Kuyucaklı Yusuf

·
Okunma
·
Beğeni
·
143811
Gösterim
Adı:
Kuyucaklı Yusuf
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053143512
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Yusuf bir oraya, bir de önündeki toprak yığınına baktı. Dişlerini ve yumruklarını sıktı, dudaklarını ısırdı; buna rağmen gözlerinden yanaklarına doğru iri damlalar yuvarlanmaya başladı. Bu yaşlar bütün manzarayı örtüvermişlerdi. Kollarının yeni ile gözlerini sildi. Hayvanına atladı. Bir kere daha dönüp geriye baktıktan ve ömrünün en korkunç senelerinin geçtiği bu kasabaya yumruğunu uzatıp tehdit eder gibi salladıktan sonra, atını ileriye, dağlara doğru sürdü.

Sabahattin Ali’nin başyapıtı kabul edilen Kuyucaklı Yusuf romanında, ailesi eşkıyalar tarafından vahşice katledilmiş kimsesiz bir çocuğun hikâyesi anlatılır. Katliamı soruşturmak için köye gelen kaymakam Salâhattin Bey’in evlat edindiği Yusuf’u çocukluğundan delikanlılık çağına kadar izleyen hikâye, babasının ölümü ertesinde gelişen ve genç adamı isyana sürükleyen dramatik süreci, dokularına kadar resmedilmiş capcanlı bir kasaba manzarası eşliğinde adım adım işler. Yoksullaşan ailenin içine düştüğü çaresizliği istismar eden nüfuzlu kişilerin şahsında cisimleşen “kötülük” ile imkânsız bir aşkın hayat karşısındaki saf, tedirgin, gerilimli ikircimini simgeleyen “erdem” geniş bir failler ve tanıklar silsilesi önünde karşı karşıya gelir. Kahramanın kaderi baştan yazılmıştır; bayağılık ile erdemin, güçlü ile güçsüzün çatışmasında güçlünün zaferi kaçınılmazdır. Bu yazgıyı değiştirecek yegâne eylemse güçsüzün isyanıdır. Yusuf da yazgısını isyan ederek değiştirecektir.

Kasabadaki insanın yalnızlığını ve çaresizliğini romantik üslupçuluğun ve kaba betimleyiciliğin tuzağına düşmeden, maddi ve sınıfsal arka planlarıyla derinlikli bir psikolojik çözümlemenin konusu haline getiren Kuyucaklı Yusuf, bu özelliğiyle çağdaşı anlatılardan kesin çizgilerle ayrılır.

Yazarının trajik kişisel yazgısıyla ilgili köklü ipuçları da barındıran devasa bir gerçekçi fresk, kendisinden sonraki edebiyatın yol haritasının biçimlenişinde derin izler bırakmış görkemli bir öncü roman...
222 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Öykücü olarak bilinen Sabahattin Ali'nin ilk yazdığı romandır. Ve bence en güzel romanıdır. En azından benim için öyledir. Kürk Mantolu Madonna'nın isminden dolayı fazla ilgi gördüğünü düşünüyorum. Evet o da mükemmel denecek kadar güzel bir roman ama, Kuyucaklı Yusuf gibi değil açıkçası. Kuyucaklı, heyecanı sürekli üst seviyede olan bir roman. Gerilimin çoğu zaman zirve yaptığı bir roman Kuyucaklı Yusuf. İç hesaplaşmaların doruğa tırmandığı bir roman. Kitap yaptığı giriş cümlesiyle bizi nasıl bir romanın beklediğini haber veriyor; "1903 senesi sonbaharında ve yağmurlu bir gecede Aydın'ın Nazilli kazasına yakın Kuyucak köyü'nü eşkıyalar bastılar ve bir karı kocayı öldürdüler."

Bir roman ancak bu kadar güzel ancak bu kadar korku dolu başlayabilir. Büyük bir merakla sayfaları çevirdiğinizde Kuyucaklı Yusuf'la tanışıyorsunuz. Ve o tanışma sizi ta alıp Edremit'in Zeytinli köyüne kadar götürüyor. Özellikle Sabahattin Ali'nin betimlemelerine o kadar hayran kaldım ki, gözümde canlandırarak bir sinema filmi izler gibi okudum kitabı. O kadar gerçekçi o kadar derinden vuran bir kitap Kuyucaklı Yusuf.

"Yolun iki tarafındaki zeytinlikler taş kesilmiş gibi hareketsizdi. Hayvan ince ayaklarıyla çakıllarda kıvılcımlar saçıyor ve hızlı hızlı soluyordu."

Özellikle bu ve buna benzer betimlemelerle dolu kitap beni benden almıştır.

