·
Okunma
·
Beğeni
·
52039
Gösterim
Adı:
Mai ve Siyah
Baskı tarihi:
Nisan 2016
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053849360
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yakamoz Yayınları
“O benim olmayacak olursa hayat artık taşınamayacak bir yük hükmünde kalacak.”


Günün birinde iyi bir edebiyatçı olma hayalleriyle yaşayan bir gencin, babasının ölümü ile birer birer yıkılan hayalleri ve verdiği hayat mücadelesini anlatan ve Halid Ziya Uşaklıgil’in Batılı anlamda Türk romanının başlangıcı kabul edilen, üzerinden seneler geçmesine rağmen zihinlerden silinmeyen romanı Mai ve Siyah, yazarın üslubuna müdahale edilmeden günümüz Türkçesine uyarlanmış hâliyle okuruyla buluşuyor.
400 syf.
·5 günde·8/10
Servet-i Fünün edebiyatı denince aklımıza gelen en önemli isimlerden birisi Halid Ziya. İlk olarak Mai ve Siyah kitabını okudum ve korkularıma rağmen açıkçasası çok sevdim.

Eğer öncesinde Tanzimat romanlarından okuduysanız, Mai ve Siyah'ı okuyunca dönem edebiyatının ne kadar ilerlediğini çok net fark ediyorsunuz. Zaten Halid Ziya, Mai ve Siyah'ı 'en iyi kitabım' diye tanımlıyor. Her şey Ahmet Cemil'in hayalleri ile başlıyor. Ahmet Cemil duygusal, edebiyat düşkünü, hayalleri olan, romantik bir karakter. Babasının vefatından sonra ailesini ayakta tutmak, zengin olmak, sevdiği kıza kavuşmak istiyor. Fakat en büyük emeli ise hayalindeki eseri yazıp çok ünlü bir şair olmak. Tutkulu şekilde istiyor bunu. Hatta bunu da "....Öyle bir şey yazmak istiyorum ki yukarı bakılsa mai ve daima mai; aşağı bakılsa siyah daima siyah... Bir şey ki mai ve siyah olsun." cümleleriyle ifade ediyor. -Kitapta en sevdiğim kısım- Okurken realizm kavramını çok net idrak ettim çünkü Ahmet Cemil bunca saydığı hayallerinin birer birer ellerinden kaydığını gördükçe, çaresizliği dibine kadar hissedince pişman olmak dışında geriye bir şey de kalmıyor.

Evet, dili döneminden dolayı ağır fakat Özgür Yayınları'nın baskısında zaten en basit kelimenin bile yanında açıklaması var. Bu başta çok rahatsız edici geliyordu ama sonradan aksine hoşuma gitmeye başladı; hatta öğrendiğim bir iki kelimeyi gün içinde farkında olmadan kullandım :) Çok yoğun tamlamalar, betimlemeler, ruh tahlilleri var; bazen okurken zorluyor.

*Uzun bir inceleme oldu, eğer okuduysanız teşekkür ederim. Hepinize bol kitaplı günler. :)
336 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Kitabı okumadan önce(hep yaptığım gibi, yazar hakkında bilgi edinirim) Halit Ziya'ya baktım biraz okuduktan sonra Servet-i fünûn'u inceledim; hani şu lise yıllarında tek tek özelliklerini ezberlediğimiz Servet-i fünûn varya o...:)

Benim de bu döneme ait yalnızca teknik olmayan ve bizi ilgilendiren kısmına dair bir kaç birşey söylemem gerek, çünkü romanı anlatmam için bu dönemin bilinmesi elzem gelir:

