·
Okunma
·
Beğeni
·
7,1bin
Gösterim
Adı:
Mahşer
Baskı tarihi:
1977
Sayfa sayısı:
314
Format:
E-kitap
ISBN:
9786051554983
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken
Baskılar:
Mahşer
Mahşer
Mahşer
Mahşer, cephede vatanı, milleti uğruna savaşıp gazi olan ve İstanbul’a döndükten sonra kendisini intiharın eşiğinde bulacak kadar hayal kırıklıkları yaşayan Nihat’ın romanıdır. Birinci Dünya Savaşı’nın sebep olduğu çalkantıların, fakirlik ve ruhî bunalımların ferdî ve toplumsal ölçekte yol açtığı ahlakî çöküntüleri, gerçekçi bir atmosfer içinde sunan Peyami Safa, daha romanın ilk sayfalarından başlamak üzere, idealist bir insanın hayatta kalmak için ne gibi fenalıklarla yüzleşmesi gerektiğini okuyucuya gösterir. Nihat Çanakkale’de omzundan yaralandığı için gönderildiği İstanbul’da gördüğü manzara karşısında, artık Türkiye’nin “masumlar, temizler, alice­naplar, faziletkârlar, hasbiler, iyi niyet sahipleri ve büyük kalpli insanlarla reziller, çalıp çırpanlar, imansızlar, sonradan görmeler, seviyesizler, sütü bozuklar, hainler ve katillerin omuz omuza yaşadığı bir mahşer yeri” olduğuna inanmaya başlar.

[Ötüken Neşriyat A.Ş.] 
314 syf.
·11 günde·9/10 puan
Mahşer nedir? Mahşer, dinsel inanışa göre, kıyamet günü dirilecek olanların toplanacakları ve günah/sevap defterinin açılarak hesapların kesileceği yere verilen isimdir. Mecazi olarak ise, büyük ve gürültülü kalabalıklar için kullanılmaktadır. Peyami Safa bu eseri için "Mahşer" ismini tesadüfen seçmiş değildir. Ona göre 1915-1916 yılları Türkiye için adeta bir mahşer yeridir.

Kitabın baş kahramanı Nihad'dır. Nihad ismi de tesadüfen seçilmiş bir isim değildir. Tabiat, huy, bünye veya yaratılış demektir. Tabiat ve yaratılış kelimeleri Nihad'ın karakteri ve beklentileri için oldukça uygun kelimelerdir. Zira Nihad bir Çanakkale gazisidir. Çanakkale'de vatanı ve milleti uğruna savaşmış, yıkılmak üzere olan vatanını müdafaa etmek için canını ortaya koyarak onurlu bir duruş sergilemiştir. Gazi olduktan sonra ise, İstanbul’a dönmek zorunda kalmış, döndüğünde ise beklediği ilgiyi ve alakayı hem vatanından hem de vatandaşlarından görememiştir.

Beklediği ilgiyi ve alakayı göremeyen Nihad, İstanbul'da açlık, sefalet, işsizlik ve yalnızlık içinde, gazi olmuş haliyle yeniden bir hayat mücadelesinin içinde bulmuştur kendisini. Onun için 3 yıl sonra geri döndüğü İstanbul tam bir hayal kırıklığı olmuş; artık riyakarlığın kol gezdiği, rüşvetçiliğin tabii bir hal aldığı, haksızlığın başını alıp yürüdüğü ve ahlaksızlıkları yapıp zengin olanlara saygı gösterildiği bir yer olmuştur. Bu hayal kırıklığı zamanla öyle bir seviyeye yükselecektir ki, hayatta kalmak ve vatanını müdafaa etmek için Çanakkale'de her şeyi yapan Nihad, kendisini intiharın eşiğinde bulacaktır.

Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti için çok sarsıcı ve yıpratıcı bir savaş olmuştur. Bu savaş hem devleti zayıflatmış hem de toplumsal olarak iyiden iyiye fakirleşmenin ortaya çıkmasına, ruhsal bunalımların patlak vermesine ve Peyami Safa'ya göre ahlakî çöküntülere yol açmıştır. İşte bu eser, Peyami Safa'nın bu ortamı bize hem akıcı hem de gerçekçi bir şekilde anlattığı eseridir.

