·
Okunma
·
Beğeni
·
7325
Gösterim
Adı:
Lizbon'a Gece Treni
Baskı tarihi:
Haziran 2012
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055340438
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Nachtzugnach Lissabon
Çeviri:
İlknur Özdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Baskılar:
Lizbon'a Gece Treni
Lizbon
Antik diller öğretmeni Raimund Gregorius lisede ders sırasında ansızın sınıftan çıkar, duyduğu Portekizce bir kelimenin büyüsüne kapılarak yaşadığı şehri, düzenli hayatını terk edip hakkında hiçbir şey bilmediği gizemli bir Portekizlinin, doktor ve yazar Amadeu Pradonun izini sürmek üzere Lizbona doğru trenle yola çıkar.

Tesadüfen eline geçen ve Pradonun, hayat, aşk, yalnızlık, arkadaşlık, ölümlülük ve ölümle ilgili notlarının bulunduğu kitabın etkisinden çıkamayan Gregorius, dilini bilmediği, ilk kez gittiği bu yabancı ülkede ve bu olağanüstü yolculuğu sırasında Pradonun hayatının değişik evrelerinde yer almış insanlarla bir araya gelip onun farklı söylencelerle dokunmuş hikâyesinin derinlerine iner. Bir yandan da kendi içsel yolculuğunu sürdüren Gregorius, Diktatör Salazara karşı savaşmış Amadeu Pradonun kişiliğinde kendine ve insana ilişkin pek çok sorunun yanıtını ararken, bir başkası olmanın dayanılmaz çekiciliğine de karşı koyamayacaktır. Lizbona Gece Treni, sadece Avrupadan değil, kendi zihnimizden ve ruhumuzdan da geçen ve dönüşü belli olmayan bir yolculuğun çok sesli, unutulmaz romanı.
400 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Hiç hayatınızı karşınıza alıp sağından solundan arkasından önünden bakıp neye benzediğini düşündünüz mü? Kendi hayatınıza dışarıdan bakmanızdan söz ediyorum. İçinde siz yokken. Karşıdan sessizce.

Gregorius bunu yapıyor ve bir yolculuk sırasında.


Birer nehirdir hayatlarımız
adına ölüm denen,
o denize doğru akan

Hepimiz küçük parçalardan oluşuruz, bu parçalar öyle şekilsiz, öyle farklıdırlar ki birbirlerinden, her biri her an canının istediğini yapar; bu yüzden kendimizle kendimiz arasındaki farklılıklar, kendimizle başkaları arasındaki kadardır.

Her birimiz birden çok kişiyiz, pek çoğuz, ifrat sayıda kendimiziz. Bu yüzden, çevresini küçümseyen kişiyle o çevreden zevk alan ya da onun yüzünden üzülen kişi aynı değildir. Varlığımızın engin sömürgesinde farklı düşünen ve farklı hisseden pek çok türde insan vardır.

Güzel sözlerle başlayan kitap akıp gidiyor 400 sayfayı yerimden kalkmadan ve kendi dusuncelerimi sorgulayarak okudum kendi kendime sordum Gregorius kadar cesur davranabilir miyim?
İşte Gregorius sizler için yani biz okurlar için bunu yapıyor. Bir gün aniden günlük rutininden çıkıp her şeyini, işini, arkadaşlarını, evini bırakıp çıkıp gidiyor. Kendi yaşamak istediği hayatının peşinden… “İçimizde olanın ancak küçük bir kısmını yaşayabiliyorsak geriye kalanına ne oluyor?” Aklını kurcalayan bu soru ile birlikte. Aniden ve öylesine çıkıp gidiyor günlük hayatından… Elinde Prado isimli yıllar önce ölmüş bir doktorun anı kitabı, hayata dair bir sürü not ve kendi yaşanmamışlıkları. Bir başkasının hayatının peşinden giderek gerçek kendini bulmak için… Bizler, hayatlarımıza çakılı kalmış bizler, elimizdeki ağırlaşmış hesap defterleri ve yenilgiye uğramış uzaklaşmış hayallerimizle Gregorius’un peşine takılıp onun Lizbon macerasını okurken kendi hayatlarımızın nasıl bir şey olduğunu, geriye kalan yaşamadıklarımıza ne olduğunu düşünüyoruz hep. Dediğim gibi içinde biz olmaksızın.
Alıntılar
Söz konusu olan önemsiz küçük sevinçler ve tozlu sıcakta bir bardak suyu mideye indirmek gibi küçük zevkler değil. Söz konusu olan insanın yapmayı ve yaşamayı istediği şeyler. Çünkü ancak onlar insanın hayatını, o çok özel hayatı bütünleştirebilirler, çünkü onlar olmadan hayat eksik kalır, tamamlanmamış bir yapıt ve sıradan bir parçadır

Bu kitabı elinizden düşürmeden okuyacaksınız bir bilet alıp Lizbon'a yolculuğa çıkacaksınız ve Fernando Pessoa okumadıysanız kitaptan sonra Huzursuzluğun Kitabı kitabindan başlayacaksınız.
400 syf.
·Beğendi·10/10
Her şeyi bırakıp kaçma isteğiniz varsa, şimdiye kadar ertelediğiniz hayalleri kalan ömrünüze sığdıramayacağınızı düşünüyorsanız elinizi bile sürmemeniz gereken kitap

Sınıftan çıkıp makale okumaya kütüphaneye gittim. Okuyacağım makalelerin çıktısını alıp dosyalamıştım. Bir sonraki dersime iki saat vardı. Kütüphaneye girerken çantadan dosyayı çıkaracaktım ki dosya yok. Masanın üzerinde unuttuğumu fark ettim. Geri dönmek istemedim çünkü kütüphane atmosferi hep huzur vermiştir. "illa ki okuyacak bir şey bulurum" diyerek kitaplıkları gezmeye başladım. ... sözlükler, atlaslar, tezler derken kapının ağzına geldim. romanlar diye bir bölüm varmış.
Rafların arasında kırmızı kapak tasarımıyla bana göz kırptı. İsmi yabancı gelmedi ama nerede duyduğumu da çıkaramadım. Arka kapağına göz atıp koltuklardan birine geçtim.
`entropi` üzerine kafa yorduğum bir haftanın sonunda;
"Hepimiz küçük parçacıklardan oluşuruz, bu parçalar öyle şekilsiz öyle farklıdırlar ki birbirlerinden her biri her an canının istediğini yapar; bu yüzden kendimizle kendimiz arasındaki farklılıklar, kendimizle başkaları arasındaki kadardır" (Montaigne) girişiyle karşılaştım. Tesadüf mü? Hayır, sanmıyorum.
Gregorius' un herşeyi bırakıp bir trene atlaması o kadar cazip geldi ki, ben de kaçıp gidebilseydim keşke birden ama nereye? Kitabın ana karakteri`:gregorius` gitmeden önce kitaplarını kürsünün üzerine bırakmıştı benim makalelerim ve çizimlerim de aynı yerde duruyordu. dersten çıkarken onları unutmam bir ironi mi ben mi abartıyorum kestiremedim. 97. sayfada birinci bölüm bitti. kitabı benden önce okuyan kişiyi merak ettim. öyle can alıcı noktaların altını çizmişti ki hiç yapmadığım halde satın almadan okumaya karar verdim. ve kütüphaneden kitabı alıp çıktım. bir trene binip Lizbon'a gitme isteğiyle çıktım ama bir sigara içip derse girdim ve o malum soru cevapsız kaldı.

"İçimizde olanın ancak küçük bir kısmını yaşayabiliyorsak, gerisine ne oluyor?"
420 syf.
·6/10
Bu aralar uyandığımda kendimi garip buluyorum.yada garip yeni kitaplara başlıyorum. Zaten hayat da biraz şey... Garip :) bu sabahta böyle aşırı garip gözüken bir kitaba başladım. Zaten üstünde 98 KERE BASTIK!!! , O KADAR ÇOK İNSAN OKUDU Kİ UF!!! felan yazan kitapları görüncede kaçasım geliyor. Ama nedense bunu merak ettim. Zaten zihnim de bundan fazlasını alacak halde değil bu ara..
Bilmiyorum, belki de yanılırım
400 syf.
·11 günde·10/10
Bir anda sahip olduğunuz her şeyi, kulağa çalınan güzel tınılı bir kelime uğruna bırakıp yollara düşseydiniz neler olurdu hiç düşündünüz mü?
Okuduğum en güzel kitaplar arasında yerini aldı Lizbon’a Gece Treni. Aslında yorum yapıp çok uzatmak istemiyorum, çünkü şu alıntı bence kitabı okumanız için en iyi neden olacaktır. Çoğaltıp her yere dağıtma fikri de hoş bir şekilde kaldı benimle :)


Yaptığımız her şeyin yalnızlık korkusundan yapıldığı doğru mu?
Hayatımızın sonunda pişmanlık duyacağımız her şeyden vazgeçmemiz bu yüzden mi?
Düşündüklerimizi bu kadar nadiren söylememizin nedeni bu mu?
Yoksa niye bütün o şiddetli geçimsizlik çekilen evliliklere, yalancı arkadaşlıklara, can sıkıcı doğum günü yemeklerine tutunup kalıyoruz ki?
Bütün bunlardan vazgeçseydik, sinsice gelişen şantaja bir son verseydik ve kendimize tutunsaydık, ne olurdu?
Bastırılmış arzularımızın ve onların tutsaklaştırılmasına duyduğumuz öfkenin bir fıskiye gibi fışkırmasına izin verseydik?
Çünkü korkulan yalnızlığın temelinde ne vardır aslında?
Söylenmeyen sitemlerin sessizliğimi?
Evlilik yalanlarının ve dostane yarı-gerçeklerin mayın tarlasından soluğunu tutarak görünmeden geçmek için duyulan zorunluluğun olmaması mı?
Yemek yerken karşımızda kimsenin oturmama özgürlüğümü?
Yaylım ateşi gibi süren buluşmalar kesildiğinde önümüzde açılan zamanın bolluğumu?
Bunlar harika şeyler değil mi?
Cennetsi bir durum?
Öyleyse neden korkuyoruz bunlardan?
Nesnesini düşünmediğimiz için var olan bir korku mu duyuyoruz sonunda?
Düşüncesiz ana-babalar ve öğretmenler tarafından kafamıza sokulmuş bir korku?
Özgürlüğümüzün ne kadar büyüdüğünü görselerdi başkalarının bize imrenmeyeceklerinden nasıl bu kadar emin olabiliyoruz?
400 syf.
·Beğendi·9/10
Tavsiye videosu: https://www.youtube.com/watch?v=kYCfrGpf5ig

Kelimelerin büyüsünün bir insanı nasıl değiştirebileceğini tahmin edebilir misiniz? İşte baş karakterimiz kendi halinde monoton bir hayatı olan antik dil bilimcisi Raimund Gregorius bir gün okula giderken köprüde intihar etmek üzere olan bir kadını görür ve yanına gittiğinde kadının ağzından dökülen Portekizce kelimeler sayesinde sıradan hayatı artık bambaşka bir hayata dönüşür. Evini, eşyalarına, okulunu geride bırakıp kendisinden beklenmeyecek bir yolculuğa çıkan Raimund kendisini yepyeni bir maceranın içinde bulur.

Aslında Gregorius’un bu yolculuğu Hermann Hesse’nin Siddhartha’sı, Paulo Coelho’nun Simyacı kitabındaki Santiago’su gibi düşsel ve içsel bir yolculuktur. Gittiği Portekiz’de bir kitabevine giren baş karakterimiz "Hayat, yaşadığımız şey değildir; hayat yaşadığımızı hayal ettiğimiz şeydir." diyen Amadeu Prado adlı yazarın “Sözlerin Kuyumcusu” kitabını bulur. Böylece Prado’yu ve onun hayatını keşfetmeye, temas kurduğu insanları tanımak amacıyla tren yolculuğuna çıkar ve Prado’yu yakından tanımaya başlarız.

Onun varoluş düşünceleri, hayata bakış açısı ve kendi deyimiyle imansız bir rahibin gizemini anlamaya çalışırız. Böylece Prado’nun yaşamı ve düşünceleri sayesinde Gregorius’ta kendi hayatını gözden geçirmeye başlar. Beklenmedik bir yolculuk, beklenmedik insanlar ve beklenmedik sözcüklerle bir insanın monoton hayatının nasıl değiştiğini ve insanın kendine olan yolcuğunu okuyorsunuz. Roman aynı zamanda Portekiz siyasetini, diktatör Salazar’ı ve ona göz yuman, sessiz kalan herkesi de eleştirmekten çekinmez. Felsefe ile romanın harmanlandığı, aile, cesaret, aşk gibi erdemlerin çerçevesinde şekillenen, hiç hesapta olmayan bir yolculukla keşfetmenin ne kadar güzel bir macera olduğunu görebildiğimiz muhteşem bir roman. Mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.
400 syf.
·Puan vermedi
Arkadaşlık, dostluk,aşk ,kardeşlik, ebeveynlik ,sosyal yaşam, din,politika her tür konunun yer aldığı, sindirerek okunmasi gereken,hayati sorgulatan harika bir kitap. Iyi ki okudum dedim.Herkes kendinden birşey bulabilir. En cok da Prado karakterini tanıdığıma mutlu oldum.
420 syf.
Peter Bieri, romanlarında Pascal Mercier takma adını kullanıyor. Felsefe eğitimi almış. Eski diller üzerinde çalışan, ‘Zamanın Felsefesi’ konulu çalışmasıyla doktorasını tamamlayan, çeşitli üniversitelerde felsefe profesörü olarak görev yapan bir yazar.

2004 yılında yayımlanmış Lizbon’a Gece Treni, Avrupada 2 milyon sattıktan sonra dünya ile satış rekorlarına devam etmiş.

Çok satan kitaplara karşı belli bir önyargı varken, roman bunu kırmış ya da istisnai bir örnek olmuş diyebiliriz. Çünkü; dili, yorumu, kurgusu ile has edebiyat, derinliği, eleştirileri ve sorgulama yaptığı başlıklarıyla iyi bir felsefik roman. Siyaset, aşk, baba-oğul, anne-oğul, dostluk, ihanet, işkence, din ve dinsizlik. Tema yelpazesinin genişliği ve her bölümde yeni bir karakter katılması sayesinde beslenerek gürleşen bir ırmak gibi akıyor roman.
yazının devamı https://karadenizveokuma.blogspot.com/...bona-gece-treni.html

inceleme yi çok beğendiğim için sizinle paylaşmak istedim.
400 syf.
·19 günde·4/10
Öldürmedi süründürdü...
Daha sonra düzenlenmek üzere buraya şu an kitabı bitirdiğim anki duygularımla bir not düşmek istiyorum ; süründüm...Kitap bitene kadar en çok hissettiğim şey buydu...Herkes bu kadar beğenirken beni bunca daraltan şeyi çözemedim, hatta neden bu kadar popüler olduğunu ve özellikle bizim ülkemizde bu kadar rağbet gördüğünü anlamadım...Hikayesi farklı olsa da anlatılanlar düşünce dünyasındaki "aslında buydu istediğim ama yaşadıklarım bunlar" ifadeleri çok tanıdıktı, bir çok cümleye şapka çıkarsam da daha önce hiç duymadığım okumadığım şeyler de değillerdi. Sürekli düşünce dünyasında süzülmeler , yabancı kelimeler -ki bazıları çevrilmemişti- , zamandaki geçişlerdeki kopukluk, insanlar insanlar ve yine insanlar okurken bol karışıklığa sebep oldu.Yazıların puntolarının küçüklüğü , seçilen yazı tipi okuma açısından hiç keyif vermedi, özellikle Prado' nun notlarının olduğu bölümler-ki kitabın en değerli yerleriydi- çoğu zaman telefondan okudum o yüzden. İçeriğinden bahsetmek istemiyorum çünkü beğendiğim ya da etkilendiğim bir kitap olmadı, üstelik okuma aşkımı da biraz törpüledi diyebilirim :( Eğer düzenleme yaparsam içeriğinden de bahsederim sonra.
Çok uzatmadan aksiyon seviyorsanız okumayın derim ama psikolojiye ilginiz var iç dünyaya yolculukları , tahlilleri seviyorsanız okuyun.
Öncelikle kitabı okumadan önce filmini izleyip çok etkilenmiştim.Filmini izlediğim kitapları okuyabilen biri olmamama rağmen filmin etkisiyle kitabı edindim.Filmin kurgusu tamamen kitaba bağlı kalınarak yapılmamış ve kitaba nazaran bayağı eksik kalmış.Bu sebeple kitaptaki başka karakterler ve olaylar benim için süpriz oldu :) Derin biri değilseniz yahut kitabı elinize alma zamanlamanız yanlışsa okurken zorluk yaşayabilirsiniz.Felsefi, içsel tahliller ile dolu bir kitap. Kurgusu çok sağlam.Bir zaman sonra romanın baş karakteri olan Amadeu de Prado'ya kapılıp onun hayatından parçalar öğrenebilmek için kitabın sayfalarını sabırsızlıkla çevirmeye başlayabilirsiniz.Zira bu baş karakterin hayatına yapılan yolculuk sizde aydınlanma hissi yaratabilir.Okurken keyif aldım ve arındım diyebilirim.
400 syf.
Hal geldi başıma.

