Adı:
Madame Bovary
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
342
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780143106494
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Madame Bovary
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Penguin Books
A major new translation of one of the most popular classics of all time, now in a gorgeous deluxe edition.

Emma Bovary is beautiful and bored, trapped in her marriage to a mediocre doctor and stifled by the banality of provincial life. An ardent reader of sentimental novels, she longs for passion and seeks escape in fantasies of high romance, in voracious spending and, eventually, in adultery. But even her affairs bring her disappointment and the consequences are devastating. Flaubert's erotically charged and psychologically acute portrayal of Emma Bovary caused a moral outcry on its publication in 1857. It was deemed so lifelike that many women claimed they were the model for his heroine; but Flaubert insisted: 'Madame Bovary, c'est moi'.
431 syf.
·38 günde·7/10
Bazı kavramlar vardır, örümcek beyinli insanların ağlarına takılan ve o örümcek beyinlilerin ağlarıyla etrafını iyice sarıp yemleri olarak kullandığı. Bu kavramlar, bu insanların kaleleridir ve hayatları bunlara bağlıdır; bu kaleler ne kadar sağlamsa ve konforluysa, hayatları da o derece güzel ve güvenli geçer... İşte bu kaleler kişiye, zamana ve topluma göre değişiklik gösterir; bazen bir "put" olur bu kale, bazen bir "din", bazen "örf", bazen "ırk", bazen de başka bir zemine dayandırılan "ahlak" olur.....

Açıkçası bu kitap da bu kalelerden birine veya birkaçına zarar verme girişiminde bulunduğundan, kitabın raflara, ellere ve beyinlere kabullenme süreci biraz sancılı olmuş... Kitap 1857 yılında Fransa mahkemelerinde toplumun din ve ahlak ilişkilerine saldırdığı gerekçesiyle yargılanmış ancak beraat etmiştir...

Şimdi bakalım dine (Hristiyanlık) nasıl saldırmış;

"Siz kâfirin birisiniz. Ne dininiz var, ne imanınız!..
— Neden olmasın, benim de dinim var, hem benimki, o türlü türlü hokkabazlıklar, maskaralıklar eden heriflerin hepsininkinden ileri… Bilakis, ben Allah’a taparım. Bizi, vatandaş ve aile babası vazifelerini görelim diye bu dünyaya getiren, adı ne olursa olsun, bir Yüce Varlık, bir Yaradan bulunduğuna inanırım. Ama, kiliseye gidip gümüş tabaklar öpmeye, bizden iyi yiyip içen birtakım soytarıları kesemden beslemeye gereksinme duyamam; çünkü insan Allah’a saygısını bir ormanda, bir tarlada, hatta eski zaman adamları gibi, gök kubbeyi seyretmekle de gösterebilir. Benim Allah'ım Sokrates’in, Franklin’in, Voltaire’in, Béranger’nin Allah'ıdır. Ben Savoie Papazının Amentüsü ile 89 ihtilalinin ölmez prensiplerine taraftarım. Yoksa, bahçesinde elinde bastonu ile dolaşan, dostlarını balinaların karnına yerleştiren, bir feryat koparıp ölen ve üç gün sonra yeniden dirilen bir Tanrı kabul edemem. Bunlar, aslında manasız, üstelik fizik kanunlarının hepsine aykırı şeylerdir; sırası gelmişken söyleyeyim, papazların öteden beri kendileriyle birlikte halkı da sürükleyip bulanık suda boğulmaya zorladıklarına, ne korkunç bir bilgisizlik içinde çürümekte olduklarına bu da bir delildir."

Gördüğünüz gibi kaleye saldırı var ve bu onların hoşuna gitmiyor elbette, işte bütün o tantanalar bundan ileri geliyor.. Gelin birlikte değerlendirelim bunu; bir Yüce Varlık, insana vazife yükleyen, yaradan, saygıyı hak eden ve bu saygıyı belli şekillerde değil içtenlikle (riyasız) isteyen, bilgiden yana olan bir Tanrı'ya inanması; kendilerine köle arayan, yüksek makamlar elde eden, dini makyaj olarak kullanan Tanrı'nın adamları olarak kendini lanse eden kişilere ise inanmaması dine saldırı oluyor.
-din diyorum, çünkü bana göre her dinde böyle bir oluşum var zaten ve bu durum bilinçsiz bir şekilde ( çünkü bazıları kendileri için kesin kanıt niteliğinde olan bulgular elde ederek dinden uzaklaşabiliyor) bazı kişilerin dinden uzaklaşmasına sebep oluyor-
Ben burada taşlanacak bir şeytan göremiyorum yani dine saldıran bir şeytan yok! Bunun yanında dine saldıranlara saldırı var...Ama görebiliyorsan gel de gör...

Şimdi ikinci kısma geçmeden buraya bir dipnot düşmem gerekiyor;
-İşte bakın, bu Hristiyanlık'ta böyle oysa ki, Müslümanlık'ta böyle bir şey yok!
-Gördünüz mü, dinler böyle işte oysa dinsizlikte böyle bir şey yok
Vb. şeyleri aklınızdan bile geçirmeyin çünkü bunun ne Hristiyanlıkla ne de, dinle direkt bir alakası var, çünkü bazıları kişileri de putlaştırarak aynı şeyleri yapıyor zaten.
Ve putlaştırılan kişilere yaklaşmaya çalıştığınızda yüksek voltajlı elektrik akımına kapılır gibi olursunuz! Net yani bu durum... Araştırın görün! Ya da görmüşseniz, deneyin!
Peki ne ile alakası var efendiii, diye bana sorar gibisiniz? Sömürgen (düşünceleri sürüngen) örümcek beyinli insanlarla alakası var! Kısacası kalelere takılmayın içindekilere odaklanmaya çalışın...
(Yukarıda saydığım gruplar arasında mantıksal açından bir fark yok, sadece tuttukları şey farklı, oysa zihni açık insanlar hiçbir zaman bu kalelere sığınmazlar!)

Artık ikinci iddiaya geçebiliriz; "Ahlak" evet ikinci olarak ahlaka saldırı; neymiş bu ahlak zenginlik dürtüsü ve cinsellik arzusu ile dışa açılma (Virginia'nın kulakları çınlasın bir an aklıma dışa yolculuk geldi) yani kısacası evli ve çocuklu bir kadının kocasını aldatması, tam bu noktada konuya biraz daha açıklık getirmek için güncel haberlerden faydalanalım biraz, şöyle ki;
A.T.; yavrumm bebeğim sen nasıl bir şeysin böyle, evli olmasan var ya senin gibi şeker tatlı bal bir kızı hayatta kaçırmazdım gibi..
yani tutup da 1857 yılındaki Fransa'nın ahlak anlayışını araştırmışlığım yok dolayısıyla o konuda kendilerine uygun düşüp düşmediğinin kararını verecek değilim. Varsa bilgisi olan bizimle paylaşıversin.

-bu arada şunu da söyleyeyim zaman zaman görüyorum adam bir bakıyorsunuz belki o konuda açıp okumuşluğu dahi yoktur ama o konunun profesörü olup çıkıyor bir ahkamlar bir ahkamlar ben öyle hayretler içerisinde bakıyorum sadece, neyse-

Ancak böyle durumlarda aklımı dolayısıyla mantığımı ve vicdanımı kullanarak yorumlamaya çalışıyorum;
bizim edebiyatımızda, Gustave Flaubert’in Madame Bovary'si, Lev Tolstoy'un Anna Karenina'sı ve Halit Ziya Uşaklıgil'in Aşk-ı Memnu'su bir kategoride değerlendiriliyor, tabii kitabı okumadan önce bunlar hakkında tek bilgim izlememekle birlikte Aşk-ı Memnu dizisi idi ve bildiğim kadarıyla yengesiyle yasak aşk yaşayan bir kişinin hikayesi idi. Açıkçası burada durum bana göre bambaşkaydı yani sadece evli birinin aşkı değildi mevzu, aldatmadan daha önemlisi yengesiyle böyle bir serüvene girmiş olmasıydı. Yani ahlaksızlık denilip aynı kategoriye konulunca bu eserler ben de bu nitelikte bir şey bekliyordum ancak bu eserde öyle bir durum yok sadece evli bir kadının aldatmasından bahsedebiliriz...
Peki neydi bu ateş püskürtmeler, edebiyatın konusu olmasına dahi karşı çıkmalar -bana göre absürt de olsa edebiyata konu sınırlaması getiremezsiniz- "evli kadının aldatması" idi ...