Ayrı bir konu Sabahattin Ali'nin öldürülmesi gerçekten Türk Edebiyatı için derin bir kayıptır. Belki de nice baş yapıtlar kazandıracaktı nice büyük romanlar yazacaktı. 42 yaşında hayata gözlerini yuman yazarı rahmetle anıyoruz. Bize bu romanları yazdığı için kendisine teşekkür ediyoruz. Daha çok kıymetini bilmeliyiz. Onu daha çok okumalıyız.

Bu arada İçimizdeki Şeytan isimli kitabındaki hayal kırıklığımı bu romanıyla ciddi şekilde telafi ettiğimi de belirtmek isterim. Belki tekrardan o romanı elime alıp tamamlayabilirim. İyi bir zamanda okumamış olabilirim. Umarım sorun bendedir. :)

Benden bu kadar.. Sürç-ü lisan ettiysek affola. Son olarak benim yazılarımı okuyanlar bilirler. Ben kolay kolay bir kitabı övmem. Benim için çok güzel bir buluşmaydı. Kuyucaklı Yusuf'u mutlaka okuyun dememe gerek yok sanırım. Keyifli Okumalar :)
222 syf.
·9/10
Milli eğitim bakanlığı onaylı 100 temel eserden biridir. Sabahattin ali denilince akla kürk mantolu Madonna gelir ama benim için KUYUCAKLI YUSUF ayrı bir yerdedir. Herhalde insanlarda biraz ezber sevgi var galiba ...

Balıkesir Edremit'te geçen köylüler ile memurların çekişmesinin anlatıldığı toplumsal arka planı aydınlatan betimlemeleriyle okuyucuyu mesteden romanlardandır.

Yusuf 9 yaşında , anası babası eşkıya baskınında öldürülmüş Kaymakam Selahattin Bey tarafından evlatlık edinilmiştir. Kuyucaklı Yusuf , erdemleri ve kusurlarıyla, bir yetimin, bir evlatlığın öyküsünden insanlık durumuna çıkmayı başarmış bir yapıt olarak kitaplığımızda olması gereken bir eser olarak yerini almıştır .

Keyifli okumalar diler bloguma beklerim https://1yazar1kitap.blogspot.com/...mantolu-madonna.html
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (11.137 Oy)11.493 beğeni42.091 okunma2.676 alıntı197.461 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (14.718 Oy)15.827 beğeni51.234 okunma2.940 alıntı187.221 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (14.617 Oy)17.210 beğeni53.801 okunma6.708 alıntı295.021 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (17.925 Oy)18.337 beğeni60.267 okunma5.577 alıntı229.864 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (15.384 Oy)15.636 beğeni59.667 okunma2.717 alıntı229.640 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (14.767 Oy)16.385 beğeni54.389 okunma8.090 alıntı205.993 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (11.691 Oy)12.726 beğeni37.391 okunma9.267 alıntı165.466 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.2/10 (11.516 Oy)14.305 beğeni41.402 okunma15.727 alıntı269.019 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (18.084 Oy)21.797 beğeni66.639 okunma10.810 alıntı862.283 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (15.562 Oy)18.147 beğeni52.440 okunma3.813 alıntı221.868 gösterim
222 syf.
·Beğendi
SABAHATTİN ALİ VE "KUYUCAKLI YUSUF"A DAİR YÜREĞİMDEN GEÇENLER
Ben zaman zaman bazı kitapları bir an evvel alıp okumak için sabırsızlanırım. Öyle ki kargo beklemeyi bile göze alamam, hemen dışarı çıkıp evime en yakın kitapçıya koşup kitabı alır ve okumaya başlarım. Böyle koştuğum kitaplarda genelde pek yanılmam. O kitabı okumaya nasıl karar verdiğimi soracak olursanız aslında bu tamamen benim dışımda gelişen bir durum olur. Ya bir arkadaşımın ısrarla önerdiği bir filmi izlerim ve film beni öyle derinden sarsar ki hiç beklemeden kitabı da alıp okurum. Yabana Doğru’da (In to the Wild) böyle olmuştu. Ya da bir inceleme okurum çok etkilenirim, o anki ruh halime çok uygun bulurum ve kitabı hemen o an okumak isterim. Ya da bu seferkinde olduğu gibi yazarın başka bir kitabını okurken dili ve üslubu karşısında çarpılıp yazarın başka eserlerine de gitme ihtiyacı hissederim. Sabahattin Ali’nin hikayelerini okurken çok etkilendim. Bu aralar lezzetli eserlere takılmış durumdayım. Konudan çok kitabın cümlelerine vuruluyorum. 1 k sayfasına bolca alıntı bırakmamı mazur görün lütfen.:) Kendimi kontrol ettiğim halde yine iki buçuk A4 sayfası alıntı paylaşmışım. Gecenin kör vaktinde kitabın bendeki büyüsü, boğazımda bıraktığı yumru geçmeden bir şeyler yazmak istiyorum.

Yazarken türlü türlü ruh hallerinden geçerim ben. Bazı kitaplar daha bitmeden kafamda yazının şablonu oluşur. Böyle okuduğum kitaplarımın her tarafı çizilmiş, kitabın bütün boş alanları notlarla dolmuş olur. Öyle ki geriye sadece paragrafları planlayıp yazması kalır. Bir çırpıda, su gibi yazarım böyle okuduğum kitapları. Bazen de şimdi olduğu gibi tutulur kalırım, akmaz cümlelerim. Bazı kitaplar okunup biter ama yazmaya hiç gönlüm olmaz, onları yazmak için böyle uzun uzun girizgahlar yapmam gerekir. “Huzur” ve “Sevgili Arsız Ölüm”ü yazarken de kitaptan hiç bahsetmeden bir sayfa kendi kendime konuştuğumu fark etmiştim. Sanırım bu kitapta da öyle olacak.:)

“Kuyucaklı Yusuf”u okumadan önce Sabahattin Ali’nin hayat hikayesini anlatan bir belgesel izledim. İçim paramparça oldu. Hayatının büyük bir kısmı maddi manevi sıkıntılar, hayal kırıklıkları ve polis takibi altında cezaevi duvarlarının gerisinde geçen Sabahattin Ali’nin, 41 yıllık kısa ve çileli hayatına üç roman, on öykü, iki şiir kitabı ve yedi kitap çevirisi sığdırması son derece etkileyici geldi bana. Bilhassa ölümünün üzerindeki sır perdesinin kaldırılamaması, Kızı Filiz Ali’nin babasının ölümüne dair konuşurken gözlerine doluveren yaşlar içimi acıttı. Belgesel bittiğinde içimi müthiş bir isyan dalgası kapladı. “Bu kadar kıymetli bir kalemi nasıl da göz göre göre harcamışız.” dedim içimden. Üstelik bu durum sadece Sabahattin Ali ile sınırlı da değildi. Koca edebiyat tarihimizi gözden geçirdiğimde rahat yüzü görmüş yazar, şair sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu. Hangi görüşe mensup olursa olsun çoğunun ömrü sürgünlerde, hapislerde göz hapsinde geçmişti. Boğazım düğüm düğümdü, aklım da gönlümle birlikte isyan ediyordu. Okumalıyım ve yazmalıyım dedim kendi kendime ve Kuyucaklı Yusuf’a başladım.
(belgeselin linki: https://youtu.be/D2EQX4EvDZo)

Biraz da okuma zevkinizi kaçırmayacak şekilde Sabahattin Ali’nin “Kuyucaklı Yusuf” romanından bahsetmek istiyorum. Eser, yazarın 1937 yılında yayımlanan ilk romanıdır. Sabahattin Ali’nin bu romanı 30 yaşında yazmış olması ve bu romanın yazarın ilk romanı olmasından dolayı bir acemilik görmedim, tam tersi roman; diliyle, üslûbuyla, kurgusuyla gayet başarılıydı. Bazı kaynaklarda Türk edebiyatının en romantik kahramanı olarak tanıtılan Kuyucaklı Yusuf, Aydın’ın Nazilli kazasına yakın Kuyucak köyünde dünyaya geldiği için Kuyucaklı lakabını almıştır. Çok küçük yaşta anası ve babası köyü basan eşkıyalar tarafından öldürülen ve kimsesi olmadığı için kasabaya tetkikat için gelen kaymakam Salâhattin Bey tarafından evlat edinilen Yusuf, hayatının bundan sonraki kısmını kaymakamın evlatlığı olarak Edremit’te geçirecektir. Yiğit ve sözünü sakınmayan bir kahraman olan Yusuf, bu özelliklerinden dolayı pek çok sorun yaşar ama her seferinde -tesadüfler zinciri halinde- bir şekilde kendini kurtarır ve hayatına devam eder. Roman son derece gerçekçi bir dille kaleme alınmıştır. Romanda anlatılan aşk hikayesi ise şimdilerde bize pek inandırıcı gelmeyecek şekilde saf, temiz, masum ve derin bir aşktır. Bu romanı okumak da biraz Yeşilçam filmi izlemek gibi bir deneyimdi benim için. Bunu olumlu bir yorum olarak eklediğimi de belirteyim.

