Mahalle Kahvesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
16650
Gösterim
Adı:
Mahalle Kahvesi
Baskı tarihi:
Ekim 2012
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053607182
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Mahalle Kahvesi
Mahalle Kahvesi
"(!) Mahalle çocuğu, Sait'in hikâyelerinde bir iki tane değildir; birçoktur. Bunu, onun bu yaşa kadar değişmemiş mizacına veriyorum. Bence Sait Faik ne genç hikâyecidir, ne ihtiyar. Bence o, kırkını aşmış bir mahalle çocuğudur.

Ama sakın bu hükmü onu kötülemek için söylenmiş bir
söz sanmayın. Çocuk deyişim ona gençlikten daha genç
bir yaş biçişimden, mahalle çocuğu deyişim de onu, ekseri mahalleden yetişenler gibi, halktan bir insan, halka bağlı bir insan sayışımdan ileri geliyor.
-Orhan Veli Yaprak-, 1 Şubat 1950
144 syf.
·Puan vermedi
Siz hiç kahveye gittiniz mi ? Ben gittim, hem de çok gittim. Lisedeyken gittim, üniversitedeyken gittim, üniversiteden mezun olunca gittim. Şimdi gider miyim gitmem. Yahu şehirde kahveye mi gidilir, şehirde starbucksa gidilir. Oraya da ben gitmem. Köyde olsam ama öfff, kahveden çıkmam. Sabahtan akşama kadar kahvenin başını beklerim. Çay içerim, cigara içerim, Süleyman Dayım ile bu yıl ektiği mahsul üzerine muhabbet ederim, Halil Amcama uzaktaki oğlunu sorarım, Hasan dedemin ihtiyarlıktan çektiklerini dinlerim, masayı tamamlarsam iskambil oynarım, canım isterse falıma bakarım, bulmaca çözerim, gazete okurum hiçbir şey yapmazsam oturur hülyalara dalarım be.. Kahvede hiç yapılacak iş biter mi?

Kahvelerde insanlar gibidir, mevsimlerden etkilenirler, yazları başka kışları başkadır. Yazları ben pek sevmem, insanlar hep yorgun olurlar, işlerden konuşurlar. Kışın öyle mi ama ne iş vardır ne güç. Herkes kahveye gelir. İş güç derdi yoktur. Bu dert olmadı mı da değmeyin keyfimize. Dışarıda lapa lapa kar yağar. Kahvenin ortasında kocaman bir soba yanar. Sobaki ne soba, kocaman böyle. Kahveci Topal Hasan kocaman bir kütük getirir içine atar. Gümbür gümbür yanar, kıpkırmızı kesilir. Millet sobaya sarılır, ohh sıcacık. Dışarıda her yer buz kesmişken sobanın dibinde olmak gibi var mı be.

Ben tüm kış sobanın hemen yanına otururum, sıcak gibisi var mı be, kemiklerim ısınsın biraz. Oturur çayımı içer, muhabbeti dinler, etrafı seyrederim. Bazısı hiddetli muhabbete dalar, bazısı uyuklar, bazısı derini hülyalara dalar, bazısı iskambil oynar, bazısı televizyon seyreder ben sadece onları seyrederim. Birisi daha göründü buğulu camların ardından. Üstünü silkiyor. Külahını çıkardı, kapıyı açtı içeri girdi. Hasan Dede’ymiş. Ulan be, bu adam da hem ihtiyarlıktan şikayet eder hem karda kışta o kadar yolu teper kahveye gelir. Kim bilir yolda kaç kere düşüp şaşmıştır. Senin evinde soba yok mu be, otursana başında sıcacık, ne işin var bu karda. Her Allah ‘ın günü buradasın. Nene ne yapacak kendi başına evde. Kapıyı açar açmaz yüzünde bir ferahlama. Yine geldim, başardım, ısınmayı hak ettim, biz eski toprağız pabuç bırakır mıyız ifadesi. Daha sobaya beş metre varken uzattı titreyen ellerini. Gözlükleri de girer girmez buğulandı. Çek bakalım Hasan Dede bir sandalye sobanın başına. Hasan Dedeme bir çay benden.

İşte bu da bir hikaye tadında inceleme. Kahvelerin sıcaklığını, samimiyetini, Sait Faik’in eserinin ismini niye Mahalle Kahvesi koyduğuna dair bir öngörü. Hikayenin sonunun merak ediyorsanız; bir dönem çok kar yağdı belki yarım metre belki daha da fazla. Hasan Dede üç gün kahveye gelmedi, dördüncü gün ölüm haberini aldık, diyebilirim çok başka finallerde yazabilirim. Hem insan da öldürmek istemiyorum hikayelerim de, onlar gerçekten yaşayıp ölmüş gibi hissediyorum (Sait Faik). Buradaki konumuz Sait Faik ve hikayeleri, hikayelerine seçtiği isimler. Kendi hayatını anlatıp kitabın ismini Lüzumsuz Adam koyması. Doğayı ve adayı anlattığı kitabını ismini Son Kuşlar koyması, hatta orada bir cümlesi vardır Faik’in; biz yaşadık, gördük. Ah be çocuklar en çok sizin için üzülüyorum, siz ne göreceksiniz, diye. Neredeyse her cümlesinden ölüm ve yalnızlık akan, kendinin de son kitabı olduğunu bildiği Alemdağ’da Var Bir Yılan. Samimiyeti, sıcaklığı, güzel insanları anlattığı Mahalle Kahvesi.

Ah be Faik seni ne zaman anlatmaya kalksam içim burkuluyor, ciğerim yanıyor. Ne güzel şeyler yazmışsın yine. Kahvedeki gözlemlerin, polislerin evine gelip “o kestaneci çocuğu kurtaralım, adam olsun, okusun,” dedikleri Kestaneci Dostum , benim en çok sevdiğim hikayelerinden biri olan Plajdaki Ayna, Karanfiller ve Domates Suyu, aslını kaybedip tekrar yazdığın Ermeni Balıkçı ve Topal Martı, Sinağrit Baba… Daha neler neler.. Her kitabın ayrı bir tat, her kitabın her hikayen bambaşka bir dünya.

Ulan be Sait, bunları nasıl gördün, nasıl duydun, nasıl yazdın? Nerelere gittin nereleri gördün, kimler sana neler yaşattı? Bilmiyorum belki de bir yerlerden yazdıklarımı görüyorsundur, okuyorsundur. Senden ilham alan, senin büyüklüğün gören, yaşadıklarını hisseden insanlarda var yeryüzünde. Belki üzülüyorsundur belki seviniyorsundur. Kim ne kadar bilir seni, ne kadar insan, ne kadar derin bir insan olduğunu. Yalnız şunu bilki o kısacık ömründe öleceğini bile bile yazdığın; yalnızlık, hüzün kokan hikayelerini birileri senden yüzyıl sonra okuyor, tekrar tekrar okuyor, hikayelerin arkasındaki o Sait Faik’i görüyor senden ilham alarak hikayeler yazmaya çalışıyor.

En derin saygı ve en içten sevgilerimle…
144 syf.
·1 günde·10/10
Uzun zaman olmuştu Sait Faik okumayalı. Sait Faik'i çok seven bir arkadaşım var ve en çok sevdiği kitabı da bu. Özellikle bu kitabı seçmemin sebebi de bu arkadaşım oldu. Kitabı okurken arkadaşımı düşündüm, hatırladım sık sık, neden çok sevdiğini anladım kitabı, çünkü o da bir çok hikâyede üzerinden geçen nice seneye rağmen muzipliği, orijinalliği eskimemiş anlatıcımız yani Sait Faik kadar gerçekti, onun gibiydi işte, hayata o da öyle muzipçe bakıyordu, gülüyordu bir başkasının insanca debelenişlerine.

Kitap basılalı 67 sene olmuş. Bütün sokaklarıyla İstanbul eskimiş, yeni ahalisinin ucu bucağı görünmüyor, ve her gün birileri ölüyor, tekinsizlik hissi göklere dek ulaştı, geleceğimizden emin değiliz gibi hiç birimiz ve ama, işte, bu sayfalardan gözlerimize, ellerimize dökülen bunca satır ve kısık gözlerle bir adada hiç tanımadığı arkadaşının evine gitmeyi özleyen o Sait Faik aynı, değişmemiş, ve 67 sene sonra bile, kimi yerlerde gözlerim ıslanarak okurken, aynı şeyi düşünüyordum; insana, insanın yarasına, muzipliğine, kaybetmişliğine, ya da hülyâlarına böyle bakarken, böyle anlayışla ve sevecen bakarken, ve tramvay üzerinden geçsin diye raylara bağlanan bir fare için canını dişine takarak koşturan Sait Faik, bir müddet sonra çocuklara küfrederek hayvanı bırakırken kendi kaderine- ve yine son hikâyesinde insana son kez aldanan bir mağrur balığın hayatına bizi tanık ederken de, edebiyatın, seneler ne denli geçmiş olursa olsun, bir türlü kaybolmayan, eskimeyen bir damardan çağlıyor sesi ve bize de eskimeyen, solmayan, tadı bir türlü kaybolmayan bu akışa kendimizi bırakmak kalıyor. Çünkü, hakikaten de, bizim gibi, zayıfların, edebiyata sığınmışların başka çaresi yok. Sesi büyük büyük çıkanlardan değiliz hiç birimiz, çünkü sesi kısık, ve hikâyelerden birindeki o kambur gibiyiz, ya da otuz sene öncesi aşık olduğu kızı düşleyen o masum, ve kitabı yazarken artık yaşlanmaya başlamış Sait Faik gibi, kelimelerle dönüyor başımız. Bu ülkede, bu şehirlerde güvende miyiz artık, bir gün bir bombanın ya da kurşunun masum bedenimize neler yapabileceğini hayâl edemesek de akıl edebiliyoruz ve artık hiç bir şey bize imkânsız görünmüyor. Hayatımız boyunca hep beraber, elimizden geldiğince yaşamaya çalıştık hepimiz ve sevdiklerimizin arasına nice buram buram edebiyat kokan hayâli ama yine de gerçek arkadaşlar eklediksek de aynen Zeze gibi, Âdli gibi, Tsukuru gibi, ya da Gabriel gibi, ömür de geçti artık ve edebiyat bile hayatın ürkütücülüğünü yok edemiyor, çünkü her yanımızda hayâl edemeyen, edebiyat okumamış insanlar var, edebiyat kitaplarının tadını bilmeyen ve bir kitabın kokusunu hatıraya dönüştürememiş insanlar var, hayat sanki bir emirmiş gibi, klişelerle yaşayan ve buna hayat diyen insanlar var ve hepsi ölümüne öfkeliler ve hepimize haykırıyorlar. Oysa bizler, yani biz edebiyatı sevenler, yani biz edebiyata, kitaplara tutunup onlara gömülenler ve orada soluk alıp verenler, biz hakikaten başkalarının öfke ve nefretinin, haklı ya da haksız davasının kurbanları, hepimiz, olsak olsak bir cılız ama hakkaniyetli bir sesiz, ve bu insanlardan tek bir tanesi tek bir kez Sait Faik okumuş olsaydı elbet, bir kez olsun, başka türlü bakması için binbir sebebi olacaktı hayata her birinin, ama okumadı hiç biri, ve Sait Faik'in insan ve hayat sevgisi dolu sesi sadece bizim dünyalarımızda yankılanıp duruyor o yüzden. Sait Faik'in her hikâyesinde baktığı o insanlar şu anda yok dünyada, belki o muzip çocuk yaşıyordur kimbilir, ama diğerleri, hepsi ölüp gittiler; ama kalemi öylesine incelikli güzel anlatıyor ki sanki hepsi buradaydı okurken, ve bütün o güleçliğiyle, huysuzluğuyla insanlar, yokuşlardan aşağı ya da bir sandalda beklerken ümitle, veya çok eski bir zamanın kaygısıyla hatırlarken çok eskiden sevilmiş birini, gerçekten de sayfalarda canlanarak bize birbirine benzemeyen nice isim, görünüş ve sıfat altında o aynı, büyük damarın içinden hayatın çağlayarak aktığını haber veriyor. Edebiyat hayattır derken, bir abartı olamazdı bu, ve değil de zaten. İyileşmek için edebiyat gerek derken, asla abartmıyoruz ki hiçbirimiz, çünkü gerçekten edebiyat iyileştirir insanı, yaşadığımız ve artık günlük hayatımızın parçası olan bütün zulümlerin içerisinde direnmemizi ve ümit etmemizi sağlayarak edebiyat iyileştirmiyor mu bizleri? Yoksa şu an oturmuş yağmurun camlara vuruşunu dinleyerek bunları yazarken ben, yoksa ben kendi kendimi mi iyileştirmeye çalışıyorum bunca zamandır? Hastayım çünkü nicedir ve kırk beş yıllık hayatıma bir merhem gibi geliyor edebiyat, iyileştiriyor beni; edebiyat çünkü iyileştirir ve çünkü edebiyat gerçekten de hayattır. O yüzden, bu hayat dolu damardan kana kana içmek ve iyileşmek için, gecikmeden, Sait Faik'in bu yıllanmış ama zerre eskimemiş davetine mutlaka icabet etmeli..
144 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
“Ölüye ağlayamayan insanların huzursuzluğu içindeyim. Gülenlere kızıyorum. Halbuki ben yaşamayı severim, delicesine! Öyle şeyler bana vız gelir ki günler boyunca. Düşmanlıklar, iftiralar, yalanlar, ekmek parama göz dikenler, gidip sevgilime beni yerenler, hepsini hepsini sevdiğim günler, saatler vardır. Bütün kinim yirmi dört saat sonra eski zaman havuzları gibi sakindir. Ama bugün yemişlere, çiçeklere bile düşmanım. Karanfil satan adam gülüyor. Ötede simitçi gülüyor. Benden başka hepsi mesut. Topunuzun Allah belasını versin!” (Sayfa 78-İzmir’e)

Sait Faik’in hikayelerindeki karakterler, durumlar, akıldan geçip dile gelmeyenler, gözlemler okuyanı o kadar içine çekiyor ki. Evet kendisi zaten bir gözlem adamı, tahlil kalemi. Kendine özgü anlatımıyla birey için yazarak, toplumu izlettiriyor. Çok uzun yıllardır okumuyordum kendisini. En son nerede kaldık derseniz, okul yılları diyeceğim. Etkinlikler böyle güzel yazarları, kitapları okumak hatırlamak için hoş bir vesile oluyor. Yasemin A. hanıma ve İbrahim (Sisifos) beye çok teşekkürler.

22 tane birbirinden çarpıcı hikayelerin olduğu “Mahalle Kahvesi” sade bir dille yazılmış, halktan her an her yerde rastlayabileceğiniz yurdum insanlarının olduğu, kulak kabartıp dinlediğinizde günlük olağan konuşmalarına, dertlerine, hüzünlerine, tebessümlerine, umutsuzluklarına tanık olursunuz. Sait Faik’in değindiği yaşamlar, kahramanları sıradan, çok ilgi çekmeyecek gibidir. Okurken hikaye nerede başladı, nerede bitti hissini de yaşarsınız biraz. “Uyuz Hastalığı Arkasından Hayal” hikayesinde sinema önünde gördüğü hastalıklı bir garibanı konu etmiştir. “Plajdaki Ayna” da, yine toplumun dram yükünü sırtlanmış temizlikçi bir kadını anlatır. “Kınalıada’da Bir Ev” de hoşlandığı kızın, yaşam şartlarının asgariliğini hayal kurarak gözümüzde canlandırır.

Ben hikayelerde dolanırken, anlatılan olayları da gördüm, kişilerin yüzlerine de baktım. O sandalyede oturdum, o çayı içtim, denizi seyrettim, baharın kokusunu ciğerlerime doldurdum, martının uçuşunu izledim. Onların yakınındaymışım gibi bir hisle okudum, görselleştirdim. En beğendiğim hikayeler “Doktor oldu ama adam olmadı” diye oğullarını anlattığı Müvezziin’in (gazete dağıtıcısı), Kör Mustafa’nın içe dokunan Karanfiller ve Domates Suyu’nu, Kız kardeşinin kötü yola sürüklenmesine neden olan gencin mahalleye dönüşünü anlatan ve kitaba ismine veren Mahalle Kahvesi, Bilmem Neden Böyle Yapıyorum, Gramofon ve Yazı Makinesi, İzmir’e, Bir İlkbahar Hikayesi, Söylendim Durdum, Ermeni Balıkçı ile Topal Martı oldu.

Sait Faik’le tekrar buluşmak, Onu hatırlamak güzeldi. İnsanı saran hikayeler okumak, bulmak gerçekten zor biraz. Böyle önemli kalemleri aradan geçen zaman ne kadar olursa olsun yad etmeli diye düşünüyorum. Ve Onun en çok sevdiğim şu cümleleriyle yazıyı bitiriyorum;

“Hikayelerimi beğenmezler üzülürüm. Beğenirler kızarım. Kendim beğenirim, budalalaşırım.”

İyi ki yazmışsın üstad. Beğenip beğenmediğime gelince bunu bir kere daha düşünmem lazım :)

Herkese Sait Faik’li okumalar dilerim.
144 syf.
·2 günde·10/10
23 hikayeden oluşuyor SFA ‘ın Mahalle Kahvesi hikaye kitabı.

1950 yılında basılmış bu hikayeler yani 1944’te siroz teşhişi konduktan 6 yıl sonra yayınlamış..
İyileşemeyeceğini, ölümcül bir hastalığı olduğunu biliyor..

Neden otobiyografisine bu kadar yer veriyorum bu incelememde çünkü belki de ölümü, intiharı, yaşama tutunma çabasını, gerçekten insanları sevmesini en yoğun işleyip yazdığı hikayeler bu kitapta..
Sartre’nin varoluşçuluk felsefesinden izler taşıyor çoğu hikayesi..

Ölümünü tasarlayan iki hikaye kahramanı vardı mesela..
Biri Sinagrit Baba diğeri Bir Bahçe hikayesinde evine gitmeye üşenip Beyoğlu’nda bir otelde geceleyen yazıcı yani kendisi..

En acı soslu dram hikayesi Hallaç idi.Resmen ben de o iskelede idim ve o 78 yaşındaki Hallac babanın mavi gözlerinden yaşamın son nefeslerinin alınıp verilmesini kulaklarımla duydum.

SFA denizi ağır bir sessizliğe benzetiyor ve karada olduğu kadar kendini denizde güvende hissetmiyor..Topal Martı ve Balıkçı hikayesinde bu korkuyu iyice bir hissettiği belli..
Sizi bilmem lakin ben bu SFA etkinliğini başlattığımdan beri rüyalarımda kalabalıklar, bazılarının yüzü tanıdık bazılarına senin rüyamda ne işin var dediğim insan kalabalıklığı ve balık sahneleri eşliğinde sabah uyanıyorum.Çiğ balık yiyen çocuklar, ben de şişenin içinden şekerleme niyetine kurutulmuş balık yiyorum rüyamda..

İlginç bir hikayeye denk geldim bu kitapda..Kış akşamı, Maşa ve Sandalye hikayesi..Nesnelerle arasında bir bağ kurmuş nerdeyse ruh üflemiş kendinden Maşa ve Sandalye’ye..
Bir arkadaşı andım evine girerken kapıdan içeri adımını attığında -Selam Evim derdi..

SFA ile bir dergi röportaj yapıyor ,sorulan soru şu; çocukken ve ilk gençlik yıllarınızda ne olmak isterdiniz?
Şöyle cevap vermiş; Esasında hiçbir şey olmak istemedim ve olmamayı başardım.

İlginç bir cevap:)

Aslında bu hikayelerin herbiri tarihe birer vesika, o ânlardaki şehirleri, denizleri, balıkları, kahveleri, yolları, evleri, vapurları, çocukları olduğu haliyle, neredeyse göründüğü gibi doğal gözlemci SFAgözüyle kelimelerle fotoğraflanmış.Bu öyküler 1930’lar ile 1950’lilerin tarihsel bir panoraması gibi..
Hafif çapta karantinadan usanç ve bunalmış hislerimi ölüm ve varoluşsallık ögeleriyle iyice depreştiren bir kitap oldu .

Okursanız pişman olmayacağınız bir kitap..
105 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Herkese merhaba Sait Faikin Abasıyanık kitabından şaka şaka Mahalle Kahvesi adlı öykü kitabından bahsedeceğim. Içerisinde 22 tane öykü bulunan kitap ismini de içerisindeki öyküden alıyor bana kalırsa Mahalle kahvesi öyküsü diğerleri kadar çarpıcı değil.Plajdaki ayna ve Dört Zait beni etkileyen öykülerden. Türkiyenin daha çok kır kesiminde yaşayan insanların hayatlarını ve kendi yaşamından kesitleri bize sunan Sait Faik kullandığı betimlemelerle adeta öyküleri gözümüzün önünde canlandırmış ve eserdeki karakter özelliklerini keskin bir biçimde aktarmış severek okuduğum bir kitap oldu herkese tavsiye ediyorum
144 syf.
·3 günde·8/10
Kitap o kadar güzel ki anlatamam size yazarın kalemine , düşünce tarzina bir kez daha hayran kaldım. Kısacık öykülerin den koskoca anlamlar çıkan surukleyici, muhteşem bir eser kitabın genelinde sebep, sonuç ilişkisi yok. Genelde yazarın izlenimlerinden yola çıkarak davranışlarla ilgili bi kaç öykü mevcut kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.....
144 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Sait Faik'in ilk okuduğum kitabı. Konular günlük hayattan ve halktan insanlardan seçilmiş. Yazar hiç ummadığımız eşyalara örneğin bir yazı makinesine bile çok farklı anlamlar yüklemiş. Hikayeler sürükleyici. Dili yalın ve özgündü.Bunun yanı sıra konular hakkında sizi oturup düşündürebiliyor.Sait Faik okumak isteyenler için güzel bir tercih olabileceğine inanıyorum.İyi okumalar.
144 syf.
·2 günde·8/10
Sait Faik’le tanışmamız bu kitapla başladı, ama biz bu tanışmayı burada bırakmayı düşünmüyoruz. Tanışmakta geç kalmışız zaten burda noktalayamayız.
Kitap 22 öyküden oluşuyor. Son olarakta Orhan Velinin Sait Faik için yazmış olduğu yazısıyla sona eriyor.
Yazarın anlatım tarzı kendine has yorumları gerçekten insanın içine işliyor. Çok samimi ve içten. Öyküde kahramanlarımız hep halk arasından seçilmiş. Sait Faik sıradan insanlarımızı kendi gözlemleriyle aktarmış. Sizi güldüren şeyler olduğu gibi sanki kahramanları tanıyormuşsunuz karşılıklı sohbet ediyormuşsunuz gibi bulabilirsiniz kendinizi. Sait Faik gerçekten tam bir mahalle çocuğu.
Sait Faikle alakalı olumsuz eleştiriler görmüştüm. Bunlar sizde önyargıya sebep olmasın sonuçta okumadan karar veremezsiniz. Ben Sait Faiki sevenlerden oldum, bazen anlamakta zorlandığım yerler olmadı değil ama bu durum bir yazar için bence ön yargı oluşturmamalı.
Yaşama sevincini ruhunuzda hissetmeye hazır olun efendim.
Keyifli okumalar.
144 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Sait Faik okuduktan sonra caddeye, sokağa çıkıp insanları incelemek geliyor içinizden. Bulmak istiyorsunuz Sait Faik'in karakterlerini. Zaman değişse de değişmeyen bu insanları rahatlıkla bulabilirsiniz emin olun. Ama onun kaleminden dökülenler, gördüklerimizden bile daha gerçekçi canlanıyor zihnimizde.
"Kalabalık bir caddenin oldukça sevimsiz bir kahvesine akşamları çıkıyor, camın önündeki masaların hemen arkasındaki yere oturup kalıyorum. Saatlerce gelip geçenleri seyrediyorum. Sıkılmıyor muyum? Aksine eğleniyorum" sözleriyle kendisini bir nevi özetlemiş, "Ben Neden Böyle Yapıyorum" adlı hikayesinde Sait Faik Abasıyanık.
Herkesin okuması, bilmesi gereken bir yazar. Kendisinin ve eserlerinin değerinden bahsetmek, benim haddim değil zaten. Orhan Veli Kanık da demiş: "Güçtür çünkü Sait hakkında konuşmak"...
144 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10
Neden sait faik okumaya bu kadar geç başladım bilmiyorum! İçerisinde ki öyküler o kadar güzel işlenmiş ki hepsini bir anda okuyup bitirmek yerine daha iyi pekiştirerek, içime sindirerek okumayı tercih ettim. Okudukça etrafımdaki herşeyi bir sorgulama,üzerine düşünme isteğine kapıldım. Mesela bir evin çatısı, bir sokak lambası,bir ağaç hatta bir çiçek bu küçük ayrıntılar daha da anlam kazanmaya başladı gözümde.

Sait faik kitabında alaycı diyebileceğimiz bir üslup kullanmış ama bu kötü anlamda değil aksine dahada gerçek, daha da anlamlı kılmış öyküleri. Sait faik gerçekten muhteşem bir yazar diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum. Kesinlikle bir kitabından başlamalısınız.
144 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Sait faik'in okuduğum ilk kitabı. Içinde her konudan hikayenin bulunduğu orta düzey bir kitap. En begendiğim hikayeler; mahalle kahvesi, bir ilkbahar hikayesi ve sinağrit babaydı. Okumanızı tavsiye ederim.
-Sen ne olacaksın büyüyünce ?
-Ben mi ? dedi.
-Ben, dedi, boyacı olacağım.
-Ne boyacısı ?
-Kundura boyacısı.
-Neden kundura boyacısı ?
-Ya ne olayım ?
-Doktor ol, dedim.
-Olmam, dedi.
-Neden ?
-Olmam işte.
-Neden ama ?
-Doktoru sevmem ki.
-Olur mu ya? Bak, dedim. Doktor sevilmez olur mu ?
-Tabii sevmem, dedi.
Annem hasta oldu.
Evimize geldi. Kumbaramızı kırdık.
Bütün yirmi beşlikleri ona verdik. Sonra çeyrekler kaldı. Onlarla da reçeteyi yaptırdık. O da zorlan.
-Ama annen iyileşti.
-Annem iyileşti ama paramız gitti.
İki gün yemek yemedim ben.
•••
Yanımda birisi olsaydı ağlayacak kadar mesut olurdum. Kimsesiz, terk edilmiş, işsiz, serseriydim.
Sait Faik Abasıyanık
Sayfa 92 - İş Bankası Kültür Yayınları
Kitaplar, bir zamanlar bana, insanları sevmek lazım geldiğini, insanları sevince tabiatın, tabiatı sevince dünyanın sevileceğini, oradan yaşama sevinci duyulacağını öğretmiştiler.
Sait Faik Abasıyanık
Sayfa 41 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mahalle Kahvesi
Baskı tarihi:
Ekim 2012
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053607182
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Mahalle Kahvesi
Mahalle Kahvesi
"(!) Mahalle çocuğu, Sait'in hikâyelerinde bir iki tane değildir; birçoktur. Bunu, onun bu yaşa kadar değişmemiş mizacına veriyorum. Bence Sait Faik ne genç hikâyecidir, ne ihtiyar. Bence o, kırkını aşmış bir mahalle çocuğudur.

Ama sakın bu hükmü onu kötülemek için söylenmiş bir
söz sanmayın. Çocuk deyişim ona gençlikten daha genç
bir yaş biçişimden, mahalle çocuğu deyişim de onu, ekseri mahalleden yetişenler gibi, halktan bir insan, halka bağlı bir insan sayışımdan ileri geliyor.
-Orhan Veli Yaprak-, 1 Şubat 1950

Kitabı okuyanlar 2.505 okur

  • Sonay  kişin
  • Kitap Sever Psikolog
  • Birkan Ergin
  • Zeynep Nur Çetinkaya
  • Berkay Güneş
  • Ütopya
  • Aspidistra
  • Ruzgar Didem
  • st21th
  • Esra ÇAKIR

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.2
14-17 Yaş
%4.6
18-24 Yaş
%27.9
25-34 Yaş
%36.7
35-44 Yaş
%19.4
45-54 Yaş
%5.3
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.6
Erkek
%42.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19.9 (136)
9
%18.4 (126)
8
%26.1 (179)
7
%16.1 (110)
6
%4.8 (33)
5
%2.8 (19)
4
%1.6 (11)
3
%0.4 (3)
2
%0.1 (1)
1
%0.6 (4)

Kitabın sıralamaları