Bitirmek bir yana, yüzde otuzuna zor geldim kitabın. Akmıyor kitap azizim. Uzun uzun betimlemeler, tasvirler bıkkınlık verdi yemin ederim. Üstelik adamın bütün hayatını bir kenara bırakıp yollara düşmesine de, esrarengiz Portekizli yazardan bu kadar etkilenmesine de ikna olamadım. Yarısında kitap bırakmaktan nefret etmesem şimdiye kadar çoktan bırakmıştım. Neyse umarım ilerleyen sayfalarda içine girebilirim diyerek cebellesmeye devam.

Benden yarına kadar haber almazsanız polise başvurun.
400 syf.
Lisede dil öğretmeni olan birisi bir kadın ile köprüde karşılaşır ve bu kadın küçük bir kitap verir.Bu kitabın yazarı da Portekizli Prado isimli birisidir.Bu öğretmende Prado'yu merak eder ve hiç düşünmeden trene atlayarak Lizbon'a gider,bu adamı araştırmaya başlar.Buraya kadar kitap okuyucuda merak uyandırıyor ve okuyucuyu kendisine çekiyor.Sonrasında seyahat anıları,mektuplar ve küçük kitaba ait pasajlar mevcut.Yazarın hayatını araştırdığı kişi yazarın tabiri ile asil bir Portekizli.(Bana göre sıradan,basit düşünceleri olan,fazla abartılmış birisi )Hayatın ,dinin ,insan ilişkilerinin sorgulandığı bu eserde anlatım biraz yavaş ve monoton ilerliyor.Bu eserin filmini yıllar öncesinde izlemiştim.Normalde kitapların filmlerini başarılı bulmam ama bu kitap için tam tersini düşünüyorum.Bu eserin filmi daha başarılı...
400 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
Çok düşündüren bir kitaptı. Bazı yerleri anlamadığım oldu. Ama güzeldi yavaş ilerlemesine rağmen okuduğum için pişman değilim.
Kısaca konusundan bahsedersek antik diller öğretmeni Raimund Gregorius portekizce bir kelimenin büyüsüne kapılarak ansızın sınıfı terk eder. Bulduğu bir kitabın yazarının peşinden Lizbon'a gider. Yazarın hayatındaki sırları keşfederken yavaş yavaş kendinin bile bilmediği yönünü keşfeder.
Eğer fazla düşündürücü kitapları sevmiyorsanız okumayın. Yok ben okurum diyorsanız tavsiyemdir. :)
Okuyan insanlar vardı, bir de ötekiler. birinin okuyan mı okumayan mı olduğu hemen anlaşılıyordu. İnsanlar arasında bundan daha büyük bir fark yoktu . Gregorius bunu iddia ettiğinde insanlar şaşırıyorlardı, kimileri de böyle bir çarpık bir fikir karşısında başlarını iki yana sağlıyorlardı. Ama böyleydi Gregorius biliyordu bunu. Biliyordu.
Geri kalmış Portekiz' de, geri plana itilmiş bir kadın olarak acaba kendin bu konuda düşünmeye yeterli bulmadığından mıydı diye sordum kendime. Adalet ve yargı sadece erkekleri ilgilendiren şeyler olduğundan mı? Yoksa daha kötüsü müydü: Babamın işine karşı ne merak ne de kuşku beslediğinden miydi? Tarrafal' daki insanların kaderlerinin senin aklını hiç meşgul etmemesinden miydi?
Babamı bizimle konuşmaya neden zorlamadın da sadece bir anıt olup çıktın? Bu sayede payına düşen güç seni mutlu mu etti? Çocuklarınla suskunca, evet gizlice suç ortaklığı yapmakta üstüne yoktu. Babamla bizim aramızda diplomatik arabuluculuk yapmakta da üstüne yoktu, bu rolden hoşlanıyordun, kendini beğenmişlikle oynuyordun onu. Evliliğin sana tanıdığı daracık hareket alanının öcünü mü alıyordun? Toplum içinde yer edinememenin ve babamın ağrılarının verdiği sıkıntının diyeti miydi?
Sana her karşı çıktığımda neden boyun eğdin? Neden direnmedim bana ve böylece tartışmalar dayanmayı öğretmedin? Ben bunu oyun oynarcasına, rahatlıkla öğrenmedim de, ders kitabından öğrenir gibi binbir güçlükle, inceden inceye uğraşarak öğrendim, hatta bu yüzden çoğu zaman ölçüyü kaçırıp, hedefimi aştım
Bir gün bir yerde şöyle bir cümle okumuştum: "Arkadaşlıkların süresi vardır ve biterler. Bizimki bitmeyecek, diye düşünmüştüm o zaman bizimki bitmeyecek.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Lizbon'a Gece Treni
Baskı tarihi:
Haziran 2012
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055340438
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Nachtzugnach Lissabon
Çeviri:
İlknur Özdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Baskılar:
Lizbon'a Gece Treni
Lizbon
Antik diller öğretmeni Raimund Gregorius lisede ders sırasında ansızın sınıftan çıkar, duyduğu Portekizce bir kelimenin büyüsüne kapılarak yaşadığı şehri, düzenli hayatını terk edip hakkında hiçbir şey bilmediği gizemli bir Portekizlinin, doktor ve yazar Amadeu Pradonun izini sürmek üzere Lizbona doğru trenle yola çıkar.

Tesadüfen eline geçen ve Pradonun, hayat, aşk, yalnızlık, arkadaşlık, ölümlülük ve ölümle ilgili notlarının bulunduğu kitabın etkisinden çıkamayan Gregorius, dilini bilmediği, ilk kez gittiği bu yabancı ülkede ve bu olağanüstü yolculuğu sırasında Pradonun hayatının değişik evrelerinde yer almış insanlarla bir araya gelip onun farklı söylencelerle dokunmuş hikâyesinin derinlerine iner. Bir yandan da kendi içsel yolculuğunu sürdüren Gregorius, Diktatör Salazara karşı savaşmış Amadeu Pradonun kişiliğinde kendine ve insana ilişkin pek çok sorunun yanıtını ararken, bir başkası olmanın dayanılmaz çekiciliğine de karşı koyamayacaktır. Lizbona Gece Treni, sadece Avrupadan değil, kendi zihnimizden ve ruhumuzdan da geçen ve dönüşü belli olmayan bir yolculuğun çok sesli, unutulmaz romanı.

Kitabı okuyanlar 421 okur

  • Orhan
  • Hasan Tunç
  • Şilan yiğit
  • Gökçen
  • Mücahit Bıyıkoğlu
  • hilal ülker
  • Mrs. Nobody
  • Ezgi Korkmaz
  • Prado
  • Fikret Selimoğlu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.6
14-17 Yaş
%1.3
18-24 Yaş
%18.4
25-34 Yaş
%34.2
35-44 Yaş
%26.3
45-54 Yaş
%10.5
55-64 Yaş
%3.9
65+ Yaş
%2.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.1
Erkek
%33.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.6 (36)
9
%22.8 (38)
8
%23.4 (39)
7
%11.4 (19)
6
%7.2 (12)
5
%4.8 (8)
4
%0.6 (1)
3
%0
2
%1.2 (2)
1
%1.2 (2)

Kitabın sıralamaları