Sabahattin Ali’nin “Kuyucaklı Yusuf”unu ben çok sevdim ve pek çok açıdan kendime yakın hissettim, belki de bu sebeple çok alıntı biriktirdim bu romana dair. Kitabımın her tarafını bol bol çizdim. Ben Yusuf’un suskun ve içe dönük hallerini kendime çok yakın buldum. Bir arkadaşım benimle Hasan Ali Toptaş’ın “Suskun insanın içi sözcük kuyusudur derler.” sözünü paylaşmıştı. (Geçmiş Şimdi Gelecek, s.68) Kuyucaklı Yusuf’tan alıntıladığım şu cümleler de aslında susmanın da bir anlatma biçimi olduğunu ve Yusuf’un susarak anlattıklarını öyle güzel anlatıyor ki:

“Konuşmaya ne lüzum vardı? Bütün güzel laflardan ve boş insanlardan sıkılan bu mahlukları, birbirlerinin sessiz mevcudiyeti, yorgunluk verecek kadar doyuruyordu.” (s.146)
"(Yusuf) gitgide konuşmayı daha az sever olmuştu. Mektebi bitirdikten sonra babasının işini eline alan Ali ile Bayramyeri'ndeki dükkanın önünde iki alçak ve aralıksız iskemle atarlar, saatlerce hiç konuşmadan yan yana otururlardı." (s. 25)

"Bir felakete sükûn ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir. Kuru ve sabit gözlerin arkasında nasıl bir ateşin yandığı; yavaşça inen göğsün içinde nelerin kaynadığı bilinmediği için, insan mütemadi bir ürkeklik ve tereddüt içinde üzülür."(s.11)

Buzzati’nin Tatar Çölü’nü yeniden okuduktan sonra Kuyucaklı Yusuf’u okuduğumda iki karakterde ve yazarların onları anlatış biçimlerinde bir paralellik yakaladım. O alıntıları da burada arka arkaya vermek istiyorum:

"Şu anda bu koskoca dünya üzerinde kendisini düşünen bir tek kişi bile mevcut olmadığına o kadar emniyeti vardı ki, acı bir kabadayılıkla kendisi de hiç kimseyi düşünülmeye layık bulmuyor; fakat bundan, sebebini anlayamadığı bir üzüntü duyuyordu. Acaba onu sahiden hiç düşünen yok muydu ve o hiç kimseyi düşünmemekte, kendini yalnız bulmakta bu kadar haklı mıydı? Bu ihtimal onun gerilmiş olan sinirlerini biraz gevşetti. Sırtını ağaçtan ayırdı; derin bir nefes aldıktan sonra, kasabaya doğru yürümeye başladı." (Kuyucaklı Yusuf /s. 75)

"...hatta sadece kalede değil tüm bir dünyada tek bir insanoğlu kendisini düşünmeyecekti; herkesin kendi meşguliyeti vardı, herkes kendi kendine zor yetiyordu, hatta annesi bile, evet, belki de annesi bile şu anda başka şey düşünüyordu." (Tatar Çölü /s. 33)

Yusuf’ta dikkatimi çeken bir diğer özellik de yalnızlığı kendisine yoldaş edinmiş olmasıydı. Bu halleriyle bana Hesse’nin “yalnız kovboyu” Knulp’u hatırlattı. Tek farkla ki Knulp, ilk aşk deneyimini bir hayal kırıklığı olarak tecrübe ettiği halde Yusuf hem çok sevmiş hem de çok sevilmişti. Hatta bence Kuyucaklı Yusuf Türk edebiyatının en güzel aşk romanlarından biriydi aynı zamanda. Yusuf’un yalnızlığını, herkeslerden başkalığını anlatan şu alıntılar bir yazar olarak Sabahattin Ali’nin Hesse’den hiç de geri kalır yanı olmadığını gösterir nitelikte bence:
"Yusuf kendini de bu muazzam ve yekpare geceye yapışık sandı ve korkuyla ürperdi. Islak ellerini yüzünde dolaştırdı. Kirpiklerinden yanaklarına yağmur suları süzülüyordu. Yaptığı hareketler ona hiçbir yere bağlı olmadığının şuurunu verdi. Hatta yavaş yavaş etrafından ne kadar ayrı olduğunu, ne kadar uzak olduğunu hissetmeye başladı. Bir an içinde deminkinin tamamiyle aksi olan bir yalnızlık duygusuyla sarsıldı." (s. 75)

"Kendi dili ile bu insanların dili arasında herhalde pek büyük farklar olacaktı, onlar Yusuf'un sözlerinden bir şey anlamayacaklar ve o, anlattığı ile kalacaktı. Sonra insan ancak her hususuna akıl erdirebildiği şeyleri söylemeliydi." (s. 69)
"Bir türlü anlayamadığı, bir türlü içlerine karışamadığı ve bunu zaten asla istemediği bu insanlarla arasında çelik bir duvar gibi yükselttiği bu tebessüm, onun müracaat ettiği son çareydi."(s. 69)