Kitabın bu konusunun yanında, içerdiği bir de aşk konusu vardır. Bu aşk, çalkantılı bir aştır. Nihad'ın aşık olduğu kadın Muazzez'dir. Muazzez ismi de tesadüfen seçilmiş bir isim değildir. Saygı duyulan, aziz bilinen, demektir. Muazzez de o dönemin şartlarında nadir bulunacak güzellikte ve düşüncede olan bir kadındır. Ne var ki, akrabası Seniha Hanım’ın apartmanında oturmaktadır ve Seniha Hanım çıkarları uğruna her şeyi yapan "ahlaksız" bir kadındır. Muazzez'i de kötü etkilemektedir. Bu arada Seniha ismi de "süs" anlamı taşımaktadır ve yine tesadüfen seçilmiş değildir... Seniha Hanım, Nihad ile Muazzez arasındaki ilişkiye rıza göstermez. Zira Nihad’ı kendi işleri için kullanmak istemektedir. Bu aşamada aşk galip gelir ve Muazzez, Seniha Hanım'ın apartmanından kaçarak Nihad ile evlenir. Ancak zamanla yoksulluk baş gösterince evlilikleri iyi gitmemeye başlar. Muazzez sefalete daha fazla dayanamayarak "apartman"a geri döner. Nihad ise bu terk ediliş karşısında intihar teşebbüsünde bulunur ama muvaffak olamaz. Acaba Nihad ile Muazzez mutlu bir yuva kurup huzur içinde yaşayabilecekler midir? Devamını merak edenler kitabı alıp okumalıdır.

İntihar demişken, kitabın içerisinde Peyami Safa'nın intiharı anlattığı birkaç sayfa vardır ki, inanılmaz sarsıcı ve etkileyicidir. Ben böyle gerçekçi bir anlatım görmedim, desem yeridir. Bir insanın hangi şartlarda intihara sürüklendiğini ve intihar ederken ne düşünüp nasıl hareket ettiğini merak ediyorsanız, akademik kitapların yanında bu eseri de mutlaka okumalısınız.

Son olarak, Peyami Safa, daha önceki incelemelerimde de belirttiğim gibi, hemen her romanında kendi düşüncelerini bir karakterin ağzından kitaba yerleştirmeyi ihmal etmez. Bu eserinde de sözünü ettiği konularla ilgili düşüncelerini "Mehmet Kerim Bey" karakteriyle okura sunmuştur. Mehmet Kerim Bey, Safa'nın kendisidir.

Kitapta anlatılacak, değinilecek, üzerine sohbet edilecek, fikir belirtilecek veya tartışılacak çok fazla güzel konu var. Peyami Safa bu konuları kendi penceresinden edebi bir dille yorumlamış. Bütün bu konuların hepsine değinmem ve düşüncelerimi belirtmem mümkün değil. Zira dolu dolu bir kitap... Neticede, Peyami Safa'nın bu eserini de yine beğendim. Yalnızca kitabın orta bölümlerinde yer alan bazı olayların anlatımının zayıf kaldığını fark ettim. Bu kısımlar sanki Peyami Safa'nın kaleminden çıkmamış gibiydi. Buna karşın son bölümlerdeki anlatımlar ve psikolojik tahliller yine çok kaliteliydi. Okumanızı öneririm.
324 syf.
·Puan vermedi
Peyami Safa'nin iyi bir yazar olduğunu düşündüm ama bu kadarını beklememiştim. Her karakteri ayrı ayrı yaşayıp , her olayın içinde buluyorsun kendini. Bu ulke nasıl zorluklardan şimdiki haline gelmiş , nasıl o zorlukları unutmuşuz, nasıl her şey sanki öylece olmuş bitmiş gibi düşünmüşuz onu fark ettim. Simdi gazi olan bir askere devletin tanıdığı imkanlari biliyoruz ya , hep öyleymiş gibi geliyor. Sanki yıllarca Osmanlı zamanında bile onlar çok önemli insanlarmis gibi. Ama Nihad gazi olarak döndüğü Çanakkale cephesinden hayatındaki tek insanın öldüğünü öğrenerek adım atıyor İstanbul topraklarına. Fakirlikle dolup taşan topraklarda bir de yalnız kaldığını öğrenmek ne büyük buhran. Bir şekilde hayata devam etmesi gerekiyor tabi . Önce 24 saattir hiçbir şey girmemiş midesine bir şeyler bulmali, sonra başını sokacak bir ev, sonra iş...
Aslında pek seçeneği yok , arkadaşı Faik ' e koşuyor hemen. Arkadaşı seve seve kabul ediyor onu . İki dilim ekmeğini paylaşıyor. Evde bir tane yatak var ama Nihad bilmeden öğlene kadar uyuyor. Ertesi gün arkadaşının odasına girince Faik'le babasını beton üstünde büzüşmüş bir şekilde uyurken bulunca anlıyor. Hemen not bırakıp çıkıyor evden , iş bulmak gerek. Bir çok yere başvuruyor, gazi olduğunu söylüyor ama kimsenin umrunda değil . Sonunda bir yerde buluyor. Ama bu ülkenin sonunu getirenler gibi olan , işlerini hırsızlıkla yapan , devletin malını cebine atıp bir şekilde önüne bakan bir aile bu. Tabi bilmiyor ailenin böyle olduğunu. Onun yapacağı iş , fakirlik içindeki bu ülkede çok da modern olan bir evde küçük bir çocuğa Fransızca öğretmek. O evde Muazzez ile tanışıyor. Muazzez saf , masum , temiz bir genç kadın . Onunla tanışmasiyla olaylar gelişiyor.


Romanda yalnızlık neymiş onu okuyorsun. Açlık neymiş , fedakarlık neymiş , sevgi neymiş ,arkadaşlık neymiş , ahlaklı bir insan olabilmek neymiş bunları okuyorsun. Ama yanlış anlaşılmalarla intiharın eşiğine gelmek de var . Ben haklıyım davasıyla ölüme gidilebileceğini de görüyorsun. Romanda o kadar çok duygu , o kadar çok olay , o kadar çok karakter var ki anlatmak mümkün değil . Hepsi de dolu dolu. Dolu dolu bir roman ,bu romanı okumus olmak , Peyami Safa ile tanışmış olamak da büyük bir şans benim için .



Teşekkürler Peyami Safa
324 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
Ya bu adamın nasıl bir tahlil etme gücü var. İnsanın çelişkilerle dolu yapısını öyle bir anlatıyor ki akıllara zarar. Resmen ağzı açık kalıyor insanın.
Bazen anlatılarda karakterlerin düştüğü tereddütlü durumlar size kafayı yedirtse de bunun bazı zamanlar gerçekten böyle olabileceği gerçeğini hatırlayınca hak veriyorsunuz Safa'ya.

Tereddütlerin yazarı diyorum ben Safa için. Okuduğum 7.kitabı ve kült sayılabilecek eserlerinin hepsini okudum sayılır. (Yalnızız, Biz İnsanlar, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Matmazel Noraliya'nın Koltuğu, Bir Tereddüdün Romanı, Mahşer) kitaplardaki karakterlerin hepsinde tereddüt, çelişki halleri had safhada. Ya adam Bir Tereddüdün Romanı diye kitap yazmış daha ne olsun :)
En uç noktalardan işliyor bunları ama sonunda da iki duruma da hak veriyorsunuz çünkü anlattığı iki hal de geçerli. Karakterlerin ruhsal bunalımları, çevresinde var olma çabaları, insanlarla ilişkileri hep tereddüt içinde. Aslında bu tereddüt hali bol sorgulamadan, düşünmeden gelen bir hal. Şöyle olursa şöyle olur, böyle yaparsam öteki türlü olur vs vs. Bu az çok hepimizde var, belki de Peyami Safa'yı bu denli özel kılan da bizi net olarak bize anlatması.

Yazdığım bu eserleri okumama rağmen Peyami Safa eserleri hakkında bir şeyler yazmak için ben de hep tereddüt ettim. Sanırım karakterlerdeki o tereddütlü hal bir süre sonra okuyana da sirayet ediyor. Aman dikkat edin :) Zaman zaman yorumlarda bolca yazdım aslında ama sanırım daha fazla yazabilmek için bazı şeylerin birikmesi gerekiyor veya o yazma isteği her zaman olmuyor. Bu da bir gerçek.

Neyse bu kadar gevezelikten sonra biraz da kitaba gelelim :)
Mahşer kitabı için her ne kadar Çanakkale'den gelen yaralı bir askerin hayatına odaklanmış gibi söylense de derinlere indiğimizde bir Türkiye mozaiği görüyoruz. İçinde bulunduğu topluma, siyasî yapıya, insanların çıkarcı davranışlarına derin bir eleştiri getiriyor.
Nihad askerlik görevini yaparken vurulup gazi oluyor ve İstanbul'a geri dönüyor. Hayalinde güzel şeyler var ama dönemin yapısı bu hayalleri gerçekleştirebilmek için pek de uygun değil. Kurumlardaki bozukluk, rüşvet, torpil sistemi had safhada.
Doğru bir hayat yaşamak için çabalayan Nihad bu yapının içinde yavaş yavaş yok oluşa doğru sürükleniyor.
Peyami Safa'nın bir bölümde intiharı anlatışı var ki akıllara zarar. İnsanın intihar edesi geliyor valla :)
Bir diğer bölümde Rıza karakterinin ağzından anlatmış olduğu adalet, ahlak, fazilet kavramları da ülkedeki acı gerçeği gözler önüne seriyor.

Bu bölümde şöyle bir alıntı var;
"Bana kanunla adaletten bahsedenin şaşarım aklına. Hele (ahlak!) diyene şinanay, şinanay!" #77505690
Belki de günümüzde şu cümleleri kurmayan bir Allah'ın kulu yoktur. Acı gerçek işte. Yapı hiç değişmiyor.

"Halbuki bugün, kanun da kuvvetlileri himaye ediyor. Sırası gelince kanun bir dolandırıcıya şeref, bir katile nişan, bir hırsıza paye veriyor.
Hele Türkiye'de bu ne kadar çok böyledir!" #77646036
diyerek o günün ve bu günümüzün özetini de yapmıştır. Cidden bu bölümleri okurken acı duydum. Zaten çoğu kitabı okurken, anlatılanların üstünden onca zaman geçmesine rağmen hiçbir şeyin değişmemiş olması acıdan başka hiçbir şey vermiyor.

Son olarak, bir nevi kitabın da özeti olan şu alıntı ile bitirmek istiyorum.

"Türkiye bir mahşerdir, orada masumlar, temizler, alicenaplar, faziletkarlar, hasbiler, iyi niyet sahipleri ve büyük kalpli insanlarla reziller, çalıp, çırpanlar, imansızlar, türediler, sonradan görmeler, seviyesizler, sütü bozuklar, hainler ve katiller omuz omuza yürür, gezer, sevilir, yaşar, karışık bir kütle gibi kımıldarlar. Ve niçin haber vermediler ki, buranın, bu toprağın hakiki sahipleri, bu türediler, bu rezillerdir. Kanun ve mahkeme nüfuz ve zabıta, devair onlarındır. Onlar ki bir türedi nesildirler, yalnız kendi ömürlerini iyi sürmek için memlekete kahraman görünerek toprağı satarlar." #77646051

Yazarın görüşü vs. bu konulara hiç girmeyeceğim. Bilinçli bir okurun artık bu tarz konuları aşmış olması gerekiyor bence. Peyami Safa'yı okumayanlar gerçekten çok büyük bir edebi keyiften mahrum oluyorlar. Benden söylemesi. Peyami Safa'yı okuyun arkadaşlar, Mahşer'i de okuyun ve siz de Türkiye'deki Mahşer gününün gerçekleri ile yüzleşin.
324 syf.
·11 günde·Puan vermedi
Çanakkale'de vatanını savunmanın verdiği gururu taşıyan gazi Nihad'ın eski hayatına döndüğü zaman: karşılaştıkları güçlükleri, hayata bakış açısını, toplumu, insan ilişkilerini, çoğu insanın aklının hep bir ucunda olan intihar düşüncesinin işlendiği akıcı bir roman. Hepimiz Mahşerdeyiz!
324 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Peyami Safa'nın kalemine bir kere daha hayran kaldım bu kitap sayesinde. Bireyler üzerinden toplum eleştirisini Peyami Safa kadar muazzam yapabilen sayılı yazar var ülkemizde. Çanakkale Cephesi'nden Gazi olarak İstanbul'a dönen Nihad'ın bireysel ve cemiyetle alakalı buhranları anlatılıyor kitapta. "Ekmek aslanın ağzında"denilen durumu bizzat yaşayan Nihad,her geçen gün memleketin yozlaşan ve kötülüklere bürünen bir yönünü daha keşfeder ve usulca hayattan soğur. Bu süreç içerisinde aşık da olur fakat aşık olduğu kadın ile de arasında bir takım çatışmalar yaşanır. Birinci Dünya Savaşı'nda İstanbul'un bilinmeyen yüzlerinin, ötekileştirilen yoksul hayatların hüzünlü ve bir o kadar gerçek portresini çizer Peyami Safa. Vatanı üç beş kuruşa satıp bolluk içinde yaşayanlar ile namusuyla ve ahlakıyla var olmaya çalışıp ölümle burun buruna yaşayanlar arasında ince bir muhakeme yapılır ,ve yazarın tarafı en başından bellidir. Her dönemde geçerliliğini koruyacak bir konuya değindiği için bu kitabın muhakkak okunması gerektiğini düşünüyorum.
"Türkiye mahşerdir." Nihad, 8 yıl süren savaşlar sonrası Çanakkale'de yaralanmış, gazi olmuş ve vapurla Istanbul'a dönüyordur. Kurtuluş Savaşı öncesi işgal yılları. Özlem tavan. Ama Istanbul'da kimsesi kalmayan Nihad bir mücadeleye başlar. Bu savaştan daha zor yaşam mücadelesi acaba nasıl sürecek? Payami Safa kendine de romanın içinde bir rol vererek düşüncelerini anlatmış. Duygu dolu paragraflar sizi bekliyor. Ayrıca kahramanların isimleri de anlamına uygun seçilmiş. Nihad, Müşerref, Seniha... Kurtuluş Savaşı öncesi İstanbul'u tanımamızı sağlayan müthiş bir eser.
324 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10 puan
Yine Peyami Safa, yine etkileyici anlatımı, uslübü okurken alınan tadın güzelliğine bu eserinde de şahit olacaksınız.
Çanakkale savaşından sonra İstanbul'a dönen bir zabitin, acı ve ızdırapla dolu hayatın ve aksine içindeki yaşama arzusu, pes etmeyişi herşeye baskın gelerek ayakta kalma mücadelesi...
324 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Okumaya doyamadığım bir kitap oldu açıkçası. Çok akıcıydı. Nihad ve Muazzez’in aşkını ve o süreci çok çok güzel işlemiş yazar. Tabi sadece çok güzel bir aşk romanı deyip geçmek bu kitap için bir hakaret olur. Gerek psikolojik tahlilleriyle gerek toplumsal tahlilleriyle dönemin Türkiye’sini o kadar güzel işlemiş ki insanlar üzerindeki yansımalarını da net bir şekilde gösteriyor bize. Özellikle Nihad’ ın bu noktalardaki isyanı çok hoşuma gitti. Adeta memleketteki mahşeri kendi benliğinde de yaşıyordu.
Sonuç olarak kitabı bitirdiğimde Nihad’ın da etkisiyle bende şu hisleri uyandırdı: Hayat güzel bir şeydir demiyorum ama çirkin de değildir; hiç değilse hayatın iç yüzünü anlamak için devam etmeye değer. Tıpkı bütün yaşadıklarına rağmen yaşama arzusunun Nihad’da baskın gelmesi gibi.
314 syf.
·11 günde·Puan vermedi
Peyami Safa: Bir çok romanında olduğu gibi bu romanda da psikolojik tahlillere ve ruh çözümlemelerine oldukça fazla ağırlık vermiştir. Toplumsal değişme ve batılılaşma hevesi sonucunda ortaya çıkan bunalımlar romanlarında çok sık vurguladığı konulardır.

Bir çok romanında, içinde bulunduğu dönemi ve o dönemde yaşanan sıkıntıları, çevreyi ve olayları, yaratmış olduğu karakterler üzerinden çok ustaca bir üslupla okuyucuya aktarmıştır. Bu romanında da baş karakterimiz Nihad: Çanakkale’de cephede vatanı ve milleti uğruna savaşmış ve savaş esnasında gazi olmuş, vatansever, dürüst, idealist bir gençtir. Savaştan gazi olarak İstanbul’a dönen Nihad gördükleri karşısında ruhsal bunalıma girerek kendini insanlardan soyutlamış ve intiharın eşiğine kadar gelmiştir. Sahtekarlığın, rüşvetçiliğin normal görüldüğü, haksızlığın başını alıp yürüdüğü ve bu ahlaksızlıkları yapıp mal mülk ve mevki sahibi olan insanlara saygı gösterildiği bir yer olmuştur Türkiye, yani yazarın deyimiyle bir mahşer yerine dönmüştür.

Peyami Safa'nın bir çok romanı gibi bu romanı da çok sevdiklerim arasına girmiştir. Okuyun demiyorum kesinlikle okuyun diyorum. Peyami Safa ile hâlâ tanışmamış olanlar bana göre edebiyatta eksidedir.

"Hay Allah cezalarını versin! Çanakkale’de gözlerimin önünde kafaları futbol topu gibi, koparak havaya fırlayan Türk gençleri bunlar için mi can verdiler"
324 syf.
·4 günde·9/10 puan
Herkese Merhaba;
Her kitabıyla kendisine hayran bırakan Peyami Safa bu kitabiyla da Safa'lar getirdi. Çanakkale’den harp yorgunu bir gazi olarak İstanbul’a dönen Nihad’ın hayata dönüş yolunda karşılaştığı engeller ve yaşadığı hayal kırıklıkları kaleme alınmış. Bir taraftan Savaşın yıprattığı bedenlerin cehennemden çıktıktan sonra mahşere düşmeleri, bireyin yalnızlığının ızdırap dolu yansımaları, savaş sonrası yuvaya döndükten sonra sersefil olup, açlık, yoksulluklarına şahitlik ederken bir taraftan da Mahir Bey gibi hayatı sadece iş ve paradan ibaret olan, kadın meselesine çok ehemmiyet vermemekle birlikte zevcesinin şuhluğundan istifade edip parasina para katmasına şahitlik ediyoruz. Bu sahitlikle birlikte de ister istemez o savaş alanında; Mahir Bey gibi rezil, Alaaddin Bey gibi küstah, Seniha gibi hayasiz insanlar icin mi çarpıştın Nihad ve nice Nihad'lar dedim kendi kendime. Hele birde dönemin devlet memurları var ki hacılığı bahane ederek rüşvet almaktan sakınıyormuş gibi görünüp yine de hiç tereddüt etmeden cebine indiren sözde müslüman bozuntularını okuyoruz.
Dönemin toplum yapısını mukemmel bir şekilde aktarmış bizlere. Öyle görünüyor ki masumlar, temiz insanlar, iyi niyet sahipleri, kalbi yüce insanlar; rezil, hırsız, yolsuz, imansız, hain, sütü bozuk, kansız insanlarla baş edemeyecek.
Safa bu eseriyle ruhsal olarak tanımlanan acının derinlerine inerek insanın içinde kopan fırtınaları görünür hale getirir. Hele acının ötesine, dayanılmazın sınırını geçerek, intiharı anlamlandırmaya çalıştığı satırları gerçekten etkileyiciydi.Acının en son halini dile dökmek kadar zor bir şey olmasa gerek, Nihad'ın iç dünyasına tutulan ışığın ayna misali okuyana yönelmesi; insanın doğal ruhi yapısını aşikar kılmıştır.
Herkese keyifli, huzurlu, saglik dolu bir gün diliyorum. Kadir Gecemiz mübarek, Genclik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.
Evde, hoşça kalın
324 syf.
·9/10 puan
Mahşer içinde bulunulan çağa duruma ve sosyal yapıya derin bir eleştiri şeklinde tezahür eden bir serzeniş. Yaşanılan hayatın zorluğunu ikiye katlayan gayriahlaki durumlar, çaresizlik, yoksulluk ve zayıflık insanların dramını tahammül edilemez hale getirir. Üstelik faziletsiz ve ahlaksız toplumun dişlileri arasında ezilen bir Çanakkale gazisiyse durumun vehameti daha içler acısı bir hal alır. Oysaki mensubu olduğu millete borcunu ödeyenlerin beklentileri farklıdır. Fakat yaşanılan hayal kırıklıkları bireyin dayanma azmini her defasında daha fazla kırar. Mahşer bu anlamda yürek burkan kırgınlıkların hikayesidir.

Peyami Safa dönemin toplum yapısının iki büyük katmanını (zenginler-fakirler/iyiler-kötüler) karakterler üzerinde çok güzel bir şekilde dile getirmiştir. Zira karakterlerin ruhsal portresi iyice incelenecek olursa, aslında toplumu meydana getiren insan unsuruna mercek tutulduğu görülür. Savaşın yıprattığı bedenlerin cehennemden çıktıktan sonra mahşere düşmeleri, bireyin yalnızlığının ızdırap dolu yansımaları, Safa'nın karakterlerinin dilinden ve halinden derin tahlillerle izah edilmiştir. Dönemi insanların penceresinden görmek isteyenlere bu nedenle eser çok şey anlatır.

Hayatını doğruluk ekseninde şekillendirenlerin gayriahlaki düzene karşı yaşadıkları mücadele ise bireyin iyi ve kötü arasında yaşadığı ruhsal karmaşa halini ve gitgelleri tetikler. Eserde çizilen ana tema esasında mevcut zemine karşı mücadele veren insanın kararsız durumunu çizer.

İnsanın içinde bulunduğu duruma karşı ruhsal direnişi ve tahammülün sınırını zorlayan bireysel acılarını göstermek çok zordur. Safa bu eseriyle ruhsal olarak tanımlanan acının derinlerine inerek insanın içinde kopan fırtınaları görünür hale getirir. Hele acının ötesine, dayanılmazın sınırını geçerek, intiharı anlamlandırmaya çalıştığı satırları gerçekten etkileyicidir. Acının en son halini dile dökmek kadar zor bir şey yoktur. Yaşayanların dahi yorumunun yetersiz kaldığı bilinir. Acının gözleri kör ettiği döneme uzanan gözlemler ise okuyana çok şey anlatır.

Safa diğer eserlerinde olduğu gibi Mahşer'de de ana karakterin ruhsal durumunun adeta röntgenini çekmiş, farklı duygusal ortamlara verilen davranışsal tepkileri satırlarına çok iyi yansıtmıştır. Katman katman genişleyerek karakterin iç dünyasına tutulan ışığın ayna misali okuyana yönelmesi; insanın doğal ruhi yapısını aşikar kılmıştır. Bu nedenle Safa'yı okumak bir anlamda insanı okumaktır. Okumanız dileğiyle.
320 syf.
·10 günde·10/10 puan
Geçtiğimiz 2020 yılının bana kazandırdığı en önemli şeylerin başında, Peyami Safa külliyatına tam anlamıyla yoğunlaşmanın yer aldığını söyleyebilirim. Bu romana kadar, Peyami Safa'nın olgunluk dönemindeki eserlerini okuduğumdan, üst düzeydeki dil kullanımına, psikolojik tahlillerine, bilgi birikimine aşinaydım. Ancak henüz 25 yaşındayken yayımlanmış olan (evveliyatı olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekir) eserin kalitesini görünce şaşırdım açıkçası. Peyami Safa bildiğimiz Peyami Safa. Sen ne büyük bir insanmışsın!

Peyami Safa eserlerini okumadan önce; ailesini erken zamanda kaybettiğini, hastalıklarla boğuştuğunu, düzenli bir eğitim görmediğini, müthiş bilgi birikimine kendi kendisini yetiştirerek ulaştığını göz önünde bulundurmak gerekir. Hayata her yönüyle olduğundan erken başlamış, hem ruhsal hem de bedensel anlamda çok acı çekmiş bir insan. İşte böyle bir yaşanmışlığa sahip bir insanın kaleminden eserler okumak, benim için çok önemli bir yere sahip artık hayatımda.

Romanda, Çanakkale Savaşı'nda omuzundan yaralanarak gazi olmuş ve binbir umutla İstanbul'a gelen Nihad'ın öyküsüne tanık oluruz. Binbir ümitle gelmiş olan Nihad'ı ümit kırıklıkları beklemektedir. Çünkü Türkiye bir mahşer yeridir. Orada masumlar, temizler, alice­naplar, faziletkârlar, hasbiler, iyi niyet sahipleri ve büyük kalpli insanlarla reziller, çalıp çırpanlar, imansızlar, sonradan görmeler, seviyesizler, sütü bozuklar, hainler ve katiller omuz omuza yürür, gezer, sevilir, yaşar, karışık korkunç bir kütle gibi kımıldarlar. Nihad'ı intiharın eşiğine getiren süreç de esasında, kendisinden ziyade cemiyetten yani bu ülkedeki insanlardan kaynaklanmaktadır.

