Adı:
Leibowitz İçin Bir İlahi
Baskı tarihi:
Ekim 2019
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057762214
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A Canticle for Leibowitz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Leibowitz İçin Bir İlahi
Leibowitz İçin Bir İlahi
“Etkisi asla geçmeyecek bir eser. Okuduktan sonra bir daha aynı olmayacaksınız.” –Mary Doria Russell

“Kitabı ne zaman okusam hayret ediyorum. Olup olabilecek en büyük saygıyı hak ediyor.” –Walker Percy

Hugo En İyi Roman Ödülü

“DOĞA SİZİ ÖNCEDEN HAZIRLAMADIĞI HİÇBİR ŞEYE MARUZ BIRAKMAZ.”

Walter M. Miller, Jr., sadece bilimkurgunun değil, tüm edebiyat tarihinin en sıradışı yazarlarından biri. Kariyerine bir öykücü olarak başlayan yazar, bir başyapıt olan ilk romanını yayımladıktan sonra yazarlığı bıraktı. Bu ilk roman, yani Leibowitz İçin Bir İlahi ise, pek çoklarınca bilimkurgunun en iyi romanı kabul edilmekle birlikte, kitabın tür içerisinde yazılmış en iyi ilk roman olduğu neredeyse kesin.

Nükleer savaş sonrasında dünyadaki yaşam neredeyse yok olmuştur. Ama nükleer savaşa giden yolda medeniyet halihazırda çökmeye başlamış, cehalet evrensel hale gelmiş ve kitaplar yakılmış, hatta okuma yazma bilenler öldürülmüştür.

Savaştan sağ kurtulan ve bu düzene karşı duran elektrik mühendisi Isaac Edward Leibowitz ise kitapları saklayarak, onları çoğaltarak ve ezberleyerek medeniyeti kurtarmayı amaçlamaktadır. Bu idealizmi sayesinde müritler edinen Leibowitz’in peşinden giden kardeşliği de onun kurtarabildiği bu bilgileri her ne olursa olsun korumaya yemin etmiştir. Bu olay üzerinden geçen yaklaşık 1800 yıllık bir süreçte hem dünya hem de Leibowitz’in mirası büyük değişimler geçirecek ama her şey bir o kadar da aynı kalacaktır.
400 syf.
·4 günde·9/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 45. kitap oldu. Bir süredir bilimkurgu klasiklerini okumaya ara vermiştim. Çünkü İthaki Yayınları, bilimkurgu klasikleri serisi içerisinde birbirinden bağımsız 5-6 seriye birden yer vermeye başladı. Basımına başlanılan bir seri daha bitirilmeden yaklaşık 5-6 serinin birden önümüze sunulması ve henüz hiçbir serinin tam olarak bitirilmemiş olması, seri kitaplarını okumama kararını almama sebep oldu. En azından basımına başlanılan bir seri tam olarak tamamlanmadan ilgili seriye ait kitapları okumayacağım.

"Leibowitz İçin Bir İlahi" isimli bu bilimkurgu eseri, bir seri kitabı olmamasının yanında, yazarı Walter M. Miller, Jr.'ın zaten ilk ve tek romanıdır. Bir yazarın ilk ve tek romanının, bilimkurgu klasikleri içerisinde kendisine yer bulması, takdir edilmesi gereken bir başarıdır. Hatta Leibowitz İçin Bir İlahi, bilimkurgu türü içerisinde yazılmış en iyi ilk roman olarak kabul edilmektedir. Bu eserin bir başka değerli özelliği ise, eserin 1960 yılında ilk kez basılıp 1961 yılında Hugo Ödülü’nü kazanmış olmasıdır.

Bilindiği üzere, bilimkurgu yazarlarının çok sevdiği bir tema vardır: O da 3. Dünya Savaşı'nı kurgulayıp devletler tarafından nükleer silahların kullanılmasının akabinde oluşacak olumsuz senaryoları yazıya dökmektir. Herkesin kullandığı bu temayı kullanmanın avantajları olduğu gibi tehlikeleri de vardır. Fakat yazarımızın "klasik" temayı gayet başarılı ve özgün şekilde işlediğini düşünüyorum... Artık konuya geçebiliriz:

Tarihi tam olarak belirtilmemiş bir nükleer savaş sonrasında dünyada yaşam neredeyse yok olmuştur. Dünya, büyük oranda çölleşmiş ve insanlar bir bardak suya muhtaç hale gelmiştir. Açlık, sefalet ve ölüm her tarafı sarmıştır. İnsanlığın yaşam mücadelesi verdiği bu dönemde dünyanın yıkımından dolayı suçu bilime, kitaplara, sanata ve bilim adamlarına atan bir grup insan da türemiştir. Hatta onlara göre, okur yazar olmak bile suç olarak kabul edilmektedir. Zira onlara göre bilim bu kadar gelişmeseydi, nükleer silahlar ortaya çıkmayacak ve insanlık yok olmanın eşiğine gelmemiş olacaktı... Bu mantıkla bulabildikleri bütün kitapları yok etmeye, okuma yazma bilenleri de öldürmeye başlıyorlar. Bu mantığa karşı çıkan elektrik mühendisi Isaac Edward Leibowitz ise bulabildiği tüm kitapları saklıyor ve onları gerek kopya ederek gerekse ezberleyerek gelecek nesillere aktarmaya çalışıyor. Zira ona göre medeniyetin kurtuluşu yine bilimle ve sanatla olacaktır. Leibowitz bu hareketi sayesinde kendisi gibi düşünen insanlardan oluşan bir "kardeşlik" kuruyor. Bu kardeşlik, bir nevi tarikat olarak da düşünülebilir. Şimdilerde böyle bir tarikat olsa, sanırım koşa koşa üyesi olurdum...

Kitap üç bölümden oluşuyor. Her bir bölüm arasında yaklaşık 600 yıllık bir zaman farkı var. Dolayısıyla her bölümde işlenilen konulan da karakterler de medeniyetin gelişimi de farklılık gösteriyor. Bu noktada bölümlere kısaca değinmek gerekiyor:

Kitabın ilk bölümü, Fiat Homo(İnsan Olsun) isimli bölümdür. Bu bölüm, nükleer savaşın ardından yaklaşık 600 yıl sonrasını bize gösteriyor. Tahmin edeceğiniz gibi, bu bölümde insanlığın yaşadığı zorluklar, nükleer savaşın insan ırkına ve doğaya etkileri ile Leibowitz kardeşliğinin kitapları kopyalamaları, çoğaltmaları ve ezberlemeleri anlatılıyor. Bu arada Leibowitz kardeşliği kopyaladıkları, çoğalttıkları veya ezberledikleri eserlerin ne işe yaradığını ve ne anlattığını hiçbir şekilde anlamıyorlar. Buna karşın, gelecek nesiller için canla başla mücadele etmeye devam ediyorlar. Birinci bölüm, 3174 yılı ile kapanıyor.

Kitabın ikinci bölümü, Fiat Lux (İnsan Olsun) isimli bölümdür. Bu bölüm, Leibowitz kardeşliğinin amaçlarına ulaşmaya başladığının göründüğü bölümdür. Zira insanlık, artık çoğalttıkları kitaplar üzerinde düşünmeye başlamış ve eski buluşlarını(tekerlek, elektrik gibi) yeniden keşfetmeye başlamıştır. Bu döneme, insanlığın yeniden yükselme dönemi diyebiliriz. Bu arada dünyada yeniden devletleşme ve politika da kendisini göstermeye başlıyor. Ayrıca bir grup insanın bu dönemde de bilimsel gelişmelere karşı çıkmaya çalıştığını belirtmeden geçemeyiz. Bunca bilimsel gelişme, keşif gerçekleşirken bir takım insanlar cahil kalmak için inanılmaz bir çaba gösteriyor... İkinci bölüm, 3781 yılı ile kapanıyor.

Kitabın üçüncü ve son bölümü ise, Fiat Voluntas Tua (Tanrının İstediği Olsun) isimli bölümdür. Bu bölümde insanlık günümüzdekinden daha ileri seviyeye geçmeyi başarmıştır. Teknoloji, bilim, uzay insanlığın artık hizmetindedir. Dünya devletleri teknolojinin gelişmesi ile yeniden silahlanmaya ve yeniden nükleer silahlar elde ederek kendilerini "savunmayı" amaçlamaya başlamıştır. Tıpkı günümüzdeki gibi savaş yasak bir haldedir; ancak devletler büyük hızda silahlanmaya devam etmektedir. Neden? Olası bir tehlikede kendilerini savunabilmek için. Yersen...

Anlattığım kısımlar gözünüze spoiler gibi görünse de spoiler değildir. Bu bilgileri bilerek kitabı okumanız, alacağınız hazzı azaltmayıp, bilakis artıracaktır.

Kitapta ele alınan yaklaşık 1800 yıllık döngüyü incelersek, yıllar geçse de insanlığın anlayışının değişmediğini, geçmişten ders almak şöyle dursun her geçen yıl daha da kötüye gittiğimizi rahatlıkla görebiliriz. Yaklaşık 1800 yıl önce nükleer silahların kullanılması ile dünyayı yok oluşun eşiğine sürükleyen insanlık, gücü, bilgiyi, bilimi yeniden ele geçirince gözünü kırpmadan dünyayı bir kez daha yok oluşa sürüklemekten çekinmiyor. Ders almıyoruz ve doymuyoruz. Güç, bizi fazlasıyla zehirliyor.

Biraz uzatmış olabilirim; ama son sözümü de kitabın kapağına değinerek incelemeyi sonlandırayım. Dikkat ederseniz, İthaki Yayınlarını ilk paragrafta biraz yerdim. Bu sefer de öveyim bari... İthaki Bilmkurgu Klasikleri serisinin kapakları her zaman beni büyülüyor. Yine bu sefer de büyüledi. Kitabın kapağını incelediğimizde üç adet sarmalın üzerlerinde birer özgür kuş olduğunu, sarmalların kesiştiği noktada insan kafası görünümünde cılız bir kibrit alevinin yandığını, kibritin alt kısmında insan gövdesi görünümde erimekte olan bir mum olduğunu, arka planda ise karanlık bir medeniyetin yer aldığını görüyoruz. Kapak tasarımını yapan Hamdi Akçay isimli sanatçıya da teşekkür etmeden geçemezdim. "Biliyorum buraları okuyorsun Hamdi'ciğim. Ellerine sağlık. Başarılarının devamını diliyorum. Harikasın gerçekten."
368 syf.
·12 günde·Beğendi·9/10
“Tarih tekerrürden ibarettir “ sözünün distopik biçimde işlendiği, yer yer takılan ama genelde akıcı bir kitap. İthaki Yayınevinin internet sayfaları arasında gezerken tesadüfen alıp okudum ve daha ilk sayfalarda çevremdekilere tavsiye etmeye başladım bile.

Kitap 3 bölümden oluşuyor; Fiat Homo, Fiat Lux ve Fiat Voluntas Tua. Bölümlerin arasında ani şekilde asırlar geçiyor ancak her bölümde bir önceki bölüme küçük göndermeler yapılıyor, (bu da kitabı sevme nedenlerimden biri oldu) konu bütünlüğü hikayenin yanında bu detaylarla da sağlanıyor. Sıkça kullanılan Latince cümlelerin çevirileri sayfa altında yer alıyor, hızlı okuma için olumsuz bir etmen olsa da hayatlarını dini inançlarına adamış insanların o an verdikleri tepkinin bana Türkçe konuşan birinin cümle arasında “inna sabirin” demesiyle eş değer olduğunu düşündürdüğünden bu doğallık oldukça hoşuma gitti. Başlangıçta yazarın edebi dili birazcık zorlama gibi gelse de sayfalar ilerledikçe daha akıcı olup son ~40 sayfada hızda zirve yaptı, daha sayfanın ortasındayken bir sonraki sayfaya geçmek için kenarını kaldırarak okumaya devam ettim.

Bilimkurgu severler için zevkle okunacak bir kitap olduğunu düşünüyorum . Yazarın tek kitabı olması üzücü, bu kalemden çıkan başka kitaplar da okumayı isterdim ancak Walter M. Miller, Jr eşinin ölümünden sonra intihar ettiğinden maalesef başka bir kitabını okuyamayacağım.
400 syf.
·Beğendi·10/10
Kitabın yazarını ilk defa duydum. Bu kitabın, yazarın hayatta iken yayınlanan tek kitabı olduğunu öğrendim. Bunları öğrenince bir merak içinde başlayıp aynı merak içerisinde 3 günde bitirdim. Kitabın kapağını çok beğendim. Eski basımında bazı kişilerin şikayet ettiği çeviri ve editörlüğü ben çok iyi buldum bu basımda. Sadece 2 tane yazım yanlış vardı.

Kitabın detaylı konusuna gelecek olursam; kitap 3 bölümden oluşuyor ve bu bölümler arası 600 yıl gibi bir süre var. Bölümlerdeki karakterler ile finale kadar gidemiyoruz, aynı bölüm içinde sonuca bağlanıyor kendi yaşadıkları. Kitap kendi içinde bir çok sorgulama yaptırıyor. Tanrı ile insan arasındaki durumları, cahilliği ve bilimi reddetmeyi, hayvan haklarını konu alıyor. Biraz sabır gerektiren ama alışınca bir çırpıda okuyacağınız bir eser. Puanım 10/10.

Not: Goodreads'e göre bir devam kitabı görünüyor. Bu baskının satışları iyi olursa belki ilerleyen zamanlarda onu da görebiliriz umarım.
400 syf.
·5 günde·9/10
Ah kitabı okumak çok zordu. Çünkü konudan konuya atlamak ve üstün edebi cümleler okumayı zorlaştırıyordu. Fakat Fahrenheit'e oldukça benzer bir hikaye. Sanki yan dalı gibi ama ikisini birbirinden ayıran çok kalın bir çizgi var: o da kitapta yer verilen savaş psikolojisi ve dini eleştiri.
400 syf.
·7/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisi içerisinde okumuş olduğum 13. kitap oldu. Seri içerisinde ise 49. sırada kendine yer bulmuş ve dilimizdeki yayın tarihi (İthaki'den) hemen hemen 2 ay öncesine dayanan taptaze bir kitap. Yazar Walter M. Miller, 2. Dünya Savaşı esnasında Amerikan Ordusu'nda görev yapmış ve bunun etkilerini üzerinden uzun bir zaman atamamış. İncelemesini yapmaya çalıştığım bu eseri ise yazarın son eseri olarak yerini almış.

Kitabın ana temasına gelecek olursak; Fahrenheit 451'i herhalde kitaplarla hemhal olan birçok okur elden geçirmiştir. İncelememin başlığında da belirttiğim gibi Fahrenheit'ta itfaiyeciler nasıl bir görev üstleniyorlarsa Leibowitz Tarikatının müntesipleri bu görevin zıttında yer alan bir görevi üstleniyorlar: Yok olmaya yüz tutmuş tüm yazılı ve görsel metinleri kayıt altına alıp saklamak! Neden böylesi bir ihtiyaç hasıl oluyor diye soracak olursak; Nükleer bir savaş sonrasında dünyadaki yaşam hemen hemen yok olmaya yüz tutmuş ve Leibowitz Tarikatı bu noktada kitapları saklamış, çoğaltmış ve zaman zaman da ezberleme yoluna gitmiştir. Tarikata ismini veren Isaac Edward Leibowitz bu hareketin öncüsü olmuş ve kendisinden sonra gelip kendisine tabii olanlar Kardeşlik şeklinde isimlendirebileceğimiz bir anlayışı ortaya koymuşlardır.

Kitap yukarıda anlattığım temayı 3 ayrı bölümde inceliyor. Bu bölümler her ne kadar birbirinin devamı şeklinde betimlense de bana oldukça kopuk oldukları şeklinde bir düşünce hasıl oldu. İlk bölümde Francis Kardeş'in hikayesi ele alınıyor. Francis kilisiden uzakta inzivaya çekilmiş ve Büyük Perhiz Orucu adı verilen ibadeti gerçekleştirirken şans eseri yaşlı bir adamla karşılaşmıştır. Yaşlı adamla yaşadıklarının hemen ardında hasbel kader radyoaktif sızıntıdan korunma amaçlı yapıldığı anlaşılan ve yerin altında kalan bir odayı keşfeder. Odada yer alan materyaller arasında tarikatın kurucusu kabul edilen Isaac Edward Leibowitz'e ait olduğunu düşündüğü bir dizi yazılı materyal bulmuş ve bu yazılı materyallerle uzun bir serüvenin ardından hristiyan çevrelerde büyük bir sükse yaratmıştır. Yazılı metnin ardından yaptığı o büyük yürüyüşte Papa'nın huzuruna kadar çıkmış ancak yolda haydutlarla yaşadığı bir dizi sıkıntıdan sonra alnından okla vurularak hayata veda etmiştir ilk bölümün kahramanı Francis Kardeş.

İkinci bölümde ise Francis Kardeş'in ölümünden sonraki dönemde tarikatın geçirdiği bir evrim konu ediliyor. Buradaki kahramanlarımız da Dekan Taddeo, Hannegan ve Claret Kardeş. Kahramanlarımızın etrafında gerçekleşen olaylar silsilesi bizi bir dizi insanın bilimsel gelişmelere kapalılığı ve bir dizi insanın da bilimsel gelişmelere olan olumlu eğilimiyle karşı karşıya bırakıyor. Epey uzun bir süre karanlığın bir kabus gibi çöktüğü ve radyoaktif maddelerin kullanıldığı bir savaşın etkilerinin devam ettiği bu boğucu ortamı Dekan Taddeo ekibiyle beraber ışığın yeniden keşfedilmesiyle aydınlatmış oluyor.

Üçüncü bölüm ise 3781 yılı sonrasını ele alan kitaptaki son bölüm. Burada tabiri caizse yılların ilerlediğini ancak anlayışın iyice geriye gittiğini görüyoruz. Yüzlerce hatta binlerce yıl önce radyoaktif maddeler kullanarak yeryüzünü karanlığa gömen anlayışın birden hortladığına şahit oluyoruz. Dünya yine kutuplaşmış ve nükleer denemelerle birbirlerine göz dağı veren iki büyük süper güç karşı karşıya gelmiştir. Uzun süren sancıların sonucunda bu iki süper güç birbirlerini eritmiş ve yeryüzünü tekrardan karanlığa boğmuştur.

İncelemiş olduğum kitaba puanım 10 üzerinde 7 oldu. Konusunu, mantığını ve vermek istediği mesajı oldukça anlamlı bulmuş olmakla beraber üslubundan ve içeriğinde fazlaca İncil'den, Kiliselerde ve ayinlerde söylenen şarkılardan bahsettiği için ve bunlarla okuyucuyu gereksiz ayrıntılarla boğduğu için 3 puanı eksiltmiş bulunuyorum.
400 syf.
·Beğendi·8/10
Leibowitz İçin Bir İlahi |4/5|

Bu kitabı indirimden almıştım. Ne yalan söyleyeyim, kapağına bakınca aklıma fantastik bir kitap olduğu aklıma geldi. Seviye anlamında değil de, tür olarak fantastik. Sonrasında kitabı okumaya başladım. İlk sayfalarda fantastik gibi olmaya devam ediyor. Sonra dedim ki, bu kitap hakkında internette bir yorum var mı bir bakayım. Baktım.

Kitap meğer bilimkurguymuş ve ben kitabı okumaya başlamadan dört gün önce İthaki, Bilim Kurgu Klasikleri serisinin yeni üyesi olarak bu kitabı basmış.

Büyük bir şok oldu benim için. Satın alırken de kitabı fantastiktir diye düşünüyordum. Çok sağlam bir bilimkurgu çıktı aslında. Sağlamdan kastım yaratıcılık anlamında değil ama fikir olarak gayet bilimkurgu bir kitapla karşı karşıyayız ki, kitabın en alamet-i farikası durumu zaten tarihi bir bilimkurgu olması?

Tarihi bir bilimkurgu ne demek? Dediğinizi duyar gibiyim. Kitabın konusunu anlatarak açıklayayım bunu en iyisi. Kitabımız bir nükleer felaketten sonrasını anlatıyor. Nükleer felaket bu kitapta Ateş tufanı olarak geçiyor. Ateş tufanından sonra insanlar, kıyamete sebep olan şeyin bilim olduğunu düşünüyor ve okumaya/bilime karşı bir düşmanlık başlıyor. Toplum tarafından okur yazarlık bile suç sayılıyor ve nerede bilgi varsa orası linç ediliyor. Bu esnada Leibowitz isminde biri, kurtarabildiği kadar kitap kurtarıyor ve saklıyor.

Cahilliğin bir anda yükselişe geçtiği ve hiçbir şey bilmemenin övülür olduğu bir duruma hızla geçiş yapıyor insanlık. Tam anlamıyla ve tam maksadıyla… Bir gecede cahil kalınıyor ve herkes bundan memnun kalıyor.

Kitabın üç faslı var. Her faslın birbiri arasında yüz yıllar var. İlk bölüm, Ateş Tufanı’ndan yıllar sonrasını konu alıyor. Leibowitz’in kurtardığı belgeleri koruyan bir tarikata mensup Francis’in çölde oruç ibadetini gerçekleştirirken görüp tanıştığı bir hacı üzerine olaylar gelişiyor.
Kitaba tarihi bilimkurgu dememin sebebi bu aslında. Bilimkurgusal bir nedenden ötürü insanlığın tarihi geriye sarıyor. İnsanlık yüz yıllarca ilerde yaşamasına rağmen yüz yıllarca geriye gidiyor ve çöldeki ufak beldelerde yaşayan, tarikatların öne çıktığı ve insanların din ile yönetildiği, okuma yazmanın neredeyse hiç olmadığı bir zamana dönüyor dünya.

Medeniyet kavramının oluş sürecini yeniden yaşıyor insanlık ve bu yeniden kurulumu üç aşamada okuyoruz. İlk kısımlarda kitaba adapte olamadığım için biraz sıkıldım ama ikinci kısımdan sonra yaşanan hadiseler ve karakterlerin birbiri ile tartıştığı konular benim dikkatimi çekti. Tarihte daha önce yaşanmış olmasına rağmen yeniden yaşanan din ve bilim kapışmasının gelecekte yaşanan bir halini okumak bana kendimi garip hissettirdi.

Kitabı önerip önermeme konusunda kararsızdım ama madem bilimkurgu klasikleri arasında basılmış bu kitap, bence almalısınız. Eğer bir tane bile bilimkurgu klasiğiniz varsa bir tane de bu kitaptan alabilirsiniz. İnsanlığın bilinç gelişimi üzerine güzel bir yorum ve güzel bir düşünce. Çünkü, biz ne zaman yüz yıllar sonrasından bahsetsek hep çok gelişmiş bir toplum olacağımızı var sayıyoruz. Aslında bunun garantisi yok. Belki de yüz yıl sonraki bir nükleer savaş ile her şey bin yıl öncesine dönecek. Yeniden obalar kuracağız, okuma yazma yeniden kaybolacak ve kılıç kalkanla işlerimizi halledeceğiz, bu kitapta olduğu gibi tıpkı.

Bu yüzden, gelecek konusunda farklı bir yorumu olduğu için size tavsiye edebilirim kitabı. Uyarmak gibi olacağını hissettiğim, tek bir tane üstünden geçmem gereken husus varmış gibi hissediyorum. O da, kitabın bolca Latince deyim içermesi. Ha kitabın alt kısmında onların Türkçe karşılıkları var. Yine de uyarayım dedim.

Bilim notlarına kutsal kitap muamelesi yapılması ve bir bilim adamının ismine ithafen tarikat kurulması gibi güzel etmenleri olduğu için beğendim kitabı. Eğer ilk kısımlarında ağırlık olmasaydı dört buçuk diyebilirdim kitaba. Yine de, kaliteli ve dolu dolu bir dört puan olduğunu belirtmeliyim.

Hiçbir zaman bir gecede cahil kalmayacağımız ve cahilliğin asla üstün görülmeyeceği güzel günler dileğiyle. Kendinize iyi bakın.
400 syf.
·16 günde·Beğendi·7/10
Kitabı almam tamamen tesadüfi oldu. Rafta gördüm ve kitabı o an almaya karar verdim. Kitabı bitirene kadar da arkasını hiç okumadım. Kitabın beni hayal kırıklığına uğrattığını düşündüm ilk sayfalarda, ama ilerledikçe ve okumamdan sonra biraz araştırınca haksızlık ettiğimi anladım.

Kitap üç bölümden oluşuyor.
FİAT HOMO(insan olsun)
FİAT LUX(ışık olsun)
FİAT VOLUNTAS TUA(senin isteğin olsun.)

Her bölüm aynı manastırda ancak farklı karakterlerin hikayeleri anlatılıyor. Hıristiyanlık fazlaca ön planda ve dili biraz zayıf. Ama bunu hata olarak görmek yanlış olur çünkü türündeki ilk eserlerden, buna rağmen kurgu ve karakter seçimleri gayet iyi. Anlatım biraz karışık dolayısıyla ilk bölümü sürükleyici değil. Ayrıca hemen hemen hiç kadın bir karakter yok. Sadece son bölümde bir Bayan Grales görüyoruz. Bu biraz eksiklik olmuş kitap açısından.

Herkesin tarzına hitap edebilecek bir kitap değil, ancak distopya seviyorsanız daha doğrusu yazılmış distopyaları farklı özellikleriyle karşılaştırmak ve bir bilgi birikiminiz olsun istiyorsanız okumalısınız. İkinci bölümden itibaren bayılarak okuyacağınıza eminim. Şimdiden iyi okumalar.
400 syf.
·5 günde·Beğendi·6/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinin 49.kitabı olan “Leibowitz İçin Bir İlahi”, Walter Michael Miller’ın bilimkurgu dergilerinde yayınlanan 3 kısa öyküsünün birleştirilerek kitaplaştırıldığı bir eseri.Her bölüm arasında 600 yıllık bir zaman dilimi var dolayısıyla kitabın başı,ortası ve sonundaki karakterler devamlı değişiyor sadece birkaç karakter sürpriz zamanlarda karşımıza çıkıyor.Aslında 80-100 yıllık periyotlarla yazılmış olan “Vakıf” serisi ile benzerlikler taşısa da maalesef konusu,kurgusu,akıcılığı dolayısıyla bu serinin tadına yaklaşamadı bile.Post-apokaliptik bir dünyada insan ırkının geçmişten günümüze koruyup kollamaya çalıştığı kitaplar ve bilim kaynaklarının etrafında dolanan bir örgüsü var. Hristiyanlık ve de Katolik mezhebinin detaylarında dolanması ,Latincenin sıklıkla kullanılması ve çeviri için devamlı surette dipnotlara gidip gelen okumalar sebebiyle akıcılık konusunda çoğu zaman kitabı bırakmayı düşündüm.Ama bir taraftan da sonunu nereye bağlayacak diye merak edip bitirdim.Rahiplerin inzivaya çekilmesi,gezgin Yahudi efsanesi,Aziz ilan edilme prosedürü gibi konularda gereksiz bilgi bombardımanına maruz kalsam da Ötenazi hakkındaki son bölüm hoşuma gitti.İkili konuşmalardaki felsefik tahliller güzeldi ama maalesef benim bir bilimkurgu kitabından almayı beklediğim keyfi alamadım. Okuyup beğenenler burada yorumlarını paylaşırsa sevinirim.
368 syf.
·Beğendi·10/10
Adından da anlayacağınız şekilde dini ögeler ağırlıklı, düşündürücü ve kasvetli bir kitap. Hristiyan bir yazarın, İkinci Dünya Savaşı’nda bir manastırın bombalanmasında rol almasının sebep açtığı travmadan doğmuş bir hikaye. Konusuna bakıp Mad Max veya Fallout gibi aksiyon ağırlık bir hikaye beklemeyin. Dönemin bilim kurgu anlayışını yansıtan, karakterlere değil fikirlere sırtını dayayan bir kitap.

İnsanın doğası, din-devlet, din-bilim çatışması, bilim ve ahlak ilişkisi gibi temaları işliyor. Bu temalar ne kadar ciddi olsa da bazı yerlerde beklenmedik şekilde güldürdü.

Dili, dini terim ağırlıklı olduğundan biraz ağırdı. Oldukça sık gördüğümüz Latince satırlar genelde açıklanmamış, azıcık kelime bilgimle anlamaya çalıştım. Türkçe çevirisinde dipnotlarla açıklanmış diye duydum.

Araştırdığım kadarıyla evrensel olarak türün klasiklerinden sayılan bir kitap. Bilim kurgu hayranı olmasanız bile okumanızı öneririm.
368 syf.
·Puan vermedi
Olan olmuş nükleer savaş çıkmış, ölen ölmüş kalan sağlar da bu işin sorumlusu bilimle uğraşan adamlardır hepsine ölüm diyerek hem bilimadamlarını hem de tüm yazılı belgeleri yoketmiş, şans bu ya o bilimadamlarından biri ,leibowitz , kendini değil ama bir kaç eseri kurtarmayı başarmış ve onları korumak üzere bir tarikat kurmuş herneyse işin ironik kısmı pozitif bilimleri geliştirmek rahiplere kalmış vs vs binlerce yıla yayılan hikaye uygarlığın yokolup tekrar doğuşunu pek güzel anlatıyor
... eğer bir kişi bir şeyin yanlış olduğunu bilmiyorsa ve bu cehaletiyle davranırsa ve eğer mantık ona neyin yanlış olduğunu göstermekte yetersiz kalmışsa, o kişi suçluluk duymaz.
Walter M. Miller Jr.
Sayfa 348 - İthaki Yayınları, 1. Baskı
Eğer düşünce yönetilecekse bu ancak mantığın kabul edeceği bir yönde olabilirdi; aksini zorlamaya kalkarsanız size itaat etmezdi.
Walter M. Miller Jr.
Sayfa 67 - İthaki Yayınları, 1. Baskı
Eskisi tamamen ortadan kalktığında insanlık hemen iki nesil içinde yeni bir kültür mirası üretebilme yeteneğine sahiptir. Bunu yasa yapıcılar ve peygamberlerle, dahiler ya da delilerle gerçekleştiriyordu; bir Musa ya da Hitler, yahut cahil ama otoriter bir büyükbaba aracılığıyla kültürel bir miras akşamdan sabaha kadar oluşturulabiliyordu ve oluşturulmuştu da.
Walter M. Miller Jr.
Sayfa 81 - İthaki Yayınları, 1. Baskı
Eğer katliama katliamla, tecavüze tecavüzle, nefrete nefretle karşılık verilecekse, kimin baltasının daha kanlı olduğunu sormanın bir anlamı kalır mı?
Kin özünde Tanrı’ya karşıdır. Dinle, insanlık, bu kinden vazgeçmen gerek, her şeyden önce, sevgiden bile.
Walter M. Miller Jr.
Sayfa 386 - İthaki Yayınları, 1. Baskı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Leibowitz İçin Bir İlahi
Baskı tarihi:
Ekim 2019
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057762214
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A Canticle for Leibowitz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Leibowitz İçin Bir İlahi
Leibowitz İçin Bir İlahi
“Etkisi asla geçmeyecek bir eser. Okuduktan sonra bir daha aynı olmayacaksınız.” –Mary Doria Russell

“Kitabı ne zaman okusam hayret ediyorum. Olup olabilecek en büyük saygıyı hak ediyor.” –Walker Percy

Hugo En İyi Roman Ödülü

“DOĞA SİZİ ÖNCEDEN HAZIRLAMADIĞI HİÇBİR ŞEYE MARUZ BIRAKMAZ.”

Walter M. Miller, Jr., sadece bilimkurgunun değil, tüm edebiyat tarihinin en sıradışı yazarlarından biri. Kariyerine bir öykücü olarak başlayan yazar, bir başyapıt olan ilk romanını yayımladıktan sonra yazarlığı bıraktı. Bu ilk roman, yani Leibowitz İçin Bir İlahi ise, pek çoklarınca bilimkurgunun en iyi romanı kabul edilmekle birlikte, kitabın tür içerisinde yazılmış en iyi ilk roman olduğu neredeyse kesin.

Nükleer savaş sonrasında dünyadaki yaşam neredeyse yok olmuştur. Ama nükleer savaşa giden yolda medeniyet halihazırda çökmeye başlamış, cehalet evrensel hale gelmiş ve kitaplar yakılmış, hatta okuma yazma bilenler öldürülmüştür.

Savaştan sağ kurtulan ve bu düzene karşı duran elektrik mühendisi Isaac Edward Leibowitz ise kitapları saklayarak, onları çoğaltarak ve ezberleyerek medeniyeti kurtarmayı amaçlamaktadır. Bu idealizmi sayesinde müritler edinen Leibowitz’in peşinden giden kardeşliği de onun kurtarabildiği bu bilgileri her ne olursa olsun korumaya yemin etmiştir. Bu olay üzerinden geçen yaklaşık 1800 yıllık bir süreçte hem dünya hem de Leibowitz’in mirası büyük değişimler geçirecek ama her şey bir o kadar da aynı kalacaktır.

Kitabı okuyanlar 56 okur

  • Teoder Juan
  • Deniz İnce
  • Ezgi
  • Şahin Akkuş
  • Onur
  • Murat alp
  • Semih
  • Behice
  • Alper Yalçınkaya
  • Hope 84

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2.6 (1)
9
%18.4 (7)
8
%15.8 (6)
7
%18.4 (7)
6
%18.4 (7)
5
%2.6 (1)
4
%2.6 (1)
3
%0
2
%0
1
%0