Şu an muhafazakar Türkiye'ye bakıyorum
TUİK (2017) verilerine göre Kadınların aldatma nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 32,2
Erkeklerin aldatma nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 8,7
-dikkat edin bu resmi makamlara intikal eden ve boşanma ile sonuçlanan oranlar-
ve aynı yıl içerisinde, evlenen çift sayısı 569 bin 459, boşanan çift sayısı ise 128 bin 411 oldu. Şimdi onun hesabını da siz yapın sadece Türkiye'de bir yıl içerisinde kaç erkeğin ve de kadının böyle bir şey yaptığını ve bunun da resmi olarak ispatlandığını bunun yanında mahkemeye intikal edip ispatlanamayanlar, boşanmadan sonuçlananlar ve gizli gizli devam edenleri de düşünerek durumu daha net hale getirebilirsiniz....

Kısacası şunu demek istiyorum hoşunuza gitse de gitmese de size göre ahlaklı bir davranış olsa da olmasa da bu durum hayatın tam merkezine oturan bir gerçek ve Gustave Flaubert de gerçekçi bir yazar olarak bilinir dolayısıyla bu konunun işlenmesi çok doğal... Eğer bu ahlaksızlık ise şu an Türkiye'deki ahlaksızların hayatınızı ne kadar sardığını da bir düşünün ve gerçeklerle yüzleşin...

"Nurullah Ataç:
Gustave Flaubert en titiz sanatkârlardandır. Her cümlesi üzerinde saatlerce, günlerce çalıştığı söylenir. " demiş. Buna katılıyorum. Kesinlikle çok yüklü cümleler oluşturduğuna şahit oldum ve kalemini beğendim.

Romanın yazım kurgu kısmına gelince, olayların kopukluğunu fazlasıyla hissettim bazen sanki hikayeden hikayeye atlıyormuşum gibi bir izlenime kapıldım tabii eseri bitirdiğinizde olay kafanızda berraklaşır bunu da belirtmekte fayda olduğunu düşünmekteyim...

Üzerinde durulan konular, yasak aşk, duyguları matlaştıran evlilik, cinsellik (sadece duygu kısmı yoksa Masumiyet Müzesi'ndeki gibi detaylı değil yani :)), zenginliğe ulaşma düşüncesinin duygular üzerindeki etkisi, kadın ile erkek arasındaki aşkta kadının bu aşka bakışı ve erkeğin aynı aşka bakışı arasındaki fark, küçük dünyalarda oluşan mutluluğun körleştirdiği algı gibi.. bu konularda düşünmenizi ve fikir üretmenize olanak sağlayabilir...

"Sonu kendi ölümüyle noktalanan her şeyi riyasız görür, saygı duyarım."
400 syf.
·7 günde·8/10
Zaman zaman uyuklayarak,esneyerek okumaya başladığım kitaptır kendileri.Betimlemeler önce kelime oldu,cümle oldu,paragraf oldu,bölüm oldu,bitmek bilmedi.Tam niyeti bozdum "Yeteer!" diye başımı duvarlara vurmak üzereyken kitap tüm tılsımını,güzelliğini bırakıverdi bir anda.İlk kez bir kitaptan özür dilemek zorunda kaldım.:)

Yazar,bilindiği üzere Natüralizm akımının öncüsüdür.Madame Bovary'nin şanı ise yazardan daha önde gitmekte.Zamanında hükümet tarafından toplumun ahlaki ve dini duygularına hakaret ettiği gerekçesiyle yasaklansa da temize çıkmıştır.

Konusu genel itibariyle;yaptığı evlilikte umduğu hayatı bulamayan Emma'nın kendince çırpınışlarınını anlatmakta.Gözü hep yükseklerde,gösterişli ve zengin bir yaşam sürmek ister.Aşkı dibine kadar yaşayabileceği birilerini arar.Bu arayışlar onun hayatında onarılmayacak sorunlara mâl olur.Sadece kendini de değil çocuğu ve onun bu ihtiraslarını bir türlü anlamayan kocası da bu ateşten nasibini alacaktır.

Bu eseri okumakta fayda var.Belki başlarda biraz sıksa da sonunda hayatınız boyunca unutamayacağınız bir hikayeye tanık olmuş olacaksınız.
  • Anna Karenina
    8.8/10 (1.716 Oy)2.041 beğeni6.583 okunma4.397 alıntı52.819 gösterim
  • Vadideki Zambak
    7.9/10 (2.022 Oy)2.027 beğeni9.270 okunma5.725 alıntı57.858 gösterim
  • Babalar ve Oğullar
    8.1/10 (2.115 Oy)2.048 beğeni8.028 okunma3.035 alıntı52.909 gösterim
  • Ana
    8.7/10 (1.891 Oy)2.069 beğeni7.406 okunma4.762 alıntı39.623 gösterim
  • Robinson Crusoe
    8.3/10 (1.284 Oy)1.197 beğeni5.913 okunma485 alıntı24.084 gösterim
  • İki Şehrin Hikâyesi
    8.5/10 (2.575 Oy)2.611 beğeni9.308 okunma3.074 alıntı76.765 gösterim
  • Eylül
    7.6/10 (1.589 Oy)1.503 beğeni8.798 okunma1.709 alıntı37.320 gösterim
  • Notre Dame'ın Kamburu
    8.8/10 (1.380 Oy)1.504 beğeni5.173 okunma2.321 alıntı98.518 gösterim
  • Oliver Twist
    8.3/10 (868 Oy)811 beğeni4.977 okunma691 alıntı22.707 gösterim
  • Karamazov Kardeşler
    9.1/10 (1.764 Oy)2.080 beğeni5.546 okunma7.185 alıntı54.766 gösterim
400 syf.
·12 günde·7/10
Madam Bovary yıllardır aklımda “sıkıcı” bir kitap olarak kalmış. Bu yüzden kütüphanemde yer kaplamasına, neredeyse her gün görmeme rağmen, hiçbir zaman oturup da okumayı düşünmedim. Bir yerde merak üstün geliyor. Öyle de olması gerekmiyor mu? Verilenin ötesini araştırmak, onu sorgulamak en doğal hakkımız değil midir? Kör olacak kadar iş işten geçmediyse hiçbir şey için geç değildir.

Evet, Madam Bovary için de fikrimi değiştiren bu merak duygusu oldu. İsmini sürekli duyduğum bir klasiği okumamak olmazdı. İyi de yapmışım.:)

Kitaba geçelim mi artık? Çok konuştum, girişi hep böyle uzatıp duruyorum. Direk konuya giremiyorum.

Madam Bovary, bilindiği gibi Flaubert’in en bilinen eseri, hatta kendi isminden bile daha çok bilinen eseri diyebiliriz. Madam Bovary önce gelir, Flabuert ise daha sonra. Diğer klasiklerde buna şahit olduğumu hatırlamıyorum.

Kitap 1857 yılında basıma girmiş. Flaubert, bu eseri yazdıktan sonra bir çok suçlamalarla karşı karşıya kalmış. Etkili olduğu söylenen savunması sayesinde hapse girmekten kurtulmuş.

Anlatım dilinin sıkıcılığından dem vuranların şikayetlerini, günümüz çok satan kitaplarındaki aceleyle olayların birbirine bağlanması şekline alışkın olmalarına bağlıyorum. Sırf bu yüzden acaba diyerek yaklaşıyorum artık yeni ve çok satan ibaresini gördüğüm kitaplara. Olaylar içinde boğulurken kişilerin psikolojisini anlayamayıp, hiçbir empati kuramadan kitap bitiyor. Bu tip yazarların, yarattıkları karakter ile okuyucu arasındaki empatiyi çok da umursadıklarını sanmıyorum. Anlık hoşlanmalarla bir an önce tüketip başka şeylere yönelinmesi onlar için bir şey ifade etmiyor olsa gerek.

Ooo çok başka yerlere daldım ben. Hemen dönelim. Kitaba ismini veren Madam Bovary olsa da asıl karakter Madam Bovary’nin gelini olan Emma’dır. Genç kızlığında okuduğu aşk romanlarının etkisinden sıyrılamayışı, hayalindeki mükemmel erkeğe, kusursuz aşka kavuşma çabaları Emma’yı ahlaksız sayılabilecek davranışlara iter. Kocası Charles’in, Emma’nın geçirdiği buhranlardan, dalgalanan ruh hallerinden hiç haberi yoktur. Hiç mi insan şüphelenmez anlamıyorum. Gerçi Emma öyle güzel idare etmiştir ki Charles’i, adamın gözü karısından şüphe etmek şöyle dursun, ona layık olmak için her şeyini feda etmeye hazır hale gelmiştir. Öyle ki, taşındıkları yöredeki düztaban bir genci ameliyat edip ünleneceğine bile inandırılır. Ameliyat felaketle sonuçlanır, gencin ayağı kangren olur. Emma başka erkeklerle gönül ilişkisini sürdürür, Charles uykudadır. Çok sonraları, Emma’nın uğradığı hayal kırıklıkları sonucu hastalanıp elindeki tek şeyin, yıllardır yanındaki kocası olduğunu anlamasıyla olaylar biraz açığa kavuşur. Charles gerçeği öğrenir öğrenmesine ama verdiği tepki inanılmazdır. Beklenen, intikam ateşiyle karısının sevgililerinden öç almasıdır ama bunu yapmaz. Gider onlardan biri ile içki içer. Bu kadar vurdumduymaz olmasına içerlemedim değil. Ölmüş bir kadının arkasından ne yapılabilir ki başka, hele ki onu tüm hayatı boyunca sevdiyse?

Olaylara çok fazla girmek istemedim, zira nette her yerde bulunabilir benzer içerikler. Ayrıca başta kısaca değindiğim sıkıcı anlatım tarzından hiç rahatsız olmadığımı da söylemem gerekiyor. Yazıldığı döneme göre düşünürsek, böylesine bir konuyu bu kadar açıklıkla ifade edebilmesine hayran kaldım. Evet, Emma bayağı diye tabir edebileceğimiz bir kadındır. Ne var ki çok daha kötülerine şahit olmaktayız. Bir erkeğin gözünden bir kadının iç dünyasının böylesine açıklıkla anlatılabilmiş olması, değerini bir kat daha artırıyor gözümde.
403 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
Öncelikle yazar Gustave Flaubert naturalizm akımının öncüsüdür. Madam Bovaryin şanı ise daha önde gelir. Her ne kadar hükümet tarafından sansürlensede yine aklanmıştır.

Konusuna gelecek olursak yaptığı evlilik ile umduğunu bulamayan Emmanın hayatını anlatmakta. Bunun sebebi malum gözü hep yükseklerde, gösteriş ve zengin bir hayatı istemesinden kaynaklarıyor. (malum günümüz kızları gibi) yanıltmadı yani. Ve umduğunu bulamayacaktır Emma...

Başlarda biraz sıksada okunası bir eser diyorum. Tavsiye ediyorum...
400 syf.
·Puan vermedi
Lisede okuduğum bu roman edebiyat öğretmenime: "Aşk-ı Memnu' da da aynı konu ve benzer kahramanlar var, bu bizim edebiyatımızdaki Fransız modasının bir örneği midir?" diye sormama ve bu soru sayesinde kütüphane görevlisi olmama ve istediğim her an (özellikle fen bilgisi dersinde) bahaneyle derse girmeyip bana kütüphanede olma imkanı vermişti:). Affınıza sığınarak böyle bir anıyı paylaşmak istedim fakat kitaba gelecek olursak; baskın bir toplumun içinde yaşamanın verdiği bunalım ağı ve sıkıcı hayatın pençesinde heyecan arayan bir kadının yasak aşk macerası güzel dile getirilmiş. Kadının özgürlüğüne ışık tutan bir roman olması sebebiyledir ki! Fransa'da yayımlanması bir ara yasaklanmış. Şaşırdık mı hayır.
400 syf.
·7/10
Saflık derecesinde iyi kalpli, hiçbir şeyden şüphelenmeden karısına gözü kapalı inanan bir doktor olan Charles Bovary ve daha iyi yaşayabilmek adına yapamayacağı hiçbir şey olmayan lüks tutkunu karısı Emma'nın hayatın monotonluğundan kurtulmak için çevirdiği entrikaların ve yaşadığı yasak aşkların hikayesi. Madam Bovary, yazıldığı dönemde bir çok eleştiri almış, müstehcenlikle suçlanmış, öyle ki Flaubert kitabının tümünü yayımlatabilmek için mahkemeye bile başvurmak zorunda kalmış. Okurken biraz zorlandım, uzun betimlemeler kimi zaman yorucu geldi ama gerçek bir başyapıt okuduğum için memnunum.
400 syf.
Evet ilk başlarda benim gibi uzun uzun tasvirlerden hoşlanmıyorsanız kesinlikle sıkılacak hatta 'acaba bıraksam mi?' diye düşüneceksiniz. Yavaş yavaş ruha dokunan küçük dokunuşlar; yuvarlana yuvarlana büyüyen bir kar topu misali sizi o kadar güzel ele geçiriyor ki ele geçirmenin en güzeli bu olsun dersiniz. Son sayfalara doğru ise artık kendinizi ılık bir meltem havasında buluyorsunuz.
385 syf.
·12 günde·Beğendi·7/10
Beklenen gün geldi çattı sonunda kitabı bitirdim. Kitabı yıllar önce satın almıştım, kitaplığımın bir köşesinde boynu bükük kaldı. Öncelikle yıllar önce aldığım bu kitabın çevirisi konusunda baya sıkıntı yaşadım. Daha sonra 1000Kitap ailesinin görüşlerine de dayanarak İş bankası yayınlarını yeniden satın aldım, kolları sıvadım, en baştan başladım okumaya. Çeviri okadar önemli ki sanki farklı kitaplar gibiydi bu iki kitap. Neyse ki İş bankası yayınlarının çevirisi çok çok güzeldi. Sonunda iyi ki okumuşum dediğim klasiklerden oldu. Gustave Flaubert’in kalemine hayran olmamak elde değil. Okurken sizi zorluyor uzun uzun betimlemelere yer veriyor, olayları en ince ayrıntısına kadar ele alıyor. Öyle ki bu cümleleri yeri geliyor birkaç defa okumanız gerekebiliyor. Fakat kitabın yarısını okuduğunuzda artık yazarın üslubuna alışıyorsunuz ve kitap sizi içine çekiyor adeta.
Dikkatimi çeken bir diğer nokta 1800’lü yıllarda yurtiçinde ve yurtdışında genellikle ahlaki çöküş konusu ele alınmış. Tanzimat dönemi eserlerini okuduysanız veya okursanız demek istediğimi anlarsınız. Evet yazarların görevlerinden biri toplumsal sorunları ele almaktır. Yazar toplumun bir parçası olduğuna göre bir toplum ahlaki çöküşle parçalanırken aile kurumları yıkılırken yazar sessiz kalamaz. Bu nedenle birçok yazar değinmiştir bu tür konulara. Sadakatsizliğin ve müsrifliğin Madame’ la bütünleştiğini ve kendisinin bu olumsuz sıfatların timsali haline geldiği görüyoruz kitapta. Charles Bovary ise sevginin, saflığın, adanmışlığın simgesi...
Yeri geldi Charles’ a çok üzüldüm, Madame’ a sinirlendim. Masum evlatlarına acıdım. Öfke, acıma duygusu, heyecan bütün bu hisleri sayfaları çevirdikçe yüreğimde duydum. Eğer klasikleri seviyorsanız kitaplığınızda mutlaka bulunması gereken bir eser.
344 syf.
·Puan vermedi
Sürükleyici, merak uyandıran, ustaca ayrıntılı keyifli bir kitap.. Konusu da almak isteyene ders niteliğinde..

Bazı felaketler, acılar, sıkıntılar; sizin dışınızda gelir/ çoğalır.. Olayın zamanı/ yeri/ nedeni değişkenlik göstermekle beraber; direnirsiniz, sabredersiniz, azaltmak/ yok etmek için uğraşırsınız.. Fakat; birde sıkıntıların iki kere zor olması gibi bir durum söz konusudur! Yolunda giden hayatın içinde bizatihi kendinizden ya da yakın çevrenizden ötürü (hırs/ şehvet/ para/ yanlış arayışlar vb gibi nice sebepler) başınıza gelenler..

Başlarda seri ilerlemeyen satırlar, ilerledikçe merakla beraber üzdü, örneğin masum insanların hayatlarının kendi iradeleri dışında mahvolması.. Bazen çevremizdeki insan/lar cezamız olur, oysa biz onları ödül sayarken.. Ne diyelim, gönlü ömre değer, ödül insanlarla nasiplendirsin ve onlardan eylesin Rabbim bizi; diye bir duayı da dilime/ kalbime değdirdi satırlar.. Kötüler ve niyetleri de satır aralarında kalsın en fazla..

Madame Bovary ve diğerleri gibi..
400 syf.
·Beğendi
Klasikleri okurken yapılan bir çok hatadan biri de kitapların yazıldığı dönemin şartlarını göz önünde bulundurulmadığını biraz tarih bilgisiyle bu tür kitaplardan daha çok haz alınacağına inanıyorum. Madam Bovary de 18. yüzyıl da tartışılması ve hatta konuşulması bile tabu olduğu bir dönemde, kadının, özellikle bir erkeğin kalemiyle yazılmış nadide kitaplardandır.Eğer tasfir ve uzun anlatımlardan hoşlanmıyorsanız,sıkıcı bulabilirsiniz. Ben Madam Bovary nin kadın ruhuna ve çektiği acılar ve karmaşalara dair yazılmış en güzel klasiklerden biri olduğunu düşünüyorum.
400 syf.
·Beğendi·9/10
Karısına aşık ve çok güvenen bir adam Charles Bovary, hiçbir şey ile yetinmeyen hep daha fazlasını isteyen Emma Bovary. Kitabı okurken Emma yani Madam Bovary'nin istekleri, yasak aşkları, bir sonraki sayfada neler yapacakları oldukça ilgimi çekti ve kitabı kısa bir sürede bitirdim..

Kitap hakkında klasik bir yorum var, evet betimlemeler çok fazla. Bir evin dış görünüşünü bir sayfa boyunca betimleyebilecek bir yazar ile karşı karşıyasınız ve inanın bu da büyük bir başarı. Bu yüzden betimlemeler beni asla rahatsız etmedi tam tersi hayranlım duydum...
İnsan, hiçbir şeye karşı ilgisi, hiçbir şeyden umudu kalmayınca,
hayatın her gün değişmeyen tekrarı altında ezilir.
Gustave Flaubert
Sayfa 124 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 13.Basım
Asıl acınacak şey dedi; lüzumsuz bir ömrü sürüklemektir.
Gustave Flaubert
Sayfa 256 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 13.Basım
-Evet, birçok şeylerden mahrum kaldım; hep yapayalnızdım. Ah, hayatta bir gayem olsaydı, bir sevgiye rast gelseydim, birini bulsaydım..
Gustave Flaubert
Sayfa 149 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 13.Basım
"Ya dostlarınız ne olacak?"

"Dostlarım mı? Peki hangileri? Dostum var mı benim?
Kim beni düşünüyor ki?"
Gustave Flaubert
Sayfa 148 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 13.Basım
"Gerçekten de, gece, lamba yanıp rüzgâr camları sarsarken, bir kitap alıp ateş başına oturmaktan daha güzel bir şey var mıdır?"
Gustave Flaubert
Sayfa 70 - Morpa Kültür Yayınları
Toplumun mahkûm etmediği bir tek duygu var mı?

En soylu iç güdüler, en temiz sempatiler hırpalanıyor, kötüleniyor.
Gustave Flaubert
Sayfa 158 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 13.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Madame Bovary
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
342
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780143106494
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Madame Bovary
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Penguin Books
A major new translation of one of the most popular classics of all time, now in a gorgeous deluxe edition.

Emma Bovary is beautiful and bored, trapped in her marriage to a mediocre doctor and stifled by the banality of provincial life. An ardent reader of sentimental novels, she longs for passion and seeks escape in fantasies of high romance, in voracious spending and, eventually, in adultery. But even her affairs bring her disappointment and the consequences are devastating. Flaubert's erotically charged and psychologically acute portrayal of Emma Bovary caused a moral outcry on its publication in 1857. It was deemed so lifelike that many women claimed they were the model for his heroine; but Flaubert insisted: 'Madame Bovary, c'est moi'.

Kitabı okuyanlar 6.385 okur

  • Hasan İNCE
  • Su

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0.1 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0.1 (1)

Kitabın sıralamaları