Kuyucaklı Yusuf’u okumadıysanız muhakkak ilk fırsatta okuyun derim. Yusuf’un saflığına, temizliğine, o suskun ama derin hallerine vurulacaksınız. Yazımı bana Yusuf’u hatırlatan bir şarkı ile sonlandırmak istiyorum. Sözleri Sabahattin Ali’ye bestesi Ali Kocatepe ve Nükhet Duru’ya ait olan “Ben Gene Sana Vurgunum” şarkısı fonda çalsın ve siz de bir Sabahattin Ali hikayesi ya da romanına başlayın. Keyifli okumalar ve dinlemeler efendim.
https://youtu.be/ueS2EZWBecE

BU YAZIYI ALTI ÇİZİLİ SATIRLARIMLA VE MÜZİK EŞLİĞİNDE BLOGUMDAN OKUMAK İSTERSENİZ:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/...yuregimden-gecenler/

Not: Bloguma yazımda bahsi geçen belgeseli de ekledim.
222 syf.
Yazarımızı "Kürk Mantolu Madonna" adlı kitabı ile popülerliğini en üst seviyeye taşıdık.
Çoğumuzun sırf "en çok okunanlar/satanlar" listesinden yola çıkarak okuduğu bir kitap olmuştur.
Okuduğum birkaç yoruma dayanarak ufak bir eleştiri bırakacağım.
Kitabımız ya da Yusufumuz için; bir "Kürk Mantolu Madonna" tadında değildi.
"Onun kadar etkilemedi"
Gibi birçok yorum okudum.

Ben bir kitabı okurken veyahut eleştirirken kitabın başka kitaplarla veya yazarın başka eseriyle eleştirilmesini uygun bulmuyorum.
Okuduğumuz kitabı elbette eleştirebiliriz lakin bunu kitabın kendi konusuyla, karakteriyle, herhangi bir olayıyla eleştirmek gerektiğini düşünüyorum.

Kitap hakkında okuduğum kötü yorumlar beni çok üzdü, "Kürk Mantolu Madonna" kitabı bir anda bu kadar popüler olmasaydı kim bilir kaç kişi ulaşacaktı yazarımıza.
--
Peki ya Yusuf ?
Kaç kişi yaşadı Yusuf'u ?
Bakın kaç kişi "okudu" demiyorum.

Yusuf'u okumayın, yaşayın isterim. O kadar naif o kadar özel ki Yusuf, kelimeler yetmez övmeye, anlatmaya..

Geç bile kaldım okumaya..
Yusuf'u Sabahattin Ali'nin ilk romanı olduğunu sonradan öğrenmiştim.
Yıllar önce yazılmış fakat hala konusuyla günümüzü tam anlamıyla yansıtan bir eser.
Bir köy romanı, anadolu romanı..
Edebi yönden keyif alarak okuduğum bir eser oldu.

Okurken Yusuf'u yaşattı bana onun ağır psikolojisini, hayata karşı verdiği mücadeleyi, sabrını, sükunetini, atını sürüp kaçışını bıraktı bende.

Kitaptaki betimlemeler o kadar başarılı ki kendimi sürekli olaylarla iç içe buldum.

Başlarda osmanlıca kelimeler fazla olduğu için biraz zorlanılabilir ama konunun akışına göre anlayabiliyorsunuz.

Ben Yusuf'u okumaya gerçekten doyamadım büyük bir eksiklik hissettim kitabım bitince.

Yusuf hayattan o kadar uzak ve suskun ki okurken bile hissedeceksiniz.

Kısacası, Yusuf'u yaşayın lütfen. Saflığına, temizliğine, o derin suskunluğuna hayran olacaksınız.
Kitap hakkında düşüncelerim bunlar.
Mutlaka yaşayın Yusuf'u geç kalmayın..
222 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Gerçekten kalıcı bir eser olmasına şaşırmamak gerek mükemmel betimlemeler ile anlatılmış bir kitap. Yusuf daha çocukken eşkiyalar anası ile babasını öldürür. Başlarında beklerken kaymakamın onu yanına alması ile Yusuf`un öyküsü başlar. Para ya bu her şey onun altından çıkar... Onunla beraber üzülüp, kızacaksınız. Yazar bize Yusuf'u öyle bir benimsetiyor ki elinizde büyümüş hissi ile okuyorsunuz. Kesinlikle okumak için çok geç kalmışım. Okusam mı yoksa okumasam mı, diye bir şüpheniz varsa alın okuyun derim. Pişman olmayacaksınız.
222 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
Hikayesi çok muazzam olmasa da karakterler üzerinden yapılan tahliller çok sağlam olan bir Sabahattin Ali kitabı. Bu anlamda daha çok İçimizdeki Şeytan'a benziyor.
Doğa tasvirlerinin çokça yapılması, olayların daha çok kırsalda geçmesi ve tabi baş karakterimiz Kuyucaklı Yusuf'un bazı özelliklerinden dolayı da biraz İnce Memed tadı aldım. Fakat karakterlerin çok gerçekçi olması kitabı özgün kılıyor.
Kaymakam üzerinden devlet, yolsuzluk, bürokrasi ile ilgili yapılan eleştirilerin, değerlendirmelerin günümüz Türkiye'sinde hala çok güncel olması insanı üzüyor. Neyse siyasete girmeyelim, kitaba dönelim en iyisi. :) Kitabın dili başlarda çok ağır. Osmanlıca kelime çok fazla. İlginç bir şekilde sonradan düzeliyor. İlk 80-90 sayfadan sonra dili gayet anlaşılabilir oluyor. Hikayesi de yer yer sıksa da akıcı sayılabilir. Özetle kaliteli, okunması gereken ve okurken zorlanılmayan kitaplardan biri diyebilirim.
222 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
-spoiler- içerir

Yusuf Kuyucak'da doğmuş fakir bir ailenin çocuğudur. Bir gün eşkiyaların köylerini basıp herkesi öldürmesi ile annesiz ve babasız kalışı ve köye gelen Kaymakamın Yusuf'u evlat edinişi ile başlar roman.
Zaten daha ilk bölümde (annesi ile babasının cesetleri başında beklerken) olgun duruşu ile yüreğime taht kurmuştu Yusuf. Hatta o bölümü okuyup bir an duraksayıp olayı kavramaya çalıştım. O yaşta bir çocuğun annesi ve babasının cesetleri başında onlara bir şey olmasın diye ağlamadan, sabırla cesaretle bekleyişine (üstelik kendi parmağı da kopmuşken) hayret etmiştim resmen.
Ben böyle etkileyici kitaplar da ister istemez kendimi empati yaparken buluyorum o yüzden uzun süre kitapların etkisinden çıkamıyorum sanırım (:
Genel itibari ile konudan bahsedecek olursam; bu Kaymakam beyin çirkef mi çirkef içi nefretle dolu sürekli dolap çevirme peşinde olan ahlaksız bir karısı var ki ismi Şahende Hanım. (Kitabı okurken zaman zaman kendisine küfür ettiğim de doğrudur)
Bir de kızları var Muazzez. Yusuf küçük yaşta evlat edinildiği için Muazzezin'de büyüdüğü zaman yanında olmuş hatta onu Yusuf büyütmüş diyebiliriz. Muazzez de hiç kimsenin sözünü dinlemez biri olmasına rağmen Yusuf'un sözünden kesinlikle çıkmayan minnoş bir kızmış. Ve sonuç olarak tabiki bu minnoş  kız büyüdü güzelleşti tahmin ettiğiniz üzere Yusuf'a karşı bir şeyler hissetti ve Yusuf'da Muazzez'in hislerine karşılık verdi ((:
Gönül isterdi ki bundan sonrası çiçekler böcekler toz pembe hayaller ile devam etsin ama malesef hiç öyle olmadı.
Kaymakam vefat ettikten sonra Yusuf'un işi gereği sürekli köy dışına gitmesi ve günlerce gelmemesinden dolayı Şahende bu süreçte tabiki uslu durmamış sinsi planlarını çoktan hazırlamış, Muazzez de yalnızlığını başkaları ile gidermeye çalışmış ve nihayet annesinin çirkin oyunlarına da alet olmuştur.
Bir gün Yusuf'un gittiği yerden erken dönüşü ve eve geldiği zaman hiç beklemediği bir manzara ile karşılaşması o sinir ile kendini kaybedip rast gele ateş açması ile her şey alt üst olur ve roman "hii şimdi ne olacak yaaa" diyeceğiniz şekilde devam eder...

E diyeceksiniz ki her şeyi anlattın biz daha ne okuyalım. Hayır efendim asıl olay bundan sonra başlıyor. Selpaklarınız hazırsa iyi okumalar diliyorum  ((:
222 syf.
·10/10
Ana var evlat doğurur oymağı devlet eder.
Ana var it doğurur devlete dert eder.
Ana var evladın başına dert olur.
Ufak bir ekleme yapmak istedim bu güzel söze. Bir ana kötü hayata düşmek isterse evladı da arkasından atlar.

Romanımıza gelirsek hem akıcılığı hem betimlemeleri hem de kurgusuyla dönemimize kadar kalıcılığını kaybetmeyen efsane bir eser. Yusuf erken yaşta kaybetmeyi öğrenmiş bir çocuk ve bağlanmamayı hayat felsefesi haline getirmeye başlıyor. Tabi ki gönül bu romanımızda da ferman merman dinlememiş.

