayaller de değil...

İnsanımız değişmez.. Dünyanın her yerinde insan tipleri aynıdır. Dili, dini, ırkı farklıdır sadece..
Toplumsal olayların hepsin de tepkileri çoğunlukla aynıdır. Birisi sizin kötü biri olduğunuzu, yaptığınızın yanlış olduğunu düşünüyor ve işaret parmağı ile sizi işaret ediyor ise, on kişiden en az altısı sizi sorgulamadan, o parmağın işaret ettiği gibi sizin linç edilmesi gereken biri olduğunuzu düşünecek ve girişime başlayacaktır.

Aç kalırsanız ne yapardınız? Aç kalır ve toplumdan tekme yerseniz ne kadar ileri giderdiniz? Sayfa sayısı az ama üstat tarafından her sayfası dolu dolu hale getirilmiş bu kısa öykü, bunun cevabını size verecektir.

İnsanlar günlük hayatta kendi çıkarları için her şeyi yaparlar.. ama unutmamak lazımdır ki; "Cehennem yerinde hiç ateş yoktur, herkes ateşini burdan götürür..."

Ve şu soruyu tekrar kendimize soralım;

İnsanlık öldü mü? Yoksa bir yerlere mi sıkıştı? Ya da hiç var olmadı mı?

Sizce?

Bu kısa öykü, Anadolu insanını, çok değil az biraz eski İstanbul'u, çocukları, yetişkinleri, insanımızın her dönemde olaylara verdiği cevapları hayalinize getirecektir. ve çok samimi bir dille yazılmış diyaloglar, sizin canlandırmalarınızla gerçeğe dönüşecektir.. Zihninizde yaşayacağınız bu eser, daha fazla Yaşar Kemal kitabı okumak için sizi teşvik edecektir.

Yaşar Kemal’e saygı ve sevgilerimi sunarım.

Kitabı tavsiye eder, herkese iyi okumalar dilerim…
“İnsanlık öldü mü?” dedim.
“Yok ” dedi, “ölmedi, ölmedi ama bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kuşlar da Gitti
Baskı tarihi:
1994
Sayfa sayısı:
94
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Görsel Yayınlar
Baskılar:
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti, İstanbul’un çürüyen, kirlenen yüzünün ve insanlığın da şehirle birlikte yok oluşunun romanıdır. Kuşların bir zamanlar mekân tuttuğu İstanbul’da çocuklar onları yakalayarak cami, kilise ve sinagogların kapılarında “azat buzat beni cennet kapısında gözet” diyerek satarlar. Ancak çocuklar satamadıkları kuşları yemek zorunda kalırlar.

“Sağlam bir kitap, yoğun bir insan sevgisi ve şiir, tam bir başyapıt.”
La Croix, (Fransa)

“Saklanacak, tekrar tekrar okunacak, üstünde günlerce düşünülecek, bütün zamanların, bütün ülkelerin en güzel edebiyat yapıtlarının yanına konacak bir kitap...”
Jeremy Brooks, The Independent, (İngiltere)

“Klasiklere özgü yalınlıkta bir öykü.”
Church Times, (İngiltere)

“Batı Avrupa’da neden böyle romancılarımız kalmadı?”

Kitabı okuyanlar 6,7bin okur

  • Sevimm
  • birmühendis
  • Fatma
  • Yıldız çahan
  • Aziz Karakuş
  • Berna DİNÇER
  • bitmeyen bir paradoksun içi
  • drsngul
  • Harlan
  • Dilara

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0.1 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları