Letter to the Father

·
Okunma
·
Beğeni
·
33908
Gösterim
Adı:
Letter to the Father
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
121
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780805212662
Orijinal adı:
Brief an den Vater
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Schocken Books
-Bilingual Edition-

Franz Kafka wrote this letter to his father, Hermann Kafka, in November 1919. Max Brod, Kafka’s literary executor, relates that Kafka actually gave the letter to his mother to hand to his father, hoping it might renew a relationship that had lost itself in tension and frustration on both sides. But Kafka’s probing of the deep flaw in their relationship spared neither his father nor himself. He could not help seeing the failure of communication between father and son as another moment in the larger existential predicament depicted in so much of his work. Probably realizing the futility of her son’s gesture, Julie Kafka did not deliver the letter but instead returned it to its author.
72 syf.
·2 günde·9/10
Çocuklar için "baba" figürü çok önemlidir. Hatta baba demek, kahraman demektir. Çocuk bilir ki, başı ne zaman sıkışsa anında ona yardım edecek ve tüm sıkıntılarını giderecek biri vardır. O kişi babadır. Baba demek, her şeyden önce, güven demektir. Güvenle büyümek ve onun himayesi altında ne olacağını düşünmeden yaşayabilmek demektir. Baba demek, kahvaltıda açılamayan kavanozu açmak, otobüste açılamayan pencereyi açmak demektir. Kimileri için ise baba demek, yeri asla doldurulamayacak bir boşluk demektir...

Pek tabii yazarımız Franz Kafka'nın da bir babası vardır: Hermann Kafka. Bu kitap da Franz Kafka'nın babası Hermann Kafka'ya yazdığı sitemli bir mektuptan oluşmaktadır. Mektup, adeta bir serzeniş, bir başkaldırıdır. Kafka, babası Hermann Kafka'ya bu mektubu 1919 yılında, yani 36 yaşında, ikinci kez evlenme isteğinin babası tarafından reddedilişi sebebiyle yazmış. Evet, yanlış okumadınız, 36 yaşında bir adam evlenebilmek için babasından onay istemiş ve babası tarafından onay verilmeyince oturup böyle bir sitem mektubu yazmış. Bu sözlerimde Kafka'yı eleştirdiğimi düşünmeyin sakın. Sadece Kafka'yı, ince ruhunu ve hayata bakış açısını anlamanızı istiyorum.

Hermann Kafka, bütün yaşamı boyunca çok çalışmış, para kazanmış, her şeyini çocukları uğruna feda etmiş, fakirlikten kendi çabasıyla çıkmış, işlerini büyütmüş, sert mizaçlı, baskıcı ve güçlü bir adam. Fiziksel olarak da güçlü, kuvvetli ve yapılı bir adam.

Franz Kafka ise bildiğiniz üzere, 55 kilo, zayıf, kararsız, özgüvensiz, ince ruhlu, ürkek ve çekingen bir yapıya sahip. Fiziksel olarak da güçsüz, kuvvetsiz ve zayıf bir adam.

Yani Franz Kafka ile babası Hermann Kafka, neredeyse birbirlerinin zıttı iki erkek. Biri baba, diğeri oğul. Biri güçlü, diğeri güçsüz. Biri cesur, diğeri korkak... Böyle bir baba-oğul ilişkisinin de zor bir ilişki olduğunu, özellikle sevgili Franz Kafka için bir hayli zorlu olduğunu ortaya koyan, kitaptan altını çizdiğim birkaç alıntıyı bu noktada sizinle paylaşmak istiyorum.

"Dostum, patronum, amcam, büyük babam hatta kayınpederim olman beni mutlu edebilirdi. Ancak sen bir baba olarak, benim için gereğinden fala güçlüsün. (...) ben ilk çocuk olarak sana karşı yapayalnızdım ve sana direnebilmek için çok zayıftım."

"Adeta koltuğuna oturmuş dünyayı yönetiyor gibiydin, yalnızca senin fikirlerin doğruydu, başka her türlü düşünce senin için çılgınlıktı, aşırılıktı, doğru değildi."

"Senin karşında kendime olan güvenimi kaybettim. Kendime olan güvenim yerini sınırsız bir suçluluk bilincine bıraktı. Başka insanlarla bir araya geldiğim zaman değişemiyor, onlara uyum sağlayamıyorum."

"...sen eskiden beri farkına vararak ya da farkında olmadan yalnızca varlığınla beni engelledin hatta çiğneyerek yok ettin."

"Bazen dünya haritasının önüme serilmiş olduğunu ve senin bu haritanın üzerine boylu boyunca uzandığını düşünüyorum. O zaman benim hayatımda yalnızca senin örtmediğin ya da ulaşamadığın bölgeler kalıyor. Yalnızca oralara gidebilirim."

İşte Franz Kafka ile babası Hermann Kafka arasındaki ilişki bu şekilde. Kafka'nın babasından şikayetçi olmasının sebebini, babasından ihtiyaç duyduğu sevgiyi ve saygıyı görememesi, onu hayatta yeterince desteklemediğine inanması hatta çoğu zaman hor görmesi olarak açıklayabiliriz. Babasının baskıcı ve dayatmacı tutumuyla Franz Kafka'nın nasıl bir psikolojiye büründüğünü de kitapta görüyoruz. Kafka, hayatı boyunca bu ezilmişliği üstünde hissetmiş ve kaçmak istemiş. Çözümü ise evlenmek olarak görmüş; fakat onda da başarısız olmuş.

Babaya Mektup isimli bu kitabı okuduğunuzda Franz Kafka'yı gerçekten daha iyi tanıyabiliyorsunuz. Zira Franz Kafka'ya ilişkin otobiyografik özellikler taşıyan tek kitap bu kitap. Ayrıca Franz Kafka'yı tanıdıkça, neden “bir sabah uyandığında böceğe dönüşen Gregor Samsa” hakkında bir kitap yazdığını veya Milena'ya yazdığı o derin ve incelikli mektupları da daha bir farklı anlamaya başlıyorsunuz. Hatta Gregor Samsa'nın ürkekliğinin ve korkaklığının sebeplerini daha iyi anlıyorsunuz.

Her şeye karşın, bizim sevdiğimiz Franz Kafka'nın ortaya çıkmasında en büyük pay, babası Hermann Kafka'ya ait. O böyle baskıcı ve dayatmacı bir baba olmasaydı, biz nasıl görecektik Franz Kafka'nın ince ruhunu?
104 syf.
Semih;
Bir türlü sıfat bulamadım seslenmeye :)Sevgili, kıymetli, kardeşim ya da buna benzer. Kafka da bu mektubu yazarken acaba kendisine , çocukluğuna , vicdanına ya da evlatlığına mı sesleniyor, yoksa babasına mı gerçekten diye okuduğum sayfaları en baştan tekrar tekrar gözden geçirdim. Çoğunlukla tanınıyor olmandan emin olmakla birlikte seslendiğim Semih’in kim olduğunu bilmeyenler için ufak bir dipnot ekleyip mektubuma devam edeceğim.
Kitap hakkında profesyonel bir inceleme okumak isteyenler için bknz. #35182608
Senin incelemeni okuduktan sonra kitabı çok daha büyük bir arzuyla acaba aynı fikirlerde buluşacak mıyız diye de daha dikkatli okumaya çalıştım. Okudukça babam ile olan ilişkimi de kurcaladım durdum.
Babama mektup yazsaydım ; korkularımı anlatan bir giriş yapmazdım. Hakikatten Semih, babamı üzmek, kırmak dışında öfkeleneceğinden, şiddetli tavır sergileyeceğinden ya da cezalandıracağından hiç endişe etmedim, hiç korkmadım. Doğup büyüdüğü topraklardan ayrılmak zorunda kalarak , aynı evde dede, nine, amca, hala kuzenler ve kardeşlerden oluşan on iki kişilik bir aile ile Türkiye’ye gelip yeniden bir yaşam sürmeye çalışan babam, dokunuşu ve sarılışı eksik adlandırılsa da sesiyle, bakışıyla sever, nefesi ile hissettirirdi sevgisini.
Yapılmasını istemediği davranışları önce kendisi yapmayarak örnek olur bunu da sabrıyla hepimize aşılamaya çalışırdı. Ne mi mesela? Senelerce sigara içiyor olmasına rağmen sırf ben ve annem sigarayı bırakalım diye örnek oldu bıraktı ve bir daha hiç başlamadı. (Annem ve ben halen onun iradesine sahip olamasak da bunu bir kere bile yüzümüze vurmadı)

Birlikte katıldığımız hiçbir toplulukta bizden utandığını da hatırlamam. Diş dolgusu yaptırırken korktuğum dişçi koltuğuna önce kendi dişlerinin belki o an için çok gerekli olmasa da dolgusunu yaptırararak ‘’ bak korkulacak hiçbir şey yok’’ diyecek kadar eğlenceli anlar yaratan babam.
Aldığımız eğitimlerde, seçtiğimiz mesleklerde hatta evliliklerimizde bile ‘’önemli olan kendi doğrularınız olduğuna inanmanız, kendiniz yaşamanız, ola ki herhangi bir sıkıntıda yine yanınızdayım ‘’ duruşuyla tam bir arkadaşlık ilişkisi kuran babam.
Çocukluğundan beri ibadetini eksiksiz yerine getiren ancak bir kere bile ‘’şunu giymeyin, bu günahtır uyarıları yerine aklınız vicdanınız var, günahı sevabı da bilecek kadar eğitiminiz de gerisi sizinle Allah arasında kalmış vicdani bir muhasebedir ‘’ felsefesinin ilk öğreticisi babam.
Üniversiteye gidip, bir yıl sonra bırakıyorum dediğimde nedenini sorgulamayan, kimsenin çocuğunu bana örnek göstermeyen, baba boşanmak zorundayım dediğimde ''evlenirken evden ayrılmış olabilirsin ama evlatlıktan da ayrılmadın ya '' diyen, çocuklarımın doğumlarında yanıma koşan, mezuniyetlerinde salonda benden önce yerini alan, hiçbir ayrıntıyı unutmayan dede babam.
Kız çocuklarından seneler sonra bir erkek evlada sahip olmanın mutluluğunu biz etkileniriz diye hissettirmeyen, erkek kardeşimin alacağı tüm kararlarda fikrimize dikkat etmesini öğütleyen , çocukları için birbirlerini sınamayan , ortak kararlarda birleşerek anneme olan sevgisinden saygısından bir gün bile ödün vermeyen , bir koca babam.
Çok ciddiyim Semih, babam aynen anlattığım gibi bir adamdı, halen de anlattığımın daha da olgunlaşmışı , başım sıkıştığında, canım yandığında, içim acıdığında , kızdığımda kırıldığımda tek sığınağım babam.
‘’ Her şeye karşın, bizim sevdiğimiz Franz Kafka'nın ortaya çıkmasında en büyük pay, babası Hermann Kafka'ya ait. O böyle baskıcı ve dayatmacı bir baba olmasaydı, biz nasıl görecektik Franz Kafka'nın ince ruhunu?’’ satırları ile bitirmişsin ya Semih incelemeni işte burada takıldım kaldım.
Maddi sıkıntılar yaşatmayan ama mağazada çalışanlara davranışları ile Kafka’yı utandıran, sadece kendisinin değil diğer çocuklarının da sürekli tetikte beklemesine sebep olan , kendi çektiği sıkıntıları örnek vererek bulunduğu yerin övgüsünü anlatmaya çalışan, eminim ki eşine de çocukları kadar yakın olamayan bir baba istemezdim.
Herkesin tanıdığı bir yazar olarak ama mutsuz bir çocukluk, endişeli bir gençlik ve yazdıklarını babasına iletemeyecek kadar çekingen bir hayatı yaşamış olmak da istemezdim.
İyi ki de istemediğim bir hayatı yaşamak zorunda kalmadım ve böyle bir mektup yazmak durumuna düşmedim Semih. Okumak isteyenler için incelemen çok anlamlı bir rehber olacaktır. İncelemen için tekrar tekrar teşekkürler.

İyikilerimiz daim ve bol olsun. Keyifli okumalar .
72 syf.
Babaya Mektup, Franz Kafka bu kitapta babası Hemann Kafka' ya mektuplar yazmış. Ama malesef babası bu mektupları hiçbir zaman okuyamamış. Ki iyiki okumamış. Aslında zaten babası okusun diye de yazmamış.Kafka bu kitapta içinin kapılarını tamamen okuyucularına açıyor. Kafka kitaplarında hep sanki sert ve karamsar bir hava var ya bunun sebebi bu kitapla ortaya dökülüyor gibi. Çünkü çevresinde hep sert gaddar bir tavır görmüş. Kafka babasının ailesine işçilerine kısaca bütün çevresine karşı gösterdi sert tutumdan rahatsız olurken ondan nefret edip hatta tiksinirken aynı zamanda babasına hayran bir çocuk olduğunu anlatıyor. Kitap çok soğuk bir üslupla yazılmış ve bu da babasıyla aralarındaki mesafeyi iletişimsizliği uzaklığı çok iyi izah ediyor.Hâlâ günümüzde sıkça şahit olduğumuz otoriter baba ve baba evlat çatışmasını çok güzel ve akıcı mektuplara anlatmış. Kitapta ilk yetmiş sayfa bu mektuplardan oluşuyor. Geriye kalan sayfalardaysa bazı belgeler ve biyografiler var. Franz Kafka yı tanımak isteyenler onu bu otobiyografi kitabıyla en iyi şekilde tanıyabilir.
72 syf.
·10/10
Bir babaya hasretliğin hikayesi...hasretlik diyorum çünkü yanında olsa bile hasret duyarsın bazen sevgiye, ilgiye, baba şefkatine..
Degiştiremeyeceğin şeyler olur ya hayatta. Silemezsin, değiştiremezsin, bırakıp gidemezsin, vazgeçemezsin. Yine de sitem etmeden de rahat edemezsin. Çünkü içinde, kalbinin bir köşesinde yer alan senin bir parçanı koparmak mümkün değildir. Ama kabullenmezsin de yaşananları, yaşattıklarını, hayal kırıklıklarını..
Dile dökersin, hislerini bilsin istersin, bir cesaretsizlik vardır yüzüne söyleyemezsin (Belki de buna cesaretin yoktur. Belki arandaki setlerin daha da kalın duvarlarla örülmesinden korkarsın). Söylemeden için rahat etmez çünkü sevdiğin biridir boşver deyip gidemezsin. Sadece bir serzenişte bulunursun uzaktan. Belki bir şiir yazarsın, belki bir kitap...Belki de bir mektup yazarsın hiç gönderemeyeceğin..
Belki de babaya yazılan bu mektup derinden hissedilen hasretin son bulması içindir. .
72 syf.
·3 günde·9/10
Merhabalar, keyifli kitap okumalar.

Toplanın ebeveynler özelikle de babalar, size birkaç sözüm olacak.!

Bu kitabın incelemesini yapmayacaktım ama anlattığı, vurguladığı çoğu konu günümüz de hala devam ediyor ve çoğu çocukları etkiliyor olmasından dolayı, çocukluk zamanıyla ilgili düşünce ve görüşlerime yer vermek istedim.
(Bunu yapmamda ki tek neden toplumda sıkça karşımıza çıkan, utanmamız gereken bir toplum gerçeği: ‘Çocuklara şiddet eylemi!’ )


Aile kavramı çok önemlidir. Vatan için zorlu bir görevde olmasına rağmen bize sevgisini ihmal etmeyen babama, ve beşikten başlayıp şu yaşa kadar ilgisini ve sevgisini bizlere ihmal etmeyen anneme teşekkürü borç bilirim. Hakları asla ödenmez..

Toplumumuzda ne yazık ki gerek sanal alem gerek reel alemde çocuklara yönelik şiddet haberlerini sıkça duyar ve ne yazık ki görürüz.(Üzülürüz ilk başta, kimimiz gözyaşlarına engel olamaz, kimi derin bir of çeker, bunları yapmakla yetiniriz . Bu saydıklarım ilk başlarda yaptığımız eylemlerdi, sonrası malum sessizlik ve alışmak. )
X kişisi, 1 yaşındaki çocuğunu hastanelik etti.
Y kişisi, 8 yaşındaki çocuğunu yaramazlık etti diye eline hortumu alan baba gözyaşlarına boğulan çocuğunu vurmaya başladı. Vs haberler….
Z kişisi, beş aylık bebeği öldürdürdü , savunması ise kan dondurucu : ‘Sesi rahatsızlık vericiydi.’
Cinsel saldırıya maruz kalanları da hiç sormayın, o ayrı bir yürek, insanlık acısı...


Bu tablonun nedenini örnekleme yaparsak, elimizde iki adet fidan var. Biri Olriç , diğeri Zeze .
Siz, Olriç fidanınıza çok iyi baktınız. Günlük takibi alıp, suyunu , ortam sıcaklığını, nemi, toprak kalitesini ve toprak minareli zenginliği hakkında bir rapor/belge tuttunuz. Ve en önemlisi de bu işlerin hepsini sevgiyle yapmış olmanız.(Günaydın Olriç, bakalım bugün nasılsın, demir eksikliği riskin var mı ? gibi…)
Sizce meyve verme zamanında/hasılatında, ne olur ? Karşınıza nasıl bir görüntü çıkar?
Görüntü açık ve net aslında, Olric fidanınız sizlere lezzetli, kaliteli meyveler verir.
Hatta bundan daha fazlasını yapar, canınız sıkkın sırtınızı Olriç’e yaslanmışsınız.
Ve diyorsunuz ki : ‘’ Birlikte daha güzel günler göreceğiz Olric. Şimdiden uzak ülkemin kokularını duyar gibiyim.
Olric: ‘Buzdolabı açık kaldı, ondan olacak efendimiz.’ diyerek yapmış olduğunuz bir ihmali hatırlatacaktır.( Buzdolabı kapısı açık kaldığı zaman buzluk kısmında karlanma oluşur, alın size bozulma nedeni)
Gördüğününüz gibi zaman harcayıp, emek verdiğiniz fidanınız karşılığını fazlasıyla verdi. Ne güzel bir kare değil mi ?


-Gelelim Zeze fidanına.-
Fidanımızı diktik, bakım zamanında Zeze’ye sevgi vermeyi, su vermeyi ihmal ettik.
Toprak kalitesini, sıcaklığı, nemi göz ardı ettik.
Meyve verme zamanı geldiğinde, istediğiniz bir ürünü elde edecek misiniz ?
Zeze sizin yüzünüzü güldürecek mi ?
Kim bilir belki de Zeze etrafında ki ürünlere zarar verecek, diğer ürünlerin meyve vermesini kötü yönde etkileyecek.( Tabi bu zaman diliminde Portekizli bir adama denk gelmemiş olsaydı.)
Görüyorsunuz işte meyvenin iyi ya da kötü olmasında ki , en büyük nedenlerden biri olduğumuza…
Bu işin espriyle yoğrulmuş hali.


Bir de işin acı karesine bakalım.
Çocuk psikolojisi çok kırılgan bir yapıya sahiptir. Baskıcı ve itaat odaklı bu tür ebeveyn tutumunda, ana-babanın, kısıtlayıcı ve cezalandırıcı bir yol izlemesi işi daha ciddi boyuta taşıyacaktır.( bkz: psikolojisi bozulmuş bir çocuğun kendine ve ailesine olan güveni kaybetmesi gibi.)

*Ebeveynler, çocukların mutlak itaat etmesini, istek ve emirlerini tartışmasız yerine getirmesini beklerler.
* Çocuklarının sorunlarını onların gözünden değil de kendi gözünde değerlendirirler.
*Meydana gelen soruna, çözüm odaklı düşünmez daha çok kendi haline bırakır.
*Aile içerisinde çocuğuna, bak kızım/oğlum benim sözlerime bağlı olacaksın, ben bir babayım sen ise daha çocuk dediklerimi mutlaka yapacaksın, benim istediğim gibi giyineceksin, yoksa döverim! (bkz: yetersiz sosyal gelişim nedeni)
* Çocuklarının geleceğine yönelik bir kararı olduğu zaman(eğitim, oyun) çocuklarına hiç danışmadan onların fikirlerini almadan karar vermeyi kendilerinin büyük bir söz hakkı olduğuna dair düşünüp, çocukların kararını göz ardı ederler.
* Çocuklarının bir işi yapma esnasında, ki buna şiddetli söz, hakaret ve öfke eşliğinde eyleme geçmesini isterler.
*Çocuklarının yaptıkları bir hatayı, dinlemeden-anlamadan, cezalandırmayı isterler.
Ayrıca bu yaptıkları hatayı her dk hatırlatıp, küfürler, hakaretler ve tehditler yağdırarak, ders alması gerektiğini düşünürler(bkz Nevroz nedeni)
Tüm bu maddeler sonucunda çocuklar yapacakları tek şeyin, boyun eğme ve pasif bir kişilikle hareket etmeyi öğrenirler. (Neden çocukları kafeste tutuyoruz ki ?)
Hele ki otoriter baba/ annenin yaptıkları da bir başka saçmalık.
Çocuklarına karşı soğuk,baskıcı, şiddetli bir tavırla yaklaşırlar. Çocuklarını değersiz, yük olarak görürler.
Bir de çocuk karne de kötü not getirmişse….(Bunu artık siz tahmin edin.)
Bakınız efendim çocuklara bu tutum sergilemekle, iş sonuca varmaz, daha kötüye gider.(bkz: stres, kendini kontrol edememe, anksiyete ….)
Onları dinleyelim, onları anlayalım, kendi gözümüzle değil, onların gözüyle empati kurarak çözüm odaklı olalım.

Bir ebeveynin yapacağı en önemli tutum da, çocuğuyla göz teması kurmaktır.
Ayrıca çocuğuna şiddet gösteriyorsa mutlaka bir psikiyatriye görünmesi lazım.(Neden kendimi kontrol edemeyip, çocuğumu dövüyorum ki ? )
Gelin, zamanında çocuklarınıza sevgi ve şefkat gösterin, onları bu duyguda mahrum etmeyin. Çünkü aile sevgisi ve terbiyesi çok önemlidir.
Çocuklarınıza zaman verin, onları sosyal ve psikolojik yönden destekleyin.
Bu tutumu çocuğunuza çok görürseniz, iller de çocuğunuz bilinç altı yerleşkesi nedeniyle başkasına zorla sahiplenme gibi kötü alışkanlıklar kazanmasına neden olacaksınız.(bkz: hırsızlık, tecavüz)
Daha geç olmadan çocuklarınıza sarılın !

İşte Kafka da bu olaylara değiniyor.
Gelelim kitap konusuna,
Şahsen Kafka’nın aşk konusunda ki tutumunu hiç samimi görmezdim.
Bana göre o sırf, ilham kaynağı olduğu için mektuplar yazardı. Kendisini daha iyi hissettiği için kısacası..
Efendim bu yargım bazı nedenler eşliğinde oluştu. Örneğin, daha önce Felice için ölen Kafka bir süre dolmadan hemen Juliye için ölürdü. Başka bir zaman da önce Milena için ölecek,',aşkı söndükten sonra da Dora için ölecek ! ( Ne çok öldün, aşkı yaşamak için !  )
Değerli bir arkadaşıma Kafka’nın bu aşk serüveninden dolayı takılırdım. Bazen fena şekilde dalga geçtiğim de doğrudur.
O ise bir Kafka taraftarıı !! Sonuç itibariyle beni bu kitaba yönlendirdi.
Al , oku bak Kafka nasıl bir babayla yaşamış demesine sanırım şimdi hak veriyorum.
Franz Kafka , babası Hemann Kafka' ya mektuplar yazar. Nasıl bir dönemeçten geçtiğini tek tek dile getiriyor.
Biyografik özellik taşıyan bu eser Kafka’nın, ağırlığı(kısaca şiddeti) altında ezildiği, babasına yanıtlarıdır.
Aslında bu kitapla Kafka’nın iç dünyasını daha iyi anlamamıza sağlıyor.
Kafka, eserlerinde suç, özgürlük, yabancılaşma, sorumluluk ve otoriteye bireysel karşı koyma temalarını işlemiştir.
Babasının hakaretleri, tehditleri karşısında nasıl itaatkar, zayıf, ürkek ve kararsız bir çocuk hatta gençlik yaşadığını dile getiriyor.
Felice ile iki kez nişanlanıp, ikiz kez nişanı bozmasında ki tek nedeni babası olduğunu belirtir.

Yani kısaca, çocukluğu, gençliği, aşk hayatı ve kararları hep babasının sert mizacından dolayı bir hüsrana uğradığını vurgulamakta.
Siz de Kafka’nın nasıl bir hayat yaşadığını, babasını, kardeşini ve aşk serüvenini daha yakından tanımak istiyorsanız kesinlikle okuyun derim.
İncelemenin sonuna doğru gelirken çocuk sevgisi üzerine güzel bir hadiseye yer vermek istiyorum.

Enes bin Mâlik anlatıyor:
"Bir defasında Peygamber Efendimiz (asm) secdede iken Hasan ve Hüseyin geldiler, sırtına çıktılar. İninceye kadar Peygamberimiz (asm) secdeyi uzattı. Oradakiler sordu:
"Yâ Resulallah, secdeyi uzatmış olmadınız mı?" Peygamber Efendimiz (asm) buyurdular ki:
"Oğlum sırtıma çıkınca acele etmekten çekindim." (Heysemî, IX/181)

Sevgilerimle.
72 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar bu eser sayesinde Franz Kafka’nın tam anlamıyla iç dünyasına girip o zaman ki ruh halini gördüm.Babaya Mektup Milena’ya Mektuplar kitabı tarzında yazılmış olsada bu eserde çok farklı bir Kafka var.Aile hayatının yansıtıldığı bir eser yani ; horlandığı,aşağılandığı durumlarda babasına ulaşamayacağını bildiği halde sayfalarca yazıp bu sayede içini döktüğü bir eser.İş Bankası Kültür Yayınları olan basımda arka kapağında yer alan resmen itiraf niteliğinde bir yazı.Muhteşem ironik cümlelerle babasına kurduğu cümleleri içeriyor.Franz Kafka mektupları 1919 da yazmıştır.Babasını hem eleştirmiş hemde övmüştür.Mektuplar Kafkanın babasına ulaşamamıştır keşke ulaşsaydı ve oğlunun düşüncelerini öğrenebilseydi...
En beğendiğim alıntı :
“Mesele, çocuklarına vereceğin herhangi bir ders değil, örnek bir yaşamdı.”
Keyifli Okumalar Dilerim
72 syf.
Öncelikle Kafka'nın okuduğum ikinci kitabı Dönüşüm sonrası Babaya Mektup oldu. Biraz da olsa dönüşümde ki baba figürü daha netlik kazanmış oldu kafam da.


Bu da Benim Mektubum olsun;
Belki benim de bir mektup yazma zamanım gelmiştir sana...
Nasıl başladığını hatırlamıyorum hayatımızın, Sen bizi kaç kere terk ettin? Kaç kere geri bir 'Aile' olduğumuzu hatırlayıp geldin. Çocukluğum bu gelgitler arasında geçti, Senin öldüğünü düşündüğüm zamanlar bile oldu yoksa bir baba neden gelmez di? Bu kadar önemsiz olamazdık...
Bir gün yani 5 yıl sonra geri gelip bizi nasıl özlediğini anlatıp durmuştun, hatırlıyorum bunun için 5 yıl geçmişti. Ve yine o muhteşem kavgalar ...
Yine bizim neyimiz eksiktiler...
Açmı kalmıştık ? Açıktamı ?
Hiç anlamadın bir çocuk için yemekte çatıda senin olabileceğini bir kere bile bizi sevdiğini söylemedin, sahi neyimiz eksikti ?


Kafka içindeki korkularını, utancını öz güveninin yitip gidişini anlatmış. Ne kadar haklı çocukların herşeyi unuttuğunu düşünmek farkında olmadıklarını sanmak çok büyük bir yanlış.

Aile çok büyük bir kavram size hayatınızın ilk dersini aile verir her zaman...
Kimileri bu olumsuzluklar içinde kendine özgüvenden bir kale inşa eder. Kimileri de Kafka gibi korkularında sıkışıp kalır.

Ben Zevkle okudum umarım sizde öyle okursunuz...
94 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
Milena'ya mektupları okurken Kafka'nın babasıyla olan ilişkisi ve bundan bahsetme şekli ilgimi çekmişti. Milena'ya altı ay önce babasına bir mektup yazdığını ve hala o mektubu gönderemediğinden bahsediyordu. Bu yazdığı mektupların kitap olarak basıldığından haberim yoktu ilk kez sitede gördüm Babaya Mektup kitabını ve zaten babasıyla olan ilişkisini merak ettiğim için de okumak istedim. Milenaya Mektupları okurken zorlanmış biri olarak bu kitaba başlamadan önce birtakım endişelerim vardı. Ya bu kitabı okurken de çok sıkılırsam, ya da Kafka'nın karanlık iç dünyasından, karamsarlığından etkilenip yine ruhum sıkılırsa diye düşünüyor, mektup şeklinde ve tek taraflı olduğundan olayları anlayamamaktan korkuyordum. Ancak şunu belirtmeliyim ki; hiç korktuğum gibi olmadı. Gayet anlaşılır, akıcı ve merak uyandırıcıydı mektubu. Bu kitabı özellikle Kafka'yı okumayı değil de onu biraz olsun anlamayı isteyenlere mutlaka öneriyorum. Aile yaşantısı, çocukluğu, ilişkileri hakkında öğrenmek istediğimiz, merak ettiğimiz birçok soru işaretleri bence bu kitapla giderilebilir ancak. Kafka'nın kendi elleriyle ruhunu, kalbini açtığı çok çok önemli bir eser bu. Babasıyla olan ilişkisine gelecek olursak; Despot, ataerkil bir babayla yaşamanın vermiş olduğu zorluklarını yaşayan üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin bunu aşamayan, unutamayan, acılar içerisinde ki Kafka. Babası Hermann Kafka'ya hem hayranlık hem de korku duyuyor küçüklüğünden beri Kafka. Babası çoğu ebeveyn gibi çocuklarını kendi istedikleri kalıplara sokmaya uğraşan, ve bunu başaramayınca da etrafa korku salan bir adam. Başından beri çocuk yetiştirme konusundaki uyguladığı yanlış metodlarla Kafka'nın ezik, duygusal, içe kapanık biri gibi yetişmesini sağlıyor. Öyle ki Kafka'nın aşk ilişkileri konusunda da bu kadar başarısız olmasını babasıyla olan yanlış ilişkisine bağlıyorum ben. Ve hep şuna inanırım, çocukken yaşadığımız olaylar ileride nasıl yetişkin insanlar olabileceğimizi belirliyor. Bu açıdan Kafka'ya, onun babasına karşı duyduğu suçluluk hislerine çok üzüldüm. Bir de şunu düşündüm. Başka bir aile, dahası başka bir babası olsaydı belki de hiç yazar olmayacak, hayatını bu kadar karamsarlık ve derin bir mutsuzluk içinde yaşamayacaktı Kafka. Kafka'yı biraz olsun anlayabildiğimi düşünüyorum şimdi ve eserlerini nasıl bir psikoloji altında yazdığını, neden bu kadar çok sevildiğini de anlıyorum. Kafka bizden biri, tam içimizden. Yaşadıkları aslında çok tanıdık. Belki de çoğumuzun aile ilişkileri gibi. Kafka okumaya, anlamaya işte bu kitaptan sonra başlayacağım. Mükemmel bir deneyim oldu benim için. Can Yayınları'nı özellikle tavsiye ediyorum ayrıca. Kitabın sonunda ek olarak Kafka, ailesi ve ilişkileri hakkında yarım kalmış soruları gideren ek bi bölüm yapmışlar ve o kısım bi çok şeyi kafamda oturtmama çokça yardımcı oldu :)
72 syf.
BU İNCELEMEM TÜM BABALARA...


Şimdi hepiniz diyeceksiniz ki neden bu kitap, burada baba faktörü pekte hoş bir baba olmasada aslında bir çok babanın hatalarının belki istemeyerek kelimelere yansımış hâlidir.

ÖZELLİKLE ERKEK ÇOCUK BABALARI DİKKAT!
Her ne kadar eğitim, yetiştirme, ahlak vs. desek de kız çocuk için ANNE erkek çocuk için BABA en önemli eğitimdir. Kendi yeğenlerimden bilirim çok çocuk baktım çok zaman geçirdim ve gözlemlerim hep kızların annelerini birebir taklidi, erkeklerin babalarını taklidiydi. Bu hem konuşmalarında ve hem davranışlarında çok belirgindi. Bir de babasını gözünde bir lider bir öncü bir kahraman olarak gören bu çocuklar babaları tarafından yanlş yetiştirilip yanlş sevilince ortaya ya şımarık bir çocuk geleceğin de sorumsuz babası, yada dışlanmış, kendini tıpkı Kafka gibi özgüvensiz ve beceriksiz hisseden bir çocuk ve geleceğin güçsüz korkak babası olur. 
Babanın bir anlamda tanımı koruyucu değil midir, sorun çözen, çoğu zaman son sözü söyleyen, evin direği, maddi gelir kaynağı ;) tabi bu nasıl babalık yaptığınıza göre de değişim gösterir...


Bu nedenle çocuktur anlamaz demek yerine kendisine örnek bir BABA veya ANNE olmaya çalışmak gerekir. NASIL BİR EVLAT İSTİYORSAK ÖYLE BİR EVLAT OLALIM.

Son olarak kitap Kafka severlerin muhakkak okuması gereken bir kitap. Onu yakından tanımak ve diğer kitaplarına farklı bir bakış açısı katmak için ruh halini yansıtan ve kendinden ziyadesi ile bahsettiği bir kitap. Dönüşüm adlı romanı ile de bağlantı kuracağınızdan eminim.

Keyifli okumalar...selamlar
80 syf.
·3 günde·10/10
Dönüşüm ve Ceza Sömürgesi ile Kafka okumalarıma başlamıştım, Babaya Mektup'la devam ediyorum. Bu kitapta Kafka'nın neden cezalandırmayı, aşağılamayı, suçlamayı seven bir baba figürünü kullandığını anlamak mümkün oldu: Ceza Sömürgesi'nin son hikâyesinde karakterimizi sürekli suçlayan ve kendini çok kötü hissetmesine sebep olan bütün o eleştiriler, kınayan bakışın sebebi burada: Kafka'nın babası sayfalar dolusu analiz ve yüzleşmelerde gördüğümüz kadarıyla çok sert, bir anlamda bağışlamasız, hata kabul etmeyen, kendini kusursuz gören bir baba figürü, bir korku sebebi...Kafka uzmanı James Hawkes bütün bu baba korkusu vb. nin bir Kafka miti olduğunu söyleyerek kanıtlarıyla yıkmış, okuduğum yazıda bu yazıyordu, bilmiyorum, doğru mu, değil mi? Ne olursa olsun, sözünü ettiğim üç kitapta da atmosfer olarak etkileyici, en basit tanımla farklı bir yazar olduğunu anlamak son derece kolay Kafka'nın..ancak, bu arada, okumak, en azından bana, pek keyif vermiyor açıkçası. Ceza Sömürgesi son derece ilginç bir toplama kitaptı- toplama diyorum, çünkü farklı yayınevleri galiba farklı hikâyeler ekleyerek farklı kitaplar çıkarıyor; eğer orijinal olan benim okuduğum kitaptıysa, cidden tek başına çok etkileyiciydi, ancak okurken klostrofobik bir hisse kapılmamak da imkânsız. Bu atmosferin Babaya Mektup'ta da ciddi bir şekilde hissedildiğini söylemem gerek, sanki bir kâbus var, ve hikâye değişse de, atmosfer ve o his değişmek bilmiyor. Eğer Kafka'nın bütün kitapları böyleyse bu huzursuzluk hissini çok uzun süre okuyamam ve taşıyamam gibi geliyor bana. Ayrıca Babaya Mektup'u okurken bu adamın, yani anlatılan adamın bana çok da yabancı gelmediğini söylemem gerek, belki abartı gibi görünecek, ama gerçekten de öyle...

Babaya Mektup'u bütün Kafka sevenlere öneriyorum.

***
Bu arada, aşağıdaki yazıda hem Babaya Mektup hem de James Hawkes'ın Kafka ile ilgili iddiaları yer alıyor:

https://aysenozkaya.wordpress.com/...ka-ve-babaya-mektup/
96 syf.
Bu kitabı bitirdigimde, aklımda yer eden şey aslında, Aile kavramının insanın hayatını derinden nasıl etkilediğidir.
Kafka bu etkinin içinde büyümüş ve yaşadığı şeyler bize eserleri bırakmasını sağladı. Bu eksiklik içinde düşündüğünüz de bütün eserlerini bir bakıma hangi perspektif ve ruh halinde olduğunu anlamanız çok zor olmuyor.

Elbette , şimdi anda olduğum kişiye yalnızca senin etkinle dönüştüğümü söylemiyorum.
Senin etkinden bağımsız yetişseydim de muhtemelen gönlüme göre biri olmayacaktım. (S.9)

Evet belki de istediği baba figürünü görse yine istediği kişi olamayacaktı.
Ama aile her zaman durumlara karşı çocuklarını yetiştirmede, güven, şefkat, sevgi içinde olup cesaretlendirmeli. Kibir içinde olup çocuğunu kendi olması için , kendini gerçekleştire bilmesi için engel değil , bir yol olmalı.
Blinçli ebeveyn olmak bunu çağrıştırır bana. Yine baba sert olabilir, yine sevgisini çok belli etmeye bilir.
Genel yapı olarak toplumda istediği kişi her duruma sahip olsa dahi umduğu kişi olamaya bilir.

Belki yine güçsüz , korkak, kararsız, huzursuz biri olurdum. (S.9)

Evet Hermann Kafka çok kötü bir baba değil, ama babalığın görevi çocuğunun fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak değil.
İdare edilemez bir çocuk olduğuma inanamam, sevecen bir sözün , sessiz bir el tutuşun, sıcak bir bakışın benden istenilen her şeyi alamayacağına inanamam. (S.11)

Ve ebeveynler kendisinin istediği kişi olarak yetiştirmeye çalışıyor. Keza Kafka'nin durumu da aynı:
Sen beni güçlü, cesur bir genç adam olarak yetiştirmek istiyordun.
Mesela beni, asker selamı çaktığım ve uygun adım yürüdüğüm zaman cesaretlendirdin, ama ben ileride asker olmayacaktım.
Benim geleceğime ait değildi .
Amin Maoluf'un Doğu limanı adlı eserindeki İsyan karakterinin durumunu anımsattı
Neyse :) hatlar karışma

Daha fazla uzatmadan toparlamak istiyorum. Evet belki Kafka'nin doğasında zayıflık, korkaklık, ve içinde dünyaya karşı bir eziklik durumu vardı.
Ama bunun daha da büyümesi ailesinde özellikle babası Hermann etkisi var idi.

Çünkü benim için her şeyin ölçüsü sendin. (S.14)
Belkii bu kadar çekimser, hayata karşı tutumu biraz olsun değişebiliridi .
İyiki de değişmemiş dermiyiz bilmiyorum. Eserleri bu şekilde yazamazdı .

Hayatla baş edememen ne ilgilendirir seni,artık ne ilgilendirir seni demesine rağmen bu mektup ne postaladı ne babasına verdi .

Bu kitap bir bakıma Kafkaesk(Kafkavari) tanımını anımsattı bana .
Kafkeesk gereksiz yere karmaşık sinir bozucu olayları dile getirmek için dile getirilir.
Sanki bir bakıma babası ile ilişkisi o boyutta gibi.
Sadece tanımı için kurdum bu cümleyi.
Kafkaesk tam anlaşılması için şu videonun izlenmesini tavsiye ederim.
https://m.youtube.com/watch?v=wkPR4Rcf4ww

Okuyucu yormayan , anlatımı akıcı bir eser . Ve kitap sonundaki Zaman Çizelgesi de iyi olmuş dediklerimden oldu.

Eğer Kafka yaşasaydı sanırım bu eserinin yayımlanmasinı hayatta istemezdi . Max Brod sağolsun mu denilir bilemiyorum . :)

Kitabı bana hediye eden
https://1000kitap.com/avsar_kizi38
Çok teşekkür ederim

Şimdiden okuyacaklara keyifli okumalar
"Biraz desteklenmeye, biraz dostça bir yaklaşıma, yolumun biraz açık tutulmasına ihtiyacım vardı, sense onun yerine yolumu kesiyordun (...)"
Franz Kafka
Sayfa 20 - Can Yayınları
Evet sen temelde iyi kalpli yumuşak bir insansın,ama her çocuk o iyiliği bulana kadar arayacak sabır ve korkusuzluğa sahip değildir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Letter to the Father
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
121
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780805212662
Orijinal adı:
Brief an den Vater
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Schocken Books
-Bilingual Edition-

Franz Kafka wrote this letter to his father, Hermann Kafka, in November 1919. Max Brod, Kafka’s literary executor, relates that Kafka actually gave the letter to his mother to hand to his father, hoping it might renew a relationship that had lost itself in tension and frustration on both sides. But Kafka’s probing of the deep flaw in their relationship spared neither his father nor himself. He could not help seeing the failure of communication between father and son as another moment in the larger existential predicament depicted in so much of his work. Probably realizing the futility of her son’s gesture, Julie Kafka did not deliver the letter but instead returned it to its author.

Kitabı okuyanlar 6.405 okur

  • Murekkeq
  • Su

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0.1 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları