Kuşlar da Gitti

·
Okunma
·
Beğeni
·
24768
Gösterim
Adı:
Kuşlar da Gitti
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
79
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750807219
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti, İstanbul’un çürüyen, kirlenen yüzünün ve insanlığın da şehirle birlikte yok oluşunun romanıdır. Kuşların bir zamanlar mekân tuttuğu İstanbul’da çocuklar onları yakalayarak cami, kilise ve sinagogların kapılarında “azat buzat beni cennet kapısında gözet” diyerek satarlar. Ancak çocuklar satamadıkları kuşları yemek zorunda kalırlar.

“Sağlam bir kitap, yoğun bir insan sevgisi ve şiir, tam bir başyapıt.”
La Croix, (Fransa)

“Saklanacak, tekrar tekrar okunacak, üstünde günlerce düşünülecek, bütün zamanların, bütün ülkelerin en güzel edebiyat yapıtlarının yanına konacak bir kitap...”
Jeremy Brooks, The Independent, (İngiltere)

“Klasiklere özgü yalınlıkta bir öykü.”
Church Times, (İngiltere)

“Batı Avrupa’da neden böyle romancılarımız kalmadı?”
New Statesman, (İngiltere)
79 syf.
·1 günde·Beğendi
“Kafesin biri kuş aramaya çıktı” Franz Kafka

Hemen kafesin ne olduğuyla başlayalım. Kuşlar da Gitti'de aslında kuşların kafese konması değildir bu kafes dediğimiz şey. İnsanlıktır bu kafese konan. Şu düzende kafese konan kuş kadar çaresizdir insanlık. Kafesler artık insanlığımızı tutuyor. Şehirlerin sokaklarında insanlığın çöp yığınları birikiyor. Artık insanlığın kötü rüzgarları yağmur getiriyor. Sait Faik'in dediği gibi zamanlar başka türlü oldu.

Kitap anadolunun farklı yerlerinden kopup İstanbul’a gelen üç arkadaşın, Uzun Süleyman, Hayri, Semih’in, hikâyesini anlatır. Bu üç arkadaş azat buzat beni cennet kapısında gözet geleneğine uygun olarak satmak için kuş tutarlar. Azat buzat geleneği kişinin işlediği günahlardan, yaptığı kötülüklerden havaya kuş salınmasıyla arınması hesabına dayanan bir gelenektir. Üç arkadaş gece gündüz kuş tutarlar. İçleri kuşları satıp para kazanmanın ümidiyle doludur. O yüzden tıka basa kafesleri doldururlar. Onlar kötü bir şey yapmazlar, insanlar kuşları alacak ve kuşlar yeniden özgür olacaklardır. Peki, umutları ne kadar doymuştur ki? Bu kuşları satın almazsanız açlıktan onları yiyeceğiz diye bağırırken mi? İnsanın yaptıklarının kefareti için kafeslerin özgür kuşları hapsetmesi ne büyük çelişkidir. Bu çelişki bir ustanın elinde işte böyle roman olur. Üç arkadaş kopmuş gelmiş başka yerlerden, kuşlar göçmüş gelmiş başka yerlerden. Kuş da çocuk da doymanın peşinde. Çocuk kuşa tuzak kuruyor, şehir sahipsiz çocukları yutmanın peşinde. Ama çocuklar saf, hırsızlık yapmayız, çalmayız, hakkımızla para kazanırız derdinde. Şehir çocuklara bunu verebilmiş mi, o kuşları kafese koydurmadan gökyüzünde kanat çırpmasına izin verebilmiş mi? Bir çocukla bir kuşun saflığına nasıl başkaldırırız biz! Bu çelişki bir ustanın elinde işte böyle roman olur.

Giden kuşlar mıydı? Yoksa insanlığımız mı? Her ikisi?

Biz hep eski zamanlara özlem duyarız ama eski dönemdeki insanlar kendi dönemlerinden memnun değilmişler. Yaşar Kemal “"İnsanlık öldü mü? "Yok" dedi, "ölmedi, ölmedi ama bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?" diyor. Biz bu dönemde bir yerlere sıkışan insanlıktan bahsedebiliyor muyuz? Artık küçük bir huzur adına kafamızın içini aynalarla kaplatıp kendi dünyalarımıza o kadar dalmışız ki etrafta olanlara çok uzağız. İnsanlığa uzağız. Artık karşı düşüncelere tahammül edemez durumdayız. Günlerdir Dede’nin birine gülüyoruz. Gidiyeahhh! Bırakın şu dedeyi artık. Bizim insanlığımız elden gidiyeahh. Bunun şakası olmaz işte. Yaşar Kemal açık açık bana bakın, ben öyle tatlı matlı yazı yazamam, kırarım bu kalemi, dileyen okur, dilemeyen okumaz diyor. Bize Yaşar Kemal gibi kalemini kıracak yazarlar lazım. Lazım ki inadına kapalı tuttuğumuz gözlerimiz açılsın. Bize Yaşar Kemal gibi kuşların gitmesine üzülecek duyarlı insanlar lazım. Çünkü ''Kuşlar gelsin hafız, onlara dair kötü hatıraları yoktur gökyüzünün, onlar intihar nedir, ihanet nedir bilmezler.” Bize Yaşar Kemal gibi insanlık kavramının altını doldurabilmiş insanlar lazım. Lazım ki insan olma bilincine erişelim. Erişelim ki kuşlarımız gitmesin. “Ah, beni vursalar bir kuş yerine!”

Kuşları seven bir yazarın kitabının incelemesinde kuşları anmadan geçmek olmaz diye düşünüyorum. Kuşlar özgürlüğü ve barışı simgelemesiyle insanlığa en çok yakışan hayvanlardandır. Çünkü eşsiz gökyüzü kanatlarının altına dolar. O mavilikler bizim değil kuşlarındır. Bundan olacak ki edebiyatımızda çokça rastlarız kuş imgesine. Bizzat Yaşar Kemal’in içinde kuş geçen kitapları, kitap isimleri var. Yine bir sürü şiire konu olmuşlardır. O kadar güzel dizeler vardır ki. Örnek olsun diye birazını bırakıyorum buraya: https://onedio.com/...2-siir-dizesi-330944

Yaşar Kemal, kalemin ''Öyle güzel ki, kuş koysunlar yoluna'' bir okur demiş.

Bir arkadaşımın dediği gibi ‘hikâyem bu kadar.’ Keyifli okumalar.
79 syf.
·1 günde·10/10
Kanadı kırık değil,
Onlar
kanadı koparılmış kuşlardı.

Sokaklar daraldı
Vicdanlar karardı,
Ve uçsuz bucaksız göğümüzde
Uçacak yerleri kalmadı.

Kaç milyondu sayıları?
Gitgide çoğalırlar mı?

Şu yoksulluğa bakamıyoruz,
Yüreğimiz daraldı.

Kırmızı ışıkta yine etrafımız sarıldı,
Allah’ım ne kadar zavallılardı.
Para versen bir türlü;
kesilmiyordu arkası…
Vermesen başka türlü;
İyi insan böyle mi yapardı?

Neyse ki yeşil ışık yandı!

Yok mu “bunlar”ın ana babaları?
Ne diye sokaklarda,
çoktan ölen insanlığımızı arıyorlardı?

Çevirelim başlarımızı,
Görmezsek gönüller katlanırdı.

“Azat buzat, beni cennet kapısında gözet.”

Kafeslerdeki kuşlar,
işte tam da bu çocuklardı.
Tıklım tıklım,
üst üste,
nefessiz tıkıldıkları
Bu rezil dünya kafesinde,
birileri çekip alsın,
mavi gökyüzüne salsın diye
bekliyorlardı.

Sahi, bir yoklar mısınız?
Azat buzat demek için,
cebimizde biraz duygu kaldı mı?
79 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Edebiyatımızın en başarılı ve etkin kalemlerinden olan Yaşar Kemal’le İnce Memed eseriyle tanışmış ve diğer eserlerini de okumaya çalışmıştım.En son okuduğum eser olan Kuşlar da Gitti diğer eserleri gibi hacimli ve bol betimlemeli bir eser değil.Kitap 79 sayfadan oluşuyor kısa sürede bitirebileceğiniz bir eser.Konu olarak İstanbul’un Florya semtine kuş yakalamak için gelenlerin hayatın insanların ve İstanbul’un değişen çürüyen ve yok oluşları anlatılmaktadır.Kitabın sonunda insanlık bitip bitmediğini anlatacak birileriyle karşılaşıp karşılaşamayacağına yer veriyor.
Geç kalınmadan okunması gereken bir kitap
79 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
İnsanlık o kadar ilerledi ki,artık gözükmüyor mu yoksa gören gözlere mi zeval geldi?

Eser 1978 yılında yayınlanmış.Hikayede insanlık, yoğunlukla İstanbul'un kenar kesimleri sayılan Florya,Menekşe ve Yeşilyurt semtlerinde ve son olarak şehrin tam göbeğinde Taksim'de sorgulanıyor.Kitapta şehir ve semt isimleri açık açık belirtilmesine rağmen,Üstad hikayenin geçtiği tarihle ilgili net bir bilgi vermiyor.Yaşar Kemal,yer yer bilerek kullandığı devrik cümlelerle hikayeyi o kadar güzel anlatmış ki,ister istemez kendimi olayların içinde buldum.Olayların içindeydim ama hangi zaman diliminde,hangi tarihteydim onu düşünerek satırların arasında adeta kayboldum.Kitapta Dolapdere semtinden 1943'lü yıllara ait bir alıntı verse de olayların 70,80 yılları arasında yani o yılların İstanbul'unu anlattığı kanaatine vardım. Amaaaaaan, insanlık zaten yüzyıllardır sorgulanmıyor mu? Tarihe takmamın sebebi takıntılarım,boş verin.


Hikaye,3 kafadarın (Semih-Süleyman-Hayri) acılar prensesi İstanbul'da,Azat-Buzat geleneği ile verdikleri hayat mücadelesini anlatıyor.Bu mücadelede ise insan var olduğu günden yok olacağı güne kadar sorumlu olduğu şeyden yani insanlığından sorgulanıyor.Üstad bunu karakterler arasında muhteşem bir bağ kurarak tıpkı bir ajan gibi sizi çapraz sorguya alarak sorgulatıyor.


Sonuç olarak enfes bir eser.Ancak İnsanlığımızı sadece bir kitap okuduktan sonra değil,her yeni güne uyanırken sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum.Sen sorgulamazsan,ben sorgulamazsam,o sorgulamazsa nasıl çıkar insanlık aydınlığa?

Babası Camii'de öldürülen Yaşar Kemal,vefat ettiği zaman,onun dinini,inancını,kalbinin içindekileri sorgulayan ama kendi insanlığını sorgulamayı aklına bile getirmeyen biri  "Yaşar Kemal öldü; ancak hayatına ait ayrıntılar içinde henüz 'Allah rahmet etsin' diyeceğim bir ipucu bulamadım" diyor.Bu yobazoğlu yobazlara inat,Mekanları Cennet olsun! diyorum.

Eseri okuduktan sonra ve yazarın çapını da bildiğim için insanlıktan önce Yaşar Kemal'in,hayatı boyunca yanlış bilmiyorsam aldığı 40 ödülün yanına neden bir Nobel ödülü konduramadığını da merakla sorguladım.Özellikle Yahudi kökenli bir eşi olmasına rağmen.Cevabı tamamen siyasi arkadaşlar.Yaşar Kemal,hayatı boyunca edebiyat yaptı. "O günümüzün ucuz medyasını ve ucuz siyasetini tatmin edecek bir yazar değil,o yüzden nobeli alamadı,çok açık"  diyor İlber Ortaylı kendisi için... O bu toprakları çok sevdi,Yahudi kökenli eşi Tilda'da,cenazesinin Camii'den kaldırılıp Müslüman mezarlığına gömülmesini isteyecek kadar Yaşar'ını, Kemal'ini çok sevdi.

Zülfü Livaneli'nin kadim dostu edebiyat ustası güzel insan Yaşar Kemal'i daha çok okuyalım ve okutalım.

Sorgulamama Uğur Arslan'ın bir dörtlüğüyle son vermek ister ve derim ki,İnsan olun be eşek sıpaları.

Söyle dünya insanların kaç kişi?
Kaçı sağır,kaçı kör,kaçı arsız,kaçı erkek,kaçı dişi?
Açlıktan ölmek kaldımı be şimdi?
Söyle dünya insanlık kimin işi ?...
79 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
İnsanlık öldü mü?

Bir düşünelim bakalım öldü mü, ölmedi mi… Sonra kendi içimizde karar verelim bu sorunun cevabına..

Yaşar Kemal, kendine has üslubu ile Anadolu insanını çok iyi yansıtmaktadır. İlk eseri zaten bunun tescilli belgesidir. Yani Üstat bizi ve insanımızı olduğu gibi kalemine yansıtmaktadır.

İnsanlık için 100 yıl önceye gitmeniz ya da 500 yıl önceye gitmenize gerek yok. İnsanlık şuan nasılsa o dönemlerin şartı ne ise duruma göre de öyleydi. Sadece şuan teknolojik imkanlarımız daha fazla. Bu duruma istinaden hoşgörü ya da iyilik katsayımız daha fazla değil. Olmayacaktır da. İnsanlar karmakarışık yapılar değillerdir ama öyle olmayı seçmektedirler. Düz olmak toplum da basit olarak algılandığından, herkes olmayan farkını göstermeye çalışmaktadır. Hepimiz bu işin lacivertiyiz hiç merak etmeyin..

Kitabı okurken, eski İstanbul’dan zihnimize birkaç güzel şey yerleşiyor.. Daha sonra ise; İstanbul’un yitip yok olmasına imkan sağlayan o sözcükler dolaşıyor satırlarda.. Yeşilliğin, betonerme yığınlarına teslim olması ve doğanın insan tarafından her dönemde katledilmesi. İnsanlığın ağaçlarla alıp veremediği her ne ise, yüzyıllardır hiç değişmedi. Ağaca ve yeşilliğe düşman bir toplum.. Ne uğruna, tabi ki $$$$$$$$$$$$$$$$

İnsanlar hayatlarını kazanmak için çalışırlar. Yemek yemek için, giyinmek için, ev kirası için, annesine-babasına bakmak için vsvsvs. Bu liste uzar gider. İnsan çalışır, çünkü kapitalist düzende para kazanmanız gerekmektedir. Günümüzde, özellikle büyük şehirler de çoğu insan sadece ekmek parası için çalışmıyor bunu biliyoruz? En yeni cep telefonunu almak, en iyi kıyafetleri giymek, 3 liraya doyacak karnı 300 liraya doyurmak peşindeler/peşindeyiz. Hikaye de ki karakterlerimiz karınlarını doyurmanın peşindedirler.. Anadolu çocukları ilk İstanbul’a geldikleri anda kaybolurlar. İstanbul gerçekten de büyüktür ve bununla başa çıkması ayrı derttir. İstanbul'a yenilmemek için çok çalışmanız gerekmektedir. Peki bunu dürüstlükle mi, yoksa yalan dolan la mı yapacağız sizin tercihinizdir.

Hikaye de ki karakterlerimiz kendi yolları ile bunu yapmaktadır. Ama bu ne kadar işe yaramaktadır? İnsanın sabrı nereye kadardır? Ne kadar aç kalabilirsiniz? Bir gün, İki gün? Ne kadar? Hayallerinizi ne kadar erteleyebilirsiniz? Büyük hayaller de değil...

İnsanımız değişmez.. Dünyanın her yerinde insan tipleri aynıdır. Dili, dini, ırkı farklıdır sadece..
Toplumsal olayların hepsin de tepkileri çoğunlukla aynıdır. Birisi sizin kötü biri olduğunuzu, yaptığınızın yanlış olduğunu düşünüyor ve işaret parmağı ile sizi işaret ediyor ise, on kişiden en az altısı sizi sorgulamadan, o parmağın işaret ettiği gibi sizin linç edilmesi gereken biri olduğunuzu düşünecek ve girişime başlayacaktır.

Aç kalırsanız ne yapardınız? Aç kalır ve toplumdan tekme yerseniz ne kadar ileri giderdiniz? Sayfa sayısı az ama üstat tarafından her sayfası dolu dolu hale getirilmiş bu kısa öykü, bunun cevabını size verecektir.

İnsanlar günlük hayatta kendi çıkarları için her şeyi yaparlar.. ama unutmamak lazımdır ki; "Cehennem yerinde hiç ateş yoktur, herkes ateşini burdan götürür..."

Ve şu soruyu tekrar kendimize soralım;

İnsanlık öldü mü? Yoksa bir yerlere mi sıkıştı? Ya da hiç var olmadı mı?

Sizce?

Bu kısa öykü, Anadolu insanını, çok değil az biraz eski İstanbul'u, çocukları, yetişkinleri, insanımızın her dönemde olaylara verdiği cevapları hayalinize getirecektir. ve çok samimi bir dille yazılmış diyaloglar, sizin canlandırmalarınızla gerçeğe dönüşecektir.. Zihninizde yaşayacağınız bu eser, daha fazla Yaşar Kemal kitabı okumak için sizi teşvik edecektir.

Yaşar Kemal’e saygı ve sevgilerimi sunarım.

Kitabı tavsiye eder, herkese iyi okumalar dilerim…
79 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Bir öykünün güzelliği onun içindeki samimiyeti hissettiğin kadardır.

Her şey bir gün gider. Dostluklar gider
Dün sürdüğün parfüm kokusu gider.
Ütülediğin o gömleğinin simetrisi gider.
O prıl pırıl yaptığın evin cemali gider.
Sınav için ezberlediğin o bilgiler gider.
Son aldığın cigaranın dumanı ciğerine gider.
Sevdiğin adam başkasına gider.
Dün elini öptüğün amca mezara gider.
El öpmenin adabı tarihin o gıpta edilen sayıfalarına gider.
Gençlerimizin ilgisi BTS a gider.
Iki nasihat hemen gücüne gider.
Bildirim gelince hoşuna gider.
Eleştirince zoruna gider.
Atara atar gidere gider.(saldım çayıra emojisi)
Alışınca her şey gider.
Kiminin 10 lirası bir kitaba gider.
Kiminin 30 lirası bir booka gider.
Kimisi öğrenciyim der burs almaya gider.
Kimisi öğrenci zaten hergün kafelere gider.
Fön çektiğin saçlarınin o havalı edası gider. Dün aldığın çikolatalar mideğe gider.
O en sevdiğin oyuncaklar da bir gün çöpe gider. Yaptığın iyiliklerin büyüsü gider
Verdiğin saygının namusu gider
Verdiğin sevginin iyisi gidier
O hergün aynaya baktığın güzelliğin gider
O hergün şikayet ettiğin şey gider
O çok sevdiğin kitapların gider
O sevilen insanlar gider, hani atları olanlar
O taptığınız paranız gider
Gider gider gider...

Çoğu gitti azı kaldı...

Size kitaptan bir kesit aktarıp bitireceğim incelemeyi.

"Ölecekler. Onlar ölürler de işte o zaman gör Istanbulun halini. Bir zelzele, bir zelzele, bir zelzele olacak, ayakta hiçbir ev kalmayacak. İstanbulun tüm evleri yerle bir olacak, otomobillerde paramparça, yüz bin parça."
Syf.24

"Yazık, dedi, ne yazık ki, ne yazık. İstanbula çok yazık, yıkılacak. Onlarda bu kadar kötü olmasınlar. İstanbul küçucük kuşlar yüzünden yıkılacak, van gibi olacak."
Syf.25

Peki neden?

Niye böylesine insanlar insanlığı unuttular?

"Azgın suratlı, bereli adamlar, gözleri velfecr okuyan, camiden Allahla yaman bir dövüşten çıkmışçasına, yüzlerinin olanca nurunu orada, içerde bırakmış çıkan insanlar, mümin mi bunlar, bu öfkeden bastıkları yeri çatlatanlar, bunlar mı mümin? Kuşlar da başlarını alıp gittiler çoktaan...

Şu Taksim alanında biribirlerini ezenler, o kadar insanın içinde hak tu, diye ortalığı tükürük savuranlar, sümkürenler, sümkürlerini ağaç gövdelerine sürenler, hasta yüzlüler, vıcık vıcık boyalılar, suratlarından düşen bin parça olanlar, düşman gözlüler, gülmeyenler, biribirlerini yiyeceklermiş gibi, biribirlerini gözlerini oyacak, kuyusunu kazacaklarmış gibi bakanlar, korkanlar, utananlar, bunlar mı, korkanlar, ben, ben, diyenler, bunlar mı? Kuşlar da gitti... Giden kuşlarla..."

