Lâ: Sonsuzluk Hecesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
17.892
Gösterim
Adı:
Lâ: Sonsuzluk Hecesi
Baskı tarihi:
Nisan 2008
Sayfa sayısı:
382
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752638518
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
"Bir gün Sabâ Melikesi Belkıs'tan, Âdem'le Havva'nın hikâyesini anlamanın bütün bir insanlığın da hikâyesini anlamak manasına geldiğini öğrendim. İnsanın bütün halleri Âdem'de gizliydi ve bütün macera onun hikâyesinde özetlenmişti. 

Bu cümleyi yıllarca içimde gezdirdim de bir türlü kalemi elime alamadım, anlatmaya kalkışamadım. 

Ne zaman ki, kalmak için değil uğrayıp geçmek için kadem bastığımız, kök attığımız değil kısa bir gölge saldığımız şu dünyada bir cennet sürgünüyle yazgılandığımı anladım ve Kelimeler Kitabı-çift isimler sahifesinde, Âdem'le Havva'nın yanına bir de Habil'le Kabil'i ekledim. O zaman anladım anlatma zamanının geldiğini. 

Hikâyenin ismi düştü dilime bir gece: La. 

İlla, dedim. 

Bir ömür boyu aradığım hece harfinin La olduğunu bildim."
(Tanıtım Bülteninden)
“L” dan “İLL” ya giden yolda çekilen sürgünün, acıların, ayrılıkların,tövbenin, aşkın, nefretin,ilk cinayetin, ilk ölümün ve daha sayamadığımız bir sürü ilklerin ve adların kitabı.Neden ve niçinlere çünkü lerin cevabı, Adem ile Havva, Kabil ile Habil yansımalarından bizim hikayemizdi, bizim öykümüz dü aslında yazılan. Nazan Hoca' nın muhteşem anlatımı ile tavsiyemdir değerli kitap dostları...
Nazan Bekiroğlu’nun kaleminden çıkan Lâ Sonsuzluk Hecesi, Adem ile Havva’nın yaratılışı ile dünyanın varoluşunu masalsı bir şekilde anlatıyor.
Cennetin kokusu, ırmakları, çiçekleri, tüm canlılar mükemmel tasvirleriyle gözümüzde canlanıyor.

ilk insan, ilk Peygamber Hz. Âdem'in yaratılışı, cennetteki varoluşu sonrasında Havva'nın yaradılışını, yasak meyvenin yenilişi sonrasında duyulan pişmanlık, affediliş ,dünyaya gönderiliş, Habil ve Kabil arasında yaşananların dile getirilişi.İlk pişmanlık, af dileme...
İlk aşk olarak nitelendirilen Adem ile Havva‘nın birbirini bulması ve sonsuza kadar adlarının birlikte anılması.

Ve ilk insanların cennetten çıkışı. Dünya hayatına başlamaları. İlk zorluklar, ilk hayatta kalma mücadelesi. İlk iki seven insanın birbirine kavuşması. İlk gözyaşları... Nazan Bekiroğlu‘nun tasvirleri cennetten koparıp dünya hayatına sürüklüyor.

