Madam Bovary

·
Okunma
·
Beğeni
·
26.985
Gösterim
Adı:
Madam Bovary
Baskı tarihi:
31 Aralık 2002
Sayfa sayısı:
353
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757413453
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Morpa Kültür Yayınları
Gustave Flaubert (1821-1880) Rouen’de doğdu. Fransız edebiyatında gerçekçiliği başlatan kişi olan yazar, günümüzde Fransız yazınının en büyüklerinden biri kabul edilmektedir.

Yazar 1856’da tamamladığı ünlü yapıtı "Madame Bovary"de burjuva yaşamını gerçekçi bir anlatımla sergilemiş, sıradan bir zina olayından yola çıkarak öyküye katmayı başardığı derin insancıllık sayesinde her zaman okunacak bir kitap yaratmıştır.
431 syf.
·38 günde·7/10
Bazı kavramlar vardır, örümcek beyinli insanların ağlarına takılan ve o örümcek beyinlilerin ağlarıyla etrafını iyice sarıp yemleri olarak kullandığı. Bu kavramlar, bu insanların kaleleridir ve hayatları bunlara bağlıdır; bu kaleler ne kadar sağlamsa ve konforluysa, hayatları da o derece güzel ve güvenli geçer... İşte bu kaleler kişiye, zamana ve topluma göre değişiklik gösterir; bazen bir "put" olur bu kale, bazen bir "din", bazen "örf", bazen "ırk", bazen de başka bir zemine dayandırılan "ahlak" olur.....

Açıkçası bu kitap da bu kalelerden birine veya birkaçına zarar verme girişiminde bulunduğundan, kitabın raflara, ellere ve beyinlere kabullenme süreci biraz sancılı olmuş... Kitap 1857 yılında Fransa mahkemelerinde toplumun din ve ahlak ilişkilerine saldırdığı gerekçesiyle yargılanmış ancak beraat etmiştir...

Şimdi bakalım dine (Hristiyanlık) nasıl saldırmış;

"Siz kâfirin birisiniz. Ne dininiz var, ne imanınız!..
— Neden olmasın, benim de dinim var, hem benimki, o türlü türlü hokkabazlıklar, maskaralıklar eden heriflerin hepsininkinden ileri… Bilakis, ben Allah’a taparım. Bizi, vatandaş ve aile babası vazifelerini görelim diye bu dünyaya getiren, adı ne olursa olsun, bir Yüce Varlık, bir Yaradan bulunduğuna inanırım. Ama, kiliseye gidip gümüş tabaklar öpmeye, bizden iyi yiyip içen birtakım soytarıları kesemden beslemeye gereksinme duyamam; çünkü insan Allah’a saygısını bir ormanda, bir tarlada, hatta eski zaman adamları gibi, gök kubbeyi seyretmekle de gösterebilir. Benim Allahım Sokrates’in, Franklin’in, Voltaire’in, Béranger’nin Allahıdır. Ben Savoie Papazının Amentüsü ile 89 ihtilalinin ölmez prensiplerine taraftarım. Yoksa, bahçesinde elinde bastonu ile dolaşan, dostlarını balinaların karnına yerleştiren, bir feryat koparıp ölen ve üç gün sonra yeniden dirilen bir Tanrı kabul edemem. Bunlar, aslında manasız, üstelik fizik kanunlarının hepsine aykırı şeylerdir; sırası gelmişken söyleyeyim, papazların öteden beri kendileriyle birlikte halkı da sürükleyip bulanık suda boğulmaya zorladıklarına, ne korkunç bir bilgisizlik içinde çürümekte olduklarına bu da bir delildir."

Gördüğünüz gibi kaleye saldırı var ve bu onların hoşuna gitmiyor elbette bütün bu o tantanalar bundan ileri geliyor.. Gelin birlikte değerlendirelim bunu; bir Yüce Varlık, insana vazife yükleyen, yaradan, saygıyı hak eden ve bu saygıyı belli şekillerde değil içtenlikle (riyasız) isteyen, bilgiden yana olan bir Tanrı'ya inanması; kendilerine köle arayan, yüksek makamlar elde eden, dini makyaj olarak kullanan Tanrı'nın adamları olarak kendini lanse eden kişilere ise inanmaması dine saldırı oluyor,
-din diyorum, çünkü bana göre her dinde böyle bir oluşum var zaten ve bu durum bilinçsiz bir şekilde ( çünkü bazıları kendileri için yüksek kanıt niteliğinde olan kanıtlar elde ederek dinden uzaklaşabiliyor) bazı kişilerin dinden uzaklaşmasına sebep oluyor-
Ben burada taşlanacak bir şeytan göremiyorum yani dine saldıran bir şeytan yok bunun yanında dine saldıranlara saldırı var...

Şimdi ikinci kısma geçmeden buraya bir dipnot düşmem gerekiyor;
-işte bakın bu Hristiyanlık'ta böyle oysa ki Müslümanlık'ta böyle bir şey yok
-gördünüz mü dinler böyle işte oysa dinsizlikte böyle bir şey yok
vb. şeyleri hiç aklınızdan bile geçirmeyin çünkü bunun ne Hristiyanlıkla ne de dinle direkt bir alakası var, bazıları kişileri de putlaştırarak aynı şeyleri yapıyor zaten
ve putlaştırılan kişilere yaklaşmaya çalıştığınızda yüksek voltajlı elektrik akımına kapılır gibi olursunuz! Net yani bu durum..
Peki ne ile alakası var efendiii, diye bana sorar gibisiniz? Sömürgen (düşünceleri sürüngen) örümcek beyinli insanlarla alakası var! Kısacası kalelere takılmayın içindekilere odaklanmaya çalışın...
(alayınız benden uzak olun, ne haliniz varsa görün hepiniz aynısınız sadece zihni açık insanlarla ilgileniyorum)

Artık ikinci iddiaya geçebiliriz; "Ahlak" evet ikinci olarak ahlaka saldırı; neymiş bu ahlak zenginlik dürtüsü ve cinsellik arzusu ile dışa açılma (Virginia'nın kulakları çınlasın bir an aklıma dışa yolculuk geldi) yani kısacası evli ve çocuklu bir kadının kocasını aldatması, tam bu noktada konuya biraz daha açıklık getirmek için güncel haberlerden faydalanalım biraz, şöyle ki;
A.T.; yavrumm bebeğim sen nasıl bir şeysin böyle, evli olmasan var ya senin gibi şeker tatlı bal bir kızı hayatta kaçırmazdım gibi..
yani tutup da 1857 yılındaki Fransa'nın ahlak anlayışını araştırmışlığım yoktur dolayısıyla o konuda kendilerine uygun düşüp düşmediğinin kararını verecek değilim

-bu arada şunu da söyleyeyim zaman zaman görüyorum adam bir bakıyorsunuz belki o konuda açıp okumuşluğu dahi yoktur ama o konunun profesörü olup çıkıyor bir ahkamlar bir ahkamlar ben öyle hayretler içerisinde bakıyorum sadece, neyse-

ancak böyle durumlarda aklımı dolayısıyla mantığı ve vicdanımı kullanarak yorumlamaya çalışıyorum;
bizim edebiyatımızda, Gustave Flaubert’in Madame Bovary'si, Lev Tolstoy'un Anna Karenina'sı ve Halit Ziya Uşaklıgil'in Aşk-ı Memnu'su bir kategoride değerlendiriliyor, tabii kitabı okumadan önce bunların hakkında tek bilgim izlememekle birlikte Aşk-ı Memnu dizisi idi ve bildiğim kadarıyla yengesiyle yasak aşk yaşayan bir kişinin hikayesi idi. Açıkçası burada durum bana göre bambaşka idi yani sadece evli birinin aşkı değildi mevzu, aldatmadan daha önemlisi yengesiyle böyle bir serüvene girmiş olmasıydı. Yani ahlaksızlık denilip aynı kategoriye konulunca ben böyle bir şey bekliyordum ancak bu eserde öyle bir durum yok sadece evli bir kadının aldatmasından bahsedebiliriz...
Peki neydi bu ateş püskürtmeler, edebiyatın konusu olmasına dahi karşı çıkmalar (bana göre absürt de olsa edebiyata konu sınırlaması getiremezsiniz) "evli kadının aldatması" idi ...

Şu an muhafazakar Türkiye'ye bakıyorum
TUİK (2017) verilerine göre Kadınların aldatma nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 32,2
Erkeklerin aldatma nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 8,7
-dikkat edin bu resmi makamlara intikal eden ve boşanma ile sonuçlanan oranlar-
ve aynı yıl içerisinde, evlenen çift sayısı 569 bin 459, boşanan çift sayısı ise 128 bin 411 oldu. Şimdi onun hesabını da siz yapın sadece Türkiye'de bir yıl içerisinde kaç erkeğin ve de kadının böyle bir şey yaptığını ve bunun da resmi olarak ispatlandığını bunun yanında mahkemeye intikal edip ispatlanamayanlar, boşanmadan sonuçlananlar ve gizli gizli devam edenleri de düşünerek durumu daha net hale getirebilirsiniz....

Kısacası şunu demek istiyorum hoşunuza gitse de gitmese de size göre ahlaklı bir davranış olsa da olmasa da bu durum hayatın tam merkezine oturan bir gerçek ve Gustave Flaubert de gerçekçi bir yazar olarak bilinir dolayısıyla bu konunun işlenmesi çok doğal... Eğer bu ahlaksızlık ise şu an Türkiye'deki ahlaksızların hayatınızı ne kadar sardığını da bir düşünün ve gerçeklerle yüzleşin...

"Nurullah Ataç:
Gustave Flaubert en titiz sanatkârlardandır. Her cümlesi üzerinde saatlerce, günlerce çalıştığı söylenir. " demiş. Buna katılıyorum. Kesinlikle çok yüklü cümleler oluşturduğuna şahit oldum ve kalemini beğendim.

Romanın yazım kurgu kısmına gelince, olayların kopukluğunu fazlasıyla hissettim bazen sanki hikayeden hikayeye atlıyormuşum gibi bir izlenime kapıldım tabii eseri bitirdiğinizde olay kafanızda berraklaşır bunu da belirtmekte fayda olduğunu düşünmekteyim...

Üzerinde durulan konular, yasak aşk, duyguları matlaştıran evlilik, cinsellik (sadece duygu kısmı yoksa Masumiyet Müzesi'ndeki gibi detaylı değil yani :)), zenginliğe ulaşma düşüncesinin duygular üzerindeki etkisi, kadın ile erkek arasındaki aşkta kadının bu aşka bakışı ve erkeğin aynı aşka bakışı arasındaki fark, küçük dünyalarda oluşan mutluluğun körleştirdiği algı gibi.. bu konularda düşünmenizi ve fikir üretmenize olanak sağlayabilir...

"Sonu kendi ölümüyle noktalanan her şeyi riyasız görür, saygı duyarım."
400 syf.
·Puan vermedi
Öncelikle bu incelemeyi yazma sebebim,
Son zamanlarda gördüğüm inceleme yazılarında ki temel düşüce yanlışlarını düzeltme çabasıdır.  

Birçok kişi Madam Bovary i tutkularının esiri olmuş, istek ve arzularının peşinde koşan bir kadının nasıl felakete sürüklendiğinin işlendiği bir roman olarak görmektetir. Ama işin aslı öyle değil :) 

Öncelikle Madam Bovary in Gustave Flaubert tarafından kurgulandığını ve Madam Bovary diye birinin gerçekte yaşamadığını söylemek isterim. Madam Bovary o zaman ki çağın ihtiyaçlarından doğup Gustave Flaubert tarafından bazı gerçekleri usulunce ortaya çıkarmak için yazılmıştır. Bu gerçekler; 

Bilim ve nesnel bilgilerle  gelişmekte olan erkek egemen Avrupasına kadınlarında, erkekler gibi arzu ve istekleri olabileceğini, kadınlarında istek ve arzuları doğrultusunda hareket edebileceklerini göstermektedir. Fransız ihtilali sonrası gelişmekte olan insan haklarında, cesur kadın hakları savunucuları seslerini duyurmaya başlamış, Olympe de Gouges “Kadınların darağacına çıkma hakkı varsa, kürsüye çıkma hakkı da olmalı.” demiştir. Toplumda bir paradigma değişimi gerekiyordu. Böyle bir değişim için Madam Bovary gibi bir roman gerekiyordu ve Gustave Flaubert onu yazarak bu eksikliği giderdi :) Madam Bovary ilk yayınlandığı dönem o kadar çok ilgi çekti ki bir erkeğin bir kadının duygularını nasıl oluyorda bu kadar iyi anlata bildiği tartışma konusu oldu ve bazı kişiler Gustave Flaubert e eşcinsel yakıştırmasında bulundu. (Basit insan her dönemde vardır)  :) 

Madam Bovary felsefi açıdan da dönemin realist ve nesnel akımlarına, bireysel dünyada öznelliğin ve duyguların insan yaşamına önemini anlatan bir eser olmuştur. 

Her ne kadar kitapı okuyanlar Madam Bovary in etik değerler dışına çıktığı için cezalandırıldığını düşünler bile, gerçek bu değildir. Madam Bovary tek bir örnektir ve kadın olduğu için yanlış değerlendirilmektedir. Madam Bovary gibi birçok erkek tutkuları ve isteklerine ulaşabilmek için felaketlere uğramış ve uğramaktadır. Bir erkeğin istek ve arzuları peşinde koşması herkesce normal karşılanır ve kolay kolay da bir romanın konusu olamaz. Sıradan bir erkeğin duygularına, bir kadının da sahip olabileceğini göstermek için yazılmış bir eser olan ve klasikler arasındaki yerini hak eden Madam Bovary i çok seviyor ve okunması için tavsiye ediyorum :)
400 syf.
·Beğendi·9/10
Halit Ziya'nın Aşk-ı Memnu'yu yazarken bu kitaptan esinlediği söylenir. Konunun genişliği ile alakalı her türlü eleştiriyi anlarım fakat bir kitabı betimlemeler yüzünden eleştirmek de nedir ? Aynı yaş pastanın içindeki kremadan şikayet etmek gibi. Siz Kahraman Tazeoğlu filan okumaya devam edin , ki ufkunuz inanılmaz ölçüde genişleyecektir , uzak durun klasiklerden.
400 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar en beğendiğim klasiklerden olan Madame Bovary eseri genellikle okuyucuları betimlemelerinden dolayı çok eleştirmektedirler bence çok yerinde ve kusursuz bir şekilde kaleme alınmıştır.Teknik bakımdan batı tarzı ilk romanımız olan Aşkı Memnu yazılırken bu eserden esinlendiği söyleniyor.Bu eseri okurken Stefan Zweig’in Korku kitabı aklıma geldi Stefan Zweig de eserini yazarken esinlenmiş olabilir diye düşündüm.Kitaba gelecek olursam konu olarak Dr.Charles Bovary tedavi için gittiği bir çiftlikte Emma Bovary adında genç bir kadına aşık olurlar ve zaman içinde evlenmeye karar verip evlenirler.Evliliklerinde Emma yaşantısının sıkıcı ve monotonluğundan dolayı eşine olan bakış açısı değişir ve Emma yasak aşk yaşamaya başlar.Emma başka biriyle aşk yaşarken başkasını aldattığı için huzursuzdur.Emma’nın yasak aşkının yarı yolda bırakmasıyla mutsuz evlilik hayatına geri döner.
Keyifli Okumalar Dilerim
400 syf.
·7 günde·8/10
Zaman zaman uyuklayarak,esneyerek okumaya başladığım kitaptır kendileri.Betimlemeler önce kelime oldu,cümle oldu,paragraf oldu,bölüm oldu,bitmek bilmedi.Tam niyeti bozdum "Yeteer!" diye başımı duvarlara vurmak üzereyken kitap tüm tılsımını,güzelliğini bırakıverdi bir anda.İlk kez bir kitaptan özür dilemek zorunda kaldım.:)

Yazar,bilindiği üzere Natüralizm akımının öncüsüdür.Madame Bovary'nin şanı ise yazardan daha önde gitmekte.Zamanında hükümet tarafından toplumun ahlaki ve dini duygularına hakaret ettiği gerekçesiyle yasaklansa da temize çıkmıştır.

Konusu genel itibariyle;yaptığı evlilikte umduğu hayatı bulamayan Emma'nın kendince çırpınışlarınını anlatmakta.Gözü hep yükseklerde,gösterişli ve zengin bir yaşam sürmek ister.Aşkı dibine kadar yaşayabileceği birilerini arar.Bu arayışlar onun hayatında onarılmayacak sorunlara mâl olur.Sadece kendini de değil çocuğu ve onun bu ihtiraslarını bir türlü anlamayan kocası da bu ateşten nasibini alacaktır.

Bu eseri okumakta fayda var.Belki başlarda biraz sıksa da sonunda hayatınız boyunca unutamayacağınız bir hikayeye tanık olmuş olacaksınız.
400 syf.
·12 günde·7/10
Madam Bovary yıllardır aklımda “sıkıcı” bir kitap olarak kalmış. Bu yüzden kütüphanemde yer kaplamasına, neredeyse her gün görmeme rağmen, hiçbir zaman oturup da okumayı düşünmedim. Bir yerde merak üstün geliyor. Öyle de olması gerekmiyor mu? Verilenin ötesini araştırmak, onu sorgulamak en doğal hakkımız değil midir? Kör olacak kadar iş işten geçmediyse hiçbir şey için geç değildir.

Evet, Madam Bovary için de fikrimi değiştiren bu merak duygusu oldu. İsmini sürekli duyduğum bir klasiği okumamak olmazdı. İyi de yapmışım.:)

Kitaba geçelim mi artık? Çok konuştum, girişi hep böyle uzatıp duruyorum. Direk konuya giremiyorum.

Madam Bovary, bilindiği gibi Flaubert’in en bilinen eseri, hatta kendi isminden bile daha çok bilinen eseri diyebiliriz. Madam Bovary önce gelir, Flabuert ise daha sonra. Diğer klasiklerde buna şahit olduğumu hatırlamıyorum.

Kitap 1857 yılında basıma girmiş. Flaubert, bu eseri yazdıktan sonra bir çok suçlamalarla karşı karşıya kalmış. Etkili olduğu söylenen savunması sayesinde hapse girmekten kurtulmuş.

Anlatım dilinin sıkıcılığından dem vuranların şikayetlerini, günümüz çok satan kitaplarındaki aceleyle olayların birbirine bağlanması şekline alışkın olmalarına bağlıyorum. Sırf bu yüzden acaba diyerek yaklaşıyorum artık yeni ve çok satan ibaresini gördüğüm kitaplara. Olaylar içinde boğulurken kişilerin psikolojisini anlayamayıp, hiçbir empati kuramadan kitap bitiyor. Bu tip yazarların, yarattıkları karakter ile okuyucu arasındaki empatiyi çok da umursadıklarını sanmıyorum. Anlık hoşlanmalarla bir an önce tüketip başka şeylere yönelinmesi onlar için bir şey ifade etmiyor olsa gerek.

Ooo çok başka yerlere daldım ben. Hemen dönelim. Kitaba ismini veren Madam Bovary olsa da asıl karakter Madam Bovary’nin gelini olan Emma’dır. Genç kızlığında okuduğu aşk romanlarının etkisinden sıyrılamayışı, hayalindeki mükemmel erkeğe, kusursuz aşka kavuşma çabaları Emma’yı ahlaksız sayılabilecek davranışlara iter. Kocası Charles’in, Emma’nın geçirdiği buhranlardan, dalgalanan ruh hallerinden hiç haberi yoktur. Hiç mi insan şüphelenmez anlamıyorum. Gerçi Emma öyle güzel idare etmiştir ki Charles’i, adamın gözü karısından şüphe etmek şöyle dursun, ona layık olmak için her şeyini feda etmeye hazır hale gelmiştir. Öyle ki, taşındıkları yöredeki düztaban bir genci ameliyat edip ünleneceğine bile inandırılır. Ameliyat felaketle sonuçlanır, gencin ayağı kangren olur. Emma başka erkeklerle gönül ilişkisini sürdürür, Charles uykudadır. Çok sonraları, Emma’nın uğradığı hayal kırıklıkları sonucu hastalanıp elindeki tek şeyin, yıllardır yanındaki kocası olduğunu anlamasıyla olaylar biraz açığa kavuşur. Charles gerçeği öğrenir öğrenmesine ama verdiği tepki inanılmazdır. Beklenen, intikam ateşiyle karısının sevgililerinden öç almasıdır ama bunu yapmaz. Gider onlardan biri ile içki içer. Bu kadar vurdumduymaz olmasına içerlemedim değil. Ölmüş bir kadının arkasından ne yapılabilir ki başka, hele ki onu tüm hayatı boyunca sevdiyse?