Syf. 39

Söyle bana böyle insanlarla dolu olan bir yer nasıl iflah olur?

Belkide unutulan çok şey vardır. Bilmediğimize rağmen.

Esen kalın
79 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Bir zamanlar ekim ayı gelince Florya düzlüğünde, ağlarını ören, çadırlarını ve tuzaklarını hazırlayarak kuşları yakalayan cami, kilise ve sinagog kapılarında "Azat buzat beni cennet kapısında gözet" diyerek bu kuşları satan kuşçuları anlatılıyor kitapta. Kuşçular para kazanırken, kuşları alanlar da onları uçurarak çok ucuza kendilerini cennet kapısında bekleyen kuşlar ediniyorlar.

Kahramanlar 'Kuşçuluk' yapan ve bununla geçinmeye çalışan Süleyman, Hayri ve Semih. Anlatıcı bu üç genç ile tanışıyor ömrünce hiç sevinç tatmamış şu mutsuz hergele Tuğrul vasıtasıyla ve onlara önce maddi sonra manevi olarak yardım etmek için uğraşıyor.

Zamanla bu adetin ortadan kalkmasından dolayı gençlerin sürekli kuşları yakalayıp da satamamalarını, kafeslerin hınca hınç dolu olduğunu, açlık ve parasızlıklarını, anlattıkları kadarıyla hayatlarını dinliyor ve görüyor.

Eski İstanbul' un her çeşit, her renk kuşlarını, eski İstanbul’un merhametli, sevecen, yardımsever insanlarını ve yaşadağı andaki insanlarla karşılaştırınca eski insanların ve eski İstanbul’un özlemini çekiyor haklı olarak. Yalnızca o çekmiyor tabi, yanındakiler de ve biz okuyanlar da.
"Kalabalık" dedi.
Mahmut ona gülümsedi.
" Hiç de gülmüyorlar."
Birr de bu günleri görseydi...
Özlemini de en güzel araçla kuşlar aracılığıyla mükemmel bir şekilde dile getiriyor.

Neden hep eskiyi özlüyoruz, neden hep eskiden diyoruz? Acaba bugünlerimizi de eski diye adlandırıp özleyecek miyiz?
...


Aklıma yalnızca Semih’in Hayri ve Süleyman' dan ayrıldıktan sonra neler yaptığı takıldı, o da belli olsaydı...

Yaşar Kemal' e ödevimiz üzerine bir ön hazırlık olsun diye başladım, uzun zamandır okumak istediğim bir yazardı çok ayıp ama ilk okuduğum kitabı hatta kendi kendime kızdım ve dedim ki 'günay sen bugüne kadar kimleri okudun da Yaşar Kemal' i okumadın!'

Kitabı duruma işaretlerken fark ettim 'Kuşlar da Gitti' imiş. Halbuki ben Teneke diye almıştım :) İyi ki okumuşum ki, zevkle okuduğum, hayran kaldığım, çok beğendiğim bir kitap daha oldu. Şimdi ödevimize Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca' yı okumak için Albay Bey' i bekliyorum


Not: Bir kitaba başlarken genelde ön kapak, arka kapak okuyup başlarım. Ama bu kitapta aynı şeyi yapmadığım belli ve nedeni bende yok. İyi ki okumamışım dedim kitap bitince dedim arka kapağı okuduktan sonra, yoksa sonunu bilerek okumak hiç iyi olmazdı. Kitaplarda en sinir olduğum şey bu arka kapakta kitap ile ilgili heyecan veren şeylerin yazılması... Kitabı okumayanlar mümkünse arka kapağı okumasınlar... Şeytan dürtmesin sizi, ama dürter...
79 syf.
·2 günde·10/10
Yol biter, gün biter, can biter, İstanbul bitmez...
Peki ya insanlık biter mi?

Bu eserde Yaşar Kemal Efsanesi Çukurova'nın bağrından kopmuş Florya'nın düzlüğüne uğramıştır.

Öykü buram buram memleket özlemi çeken insanların karınca misali yuvalandığı bir şehirde,İstanbul'da, geçer.
Ne memleketten bir haber vardır ne de kör olası İstanbul'da bir ekmek parası. Umuda yolculuk başlar kafes dolu kuşlarla. Cami, kilise, sinagog kapılarında cennet kuşları pazarlanır bir simit parasına.
"Azat buzat beni cennet kapısında gözet"
Tutsak edilen kuşlar azat edilmeyi bekler. Peki ya tutsak eden mi suçludur, azat ettirmeyen mi?
Hayata tutunmaya çalışan üç gencin zorlu mücadelesi, insanlığın varlığına ve kuşların özgürlüğüne bağlıdır.

Peki ya insanlık kalmış mıdır?
"İnsanlara söz ettirmem. Olmaz. Bir yerlerde bir şeyler kalmıştır. Biz onu bulamıyorsak gücümüz yoktur. O parlak ışığı göremiyorsak, gözümüz içimizin karanlığındadır."
Mahmut' un insanlığa dair umudu son sayfalarda büyük bir hayal kırıklığına uğrar. Ne insanlık kalmıştır ne de özgürlüğüne kavuşmuş kuşlar...
79 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kuşlar da Gitti istanbul’un çürüyen kirlenen yüzünün ve insanlığın da şehirle birlikte yok oluşunun romanıdır. Kuşların bir zamanlar mekan tuttuğu İstanbul’da çocuklar onları yakalayarak cami, kilise kapılarında “azat buzat beni cennet kapısında gözet” diyerek satmaya çalışırlar Ancak çocuklar satmadıkları kuşları yemek zorunda kalırlar koca çınar büyük ustanın kaleminden güzel bir eser
"Insanlık öldü mü?" dedim.
"Yok," dedi, " ölmedi, ölmedi ama, bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?"
"Nerde kaldı acaba?"
- "İnsanlık öldü mü?" dedim.
- "Yok" dedi, "ölmedi, ölmedi ama bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?"
- "Kuşlar da gitti."
İnsanlıkla beraber kuşlar da bir bir yok oldu gitti…
"O zamanlar insanlar daha iyidiler denemez, kim bilir, ama daha başkaydılar. Belki de kuşları daha çok seviyordular. Belki de yürekleri yufka, daha acımayla, daha sevgiyle doluydular. Belki de doğaya daha yakındılar, kim bilir... Şimdiki insanlara vız geliyor kafeslerse küçücük kuşların ölmesi."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kuşlar da Gitti
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
79
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750807219
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti
Kuşlar da Gitti, İstanbul’un çürüyen, kirlenen yüzünün ve insanlığın da şehirle birlikte yok oluşunun romanıdır. Kuşların bir zamanlar mekân tuttuğu İstanbul’da çocuklar onları yakalayarak cami, kilise ve sinagogların kapılarında “azat buzat beni cennet kapısında gözet” diyerek satarlar. Ancak çocuklar satamadıkları kuşları yemek zorunda kalırlar.

“Sağlam bir kitap, yoğun bir insan sevgisi ve şiir, tam bir başyapıt.”
La Croix, (Fransa)

“Saklanacak, tekrar tekrar okunacak, üstünde günlerce düşünülecek, bütün zamanların, bütün ülkelerin en güzel edebiyat yapıtlarının yanına konacak bir kitap...”
Jeremy Brooks, The Independent, (İngiltere)

“Klasiklere özgü yalınlıkta bir öykü.”
Church Times, (İngiltere)

“Batı Avrupa’da neden böyle romancılarımız kalmadı?”
New Statesman, (İngiltere)

Kitabı okuyanlar 4.181 okur

  • Handan
  • Emre Oktar
  • Serap akbga
  • Irem
  • Sevgi
  • Aysima Akgün
  • Yağmur Badur
  • Özge
  • Betül Uysal
  • Aslıhan Özdemir

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.1
14-17 Yaş
%7.5
18-24 Yaş
%22.5
25-34 Yaş
%34.8
35-44 Yaş
%20.1
45-54 Yaş
%5.4
55-64 Yaş
%1.5
65+ Yaş
%3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59.2
Erkek
%40.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.1 (334)
9
%20.6 (245)
8
%24.3 (289)
7
%13.6 (162)
6
%6.7 (80)
5
%2.1 (25)
4
%1.3 (15)
3
%0.6 (7)
2
%0.3 (3)
1
%0.3 (4)

Kitabın sıralamaları