Servet-i fünûn bir batılılaşma hareketidir aslında.2.Abdülhamit döneminin özgürlükleri kısıtlayan, her türlü eleştiriyi yasaklayan baskıcı rejiminin aydın kesim ve yazarlar üzerindeki yansımasıdır.Bana göre bir tepki...Sınırları dahilinde yaptıkları bir aksiyon. Bu baskı sebebiyle "sanat sanat içindir" demişler.Arapça ve Farsça'dan etkilenip oldukça ağır ve süslü bir dil kullanmışlardır. Toplumsal sorunlardan mümkün mertebe çekinerek uzak durmuşlar ancak roman ve hikayelerinde daha çok bireysel konulara yer vermişlerdir.Yaptıkları gözlemlerle kişileri, karakter analizlerini, ruhsal durumlarını ve çevreyle etkileşimlerini işlemişlerdir. Aydın kesimin İstanbul'da yaşadığı düşünülerek (ki halâ öyle aslında:)) konular mekân olarak İstanbul'da geçmiş, hatta öyle bir baskı ve korku havası mevcuttur ki(hapis cezası, sürgün vs.) aydın yazarlar arasında, olaylar genellikle kapalı mekânlarda tezahür ettirilmiştir. Sevmediğim bu dönem den sevdiğim bir roman; kendime şaşırıyorum bazen:))

Mai ve Siyah için batılı standartlara uygun ilk roman diyebiliriz.Ayrıca Halit Ziya'nın Servet-i fünûn döneminde yazdığı ilk romandırda..Romanın ana karakteri Ahmet Cemil bu neslin sembolü olmuştur adeta. Ahmet Cemil'in yaşadıkları bu kuşağı anlatıyor sanki.. Romanda işlenen genel olarak bir hayal kırıklığıdır; Hayal(Mai gece) ile gerçek(Siyah gece) çarpışmış ve gerçek kazanmıştır.Halit Ziya'nın yaşadığı dönem itibariyle neden Ahmet Cemil gibi bir karakter oluşturduğunu şimdi anlıyorum.

Beni (ilkinde kızımın, ikincisinde eşimin yakaladığı:)) romanın sonlarına doğru bir ağlama tuttu. Duygusal biri olarak Ahmet Cemil'in olan biten karşısındaki o çaresizliği beni çok etkiledi. Ahmet Cemil naif, gururlu, onurlu, mütevazı ve herşeyi alttan alan iyi niyetli bir gençtir. Babası sanki onların koruyucu meleğidir de o öldükten sonra herşey değişmiştir. Geçim sıkıntısı başlar. Annesi(Sabiha hanım) ve kız kardeşi(İkbal) ile bir başlarına kalırlar. Babalarından başlarını sokacak bir tek Süleymaniye'deki ev kalmıştır onlara. Ahmet Cemil akşamları derslere gitmeye ve bir matbaada çalışmaya başlar. Olaylar bundan sonra başlar işte.Spoi vermeyi sevmediğim için devamından bahsetmeyeceğim müsadenizle..

Başta da söylediğim gibi tipik bir Servet-i fünûn eseri; kişilerin özellikleri ve ruhsal durumları, çevreyle ilişkileri çok iyi işlenmiş bu kitapta.Olay İstanbul'da geçiyor zaten ve genellikle kapalı alanlar kullanılmış.

Benim için aslında Ahmet Cemil'in ön plandaki dramından ziyade kısmen arka planda kalmış üç kadının dramı oldukça dikkat çekiciydi. Başta Ahmet Cemil'in kardeşi, onu sevmeyen hatta nefret eden ve en sonunda da ölümüne sebep olan bir kocaya sahip İkbal, sonra eşini kaybetmek yetmiyormuş gibi bir de evlat acısını yaşamış ve oğlunun bedbahtlığına tanık olmuş bir kadın, annesi Sabiha hanım ve son olarakta onun hulyalarını(evet hülya değil hulya!:)) süsleyen, onsuz yaşayamayacağını düşündüğü ve sonradan karşılıksız olduğunu öğrenip aslında yanıldığı aşkı Lamia...Bu kadınların dramı da oldukça etkileyici şekilde anlatılmış..

Dili çok ağır diye okumamazlık etmeyin lütfen!.. Tükçe açıklamalı olan baskısını tercih ettiğinizde inanın hiç zorluk çekmiyorsunuz:)Sonunu ağlayarak bitirdiğim(üzüntü veya sevinçten) romanları seviyorum. Eski Türk Edebiyatı severler mutlaka okumalı hem tipik bir dönem romanı olması sebebiyle hem de sizi derinden etkileyeceği gerçeğiyle...
Keyifle....
400 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Servet-i Fünûn dönemi 1896 ile 1901 tarihleri arasında var olan, Türk edebiyatının yenilenme sürecinin önemli bir aşamasıdır. Diğer adı Edebiyat-ı Cedide ( Yeni Edebiyat) dönemidir.

Sultan Abdülhamit'in edebiyat çevresi üzerinde oluşturduğu baskılardan da kaynaklanan bir sebeple yazar ve şairler edebiyatı eleştirel bir unsur olarak kullanmaktan ziyade " sanat için sanat" mantığını benimsemişlerdir.

Halit ziya Uşaklıgil bu dönemin roman ve hikaye türünün en önemli ismidir. Mai ve Siyah Servet-i Fünûn döneminde yazdığı ilk romanıdır. Batılı standartlara uygun ilk büyük roman olarak değerlendirilir. Mai, hayali siyah gerçeği temsil eder bir nevi hayal ile gerçeğin çatışmasıdır.

Halit Ziya Uşaklıgil edebiyat hayatına çeviri ve şiir ile başlamıştır tıpkı romanın baş karakteri Ahmet Cemil gibi...

Yazar oluşturduğu kurgu üzerinden bize o dönemin edebiyat dünyasını anlatır. Romanda baş karakterimiz Ahmet Cemil şiirler yazar ve yeni bir üslup dener. Eleştirilmesinden ve anlaşılmamasından endişe ederken aynı zamanda eseriyle de gurur duyar. Açıkcası bu benim aklıma o dönemde yaşanan göz için uyak mı kulak için uyak mı tartışmalarını getirdi. Dönemin yazarları arasında yaşanan kalem savaşlarını pek çoğumuz biliriz bi şekilde okuduk.

Nitekim Ahmet Cemil'in eseri yayınlanmadan arkadaş çevresinde ciddi eleştirirler alır ve o pes eder. Ben isterdim ki Ahmet Cemil ayakları yere sağlam basan bir karakter olsun gerek eseri gerekse aşkı hususunda gösterdiği zayıflık beni çileden çıkardı.

"Mai ve Siyah" eser ilk orijinal halinde değil yazarın kendisi tarafından sadeleştirilmiş olmasına rağmen bu hali bile sıradan okuyucuyu zorlayacak nitelikte. Yalnız Özgür Yayınları kitapta bilinmeyen kelimeleri parantez içinde açıklama yoluna gitmiş ki bu oldukça kolaylık getirmiş bildiğiniz sözcükler yahut kelime öbeklerinde parantez içindeki yazıyı kolaylıkla görmezden gelebiliyorsunuz bilmediklerinize ise dikkat kesiliyosunuz.

Uzun süre çekimser kaldığım ve her sohbette adını andığım bu eseri nihayetinde kızım getirip "lütfen artık oku anne" deyip elime tutuşturmasıyla başlayarak kolaylıkla ve umduğumdan da büyük bir zevkle okudum.

Pasif ve zayıf insanlardan haz etmiyorum kendilerine bi düşmanlığım yok ama ruhumu daraltıyorlar. Ahmet Cemil de ben de bu etkiyi uyandırdı hiç de şiddet düşkünü biri olamamama rağmen eniştesine attığı tokatla içime su serpip gözümdeki itibarını bir nebze kurtardı.

Oldukça uzun zamandır uzak kaldığım Türk edebiyatına yeniden merhaba çakarak kah tekrar hatırlamak kah yeni yazarlar keşfetmek adına 2020 de oldukça yoğun bir okuma yapmayı planlıyorum.

Son olarak ben belirttiğim gibi eseri Özgür Yayınları'ndan okudum diğerlerini bilemem ama buradan okumak size çok büyük kolaylık sağlayacaktır sevgili okur.

Keyifli okumalar...
352 syf.
·Puan vermedi
Kitabı okumaya başladığımda dikkatimi ilk çeken yabancı kelimelerin çokluğu oldu. Gün görmemiş yada benim neslimin pek bilmediği kelimeler. Zorlandım açıkçası metne girerken. Yeri geldi bırakmayı düşündüm. Sabrettim. Zamanla alıştım. Bir müzik ritmine dönüştü kelimeler, cümlelerin akışı. Sakin ağır ağır akan inceden hüzünlü bir müsıki şölenine. Türk halk müziği misali. Diğer sanat dallarına da dönüştü müsiki zamanla. En çok da yakın dostu resme. Yıldızlı Gece. Ahmet Hamdi Tanpınar’ı düşündüm. O da sever müsikiyi, resmi. Ritmiktir, en esaslı tablolardır cümleleri.

Yazılma yılını düşündüm. İlk tefrika edilmeye başlanması 1896. Batılı anlamda yazılmış ilk roman. İlkliği batılı anlamda olmasından mı yoksa roman olmasından mı? Yoksa ikisini beraber mi değerlendirmek gerekir. Her ikisi de demek en uygunudur zannımca. Konu ve teknik olarak. Doğuda roman yoktur, roman yerine mesneviler vardır. Uzun manzumeler. Aşka bakışı da farklıdır bu mesnevi yazarlarının, tekniği de.

Bu derin etkinin, derin tahlillerin kaynağı neresi? Çok düşünmemize gerek yok, romantizm deyince akla ilk gelen ülke. Fransa. Yazar da metinde Lamartine, Hugo, Musset etkisi altına sokuyor baş kahramanını. Bir de romantizmin nirvanası Sheakspeare’ın trajedyaları. Bilmiyorum benden başka Ahmet Cemil’i trajedya kahramanlarına benzeten oldu mu? Umudu, hayalleri, yıkılışı, arınması…

Sanatın konusunun yine sanat ve yayın dünyası olması sonra. Bir eser yaratmak istiyor Ahmet Cemil. Sanata ilişkin görüşlerini tartışıyor. Yayın dünyasının pisliğini. Çektiği sancıları. En sonunda yazmak istediği eserin içinde kendisini bulması.

Bir kanal var Türk edebiyatında, Halit Ziya Uşaklıgilin öncülüğünü yaptığı, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Oğuz ATAY ile devam eden. Daha önceden de AHT ve Atay’ın Mai ve Siyah’ı çok beğendiklerini anlattıkları söyleşilerine rastlamıştım. Eserin kendisini okuyunca fark ettim ne kadar etkilendiklerini. Müzik ve resimden AHT’nin. Ahmet Cemil’in yalnızlığından, içe kapanıklığından ATAY’ın.

Eser çok iyiydi. Ben çok beğendim. Yazılma zamanından bağımsız olarak çok beğendim. Günümüzde yazılmış olsaydı yine çok beğenirdim. Hayatın küçücük detaylarındaki derin manaya nüfus ediş, tablosal ve ritmik anlatış, derin ruh tahlilleri… Hepsi devasaydı. Türk Edebiyatı kesinlikle Halit Ziya Uşaklıgilsiz olmaz.
336 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
İtiraf ediyorum, korkarak başladım.
Edebiyat derslerinden kafama yer eden o bilgilerle, nedense Mai ve Siyah benim için korkulu bir rüya olmuştu. Ama şimdi...
Şimdi bu güne kadar bu şahane kitabı niçin okumadığımın derdine düştüm.
Sanırım en büyük şansım, eserin günümüz Türkçesi'ne çevrilmiş halini okumamdı. Bu sebeple kelimesel anlam düzeyinde hiçbir sıkıntı yaşamadım. Buna rağmen bazı yerlerde betimlemeler, ruhsal ve mekansal tasvirler o kadar yoğundu ki, okumayı biraz ağırlaştırıyordu. Ama muhteşemdi. Kitabın baştan sona her kelimesi muhteşemdi.
Okumaya başlayacaklara şunu söyleyebilirim; ilk 50 sayfası en zoru. Burayı atlattıktan sonra öyle içten ve öyle gerçekçi bir hikaye karşılayacak ki sizi, elinizden bırakmak istemeyeceksiniz.
Servet-i fünun edebiyatının en güzel örneklerinden olan bu kitabı biraz da konusundan bahsetmek gerekirse; edebiyat aşığı, hayalperest ve romantik ana kararkterimiz Ahmed Cemil, babasının ölümü üzerine hayallerinin ipini göğe salıp, gerçek hayatla yüzleşmek zorunda kalıyor. Artık evin erkeği olan Ahmed Cemil, ailesinin geçimini üstlenirken bir yanda da hayallerini gerçekleştirmeye çalışıyor. Böylelikle, ana karakterimizin hayatından trajik bir kesim okumaya başlıyoruz.
O kadar çok söylemek istediğim şey var ki aslında hikayeye yönelik... Ama kopya vermemek için söyleyemiyorum.
Mai ve Siyah oldukça karamsar bir hikaye. Bunun büyük kısmı hayatın gerçeklerinin getirdiği dayatmalardan, kalan kısmı ise Ahmed Cemil'in karakteristik özelliklerinden kaynaklanıyor. Ağır ve kasvetli bir havası var; o kadar ki sonuç bölümüne girdiğinizde göğsünüzün sıkıldığını, nefesinizin daraldığını hissediyorsunuz.
Ah, ben bu kadar acı çekiyorsam kim bilir onun acısı ne denli büyük, diye düşünüyorsunuz.
Yine lafı çok uzattım. Velhasılı kelam; ilk sayfadan son sayfaya kadar Ahmet Cemil'in mai göğünün nasıl siyaha döndüğünü okuyorsunuz.
Tereddüt duyuyorsanız hiç düşünmeyin, çok beğeneceğinize eminim.
352 syf.
Dilinin ağır olmasından kaynaklanan sıkıntıları yaşamak mümkün fakat konusu ve psikolojisi dikkatinizi hemen çekecektir. Okurken hayatımdaki mavileri ve siyahları sorgular buldum kendimi. Keyifli okumalar.
352 syf.
·13 günde·Beğendi·8/10
Yazarın hikayeyi aktarış biçimi, kurgusu çok güzel. Kitap ismi ile müsamma. Mavi hülyalar ile kara bahtı işliyor diyebiliriz. Her zaman düşlenen yaşama malik olamıyor insan. Ahmed Cemil'in bir çok davranışına muhalefet etmek istiyorsun okur olarak lakin öyle de olması gerekiyormuş gibi hissettiriyor yazar. Zira kitaba bahis olan şey karakterin yaşadığı olaylara verdiği tepki olduğu için yapacak pek bir şey kalmıyor. Zaten öyle davranmasa böyle bir roman çıkamaz. O nedenle Ahmed Cemil'e acımak dışında pek de elinizde bir şey kalmıyor.

Dönemin matbuat hayatı, Babıali (Yayıncılık Dünyasının beşiği) yokuşu gibi bir çok detayı o zamanları hayal ederek yaşayabiliyorsun okurken. Döneme şahitlik etmek de güzel oluyor.

Belki de günümüz okuruna göre pek aksiyon barındırmayan bir roman olabilir lakin hayatın sıradan akışında karşımıza bir çok Ahmed Cemil'ler çıkacağı kesin. Önemli olan burada karakterin ruh tahlilini yazarın derinlikli bir şekilde aktarması. Yine söylüyorum: Eski yazarları okuduğumuzda aldığımız lezzet başka oluyor. Kullanılan kelimelerin çoğunun anlamını bilmesek de gerçekten latif, leziz bir dille, zengin bir dille karşı karşıya olduğumuzu idrak edip, zamanımızın güdükleştirilmiş lisanının bizden neler kopardığını düşünce dünyamızı ne kadar kısıtladığını anlıyoruz. O nedenle, bu tür kitapları bolca okuyup kelime hazinemizi genişletmek bize çok şeyler katacaktır.

Kitabın ortasını geçtikten sonra hareket başlıyor ve hızla akıyor metin. Ben beğendim.

Size de keyifli okumalar.
Sevgiyle kalınız efendim.
336 syf.
Çok beklentim olmadan başlayıp beni hayran bıraktıran bir türk edebiyatı klasiği.

Mai hayal ve ümitleri, siyah ise hayal kırıklıklarını ve hayatın gerçeklerini temsil etmektedir. Kitap bittiğinde adı çok daha anlamlı hale gelmekte.
Halit ziyanın ustalık eserlerinden biri olarak geçen bu kitap gerek kurgusu, gerek betimleme ve psikolojik çözümlemeleriyle sizi içine alıyor.
Kitabın anakarakterinin serveti fünun dönemi yazarlarının hayatlarıyla örtüştüğü söylenmekte. Belki de bununda etkisiyle karaktere daha bir yakınlık duyuluyor.
Son söz olarak kendisi gerçekten beğendiğim ve önereceğim bir kitap.
336 syf.
·2 günde·Beğendi
Spoiler İçerir

Yazar olma çabası içinde olan Ahmet Cemil, babasının ölümünden sonra üstlenmek zorunda kaldığı sorumlulukla ve ailevi sorunlarıyla boğuşmak zorunda kalır. Karakterin hayat hikayesinde çaresizlik, geçim sıkıntısı, hayal kırıklıkları ve karamsarlık hakim.
Günümüz Türkçesiyle olan versiyonunu okudum. Ona rağmen yine de bilinmeyen birçok Osmanlıca kelimeler vardı. Kitapta geçen mekanları gözümün önüne getirerek okuyunca daha bir keyif aldım. Sirkeci'deki "Bab-ı Ali Yokuşu" bana sürekli bu romanı hatırlatır. Edebi eser yaftasını kesinlikle hakeden bir kitap. Beğendim.
264 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle kendimi o kadar suçluyorum ki aylardır kütüphanemde olmasına rağmen okumaya cesaret edemediğime... Kitabı okuduğum her dakika lise günlerime geri gitmiş gibi oldum. O zamanlarda gereksiz bulduğumuz onlarca bilgi aslında ne kadar hoş, ne kadar güzelmiş.

Kitabın orijinal halini de inceleme fırsatım oldu, günümüz Türkçesiyle okuduğunuzda yazarın o süslü dilini pek hissedemiyorsunuz. Yazarın yazdığı ilk romanı olmasına rağmen çok başarılı bir eseri bizlere bıraktığını söyleyebilirim. Aynı zamanda dönemin koşullarını da ele alırsak her kelimesine kadar edebiyat kokan bir kitap.

Eserin edebiyatımızda bir hayal kırıklığı romanı olarak kabul edildiğini öğrendim. Bu da bana Alman edebiyatında Novalis’in Geceye Övgüler kitabını anımsattı bu özelliğiyle açıkcası.

Genel olarak bakarsak Oğuz Atay ve Fyodor Mihayloviç Dostoyevski tadı var kitapta. En azından yazarın okuduğum ilk kitabı olarak bunu söyleyebilirim sanırım. Kitapta geçen iyilik-kötülük, hayal-hakikat, yaşam-ölüm çatışması da kesinlikle kitabın en ilgi çekici özelliklerinden.

Erteliyorsanız bir an önce başlamanızı tavsiye ederim.
Keyifli okumalar. :)
351 syf.
·15 günde·7/10
Öncelikle söylemek gerekir ki Mai ve Siyah realist bir romandır fakat Halit Ziya romantik yönünü Ahmet Cemil ile karşımıza çıkarmış, bundan vazgeçememiştir.

İlginç bir şey; romandaki yenilikçi şiirler yazan Ahmet Cemil, Tevfik Fikret'i temsil ediyor. Raci ise aruzdan vazgeçmeyen, eskiden ayrılmayarak yenileşmeyi savunan Muallim Naci'yi. Raci'nin yanlış yollara sapıp çöküşü ise eski edebiyatın çöküşünü simgeliyor.

Eserin "Mai" sıfatı Ahmet Cemil'in mutlu hayallerini temsil ediyor. Bu mutlu hayaller ailesinin geçimini sağlayabilmek, eserini bastirabilmek ve Lamia ile evlenebilmek. Elbette hiçbiri gerçek olmuyor. İşte romanın "Siyah" sıfatı da tüm bu hayalkırıklığını temsil ediyor.

Halit Ziya ise ; "Mai hulyalar için yaratılmışken Siyah bir uçuruma yuvarlanacaktı." diye açıklık getirmiş roman için.

Çok eski zamanda yazılmış olmasından ve benim elimdeki baskı güncel olmadığından dili itibariyle 2. defa okudum. Benim için büyük bir hazdı.

Herkese tavsiye ederim
"İnsan, üzüntülü ve sevinçli zamanlarında, kalbinin dayanamayacağından fazlasını duyarlı bir kalple bölüşmek ister…."
İnsanlar tuhaftır! Kötü bir şey yapmakta olduklarını hissedecek olurlarsa mutlaka en önce vicdanlarını susturacak sebep bulurlar.
Aman Yarabbi! Sevmek bu muydu? İnsanı sanki bir mengene içinde sıkıp da birisinin ayakları altına ezik, bitik, can çekişerek atmak isteyene bu öldürücü şey, sevmek bu muydu?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mai ve Siyah
Baskı tarihi:
Nisan 2016
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053849360
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yakamoz Yayınları
“O benim olmayacak olursa hayat artık taşınamayacak bir yük hükmünde kalacak.”


Günün birinde iyi bir edebiyatçı olma hayalleriyle yaşayan bir gencin, babasının ölümü ile birer birer yıkılan hayalleri ve verdiği hayat mücadelesini anlatan ve Halid Ziya Uşaklıgil’in Batılı anlamda Türk romanının başlangıcı kabul edilen, üzerinden seneler geçmesine rağmen zihinlerden silinmeyen romanı Mai ve Siyah, yazarın üslubuna müdahale edilmeden günümüz Türkçesine uyarlanmış hâliyle okuruyla buluşuyor.

Kitabı okuyanlar 8.521 okur

  • Devrimcee
  • Kamuran  polat
  • parvati
  • Sibel
  • esmanur alışkan
  • Sinem
  • Aysel Karapınar
  • ÖzlemS.
  • Tolga Elmas
  • Kübra Deniz Şanlı

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.9
14-17 Yaş
%9.3
18-24 Yaş
%25.7
25-34 Yaş
%32.3
35-44 Yaş
%16.8
45-54 Yaş
%5.6
55-64 Yaş
%1.4
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%76.2
Erkek
%23.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%10 (176)
9
%7.5 (133)
8
%11.5 (204)
7
%7.7 (137)
6
%3.5 (61)
5
%2.1 (38)
4
%1 (17)
3
%0.7 (13)
2
%0.2 (4)
1
%0.3 (6)

Kitabın sıralamaları