Sözlerimi kitaptan bir alıntı ile bitirecek olursam:
"Birisi onun kulağına bir mahşere girdiğini niçin fısıldamadı? Niçin söylemedi ki, bir Türk'ün en bedbaht olduğu yer Türkiye'dir; harp cepheleri şehirlerden daha güzeldir, daima namuslu Türkler, ölümü, Türkiye'de hayata tercih etmişlerdir."

İşte kitaptaki bu bölümü görünce, aklıma direkt Nihal Atsız'ın "Topal Asker" şiiri geldi. Safa'nın Nihad'ı ile Atsız'ın Topal Asker'i karşılaştırıldığında birbirlerine ne derece benzedikleri görülecektir. (Topal Asker şiirini okurken, Atsız'ın hangi olaya tanık olduktan sonra bu şiiri yazdığını göz önünde bulundurmak gerekir tabiiki)
Bilir misiniz? Maişet zaruriyetiyle yapılan fedakarlıklar kadar güç ve ağır şey yoktur. Oniki yaşımdan beri bu mecburiyetten azade kalabileceğim günü arıyorum. Şimdi bana Çanakkale'nin hayali bile munis geliyor. Keşke orduda kalsaydım... Mesela, bir '' Queenn Elizabeth '' zırhlısını gözönüne getiriniz, dumanlar savurarak simsiyah gövdesiyle Arıburnu önünde duruyor. Biz onu görüyoruz, bir dakika, bir saniye, bir salise geçmeden onun üstümüze bir mermi daha savuracağını biliyoruz, tıkanmış nefeslerimizle bekliyoruz. Büyük topların ağzında iptidai küçük bir alev ve duman yığını görünüyor, sonra yeri göğü sarsan bir ses, bir şehrin yıkılmasına benzeyen müthiş bir gümbürtü kopuyor, yüz adım ilerimizde, vatandaşlarımızın kollarının, bacaklarının, kafalarının havada uçuştuğunu görüyoruz. Haşyet! Bu mermi bizim üstümüzde de patlayabilirdi. Sonra düşünüyoruz: vücudları hevayı nesimede tuzla buz olan insanların arasında bizim yarım saat evvel görüştüğümüz, elini sıktığımız arkadaşlar var, onlara bir damla gözyaşı dökmeğe vakit kalmadan arkamızda bir mermi daha patlıyor!
Arkadaşlar! Herşeyden evvel ölümü kabul ediniz. Kahpe olarak yaşamaktansa, mert olarak, medenî vazifeyi yaparak ölmeyi aklınıza koyunuz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mahşer
Baskı tarihi:
1977
Sayfa sayısı:
314
Format:
E-kitap
ISBN:
9786051554983
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken
Baskılar:
Mahşer
Mahşer
Mahşer
Mahşer, cephede vatanı, milleti uğruna savaşıp gazi olan ve İstanbul’a döndükten sonra kendisini intiharın eşiğinde bulacak kadar hayal kırıklıkları yaşayan Nihat’ın romanıdır. Birinci Dünya Savaşı’nın sebep olduğu çalkantıların, fakirlik ve ruhî bunalımların ferdî ve toplumsal ölçekte yol açtığı ahlakî çöküntüleri, gerçekçi bir atmosfer içinde sunan Peyami Safa, daha romanın ilk sayfalarından başlamak üzere, idealist bir insanın hayatta kalmak için ne gibi fenalıklarla yüzleşmesi gerektiğini okuyucuya gösterir. Nihat Çanakkale’de omzundan yaralandığı için gönderildiği İstanbul’da gördüğü manzara karşısında, artık Türkiye’nin “masumlar, temizler, alice­naplar, faziletkârlar, hasbiler, iyi niyet sahipleri ve büyük kalpli insanlarla reziller, çalıp çırpanlar, imansızlar, sonradan görmeler, seviyesizler, sütü bozuklar, hainler ve katillerin omuz omuza yaşadığı bir mahşer yeri” olduğuna inanmaya başlar.

[Ötüken Neşriyat A.Ş.] 

Kitabı okuyanlar 1.097 okur

  • Majüskül
  • Ayşegül Özkan
  • Someone
  • Emine
  • Onur Değer
  • Ceylan Çiçen
  • Özlem Korkmaz
  • Sevgi GÜRBÜZ
  • Karahan Bilgi
  • İsmehan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.9 (6)
9
%1.9 (6)
8
%2.5 (8)
7
%0.9 (3)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0.3 (1)