Adı:
Lacivert Taşı
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
367
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054322770
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Lacivert Taşı; öyküsü her ne kadar 20. yüzyılın ilk yıllarında başlıyor gibi görünse de aslında özelde güneydoğu, genelde ise tüm Anadolu coğrafyasının melalini potasında eriten bir kitap.

İpekyolu ticaretinin son temsilcilerinden, güneydoğulu çerçi bir ailenin hikâyesi bu.
Koca bir imparatorluktan arta kalan bir avuç toprakta, Arap ya da Ermeni, Türk ya da Kürt olmayı önemsemeden insan olmayı, insan kalmayı başarabilmiş bir azınlığın hikâyesi.

Bir zamanların bilimle, sanatla ama illa ki incelikle yoğrulmuş bitek topraklarının nasıl çoraklaştığının hikâyesi.
Kardeşlik coğrafyasındaki düşmanlığın hikâyesi. Yüz yıl önce kaybettiğimiz günden beri döne döne arayıp da bir türlü bulamadığımız "lacivert taşı"nın hikâyesi...

Yollara baktım; gece fenerlerinde aradım, akıp giden sularda, uçuşan yapraklarda aradım. Saadet ve acı her yerdeydi, hem iç içe... Dalgalı, damarlı bir taş gibi. Mavisi, firuzesi, grisi, laciverdi iç içe... Can çekişen bir kertenkelede, ağlara takılmış bir kelebekte... Sordum, çağırdım. Şunu anladım ki, oğlum Tutku'nun dediği gibi, "Her şey ve evren bir bütündür!"
Sevinç Çokum'un okuduğum 5-6 kitabından sonuncusu oldu. Hikayelerinden çok tat alamıyordum ( kısa hikayelerden pek hoşlanmıyor olmamın da etkisi olabilir bu durumda- ancak Kırım'ı anlattığı Hilal Görününce adlı romanı çok farklı bir yerdeydi benim için. Lacivert Taşı da bir roman ve güzel bir roman. Takriben 1905-1925 yılları arasını aynı aileye mensup üç farklı karakterin ağzından anlatıyor. Çerçilik yapan Siirtli Arap bir ailenin Osmanlı'nın yıkılış dönemlerine denk gelen hayatlarından kesitler sunarken o dönemin ruhunu, geleneklerini, hayat tarzını, sosyal ilişkilerini aktarmaya çalışıyor. Lacivert Taşı ise aileye uğur getirdiği inanılan bir taş.
Siirt’te çerçicilik yapan bir babanın ve kalabalık ailesinin hikayesi. Osmanlı’nın son zamanlarında geçen hikayede, aile de Osmanlı ile birlikte dağılıyor.
Lacivert Taşı, dünyada bütün kötülüklere, savaşlara karşılık aileyi koruyacağına inanılan bir taştır. Taş kaybolduktan sonra ailenin başına türlü felaketler gelmeye başlar. Ancak taşın kaybolmasıyla birlikte gelişen bazı olaylar ne yazık ki sonuçsuz bırakılmış.
Yazar, kardeşlik duyguları içinde, sevgiyle bir arada yaşamak gerektiğini de çarpıcı ve güzel bir dille anlatmış. İnsanı hüzünlendiren, ufak da bir sızı bıraktığını düşünüyorum.
Yine de yürüdüm, her adım bana yeni bir şey öğretti. Eksilsem de yaralansan da yeni bir şey...
Onun beni anlaması ve benim onun yüreğine erişebilmem için ikimiz de aynı acıya ağlamalıydık.
Yol kenarına dizili ıslanan ağaçlardan sular süzülürken hayatı bu haliyle içmek istiyordum.
Sıkıldıkça, daraldıkça, umutsuz kaldıkça neden göğe bakarız, neden yerlerden değil de göklerden yardım dileriz, şimdi anlıyorum. Ve seziyorum ki Yaratan yüksek bir yerdedir, umut da öyle...
Bir insan ne kadar sevgi doluysa, o kadar insandır. İnsanın içini ancak sevgi doldurur. Sevgi kalıcıdır. İnsana yakışan odur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Lacivert Taşı
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
367
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054322770
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Lacivert Taşı; öyküsü her ne kadar 20. yüzyılın ilk yıllarında başlıyor gibi görünse de aslında özelde güneydoğu, genelde ise tüm Anadolu coğrafyasının melalini potasında eriten bir kitap.

İpekyolu ticaretinin son temsilcilerinden, güneydoğulu çerçi bir ailenin hikâyesi bu.
Koca bir imparatorluktan arta kalan bir avuç toprakta, Arap ya da Ermeni, Türk ya da Kürt olmayı önemsemeden insan olmayı, insan kalmayı başarabilmiş bir azınlığın hikâyesi.

Bir zamanların bilimle, sanatla ama illa ki incelikle yoğrulmuş bitek topraklarının nasıl çoraklaştığının hikâyesi.
Kardeşlik coğrafyasındaki düşmanlığın hikâyesi. Yüz yıl önce kaybettiğimiz günden beri döne döne arayıp da bir türlü bulamadığımız "lacivert taşı"nın hikâyesi...

Yollara baktım; gece fenerlerinde aradım, akıp giden sularda, uçuşan yapraklarda aradım. Saadet ve acı her yerdeydi, hem iç içe... Dalgalı, damarlı bir taş gibi. Mavisi, firuzesi, grisi, laciverdi iç içe... Can çekişen bir kertenkelede, ağlara takılmış bir kelebekte... Sordum, çağırdım. Şunu anladım ki, oğlum Tutku'nun dediği gibi, "Her şey ve evren bir bütündür!"

Kitabı okuyanlar 23 okur

  • Nurbike
  • Enver Güneş
  • Serap türksoy
  • Rukiye BAL
  • Tuğba AYDOĞAN
  • Hatice Peker
  • Behican Tekin
  • Elif Yıldız
  • Kitapdelisi
  • saudade

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.7 (1)
9
%16.7 (1)
8
%33.3 (2)
7
%33.3 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0