Diğer değineceğim konu da kadınların her daim ucuz olan hayatı. Borç karşılığı alınıp verilmesi günümüzde de pek modasını kaybetmemiş ve hala erkeklerin evde bir kadın bulunsun hesabı ve kadınlarında zengin bir kısmet olarak gördüğüyle evlenmesi olayından vazgeçilmemiş.
222 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Senin gibi muhteşem bir romanı ne kadar fazla bekletmişim! Okumayan ve okumayı düşünen herkesin şu yorumu yapacağı bir kitap eminim.
Kitap ilk cümlesinden sizi alıp Aydın Kuyucak köyünden, Edremit Zeytinli köyüne götürecek. Kuyucaklı Yusuf'u her haliyle gözünüzde canlandırabileceksiniz ve onu iyiki tanımışım diyeceksiniz. Daha dokuz yaşındayken hayata karşı bir başkaldırış, bir gizli isyan göreceksiniz, daha dokuz yaşında annesi ve babası öldürülmüş bir çocuktan bahsediyoruz! Dokuz yaşından birden kırk yaşına varan bir çocuk. Onu evlatlık edinen Kaymakamı bile dehşete düşürecek bir "ne olursa olsun ayaktayım" duruşu... Onu hep gözümde sinirli, her an patlamaya hazır, her şeye göğüs geren yiğit bir insan olarak tanıdım. İçiyse dokuz yaşında çocukluğuyla kaplı, sevdikleri için her şeyi yapabilecek delilikte ama ardı pamuk gibi.Kuyucaklı Yusuf kimsenin emri altında duramayacak bir adam, herkesin ağzına bakabilecek bir adam değil. Onun bu yapısına aykırı olmasına ragmen ailesi için çalışan, didinen bir adam karşılığında gördüğü ise nankörlükten başka bir şey değil. Buna rağmen asla Muazzez'ine kıyamayacak kadar da vefalı bir adam. Kitabın her sayfasında gözünüzde canlanacak Yusuf aksi mümkün bile değil. Sabahattin Ali'nin betimlemeleri başta Yusuf olmak üzere herkesi, her şeyi imgeleyebileceğiniz betimlemelerden. Özellikle taşranın durumunu yansıtan betimlemeler o dönemi ve o dönemin taşrasını çok iyi yansıtıyor. Yusuf'u ve onun göğüs gerdiği herkesi tanımak için bu kitabı okuyun. Acısını bile içinde yaşayan ve asla boyun eğmeyen bu adamı tanıyın. İyiki tanıdım seni Kuyucaklı Yusuf. Senin gibi seven, sevdiği için her şeyi yapan birileri sende kaldı. Bu çağ mı? İşine gelenin işine geldiği gibi davrandığı, çıkarcı bir çağ. Senin gibileri 1900'lerde bıraktık. Seni sadece okumak değil tanımak isterdik. Unutamam seni Kuyucaklı Yusuf, iyiki hayatıma dokundun. Sen de iyiki yazdın Sabahattin Ali. Kalemin bitti ama yazıların sonsuz, iyiki...
222 syf.
·10 günde·8/10
Sabahattin Ali'nin kaleminden güzel bir kitap okuduğumu düşünüyorum. Kitabın dili gayet sade ve anlaşılır. Anlattığı dönemi kafanızda canlandırmaya çalışmak da güzeldi bana kalırsa. Konunun geçtiği yöre Ayvalık, Edremit; Akçay gibi yerleri - ki anne tarafından Ayvalıklı olduğumu da ekleyerek yani bölgeyi tanıyan biri olarak- de o dönemlerde hayal etmek bana ayrı bir haz verdi. Yalnız kitaba ismini veren kahramanımız! Yusuf beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Hep bir şey yapacak o gri renginden kurtulup bizlere kendini tanıtacak diye bekledim. Olmadı. Yusuf hep bi arka planda kaldı. Muazzez'in daha fazla ön planda olduğunu düşünüyorum. Hatta kitabın sonunda dahi ben Yusuf'u anlayamadım. Yusuf'ta hep bir mesafe hep bir perde var okuyucu ile arasında. Bunların yanında kitabın değinmiş olduğu belli zümrelerin iktidarı konusunun da güzel işlendiğini düşünüyorum. Tabi kitabı çok beğendiğimi de ekleyerek sözlerimi tamamlıyorum.
222 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Bu nasıl bir kitaptı... Ne muhteşem yazarsın sen Sabahattin Ali! Yeni bitirdim ve hâlâ da etkisindeyim açıkçası. Her sayfasında başka bir duygu, başka bir olay, başka tatlar aldım resmen. Betimlemeleri olsun, kendine has sözleri olsun, Sabahattin bey elimden tuttu ve beni diyar diyar gezdirdi. Kitabı bitirdikten sonra "teşekkürler Sabahattin abi!" diye bağırdım evde, komşulardan da bunun için özür diliyorum.
Kitap için 10 puan verdim ama olsaydı 100 puan da verirdim, o kadar ki güzeldi. Okuduğum ilk Sabahattin Ali romanıydı ve muhtemelen diğer kitaplarını da okuyacağım. Bu kitap için yeterli yorum düzeyine sahip olmadığımı düşünüyorum, kelimelere sığdıramıyorum duygularımı. Başı nasıldı, gelişme nasıl oldu, kitap nasıl bitti hâlâ aklım almıyor.
Son bir söz olarak şunu söyleyeyim; okuduğum en romantik, duygusal, nazik kişiydi ana karakterimiz Yusuf. Tam bir beyefendi...
Kesinlikle diyorum, kesinlikle okumalısınız bu kitabı!
Herkese keyifli, kitaplı günler diliyorum...
(Not: kitap bittikten sonra anlık bir heyecan ile yazılmıştır, alıntılarım devam edecektir.)
"Hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var, beyefendi!
Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var..."
"Kendinde her şeyi yapabilecek kuvveti görmek, sonra yapılacak hiçbir şey bulamamak... Tükenmek bilmez bir sabırla bir meçhulü beklemek..."
Sabahattin Ali
Sayfa 154 - YKY 2002 Basım
"Fakat her şey geçer, her şey unutulur. Kendini bir felâketin içinde kaybetmenin mânâsı yoktur. İnsan birazcık da kalender olmalıdır!"
Kuru ve sabit gözlerin arkasında nasıl bir ateşin yandığını; yavaşça kalkıp inen göğsün içinde nelerin kaynadığı bilinmediği için, insan mütemadi bir ürkeklik ve tereddüt içinde üzülür...
Sabahattin Ali
Sayfa 17 - Yapı Kredi Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kuyucaklı Yusuf
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053143512
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Yusuf bir oraya, bir de önündeki toprak yığınına baktı. Dişlerini ve yumruklarını sıktı, dudaklarını ısırdı; buna rağmen gözlerinden yanaklarına doğru iri damlalar yuvarlanmaya başladı. Bu yaşlar bütün manzarayı örtüvermişlerdi. Kollarının yeni ile gözlerini sildi. Hayvanına atladı. Bir kere daha dönüp geriye baktıktan ve ömrünün en korkunç senelerinin geçtiği bu kasabaya yumruğunu uzatıp tehdit eder gibi salladıktan sonra, atını ileriye, dağlara doğru sürdü.

Sabahattin Ali’nin başyapıtı kabul edilen Kuyucaklı Yusuf romanında, ailesi eşkıyalar tarafından vahşice katledilmiş kimsesiz bir çocuğun hikâyesi anlatılır. Katliamı soruşturmak için köye gelen kaymakam Salâhattin Bey’in evlat edindiği Yusuf’u çocukluğundan delikanlılık çağına kadar izleyen hikâye, babasının ölümü ertesinde gelişen ve genç adamı isyana sürükleyen dramatik süreci, dokularına kadar resmedilmiş capcanlı bir kasaba manzarası eşliğinde adım adım işler. Yoksullaşan ailenin içine düştüğü çaresizliği istismar eden nüfuzlu kişilerin şahsında cisimleşen “kötülük” ile imkânsız bir aşkın hayat karşısındaki saf, tedirgin, gerilimli ikircimini simgeleyen “erdem” geniş bir failler ve tanıklar silsilesi önünde karşı karşıya gelir. Kahramanın kaderi baştan yazılmıştır; bayağılık ile erdemin, güçlü ile güçsüzün çatışmasında güçlünün zaferi kaçınılmazdır. Bu yazgıyı değiştirecek yegâne eylemse güçsüzün isyanıdır. Yusuf da yazgısını isyan ederek değiştirecektir.

Kasabadaki insanın yalnızlığını ve çaresizliğini romantik üslupçuluğun ve kaba betimleyiciliğin tuzağına düşmeden, maddi ve sınıfsal arka planlarıyla derinlikli bir psikolojik çözümlemenin konusu haline getiren Kuyucaklı Yusuf, bu özelliğiyle çağdaşı anlatılardan kesin çizgilerle ayrılır.

Yazarının trajik kişisel yazgısıyla ilgili köklü ipuçları da barındıran devasa bir gerçekçi fresk, kendisinden sonraki edebiyatın yol haritasının biçimlenişinde derin izler bırakmış görkemli bir öncü roman...

Kitabı okuyanlar 40.906 okur

  • Pınar karataş
  • Ahmet Avcı
  • Yaşar KEMAL
  • Ayben C.
  • AstroTeyze
  • Nursel Dayı
  • Sonbahar
  • Blue
  • Özlem DALGIN
  • cüneyt can

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%10
14-17 Yaş
%15
18-24 Yaş
%15
25-34 Yaş
%10
35-44 Yaş
%25
45-54 Yaş
%10
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%15

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52.9
Erkek
%47.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0 (2)
9
%0 (4)
8
%0 (3)
7
%0 (1)
6
%0 (1)
5
%0 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları