·
Okunma
·
Beğeni
·
10.597
Gösterim
Adı:
Lüzumsuz Adam
Baskı tarihi:
Mart 2011
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750805127
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Lüzumsuz Adam
Lüzumsuz Adam
Lüzumsuz Adam
"Ben hikâyeciyim diye sizlerden ayrı şeyler düşünecek değilim. Sizin düşündüklerinizden başka bir şey de düşünemem. O halde bu adamın hikâyesi ne olabilir? Sakın benden büyük vakalar beklemeyin, n'olur?" diyen büyük yazarın; ilk kez 1948 yılında yayımlanan hikâye kitabı Lüzumsuz Adam yeniden gözden geçirilerek yayına hazırlandı.
108 syf.
·Puan vermedi
Dostum Faik;

Ey koca Sait! Bakma koca diye seslendiğimi bilirim sen kendini koca görmezsin, ne yaşlanmış görürsün ne de kocamış. Sen kendini her zaman işe yaramayan, kimsenin sevmediği, sevmeye layık olmayan bir lüzumsuz olarak görürsün. Sırası gelmişken sorayım, bir insan kitap yazar içinde kendini anlatır da nasıl ismini Lüzumsuz Adam koyar? Vallahi bir alemsin. Senin hakkında üzerinde düşündüğüm en büyük konu bu bir insan kendini nasıl lüzumsuz hisseder, düşünmekten öte hissediyorum. Biliyorum ki düşünmek ile hissetmek farklı şeylerdir. Ben seni hissediyorum. O güzel hikayelerin arkasındaki Faik’i görüyorum. Kendi cam fanusunun içinden dünyayı seyreden bir Faik. Görülen hiçbir müdahale de bulunulmayan sadece seyredilen bir dünya. Bu nasıl bir yalnızlık?

Biliyor musun günümüzde çocuklara okutuyorlar seni, çocuk kitabı olarak görüyorlar kitaplarını. Biliyorum sen bundan memnun olursun, seversin çocukları ama bu çok trajik bir durum değil be Sait. O kocaman yalnızlığı, huzursuzluğu, lüzumsuzluk hissini çocuklara okutmak vicdansızlık değil mi? Zannediyorlar ki Sait Faik sevgiyi anlattı. Demişsin ya bir yerde “Bir insanı sevmekle başlar her şey,” diye, bu söz herkesin diline pelesenk olmuş. Senin adın geçince bu sözü hatırlıyorlar. Oysa bilmiyorlar ki devamında da “burada bir insanı sevmekle bitiyor” dediğini. Balığı öpme anın var bir de. Sonra martılara, denize, doğaya olan hayranlığın. Düşünüyorlar ki Sait Faik’in o kadar büyük bir sevgisi vardı ki denizde balıkları öpüyordu. Bilmiyorlar ki sen insanlara sunamadığın sevgiyi doğaya sundun, insanlarda bulamadığın aşkı balıklarda, martılarda aradın. Ah be Sait öpecek insan vardı da biz mi öpmedik, sevilecek insan vardı da biz mi sevmedik.

Yahu Sait sen bu insanlara nasıl katlandın, onlardaki derinliği, masumiyeti nasıl gördün? Ben her baktığımda içlerindeki kini, öfkeyi, kötülüğü görüyorum. Herkes gibi güzel şeylere inanamıyorum, yok bulamıyorum. Sen buldun mu? Bulsan avare avare gezmezdin, doğaya bu kadar hayran olmazdın. En azından senin Orhan Veli’nin vardı be Sait, biz de o da yok. Hayatı daha yaşanılabilir kılan bir Orhan Veli. Bulduğun yerden diyorsun ki bırak bun insanları be İbrahim küçük insanların yanına git, bir balıkçı köyünde yaşa. Olmuyor be Sait vazgeçemiyoruz, biz bir Ece Ayhan değiliz ki her şeyimizi bırakıp gidelim. Bize müstehak belki de böyle bir yaşam.

Bu arada yakında Burgaz Ada’ya geleceğim. Aslında İstanbul’a hiç gelmek istemiyordum ya, sırf senin için geleceğim. Bir göreyim yaşadığın yeri, toprağını. Neler yapmışsın nerelerde yaşamışsın. Mezarına da gelirim, dayanabilirsem elbet. Bir avuç toprak alırım mezarından bir kavanoza koyar saklarım belki de bir bitki ya da bir dal. Saklarım senden bir hatıra olarak. Hikayelerde yazma çalışıyorum senin gibi, senin gibi olamaz ya işte lafın gelişi. Belki diyorum muhayellim de güzel şeyler yaşarım, güzel şeyleri yaşatmaya devam ederim. Ben de kendi cam fanusumdan dünyayı yaşamaya devam ederim. Belki belki belki her şeyimiz bir belki, inanmak için.

Söylemeden edemeyeceğim mektubumu kapatmadan. Yakın zamanda Yaşar Kemal kampı yaptık. Bilirim sen seversin Yaşar Kemal’i. Kaç notunda yazmıştın, dostum Yaşar diye, hem Mark Twain ödülüne aldığında tek ropörtaj verdiğin kişi değil miydi? Bir gülümseme belirdi yüzünde görüyorum. Belki ileride senin kampına da yaparız, sen ve Orhan Veli. Kendinden ziyade Orhan Veli’nin anılmasına sevinirsin bilirim. Merak etme katılanlar ve gönlü bizimle olanlar çok iyi insanlar, yürekleri hem senin hem Orhan’ın sevgisi ile dolu. Yalnız bana bir fenalıklar dokundu, ona da değinmeden geçemeyeceğim. Cam fanusumu kırdılar, beni güzel şeylere inandırdılar. Onlarsız dünya çok daha zor olacak. Dedim ki, bir balıkçı köyünün sakinleri olsak, rızkımızı denizden çıkarsak hep beraber yesek, içsek, dünyanın güzelliklerin yaşasak.
Geldiğimde görüşürüz. En kısa sürede cevabını beklerim, mektuplarımı eksik etmeyeceğim bilesin.

En derin saygı ve en içten sevgilerimle. Seni yüreğinin en derinlerinde hisseden İbrahim.
108 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Sevgili Sait Faik için objektif olamıyorum maalesef. Ne yazsa okurum demiştim daha önce de onun için, şimdi ekliyorum; ne yazsa büyük bir zevkle okurum. Varsın kayda değer bir şey anlatmasın. Yoldan geçen birine bakıp hayallere dalsın; tahmin oyunu oynasın kendince. Benim için en güzel kurgulardan bile daha güzel bir hikâye anlatırmış gibi gelir.


Samimiyete vurgunum çünkü ben! Bunca samimiyetsizliğin ortasında, bunca yabancının ortasında, bunca haksızlığın, bunca gözünü hırs bürümüş varlıkların (insan demeye de dilim varmıyor) ortasında kalmışken sığındığım o balıkçı kasabası benim için Sait Faik öyküleri. Ne zaman ihtiyacım olsa koşup gittiğim, ruhumu dinlendirdiğim o gizli yerim benim Sait Faik kasabası. Hiç görmediğim o yerlere duyduğum özlemi dindirdiğim yer.

Nerede yaşamak isterdim mümkün olsa; bir Sait Faik hikâyesinde, satır aralarında. Orada kendime bir dünya kurabilirdim. Bir kuşun bir su birikintisinde banyo yaptığını izlememiş olanlar giremez mesela o dünyaya. Bir balığı hayal ederken asık suratlı olarak canlandıranlar da. Ya da bir sokak köpeğine selam vermeden geçip gidenler de giremez. Bir kadının ellerine bakıp dünyayı güzelleştirenin onlar olduğunu bilmeyenler hiç uğramasın kapıya, uyarı asmak gerekecek. Bu liste uzayıp gider mi dersiniz? Ancak tek bir hayalim vardı; samimiyet azizim! Kalbinde bir miktar sevgi, bir miktar samimiyet olan insanlar. O kadar.

İyi ki geçtin bu dünyadan Sevgili Sait Faik. Umudumun tükenmeye başladığı anlarda imdadıma yetişiyorsun hep!
108 syf.
·5 günde·10/10
Başlangıçları severiz hep. Bir şeye başlamak konusunda ve bir şeye başlarken çok hevesliyizdir, genelde de sonunu getirmeyiz bu hevesin. Ben de şimdi bir yeni yıl, yeni gün hevesiyle uzun zamandır ertelediğim incelememi yapıyorum. Uzun zamandır ertelediğim dediysem de beklenti yükseltmek için değil, sadece buna zaman ayıramamıştım.

Yılın son zamanlarında yapmaya çalıştığım bir şey vardı. Yeni yazarlar, yeni kalemler tanımak. Bu yıl da buna devam etmek istiyorum. Uzaktan tanıdığımı sandığım tüm yazarların kelimelerine dokunmak istiyorum. Belki onlar da benim içime dokunurlar. Nedense yüreğime diyemedim. Uzun zamandır beni öyle yürekten etkileyen bir kitap okuyamadım.

Yeni yıla küçük bir dilek. Umarım hayatımın kitabı ile karşılaşırım!

Sait Faik, uzun zamandır okumak istediğim bir yazar ve bu okuduğum ilk kitabı. Hepsi arasından bunu seçerken beni bu kitaba çeken şey ismi ve kapağındaki kafesti. Lüzumsuz kelimesini seviyorum. Lüzumsuz Adam da benim için iyi bir başlangıç oldu. Kitabın en sevdiğim hikayesi de kitaba ismini veren Lüzumsuz Adam oldu.

Aslında olay örgüsü olmayan şeyleri okurken biraz sıkılırım ve hikayeleri romanlara göre daha az tercih ederim. Bu kitapta ise kesitler o kadar güzel verilmiş ki başını sonunu merak etmeden o anı doyasıya seyrediyor insan. Seyrediyor diyorum çünkü yazmak biraz da resim çizmektir ve seyretmek diyorum çünkü okumak biraz da resmetmektir. Daha açık ve basit söylemem gerekirse betimlemeler çok güzeldi. Gözünüzde canlandırabiliyorsunuz ve ben hikayeleri unutsam bile hala kitapta yapılmış olan sokak tasvirlerine kadar hatırlayabiliyorum.

Bu zamana ait değilim dediğimiz zamanlara ait durumdayız hepimiz. Sadece geçmişe heves ve özlem bitmiyor içimizde. Zaten içinde bulunduğumuz anın kıymetini bilebilsek geçmişe özlemle dolmayız. Burdan gelmek istediğim şey kitap bundan bir müddet önceki Istanbuldan bahsediyor ve ben özlemekten ziyade üzülüyorum. Daha önce gelseydim diyorum, daha güzel bir zamanda.

Çünkü her şey değişiyor; şehirler, hayatımız, standartlarımız, yediklerimiz, konuştuklarımız, dilimiz, hepsi, her şey devamlı değişiyor.

Ben Sait Faik'in zamanlarını sevdim. Kaç gün, ay, yıl önce bilmiyorum ama o tasvirini yaptığı yere ve zamana gitmek istiyorum. Buna ilaveten bazı şeyler değişmesin istiyorum. Bazı şeyler olduğu gibi dursun demiyorsam da değişirken kendini kaybetmesin.

Mesela dilimiz. Bugün bir Sait Faik daha gelmez , bir Sabahattin Ali daha doğmaz bence. Çünkü o kadar bitmiş ki dilimiz, ya da yitirdiğimiz şey her neyse. Hep aynı kelimelerle anlatıyoruz her ne anlatıyorsak. Kısa yoldan birkaç kelimeyle kestirip atıyoruz. Hiçbir şeye uzun uzun bakıp da anlatacak kadar vaktimiz de sabrımız da yok. O yüzden bu kitabı okurken yeni yazarlardan alamadığım o tadı aldım. Ben Sait Faik'i çok sevdim ve onun bir romanını okumak isteği doldu içime.

Şiir kitapları da hikaye kitapları da öyle tek seferde okuyup rafa kaldırmalık değildir bence. Hem zamana yaymalı hem de ara ara tekrar dönmeli insan. Ben tekrar döneceğim zamana kadar diğer kitaplarımın arasına kaldırdım bu kitabı aldığım o güzel lezzetle.

İyi okumalar!
108 syf.
·Beğendi·8/10
Sait Faik benim çocukluğumun, gençliğimin sesidir. Her ne kadar avareliğini örnek almaya çalıştıysam da hayat şartları ikimize de aynı değildi.

Çocukken Taksim'i ilk keşfettiğimiz zamanlardı. Galatasaray Lisesi' nin karşısında bir ayvalık tostçusu vardı. Oranın üst katına çıkar gelen geçeni izler, hayatlarına dair hikayeler uydururduk. Hiç yazılı olmadı, geneli de eğlenceli saçmasapan şeylerdi ama Sait Faik 'teki hikayeciliğin de böyle başladığına inandım hep. Onun yazdıkları hep gerçek kişiler, gerçek düzen, bilindik hikayeler ama muhteşem anlatımıyla vardı.

Istanbul edebiyat için muhteşem bir hazinedir. O zamanlarda yaşayamasak da geçmişe dönebilmek az biraz da olsa kalıntılar peşine gittikçe mümkün oluyor. Yanı Sait Faik'le hala yaşayabiliyorsun. Bir vapura binip Burgazada'ya gidip Sait Faik 'in evine girebiliyor, dolaştığı yerlerde dolaşıyor, içtiği yerlerde aynı sandalyede olmasa da içebiliyorsun. Akşam olunca Semaver Kumpanya tiyatrosuna gidebiliyor onun oyununu izleyebiliyorsun. Kendi de demiyor mu "Tiyatro demek; kardeşlik demektir, erdem demektir, sevgi demektir” . Biz de tüm bu güzellikleri paylaşabiliyoruz. Sonra hikayelerini yaşatmak istiyor (en en sevdiklerimden biri olan) 'Kameriyeli Mezar ' gibi öyküleri yazarın başucunda, onunla ilgili hikayeler uydurarak okuyabiliyorsun .
https://i.hizliresim.com/VDlGNR.jpg

Sait Faik'le olmak çok güzel. Yazdıklarını okumak , onunla aynı dili konuşuyor olmak, onun gözünden bakabilmek , insanları onun gibi anlayabilmek ve sevmek...
İyi ki varmış.
108 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
"Sokakta, bir dükkanda, kalabalık bir yerde durup herhangi bir adamın yüzüne bakarak hayatının hiç olmazsa bir kısmını hikaye etmek mümkündür, hulyasına kapıldım. Netice şu satırlar oldu..."

Çoğumuzun yaptığı bir şeydir kuşkusuz: Yolda geçerken birini görürüz, yüzüne, kıyafetlerine ya da bir bakışına dikkat edip anlamlar yükler nice şeyler düşünüp aklımızda yazarız hikayesini o kişinin. Üzgün mü, mutlu mu, sıkılmış mı ve bu duygularının nedenlerine varana kadar tahmin ederiz belki de. Sait Faik bunu ustalıkla yapıyor. İnsanlara dair izlenimlerini onların ilişkilerini, hislerini bize geçirmeyi başarıyor etkili bir şekilde.

"Ben hikayeciyim diye sizden ayrı şeyler düşünecek değilim. Sizin düşündüklerinizden başka bir şey de düşünemem. O halde bu adamın hikayesi ne olabilir? Sakın benden büyük vakalar beklemeyin, n'olur?" diyor Sait Faik. Bizim düşündüklerimizi düşünüyor, bizim gördüklerimizi görüyor, etrafına bir yazar gözüyle bakmıyor ancak yine de bize aktardıklarının o tatlı sanatsal tadını alıyoruz.

Yalın, samimi, doğal yazıyor Sait Faik ancak "Sevgilimin etrafını kalabalık gördüğüm zamanki gibi bir yalnızlığa kapılıyorum." gibi bir benzetmeyle de hayranlık uyandırmayı başarıyor bende.
108 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Sait Faik'in 14 öyküden oluşan çok keyifle sıkılmadan insana çok şeyler katan bir eser olmuş. İnsan ruhundaki dalgalanmaları hallerini çok iyi ve eğlenceli şekilde analiz etmiş...
108 syf.
Her zamanki duru ve samimi ifadeler ile hayatın içinden on dört hikaye ...

Denize, doğaya, sadeliğe, sakin hayata hayran Sait Faik Abasıyanık bir öykü ustası. Bu kitabında da ruhunun derinliklerini yansıtıyor yine. Her söyleyeceğini hiç dolandırmadan ama büyük bir incelikle anlatan şahane kalem.

'' Şöyle bir bakıyor, kendini şöyle bir tartıyor. Hayır, hayır! Hiçbir işe layık değil. Hakkı var insanların... O, dünyaya hayretle bakmaya doğmuştur. Hiçbir şey anlamadan şaşırmaya doğmuştur.''
108 syf.
·2 günde·8/10
İçerisinde 14 kısa öykü bulunan bu eser, ağırlıklı olarak lüzumsuzluk konularıyla ilgili hikayelerden oluşuyor. Kimdir bu lüzumsuz adam? Dünya telaşının bir makineye ya da motora dönüştüremediği insandır herhalde. Koşuşturmaca yüzünden kafasını yerden kaldıramayıp insanların yüzüne bakmaya zaman bulamayanların aksine, her insanı, her olayı bütün ayrıntılarıyla gözlemlemeye imkan bulan insan. Bulduğu vakit bolluğu sebebiyle kendisine yeni uğraşlar, icatlar çıkaran, en önemli işi lüzumsuzluk olan işsiz insan. Bunlar genellikle lüzumsuzluğu gönüllü kabullenen insanlar. Bunların yanında iş bulamaması, yoksulluğu, sakatlığı sebebiyle çevresi tarafından lüzumsuz görülen insanlar da var. Bir de varoluşsal sorgulamalara girip kendini, hatta her şeyi lüzumsuz gören insanlar var. Sait Faik'in bu eseri, işte bu lüzumsuz adamların hikayesinin anlatıldığı ya da lüzumsuz adamın hikayeyi anlattığı öykülerden oluşuyor. Hikayeler içerisinde Sait Faik'in farklı lüzumsuzlukları da var. İşsizliğe, yoksulluğa, kadınların İstanbul sokaklarında para karşılığı bedenlerini satmak zorunda kalmasına dikkat çekiyor bazı hikayelerinde. Örneğin "Mürüvvet" öyküsü var; Hüseyin'in kolunu iş makinesine kaptırıp, kolsuz kaldığı hikaye. Bu öykü Rıfat Ilgaz'ın "Alişim" şiirini hatırlattı bana. O da az lüzumsuz adam değildi. Bu lüzumsuzluğu sebebiyle hapse attılar. Sait Faik'i neden atmadılar, anlamış değilim. Malum, bu olaylar o dönemin en lüzumsuz işleri, bu olayları anlatanlar da en lüzumsuz adamları. İyi okumalar...
108 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Lüzumsuz Adam'ı okurken Oktay Akbal'ı düşündüm. Akbal'ın okuduğum tek kitabı olan "Aşksız İnsanlar" Sait Faik'le aynı damardan beslendiği belli olan, bize İstanbul sokaklarında insanları, mekânları anlatan bir hikâye kitabıydı, Akbal'ın gençliğindendi; hikâyelerin birinde Sait Faik de kendi hikâyesini yazıyordu üstelik! Kimbilir, belki de Lüzumsuz Adam'daki hikâyelerden birisini yazıyordu o an.

Lüzumsuz Adam, aynen Oktay Akbal gibi, Sait Faik'in insanı, insanımızı anlatan ve bunu şehir mekânlarında, ama belki Akbal gibi mekânlardan çok insanın kendisine odaklanarak anlatan bir eser. Bütün hikâyelerde canlı karakterlerle karşılaşıyoruz. Dilin sadeliği, kıvraklığı akıp gidiyor; yazar sadece ve sadece insana, insanın ruhuna odaklanarak bize şehirden çeşitli insanlar anlatıyor; yoksul, kafası karışık, mutsuz, yalnız, neşeli, cıvıl cıvıl insanlar... yazar bu insanlara, toprağa, hatta mezar taşlarına ve onların hikâyelerine sevgiyle bakıyor; çaresiz, mutsuz, yalnız ya da mutlu, neşeli ama acı çekerek, mutsuz ölen insanlar olsun, hepsi yaşadıklarını söylüyor bize; o kadar canlılar, o kadar varlar; işte bu yüzden bu eser o kadar gerçek ve o kadar edebiyat. Ben de Sait Faik'in diğer kitaplarını okumaya devam edeceğim gibi, herkese Lüzumsuz Adam'ı okumayı mutlaka öneriyorum.
108 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Nam-ı değer İstanbul öykücümüz;
Mümkün olmayan unsurlarla açıklanamayacak derecece etkisi altında bırakan karizma kelimesinin onda özgünleştiği aşikar yazar. İnsansız, doğasız, düşünceden yeten durumun olmadığı bir yerde rahat edemezdi sanırım. Herhangi bir insan yüzü, belki bir çiçek, hayvani duygular, argo bir kelime, bellki martı, taş, bir küçük çocuk fikren ve kalben hayattaysa mutlaka onunda kalemindedir. Sıradan, bayağı, utanılmış, yitik, pis, yuhlarcasına baktığımız yada ömrümüz boyunca sade bir tebessüme kör takıldığımız gerçeküstücünün kıymetlisi.
108 syf.
·Puan vermedi
Lüzumsuz Adam da 14 hikayecik karşılıyor Sait Faik 'in o nefis anlatımıyla bizleri.
Bu hikayecikler bize, bizlere öyle bir boy aynası tutuyor ki; o aynada hepimiz ayrı sıfatlarda, simalarda da olsak yine biz bize benziyoruz. Kaldır aradan aynayı hangimiz hangimiziz şaşar kala kalırız.
Nasıl mı?
Ayniyle vaki bu hikayeler bize bizi tanımlıyor...Şöyle ki....!
Günlük hayatımızı sıkıştırıverdiğimiz daracık yaşam alanlarımızdaki bireysel ilişkilerimizi, kentimizdeki, semtimizdeki, mahallemizdeki, sokağımızdaki, kahvehanedeki, meyhanedeki, iş yerimizdeki bizleri yerli yerine yerleştirip harika bir izahatla tasvir ediyor. Anlıyoruz ki yaşamın içinde ne gereksiz işlerimiz, işlevlerimiz var kısacası "öyleyse ne lüzumsuz adamlarız bizler" demek zorunluluğunun girdabına yuvarlanıyoruz.
Karasızlık içindedir geleceğimiz, adeta pusulasız yol alıyoruz ve bu yolda bizi atmaca gibi bekleyen çıkarcı, istifçi, aç gözlü, sinsimi sinsi fer fecir okuyan gözler yolumuzu gözetler. Madiğin en büyüğünü birbirimize atarız böylece demeye getiriyor yazarımız..
Birbirimizi tanımadan dışsal görümümüz, hal ve hareketlerimizle, hayal dünyamızda süsleyip, kurgulaya bildiğimiz kadarıyla bu dünyada bir yere oturtup ne güzel yorumlar ve ön yargılarımızın prangasında hapsederiz...
Okumanızı dilerim...
108 syf.
Sait Faik Abasıyanık ele aldığı bu kitabını sıkkılmadan hatta bir daha okumayı istediğim bir kitap,
uslubu açısından söz etmeye bile gerek kalmadığı bir kitap bölüm bölüm olan hikayeleriyle uslubunun akıcılığı sade anlaşılır bir dile yazılmış bir kitap diliyorum ki diğer kitaplarında da bu etkiyi bırakır bende.
Göz kenarlarının çizgilerinde de üzüntü çizgileri yoktu.
Kadın yüzünden hiç çekmemiş bir adam, dedim.
Sait Faik Abasıyanık
Sayfa 18 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Şehri bırakmak, ondan usanmak, onunla didişmemek erkekliğin şanından mıydı? Ama ne yapsın? Yapamıyor işte. "Hayat mücadelesi" dedikleri kaypak şeye onda mani olan bir şey var.
Sait Faik Abasıyanık
Sayfa 31 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Lüzumsuz Adam
Baskı tarihi:
Mart 2011
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750805127
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Lüzumsuz Adam
Lüzumsuz Adam
Lüzumsuz Adam
"Ben hikâyeciyim diye sizlerden ayrı şeyler düşünecek değilim. Sizin düşündüklerinizden başka bir şey de düşünemem. O halde bu adamın hikâyesi ne olabilir? Sakın benden büyük vakalar beklemeyin, n'olur?" diyen büyük yazarın; ilk kez 1948 yılında yayımlanan hikâye kitabı Lüzumsuz Adam yeniden gözden geçirilerek yayına hazırlandı.

Kitabı okuyanlar 1.525 okur

  • ceylan Erat
  • Okuyucu
  • butimar
  • A.
  • Elif
  • Yunus Coşar
  • Merve Bostan
  • Seffénin dünyası
  • Elif Özmen
  • Ayşegül Altın

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.5 (2)
9
%0.7 (3)
8
%1.2 (5)
7
%0.2 (1)
6
%0.7 (3)
5
%0
4
%0.5 (2)
3
%0
2
%0.5 (2)
1
%0

Kitabın sıralamaları