Cennetin ardından dünya hayatının ilk görüntüleri anlatılıyor. Havva’nın cennetten bir armağan olarak annelik duygusunu getirmesi ve ilk çocukları doğurması insanlığın türemesini sağlıyor...
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.919 Oy)19.836 beğeni45.424 okunma3.469 alıntı191.960 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (9.979 Oy)11.767 beğeni29.529 okunma1.681 alıntı154.494 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.097 Oy)13.909 beğeni36.021 okunma3.754 alıntı153.083 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (8.218 Oy)9.207 beğeni27.483 okunma2.920 alıntı121.135 gösterim
  • Aşk
    7.7/10 (5.041 Oy)5.712 beğeni18.996 okunma963 alıntı95.581 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.883 Oy)9.422 beğeni26.499 okunma1.791 alıntı135.288 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.908 Oy)9.181 beğeni30.108 okunma922 alıntı146.145 gösterim
  • Bin Muhteşem Güneş
    8.9/10 (5.015 Oy)5.576 beğeni16.771 okunma980 alıntı79.444 gösterim
  • Od
    8.5/10 (2.054 Oy)2.036 beğeni7.913 okunma1.313 alıntı32.714 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.712 Oy)8.173 beğeni22.237 okunma4.392 alıntı136.410 gösterim
Üç şey getirebildi cennetten Havva ve Adem.
Kelimeler
Aşk
Annelik duygusu
Kelimeleri Adem taşıdı. Annelik duygusunu Havva. Aşkı birlikte tasidilar. Oyle sert dustuler ki cennetten dunyaya Adem kelimlerin cogunu unuttu sonra birazini hatirladi birazini kiyamete degin unuttu. Ask daha yolda sigamamisti kabina. Azalarak gelebildi cennetten dunayaya.
O zmandan beri kelimler yetersiz aşk bu dunyada kusurlu...
Annelik duygusu...
Iste o cennetten dunyaya hiç eksilmeden geldi...
Nazan Bekiroğlu'nun okuduğum ilk kitabıydı: LÂ. Kitap hakkında yaptığım arastırmalar ve okuduğum yorumlar sebebiyle büyük bir beklenti içinde sayfaları karıştırmaya başladım. Şiirsel bir anlatımın beni karşılayacağının farkındaydım fakat bu kadar abartılı olabileceğini tahmin etmemiştim. Olayların bu denli masalsı ve ninni sesleriyle anlatılmış olması kitabı gerçeklikten uzaklaştırmış. Yani diyorum ki; okudum ama ne Havva olabildim ne de Adem'in çilesini anlayabildim. Okudum ama yaşayamadım kitabı. Itirafta edeyim çok sıkıldım okurken. Ama yine de şiir dilini seven okurların bir şans verebileceğini düşünüyorum. Şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
Yine bir Nazan Bekiroğlu eserinden sonra yoğun duygular içindeyim. Çok güzel, apayrı bir kitaptı.

Arkadaşımla konuşurken "Bildiğim şeyleri okumak beni sıktı." dedi, açıkçası üzüldüm. Evet, Adem ile Havva hikayesini hepimiz biliyoruz ve okurken kurguya dair özel bir heyecan duymuyoruz. Fakat Nazan Bekiroğlu o kadar enfes bir dil kullanmış ki kelimelerinin büyüsü adeta başımı döndürdü. Bazen anlamak için defalarca okudum. Çok emin şekilde söylüyorum ki koskoca kitapta bir tek kelime dahi öylesine yazılmamış, virgüllere varıncaya kadar hepsi bir bütün olarak muazzam.
Bir puanı kırma nedenim, bazı olayları fazla uzatılmış buldum, okurken biraz yoruldum ama yine de dediğim gibi Nazan hocanın harika dili her şeyi okutuyor.

Tavsiye ediyorum, iyi okumalar.. :)
Muhtemelen basıldığı yıl okumuştum 8 yıl önce. Ancak damağımda tadı kalan nadir kitaplardandır. Nazan BEKİROĞLU aşığı bir okur olarak şiirsel dili beni hiç yormamış , bilakis içine iyice çekmişti.
Cennet, Yaratılış, fıtrat, yalnızlık, eş , kadın, yasak, günah, pişmanlık, yakarış , dua ve af.. Bu kelimeler sonsuzluk hecesini okuduktan sonra daha anlamlı ..
“İL-L” ki daha önce okuduğumuz, duyduğumuz, bir şekilde bildiğimiz, tabir-i caizse sıradan bir konu olan Hz.Âdem ile Havva’nın hikâyesini, Bekiroğlu efsanevileştirmiş. Sanki bir yere gizlenmiş de bütün olup biteni izlemiş. Öyle hissetmiş, kaleme dökmüş. Olanları engelleyememenin sanki acısını çekmiş.

Ben daha önce hem Kuran’dan hem Peygamberler Tarihi’den okumuş olmama rağmen, kendimi hiç bu kadar bu hikâyenin içinde, bu kadar onları anlarken, hayâl edebilirken, hissederken, ağlarken bulmamıştım. Kabil’i bile anlamak yüreğimi çok sıktı. Acıttı. Çok merak ediyorum, onun için bile açık olan af kapılarından Kabil geçebildi mi?

Sadece Havva’nın güzelliğini, Âdem’in yakışıklılığını hayâl edemedim. Gözüm öyle bir güzelliği dünyada görmedi. Ama eminim ki çoktan da çok güzeldiler.
Aşklarına imrendim.

40 yıl af için gözyaşı döken Âdem, bir “Affet” diye Allah’a yalvardığında arş titremiş, bir de sürgünden sonra Havva’sını istediğinde. Kabul edilmiş.

Şeytanın şeytan olmadan önceki güzelliğini de daha önceden okumuştum. Üzerine karalar, isler çökmeden evvel ki. Bunun üzerine de satırlar yazmış yazar. Onun da isyanından önce bir melek olduğunu bize hatırlatmış.

Habil‘i, ilk mevtayı kabullenmek istemeyen toprağın, ilk kez topraklığından utandığını hatırlatmış. Toprak, mecbur kalınca bağrına basmış.

Yazar, olması gerektiği kadar yazmış. Çok detaylara inmemiş. Bilenler için araya bir kaç ayet iliştirmiş, küçük harflerle, italik yazıyla. Ama Âdem’in buğdaydan nasıl ekmek yapacağının detayına inmemiş, Cebrail’e uzatmamış kalemini.

Kitabın sonlarını okumak zordu. Olanlar olmuşken, Habil gömülmüşken, şeytan elini Kabil’den çekmişken, Kabil aslına dönmüşken, asma lifinden urganın yarısı hâlâ Âdem’in bileğindeyken ve artık Âdem’in tâkâti kalmamışken, son nefesini son sayfada vermek üzereyken okumak çok zordu.

SPOİLER!

Burada alıntı paylaşacağım, kitabın son satırları:

Gözü geride kalmadı giderken ama dönüp dönüp geriye, şu dünya âlem dedikleri gölgeliğe bir daha baktı. Bir damla yaş süzüldü yasak meyveyi ısırmış ağzının kenarından, ağır bir sızı.

Cennete son bakışını hatırladı.

Açtı gözlerini. Yaprak rüzgârda uçuşurken bir daha geriye baktı.

Dünya! Muhteşemdi. Muaazzamdı.
Bundan daha güzeli, daha mümkünü olamazdı.

Cennetin hatırası hatırında böyle canlı durmasa.
Dünya böyle güzelken bırakıp gitmek ne kadar zor, diyebilirdi.
Ama bir cennet hatırası, bütün dünya gerçeğini hükümsüz kılabilecek denli gerçekti.
Arada bir dünya ömrü. Bitti, dediğinde başladığı yerdeydi.

Gözlerini son bir kez açtı. Bu kez geriye değil. Başının üzerinde gölgelenen tüllenen, kokusunu verip çiçeklenen dünya ağacına baktı. Elini uzattı. Yaseminler döküldü parmak uçlarından. Tanıklık eden parmağıyla, ağacın gördüğü resmi unutmayan gövdesine kendisinden bir işaret bıraktı.

Ağaç eğildi üzerine iyice, dallarını yapraklarını uzattı. Âdem’i sardı, kucakladı.
Meyveleri sanki ışıktandı, sudandı, kokudandı, hazdandı, rengârenkti, camdandı.
Ateş rengi çiçekleri vardı. Gel, der gibiydi yeniden.

Âdem gülümsedi.
Ey ağaç, dedi, nereye çağırıyorsan oradan geliyorum ben.
Hikaye bilindik: Havva ile Adem, yasak elma, cennet, yalvarış, af dileme, Kabil ile Habil, dünya... Ama eminim bu anlatıma hiç bir yerde rastlamadınız. Özenle seçilmiş naif kelimeler, şiirsellikle harmanlanmış olay zinciri. Nazan Bekiroğlu satırları oturduğum koltuktan aldı beni her seferinde; bir Adem'in iç yangınına fırlattı, bir Havva'nın o güzel gözlerine daldırdı, bir Kabil oldum aşkı tanımlamaya çalıştım, bir Habil oldum Yaratan'a yaklaştım. Sonra birleştirdim hepsini bir baktım. Kitabı okurken aslında hayatımı tekrar sorgulamışım.
2017 Tüyap kitap fuarında değerli arkadaşımın 5 saatlik sabrı sonunda imzalı olarak sahip olduğum bir kitap. Sahip olurken de okurken de sabrı öğrendiğim kitap. Iliklerime kadar kendimi tanıdığım kitap, insanlığı tanıdığım kitap, yapma Kabil dediğim kitap, okurken her sayfasında kendimi bulup kendimden geçtiğim kitap.....

‘’Âdem’in hikâyesini hatırlayan herkes, her şey kendi başından geçmiş gibi olur, kendi hikâyesini okur…’’ der yazar Nazan Bekiroğlu. Yaratılmışların ilk insanı Hz. Âdem, bize vaat edilen Cennet, büyük saptırıcı şeytan, Âdem ile birlikte Dünya’ya düşen Hz. Havva, büyük aşkları, evlatları, dünya sınavı…

La Sonsuzluk Hecesi; güçlü kalemi ve müthiş kurgusu ile düşündürürken yüreklere dokunacak bir hikâyeden oluşuyor.

La Sonsuzluk Hecesi kitabının birinci bölümü olan Cennet günlerinden başlar kitap. Ahenk, düzen, yaratılış kusursuzdu. Âlemlerin Varedicisi, hata yapmayan, kabahat işlemeye meyli, muhalefet edecek hilkati olmayan, masum kılınmış meleklerinin kusursuz tapıncıyla yetinmedi. Hür iradesi ile kendini bilecek, bilgisiyle kulluk edecek insanı yarattı. Topraktan bir bedendi, biçimlenmiş olsa da insan denemezdi. Bu yüzden Âlemlerin Rabbi; nefesinden nefes, suretinden suret, ruhundan ruh kattı. Kötülük yoktu Âdem’in mayasında, özünde temizdi iyiydi. Lâkin dünya sınav yeriydi. İyiliği, merhameti sınırsız olan; hamuruna kötülük koymadı ama kötülüğü taşıyabilecek bir kıvam ekledi. Sonra bu kıvama biraz kararsızlık, unutkanlık epeyce de sabırsızlık ilave etti.

Yaratıcı yaratacağının nasıl olacağını zaten biliyordu ama öyle güzeldi ki Âdem, bu güzellikten arş-ı âlâ bile titredi. Cennette yeni doğmuş bir bedende çok eski bir ruh gibiydi, sanki hep cennetliydi.

Sonrası emir geldi! ‘’Secde edin.’’ Yani onun üstünlüğünün şartsız şüphesiz kabul edilmesini buyuruyordu Yaradan. Tüm cennet sakinleri en çokta melekler şaşırmıştı bu duruma, akıl erdiremiyorlardı. Aciz çamur bedenin üstünlüğü ne olabilirdi ki! Çok geçmeden cevabı öğrenip, secdeye geçmişlerdi. Artık Âdem sadece Âdem değil bütün bir insanlığın temsiliydi. Lâkin secdeden kaçan biri vardı, tek bir şey: Alev ateşti. Şeytan işte!

Ne pişman oldu ne vazgeçti ne de af diledi. Lanetlendi! Cennetle arasına koca bir uçurum girdi. Ve en eski düşmanlık hikâyesi böyle başladı. Kıyamete kadar ona mühlet verildi. İş başındaydı artık şeytan. Yaratılmışların en mükemmeli insanı, eline geçirmek, kendisini kendisinde nefse çevirmek yani Yaradan’dan çekip kendine getirebilmek, yoldan çıkarabilmek tek emeliydi.

Ve yalnız kalmasın diye Âdem’e Havva yollandı. Dağların, taşların, kuşların, nehirlerin bile güzelliğine hayran kaldığı Cennet Kadını. Sonunda Aşk geldi öylece aralarına girdi ama ayırmadı birleştirdi. Onlar çift olduğunda Âdem yalnızlığın ancak Allah’a mahsus olduğunu anladı. Bundan sonra Havva’sız yapamazdı.

Melekler hayranlıkla ilk insan çiftinin sevgisini izlerken, onların bu halinden kıskançlığıyla yanan, nefretle beslenen şeytan işe koyulmuştu. Yasaklı bir ağaç vardı onlar için ama ilk hamlesi ‘’merak’’ı kalplerine atarak yaklaşmıştı Şeytan. Sonra ‘’vesvese’’ yi saldı. Ve ‘’arzu’’yu uyandırdı içlerinde. Öyle bir uyandırdı ki bir daha hiç uyumadı. Yalan yeminlerle, ebedilik vaadiyle sonunda yasak ağacın yasak meyvesini tattırdı onlara…

Bütün Cennet dehşet içindeydi artık, onlarsa büyük utanç içinde. Kendi kıyametlerinin koptuğunu anladılar ya artık çok geçti, geri dönseler bile hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Kazazedeydi Âdem ama asıl acısı Rabbinin rızasını kaybettiği içindi. Affın kapısına, tevbenin mısrasına sığındılar. Affetmeyi çok seven Allah affetti.

Fakat her şey bundan sonra başlayacaktı. Cennetten çıkarıldılar. ‘’İnin,’’ emri geldi. ‘’Düşman olarak yaşayın ve dünyada bir süre kalın.’’ Böylece Âdem ve Havva’dan çıktı iki özneli hikâye, bütün insanların hikâyesi oldu.

Üç şey seçmişlerdi cennetten çıkarmak için: Kelimeler, Aşk, Annelik duygusu. Kelimeleri Âdem yanına aldı, annelik duygusunu taşımak Havva’ya kaldı ama aşk çok ağırdı.

Cennet sürgünleri kendilerini dünya yolcusu olarak buldu. Serendip; beklenmedik şeylerin ülkesindeydiler. Ne yazık ki dünyada cennetten zuhur eden çok şey olsa da Dünya Cennet değildi! Her akşam korkuyla uyudu Âdem, her sabah telaşla uyandı. Acizdi, yapayalnızdı. Yıllarca Havva’yı aradı. Bıkmadan usanmadan, kalbi hiç sapmadan bekledi ve Havva geldi…
Cennet’ten Havva’ya hediye gönderildi. Canına can katıldı. Âdem baba, Havva anne oldu. Habil ve Kabil adında oğulları oldu ve bir zaman sonra bela onları buldu.

Şeytan defterini kapatmamıştı ve kurban olarak kendine Kabil’i seçti. Kardeşi Habil’in katili olacak Kabil’i.

Bir yerde her şeyiyle Rabb’e teslim olan Habil vardı bir yandan kibriyle inkârcı Kabil. Kahroluyordu Havva ve Âdem ama ne deseler ne yapsalar öfkesi günden güne büyüyen oğullarını durduramıyorlardı, durmadı da. Kabil şeytana yenik düştü, kalbi mühürlenmişti, kaderin en sert taşıyla, kendi elleriyle yok etti kardeşini… Neden sonra kalbi acıdı Kabil’in, gözleri gördü, kulakları duydu da iş işten geçmişti…

Ancak bir peygamber kalbinin taşıyabileceği şefkate sahip olan Hz. Âdem, sanki hiç bu dünyadan geçmemiş gibi gözlerini yumarken hayata razıydı:

‘’Kaderimden razıyım. Cennet sürgününden razıyım… Dünya çilesinden razı. Rabbinden Rabbi ondan razı…’’
‘La Bir Sonsuzluk Hecesi’ kitabını tam 10 yıl önce almış ve birkaç sayfa okuma denemesinden sonra yazara anlamsız bir mesafe koyarak kütüphanemin arka raflarına kaldırmıştım. Nedenini hatırlamıyorum bile. Belki çok bahsedildiği ve o dönem çok medyatik olduğu için bilmiyorum. Ama çok şey kaçırmışım ben. Demek her kitabın bir zamanı varmış. Anlam veremedim kendime açıkçası.. Nasıl yarım bıraktığımı, şimdi bu kadar hayran olmuşken…

Tipik Nazan Bekiroğlu hayranları vardır ya… Önceden hiç anlayamadığım, ne de abartıyla hayranlar dediğim. Aldığım kitapları okumadan önce yazarlarını araştırmak gibi bir alışkanlığım var ki; Nazan Bekiroğlu hakkında yazılanları okuduktan sonra kitaplarını okumamak elde değil. Kendi gibi hayran okurlarının yazdıkları da ne kadar ince, naif ve zarif…

‘’ Türk edebiyatının Türkan Şoray’ı, ‘’
‘’Morun asilliğinin ispatı vücudu’’
‘’Muhtacına ilaç..,’’
‘’Kaleminden kan damlasa, okurum, ne yazarsa..’’
‘’Mücella'sını bana getirecek kargoyu dört gözle beklediğim’’
‘’Nazan Bekiroğlu bir yazar ne ise o değil; 'yazar' Nazan Bekiroğlu ne ise o’’
‘’ Karşısına geçip bütün kitaplarınızı okudum,alın işte altını çizdiğim yerlerden yeni bir kitap daha yazabilirsiniz dedim.
-o gülümsedi.
-dünya benim oldu.’’ gibi…

Diyebilirim ki son birkaç aydır geçirdiğim en güzel üç gündü. Kitap bitti ama bitmedi. Aynı cümleleri açıp tekrar tekrar okuyorum. Hala o derin cümleleri düşünüyorum. Kahve içtikten sonraki saatlerde hissedilen damaktaki kahve tadı gibi… Fazlasıyla mutluyum galiba:)
Aynı kitabı ikinci kez okumam ama galiba bu kitabı demlenerek deniz kenarında ya da yeşillikler arasında tekrar ve tekrar okumak niyetim… Tabii diğer tüm diğer kitaplarını da…
Kitapta Adem(as)ile Havva validemizin hayatini konu almış ve biraz da hikayeleştirmiştir.Habil ile Kabil'i konu almiştir Fakat ben çok beğenmedim.
ADEM ile HAVVA'ya güzel bir bakış. Şiirsel diliyle sizi içine çeken, sakin bir anlatımı var. Zaten yazarın dili genellikle öyle. Ayrıca kitap Adem ile Havva'nın yanı sıra Habil ile Kabili de güzel bi şekilde bize sunmakta. Benim tavsiyem kitabı bir solukta okuyup bitirmeye çalışmayın.
Dünyaydı adı. Sertti, hayattı. Ağırdı ölüm. Katıydı günah. Kaderdi, kazaydı, belaydı.
Nazan Bekiroğlu
Sayfa 12 - Timaş Yayınları, 12.Baskı
Her şeye razıyım, ama Seninle aramdaki bağı bozma.
Bana kaderimi sorgulatma. Neden, diye sordurma.
BENİ AFFET!
Rabbim, benim Rabbim.Yani kulu olduğum.
Ey gelmişin ve geleceğin Rabbi,
Ey isimlerin sahibi,
Ben ayağımın nerede sürçtüğünü,ben hatamı,ben yanılgımı adımı bilir gibi biliyorum.
Ben bir kere kabul ettim kabahatimi. Sen bir kere affet.
Tevbe bir bilinç hali. Bir ilgi eki. Ben hatamla da Senin dairendeyim. Hala Sana ait hala Seninim.
Tevbemi kabul et. Af duama icabet et.
Ey Alim Rabbim, bilinenin bilinmeyenin,bilenin bilmeyenin yaratıcısı.
Sen her şeyi bilensin. her şeyi gören ve işitensin. Benim niyetimi benden daha iyi bilirsin.
Sen ki kaderleri yazan , yazgısı içine düşmüş kalpleri okuyansın, ben ki en fazla ve sadece Sana malumum.
Mizacıma, hamuruma neler kattığını. Nedenimi nasılımı.Çamurdan bir bedenle ilahi nefes arasında durduğumu. Yaşanmış evvelim gibi yaşanmamış sonumu da Sen bilirsin.
Sen. Beni bana emanet etmiştin.
Ama ben. Emaneti koruyamadım.
Beni affet.
Ey Kelim, ey Kelimelerin Sahibi,
Yaratan'ın ismi en büyük isim.
Yaratılanda Yaratan'ın ismi.
Senin isminin hatırına.
Bana verdiğin isim aşkına . Benim adıma. Senin adına.
Sen Kendi hatırına.
Rabbim hoş gör beni,yarattığını.''Yaratanımdan ötürü'' beni bağışla
Ey alimlerin Alimi. Zamanın Sahibi.
Ey tevbekarların Tevvabı.
Sen affı seversin. Rahman ve Rahim olan adınla, gaflete merhamet edersin.
Bana verdiğin kelimlerden okuyorum ki Sen, Sen'den dönenlere bile geri dönerlerse gel, diyeceksin.
Kıyas değl ümit. Beni de affet.
Ben kendimi affetmesem bile Sen beni affet.
Düştüm, düşmüşlüğüm kimsenin değil benim yanılgımın eseri
Düştüm.Düşenin dostu ALLAH.Tut elimden kaldır beni.
Baki ALLAH,
Rahman ALLAH,
Sübhan ALLAH
Onu yalnız Adem değil bütün bir alem bekledi.Belliydi Havva'nın geleceği.Gelmeyecek olan böyle beklenmezdi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Lâ: Sonsuzluk Hecesi
Baskı tarihi:
Nisan 2008
Sayfa sayısı:
382
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752638518
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
"Bir gün Sabâ Melikesi Belkıs'tan, Âdem'le Havva'nın hikâyesini anlamanın bütün bir insanlığın da hikâyesini anlamak manasına geldiğini öğrendim. İnsanın bütün halleri Âdem'de gizliydi ve bütün macera onun hikâyesinde özetlenmişti. 

Bu cümleyi yıllarca içimde gezdirdim de bir türlü kalemi elime alamadım, anlatmaya kalkışamadım. 

Ne zaman ki, kalmak için değil uğrayıp geçmek için kadem bastığımız, kök attığımız değil kısa bir gölge saldığımız şu dünyada bir cennet sürgünüyle yazgılandığımı anladım ve Kelimeler Kitabı-çift isimler sahifesinde, Âdem'le Havva'nın yanına bir de Habil'le Kabil'i ekledim. O zaman anladım anlatma zamanının geldiğini. 

Hikâyenin ismi düştü dilime bir gece: La. 

İlla, dedim. 

Bir ömür boyu aradığım hece harfinin La olduğunu bildim."
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 2.602 okur

  • Leyla DOĞAN BAŞARAN
  • Selma
  • Merve
  • Diş Perisi
  • Meryem Açıkça
  • Nur E
  • Nurunnisa
  • Zehra
  • Furkan Güreci
  • Sinem GÖKÇE

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.1
14-17 Yaş
%2.8
18-24 Yaş
%23.8
25-34 Yaş
%37.5
35-44 Yaş
%20.4
45-54 Yaş
%5.3
55-64 Yaş
%0.4
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%80
Erkek
%20

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%37 (273)
9
%23.6 (174)
8
%18 (133)
7
%9.9 (73)
6
%5.6 (41)
5
%2.2 (16)
4
%1.2 (9)
3
%1.4 (10)
2
%0.4 (3)
1
%0.8 (6)

Kitabın sıralamaları