Olaylara çok fazla girmek istemedim, zira nette her yerde bulunabilir benzer içerikler. Ayrıca başta kısaca değindiğim sıkıcı anlatım tarzından hiç rahatsız olmadığımı da söylemem gerekiyor. Yazıldığı döneme göre düşünürsek, böylesine bir konuyu bu kadar açıklıkla ifade edebilmesine hayran kaldım. Evet, Emma bayağı diye tabir edebileceğimiz bir kadındır. Ne var ki çok daha kötülerine şahit olmaktayız. Bir erkeğin gözünden bir kadının iç dünyasının böylesine açıklıkla anlatılabilmiş olması, değerini bir kat daha artırıyor gözümde.
400 syf.
·Puan vermedi
Lisede okuduğum bu roman edebiyat öğretmenime: "Aşk-ı Memnu' da da aynı konu ve benzer kahramanlar var, bu bizim edebiyatımızdaki Fransız modasının bir örneği midir?" diye sormama ve bu soru sayesinde kütüphane görevlisi olmama ve istediğim her an (özellikle fen bilgisi dersinde) bahaneyle derse girmeyip bana kütüphanede olma imkanı vermişti:). Affınıza sığınarak böyle bir anıyı paylaşmak istedim fakat kitaba gelecek olursak; baskın bir toplumun içinde yaşamanın verdiği bunalım ağı ve sıkıcı hayatın pençesinde heyecan arayan bir kadının yasak aşk macerası güzel dile getirilmiş. Kadının özgürlüğüne ışık tutan bir roman olması sebebiyledir ki! Fransa'da yayımlanması bir ara yasaklanmış. Şaşırdık mı hayır.
400 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Evet ilk başlarda benim gibi uzun uzun tasvirlerden hoşlanmıyorsanız kesinlikle sıkılacak hatta 'acaba bıraksam mi?' diye düşüneceksiniz. Yavaş yavaş ruha dokunan küçük dokunuşlar; yuvarlana yuvarlana büyüyen bir kar topu misali sizi o kadar güzel ele geçiriyor ki ele geçirmenin en güzeli bu olsun dersiniz. Son sayfalara doğru ise artık kendinizi ılık bir meltem havasında buluyorsunuz.
400 syf.
·7/10
Saflık derecesinde iyi kalpli, hiçbir şeyden şüphelenmeden karısına gözü kapalı inanan bir doktor olan Charles Bovary ve daha iyi yaşayabilmek adına yapamayacağı hiçbir şey olmayan lüks tutkunu karısı Emma'nın hayatın monotonluğundan kurtulmak için çevirdiği entrikaların ve yaşadığı yasak aşkların hikayesi. Madam Bovary, yazıldığı dönemde bir çok eleştiri almış, müstehcenlikle suçlanmış, öyle ki Flaubert kitabının tümünü yayımlatabilmek için mahkemeye bile başvurmak zorunda kalmış. Okurken biraz zorlandım, uzun betimlemeler kimi zaman yorucu geldi ama gerçek bir başyapıt okuduğum için memnunum.
400 syf.
·Beğendi
Klasikleri okurken yapılan bir çok hatadan biri de kitapların yazıldığı dönemin şartlarını göz önünde bulundurulmadığını biraz tarih bilgisiyle bu tür kitaplardan daha çok haz alınacağına inanıyorum. Madam Bovary de 18. yüzyıl da tartışılması ve hatta konuşulması bile tabu olduğu bir dönemde, kadının, özellikle bir erkeğin kalemiyle yazılmış nadide kitaplardandır.Eğer tasfir ve uzun anlatımlardan hoşlanmıyorsanız,sıkıcı bulabilirsiniz. Ben Madam Bovary nin kadın ruhuna ve çektiği acılar ve karmaşalara dair yazılmış en güzel klasiklerden biri olduğunu düşünüyorum.
400 syf.
·21 günde·Beğendi·9/10
‘’Madame Bovary’’, Gustave Flaubert’in realizmin etkisiyle 1851’de yazmaya başladığı ve 1857’de yayımlanan en ünlü eseridir. Eserin yayınlanması ile ahlak kurallarını çiğnediği gerekçesi ile yargılanır. Mahkemede ‘’Madame Bovary benim.’’ dediği bilinir. Avukatının güçlü savunması ile beraat eder.
Kitap, iyi kalpli olmasına karşın sıradan bir doktor olan Charles Bovary'nin yüksek idealleri ve aşırı bir lüks tutkusu olan romantik karısı Emma Bovary'nin, yaşamının tekdüzeliğinden sıyrılmak için girdiği durumları ve yaşadığı çeşitli gayrimeşru aşk ilişkilerini konu alır. Yazar Flaubert karakterlerin iç dünyalarını açıklarken realizmin gözlemci yönünü kullanmıştır.
Öncelikle karakterlerden başlayacak olursak, ilk incelenmesi gereken tabiî ki Madame Emma Bovary’dir. Annesiz ve küçük köy ortamında büyüyen Emma, çiftliklerine gelen Charles’a ilgi duyar ve evlenirler ancak Charles ile gittikleri bir davette lüks hayata özenen Emma’nın hayatı değişmeye başlar. Lükse düşer ve kocasından sıkılır. Gayrimeşru aşklara yönelir. İki erkekle aşk yaşamıştır. Bunların biri zengin ve lüks içindedir. Diğeri ise daha düz bir gençtir fakat Emma ikisini de gözünde ilahlaştırmıştır. İkisi de Emma’ya Charles kadar aşık olmayan, değer vermeyen erkeklerdir. Charles, Emma için her şeyini feda etmesine rağmen Emma’nın ondan sadece tiksinmesi ilginçtir. Bir diğeri de Emma’nın aşıkları ile buluşmadan önceki günler kocasına daha ılımlı ve daha sevecen yaklaşmasıdır. Emma romanda romantikliğin ve lükse düşkünlüğün getirdiği olaylar silsilesiyle beraber yaşanan rahatsızlıkların sembolüdür.
On beş yaşında kendinden on yaş büyük ve evli bir kadına aşık olan yazarın mahkemede “namus cellâdı kadın”ın kim olduğu sorulduğunda ‘’Madame Bovary benim.’’ demesi ile Madame Bovary’de kendi yaşantısına dair izler aramak çokta yanlış olmamalıdır.
Charles ise sakin ve düzenli bir hayat isteyen idealist bir doktordur. Karısını çok sevmesi adeta gözlerini kör etmiş, ona olan güvenini sorgulayamaz hale gelmesine sebep olmuştur. Onu her şeyden vazgeçecek kadar önemsemektedir. Charles romanda sadıklığın ve saf sevgiyle gelen güvenin sembolüdür.
Romanda incelenmesi gereken diğer iki karakter de eczacı Bay Homais ve papaz Mösyö Bournisien’dir. Eczacı’da Emma gibi lükse ve üne düşkün alt sınıfı aşağılayan ya da küçümseyen tavırlar sergilemektedir. Milli edebiyatımızdaki doğu-batı çatıışmasından ele alınsaydı Bay Homais kesinlikle yanlış batılılaşmış bir karakter olarak tanımlanırdı. Mösyö Bournisien ise geleneklerine daha düşkün bir din adamıdır ve bu çatışmadan ele alınırsa doğuyu temsil ederdi.
Yine de eczacı tamamıyla yanlış değildir. Bir konuşmasında kilisede tapındıkları için eleştirmiş ve yanlış bulduğunu belirterek kendisinin yalnızca yaratıcı olan Allah’a taptığını söylemiştir.
Yine bir cümlede geçen ‘’İnsan, hiçbir şeye karşı ilgisi, hiçbir şeyden umudu kalmayınca hayatın her gün değişmeyen tekrarı altında ezilir gibi olur.’’ sözü hem Emma Bovary’in hem yazarın yaptıklarının hayatın tekrarlamasına bağlandığı düşünülebilir.
‘’Fakat iki türlü ahlak vardır, dedi; biri, küçüğü, göreneğe kaçanı, insanların ahlak dediği şey, durmadan değişen ve yüksek perdeden atıp tutan, saman altından su yürüten, şurada gördüğümüz budala toplantısı gibi, çıkarcıların ahlakı. Fakat öbürü ebedi ahlak; etrafımızı saran peyzaj ve bizi aydınlatan mavi gökyüzü gibi, çepeçevre ve yukarda bulunan ahlak.’’ paragrafıyla ‘’ahlak’’ kavramına değinilmiş ve açıklanmıştır. Ebedi ahlak, Yaratıcı olarak tanımlanmıştır. Diğeri ise birtakım insanların kendi çıkarları uğruna uydurduğu ahlak olarak nitelendirilmiştir.
Benim kitapta en çok ilgimi çeken yer ise yıllarını çiftçiliğe vermiş bir kadına verilen ödül töreninde yaşananlar olmuştu. Kadının yıllardır hayvanlarla iç içe olduğundan onlar gibi dilsiz ve vurdumduymaz olduğunu belirtilmiş. Kadın önce ödül verilecek yerden ve oradaki insanlardan ürkmüştür. Sonrasında ödülü alıp onu namına ayin yapması için köyün papazına vereceğini söylemiştir.
‘’Bu yarım asırlık kölelik, neşe ile açılıp saçılan o burjuvaların karşısında işte böyle kalakalmıştı.’’
Kitap yazarın realitesi gereği bir ortamdaki hayatları ve insanları olduğu gibi aktarmasıyla geçer. Belli yerlerde belli noktaları ele alır. Dönemin zihniyetine bakış fırsatı verir.
400 syf.
·Beğendi·9/10
Karısına aşık ve çok güvenen bir adam Charles Bovary, hiçbir şey ile yetinmeyen hep daha fazlasını isteyen Emma Bovary. Kitabı okurken Emma yani Madam Bovary'nin istekleri, yasak aşkları, bir sonraki sayfada neler yapacakları oldukça ilgimi çekti ve kitabı kısa bir sürede bitirdim..

Kitap hakkında klasik bir yorum var, evet betimlemeler çok fazla. Bir evin dış görünüşünü bir sayfa boyunca betimleyebilecek bir yazar ile karşı karşıyasınız ve inanın bu da büyük bir başarı. Bu yüzden betimlemeler beni asla rahatsız etmedi tam tersi hayranlım duydum...
İnsan, hiçbir şeye karşı ilgisi, hiçbir şeyden umudu kalmayınca,
hayatın her gün değişmeyen tekrarı altında ezilir.
Gustave Flaubert
Sayfa 124 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 13.Basım
Asıl acınacak şey dedi; lüzumsuz bir ömrü sürüklemektir.
Gustave Flaubert
Sayfa 256 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 13.Basım
-Evet, birçok şeylerden mahrum kaldım; hep yapayalnızdım. Ah, hayatta bir gayem olsaydı, bir sevgiye rast gelseydim, birini bulsaydım..
Gustave Flaubert
Sayfa 149 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 13.Basım
"Ya dostlarınız ne olacak?"

"Dostlarım mı? Peki hangileri? Dostum var mı benim?
Kim beni düşünüyor ki?"
Gustave Flaubert
Sayfa 148 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 13.Basım
Toplumun mahkûm etmediği bir tek duygu var mı?

En soylu iç güdüler, en temiz sempatiler hırpalanıyor, kötüleniyor.
Gustave Flaubert
Sayfa 158 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 13.Basım
Şu dünyadaki sevgilerin bayalığı ve kalbin daima gömülü kaldığı ebedi yalnızlık.
Gustave Flaubert
Sayfa 254 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 13.Basım
Bir erkek , en azından özgürdür.
Tutkudan tutkuyla, ülkeden ülkeye dolaşabilir, engelleri aşabilier, en erişimez mutluluklara ulaşabilir.
Bir kadın ise hep yasaklara sınırlıdır. ..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Madam Bovary
Baskı tarihi:
31 Aralık 2002
Sayfa sayısı:
353
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757413453
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Morpa Kültür Yayınları
Gustave Flaubert (1821-1880) Rouen’de doğdu. Fransız edebiyatında gerçekçiliği başlatan kişi olan yazar, günümüzde Fransız yazınının en büyüklerinden biri kabul edilmektedir.

Yazar 1856’da tamamladığı ünlü yapıtı "Madame Bovary"de burjuva yaşamını gerçekçi bir anlatımla sergilemiş, sıradan bir zina olayından yola çıkarak öyküye katmayı başardığı derin insancıllık sayesinde her zaman okunacak bir kitap yaratmıştır.

Kitabı okuyanlar 4.543 okur

  • Emine elçi
  • Seher Çetinkaya
  • Burcu Ünlü
  • Bzky
  • Burhan Engin
  • Zeynep Kadıncı
  • Durhasan Doğan
  • ..R
  • Roseland
  • Fatma E

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.6 (6)
9
%0.2 (2)
8
%0.9 (8)
7
%0.2 (2)
6
%0.1 (1)
5
%0.3 (3)
4
%0.1 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları