Malte Laurids Brigge'nin NotlarıRainer Maria Rilke

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.362
Gösterim
Adı:
Malte Laurids Brigge'nin Notları
Baskı tarihi:
Temmuz 2017
Sayfa sayısı:
196
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750706622
Orijinal adı:
Die Aufzeichnungen der Malte Laurids Brigge
Çeviri:
Behçet Necatigil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Modern edebiyatın en etkileyici şair ve yazarlarından Rainer Maria Rilke'nin tek romanı olan Malte Laurids Brigge'nin Notları, yazarın 1902 ve 1903 yıllarını geçirdiği Paris'teki gözlemlerinden kaynaklanır. Rilke'nin günce biçiminde kurguladığı bu başyapıt, bir yanıyla yazarın Paris anılarını canlandıran otobiyografik bir roman olma özelliği taşırken, öte yandan da 20. yüzyıl başında büyük kentlerde yaşanan sanayileşmenin ışıltılı sürecinin insanlar üstünde yeni yoksulluklar yaratan karanlık etkisini vurgular. Birçoklarınca varoluşçu edebiyatın ilk parlak örneği olarak kabul edilen bu yapıtta Rilke'nin bütün ana temalarını, aşkı, ölümü, çocukluk korkularını, kadının tanrılaştırılmasını ve bir "gönül meselesi" olarak ele aldığı "Tanrı" düşüncesini görmek mümkündür. Rainer Maria Rilke'nin çoktan bir modern klasiğe dönüşmüş olan bu kült yapıtını, Behçet Necatigil'in klasik niteliği kazanmış çevrisiyle yayınlıyoruz.
Dünya edebiyatına yön verip seyir değiştiren yazarlar vardır. Nasıl ki Gogol’un yarattığı Akakiyeviç karakteri birçok yazar için ilham kaynağı olduysa, Rilke’nin, Malte karakteri de birçok ‘içe dönük’ diye tanımlayacağımız Peter Kien, Raskolnikov, Meursault gibi karakterlerin atası olmuştur.
Kitabın önyüzündeki portre ne kadar ilginç değil mi? Mezar suratlı zayıf bir adam… Şişmiş göz altı torbaları ve hafif yana eğilmiş baş… Tam olarak biçare profilli bir portre. Malte’nin içindeki bütün hezeyanlarının resme yansıması. Dış dünyaya güvenini yitiren, içe dönük, toplumun arasında kaybolmuş; değişen dünyaya ayak uyduramayan, baskı ve şiddetten dolayı içine kapanan bir adamın ‘içi’nin portresi…

Rilke, Malte için altı yıl Paris'te yaşar. İlk yazdığı mektuplardaki melankoli, onun ilk andan itibaren Paris yaşamının hoşnutsuzluğunu gösterir. Zor sever, zor olanı sever, ekmeği zorluktur sanki. Nefret ettği Paris’te altı yıl yaşayıp dönüp dolaşıp yine bu şehre gelmesi, ilhamı hüzünden aldığından başka bir şey değildir. Polyanna gibi bir hayatta Malte Laurids Brigge’nin Notları eseri ortaya çıkmazdı sanırım. Schopenhauer’ın eserlerini okuyan onun intihar etmiş olabileceğini düşünür oysa ki ailesi ve dostlarıyla mutlu bir hayat yaşamıştır. Rilke yalancı değildir, realisttir. Eserin genelinde hakim olan çocukluk, korku, kaygı, ölüm, melankoli, cinsellik gibi konular onun gerçek dünyadaki yaşantısından izlerdir. J. London nasıl Martin Eden ise, Rilke de Malte Laurids'in ta kendisidir. İdrak edilemeyen dünyayla geçinme uğraşı ilhamla birleşince Malte çıkmıştır ortaya…

“Beni öbür insanlardan şimdi eskisinden daha çok ayıran bazı farklar var. Değişmiş bir dünya. Yeni anlamlarla dolu yeni bir hayat. Her şey çok yeni olduğu için şu anda biraz zorluk çekiyorum. Kendi ilişkilerimde acemiyim henüz.” (Sf. 61)

Toplumsal değişiklikler karşısında paniğe kapılır Malte. Deli gibi bakar etrafına, akıl yürütemez, hudutsuz bir korku duyar. Korku ve paniğin kendince mantığı yoktur belki ama sebepleri vardır. Ne var ki bu sebepleri korkunun sahibinden öğrenemeyiz. Korku içinde bir lokantayı terk ettiğinde bile korkunun nedenini anlatmaz. Belki de küçücük bir şey vardır açıklayacak, ama kapalı bırakır…
Korku vardır her yerde. Yollar korku kokar. “Görmeyi öğreniyorum” der. Eşyaya, insana, sese bir farklı bakmayı öğrenmektir amacı, ama görür ki her şey göründüğünden başka türlü. Onlardan abes yansımaktadır. Absürdden çıkan dehşeti, havanın her zerresinde duyar. Korkusu büyük dayanma gücü azdır. Kısaca; baskı, korku ve şiddet onun içine kapanmasına, dış dünyaya güvenmemesine neden olur. İçine dönük olan biri toplumla nasıl iyi ilişki içinde olabilir?


Büyük bir şehirdedir ama, ne bir dosttan, ne bir buluşmadan, ne bir ziyaretten söz eder. Hani bir söz vardır ya, “Kalabalıkların arasında yalnız hissediyor insan.” İşte Laurids’nin hayatı bundan ibarettir. Çok haklı değil mi diyesi geliyor insanın. Kalabalığın büyük cümbüşünden kurtulmak için çeviriyoruz her kitabın sayfasını. Yüzlerce ses, samimiyetsiz yüzler, itici kaynaşmalar, her şeyin çıkara dayandığı bir zamanın cümbüşünde eziliyoruz.
Çok haklısın Malte...

Ama o böyle istedi, kendi tercihiydi. Zor ve imkansız şartlar içinde anlamını aradı. Her şeyin hatta ölümlerin bile yerli yerinde durduğu büyük aile ilişkilerinin özlemini duydu. Ailesinin çevresi kırsal alan veya küçük yerleşme yeriydi. Büyük şehir anaforunda, insanlardan kaçılan değerlere doğru koştu, koştu, koştu...
Bu kitabın varoluş oluşumunu tek bir kelimede toplayabiliriz. DÜŞÜNMEK!
Düşünmek, geçişli bir eylemdir. Gerçekleşmesi için mutlaka bir nesneye ihtiyaç duyar. Malte de düşünme eyleminin içerisindeki nesneleri eylemin hakkını vererek geçişli hale getiriyor. Aklınıza gelebilecek her şey hakkında düşünüyor, analizler yapıyor, kendi benliğinde her bir nesneye ve canlıya yer ayırıyor , onlara ürkütücü, komik,tuhaf bazı kişilikler veriyor. Dünya görüşü bambaşka , başkalaşmış bir adam Malte.
Hastaneleri Tanrıların otelleri olarak nitelendiriyor. Ölümleri herkese dağıtılan bir reklam ürünü olarak görüyor. Hastalık bunların sadece promosyonu. Ama yine de bir şekilde dünyaya adapte oluyor. Bir dağın eteğinde açmış , eğreti bir yabani bitki gibi; istemsiz, nedensiz , canlı. Düşünceleriyle canlı Malte.
“Bana iyi görünen bu dünyaya hiç alışamamıştım ki. Ne yapayım başka bir dünyada ? Aşina değerler arasında kalmak isterdim ve illa bir şeyin değişmesi gerekiyorsa da , en azından dünyaları benimkine yakın olan ve aynı şeylere sahip olan köpeklerle bir arada yaşamama izin verilmesini isterdim.” Diyor Malte. Hep bir eğreti hep bir yalnız.
Kitap notlarla sürüp gidiyor. Konudan konuya geçişler ilk kelimenin tüm harflerinin büyük harflerle yazılmasıyla başlıyor. Bazen anılarını anlatıyor Malte, bazen sadece yeni taşındığı evin duvarıyla ilgili olan düşüncelerini. Benim en çok hoşuma giden anlatısı ise ömrünü yani yaşadığı yılları, saatlere , dakikalara ve saliselere bozurup harcayan bir adamın öyküsü. Vakitin nakit olması hiç bu kadar gerçekçi olmamıştı. Üstelik bu adam bu servetini ekonomik kullanma yolunda bazı atılımlar da gerçekleştiriyor okuması gerçekten keyif verici.
Malte’nin notları kısaca bu şekilde ilerliyor. Kesinlikle farklı ve zor bir kitap. Okuma ve düşünce geliştirme bakımından çok yararlı olabileceğini düşündüğüm bir kitaptır kendisi. İyi okumalar dilerim.
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.793 Oy)8.077 beğeni25.809 okunma614 alıntı125.680 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (2.993 Oy)3.052 beğeni9.345 okunma3.991 alıntı84.456 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.003 Oy)17.365 beğeni39.199 okunma2.049 alıntı164.045 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (3.934 Oy)3.458 beğeni11.599 okunma1.026 alıntı47.282 gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.3/10 (2.416 Oy)2.153 beğeni7.813 okunma3.244 alıntı50.651 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.019 Oy)7.275 beğeni19.700 okunma3.080 alıntı115.545 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.398 Oy)8.351 beğeni22.630 okunma1.402 alıntı104.591 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.952 Oy)12.399 beğeni31.535 okunma2.696 alıntı131.571 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.178 Oy)8.089 beğeni23.790 okunma1.853 alıntı101.498 gösterim
  • Tutunamayanlar
    9.0/10 (2.995 Oy)4.723 beğeni7.460 okunma4.461 alıntı120.025 gösterim
Birçok otoriteye göre Türkçe diline çevrilmiş en nadide 10 eserden biridir Rilke'nin Malte Laurids Briggen'in notları. Direkt Almanca'dan değil de Ingilizce'den Behçet Necatigil ve Andreas Tietze tarafından neredeyse kusursuz çevrilmiştir. Düşsel biri olan Malte Laurids Brigge, Rainer Maria Rilke'nin kendisidir aslında. Varoluşçuluk üzerine romantizm katan Rilke o küçücük kitabın içine dünyaları sığdırmıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar tarafından da 20. Yüzyılın en önemli eseri olarak gösterilen bu kitabı Rilke yine ayakta, elinde şarap ile yazmış ve bütün edebi yoğunluğu aktarmıştır. Rilke, yoğun yalnızlığı ile Malte'ye gebe kalmış ve ona bunu yazma gereği duymuştur, yani kendisine. O dönemin kaygıları ile yozlaşan edebiyata tepki olarak dimdik durmuştur Rilke ve kitabı. Dünyada o zamanlar için hala bu kadar etkileyici bir yazar olmasının ayaklı kanıtıdır. Her bir kelimesi özenle seçilmiş ve bir araya gelip insanı kendisine hayran bırakan bir bütün olmuştur. Okunması elzemdir.

"Sendendir yalnızlığım, varlığım sana dönüşmüş."
Günce şeklinde yazılmış bir eser.Çeşitli ruh analizleri,Tanrı,yaşlılık,yazarlık,aile bağları,şehirler,hastalıklar ve daha bir çok konuyu açık yüreklilikle irdeleyen yazar kendini de okurun gözleri önüne seriyor.Her bir satırın altını çizmek isteyip,sonra tüm kitabı çizeceğinizi anlayıp vazgeçmek...

"İnsanın bir tanrısı olsun da kullanmasın mümkün müdür?" Kitapta "mümkün müdür?" ile başlayan kısım benim favorimdir.Ayrıca değerli şair Behçet Necatigil'in bu eseri çevirmiş olması kesinlikle kendisi de bir şair olan Rilke'yi daha iyi anlamamızı sağlıyor.
Bizi uzaklara götüren, o uzaklıklardaki kendimizi getiren kitapları severiz.

"Zaman göz açıp kapayıncaya kadar,
çabucak geçti"

Ruhunun havası hoşsa, rüzgar esiyor ve ferahlık veriyorsa, canın bir anlık bedenden ayrıldığını duyumsuyor ve yerini sükuta bırakıyorsa; o eser bütün övgülere, yüceltmelere şayandır.
Fakat dipsiz bir kuyudaysan yahut dizlerine kadar çamura battıysan, canına tâk etmişse her şey; okuduğun eser de, en ufak bir kıpırtı uyandırmıyorsa, hiçtir.
Pekâlâ, bu durumda iyi gelen, kışı yaza çeviren eserlere ne demeli?
İnsan, diyorum, efendim; ânını bilmeli, bulmalı; bir yerde, bir eserde...


Sayfa 21'den itibaren başlayan pasajı okuduktan sonra; eridim, taştım, doruğa vardım. Gökyüzünü aştım. Ne kadar mesafe varsa katettim. Oturdum, kalktım, sıçradım, uzandım... insani duygularımı kaybettim. Neydi, neydi o? Uzadı, uzadı, uzadı... bir ân. Kendime mukayyet olamadım. Ne yapmalıydı? Masadan kalktım. Okumayı bıraktım. Kaçtım. Konuştum. Sustum. Bir ara bilincimi kaybettim. Döndüm yeniden kitabın başına geçtim. Yazdım, yazdım; ah, kelimelere yeteri kadar veremiyorum bunları. Anlatamadığımdan tutun, yazamadığımdan anlayın. Sonsuzluk, sonsuzluk...
Hani Peyami Safa'da Yalnızız'da söz ediyordu bundan. Hani o kadar basıyordu ki üzerine... hani o kadar yineliyordu ki sözcükleri, "meçhul, meçhul..." "insan, insan..." diye.
Ah, durup bir ân soluk almalıyım. Okumayı bırakmalıyım artık. Daha fazla uzağa gidemem. Karanlık gittikçe artıyor.

Bu müthiş tesirden sonra, şöyle düşündüm:
Kitapta yazılanlar değil (sadece) insanı böylesine sarsılmasına sebep olan. Yazılanlar araç oluyor; uyandırıyor yahut yatıştırıyor veyahut alevlendiriyor bazen. -Tıpkı şu ânda olduğu gibi.
Birbirine benzer iki ruhun, sözcüklerin ışığı altında buluşmaları. Sonsuzluğa uzamaları... Bir başkasına anlatabilmemiz mümkün değil bu yaşadıklarımızı. Çünkü bu sadece o iki ruhun birleşimi ve etkileşimi birbirine.

Son sözlerini birkaç defa tekrarladım. Arkama yaslandım ve biten bu yolculuğun, yaşanan bu ayrılığın hüznünü duyumsadım. Bütün bir ömrün son anda gizli olduğu gibi, bütün bu hikaye de son birkaç sözde saklıydı; o zaman anlıyordunuz ki; bir an, yalnızca bir an, bütün bir ömre bedeldi.
"Şimdi korkunç zordu onu sevmek ve o, buna yalnızca Biri'nin gücünün yeteceğini seziyordu. Ama o Biri istemiyordu henüz."
İstemiyordu. Sevmek ve sevilmek; bir anda buluşmak bu kadar zordu demek.
Rilke, bahar çiçekleri önünde sükun buluyormuşçasına, tasvirleriyle uzaklara taşıdı bu bir anı. Tâ çocukluğuna; varlığının o belirsiz, "tamamlanmamış başarılmamış" zamanına.
Çocukluğu tamamlamak! Ne ile, nasıl?
O halde öncelikle çocukluğun geride bırakılması lazım. Sonra da ona dönüş yapmalı.
Nasıl tamamlanabilir öyleyse? Bilinçle?
Öyle düşünüyorum ki, anıları, yani çocukluk anılarını, şimdiki gözle, geldiğimiz noktadan geriye doğru giderek, anlam vererek, onu idrakle doldurabiliriz ve böylece elimizde elle tutulur, belirli, görünen bir çocukluk kalabilir. Tamamlanmış bir çocukluk!
Sonra, ölüm korkusu; hiç bitmeyen, her şeyde kendini gösteren, tanımadığı o çocukluk korkusu...

Çocukluk anılarına özlem ve çocukluğa dönüş.
Tâ çocukluktan başlayan bir yalnızlık bilinci ve varoluş sancısı.
"Bir an kendime, tarif edilemez, umutsuz ve boş bir özlem duydum, sonra yalnızca o kaldı; ondan başka hiçbir şey."
O müphem çocukluk anıları.
Ah'lar uzak olan o ân için çıkarlar ağızdan, diye düşündüm. Bizden- kendimizden- oldukça uzak, ulaşamayacağımız kadar uzak, çocukluk kadar uzak olan...
Sesimiz, o görünmeyen mesafeyle bir bağlantı kurar. Oraya ulaşır ve bir şekilde yankısını bize iletir. Sonra gelip ruhumuza değer ve o his kalbimizi bürür. Ah'lar derinleşir, böylece uzar. Uzadıkça genişler. Yekpare bir ânda bütünleşir.
Ah, bir yetişebilseydik o âna!

Rilke, yaşamla ölümü birlikte anıyor. Herkes kendi ölümünü taşır. "hüzünlü, güzel kadınların karınlarındaki çocukla beraber ölümde meyvesini veriyor." Ölümleri ile beraber doğuyor çocuklar. Sonra hiç kimsemiz, hiçbir şeyimiz yoktur. Sadece kitaplar. Anılardan bile yoksunuz. Çocukluk yitirilmiştir. Öyleyse ihtiyarlığa özlem duyulabilir ancak(!)
Kitap gerçekten mükemmel, fakat çeviri beni şaşkınlığa uğrattı. Uğraşsan bu kadar kötü çeviremezsin sanırım. Bu arada iletişim den okudum ben, aklınızda bulunsun, can dan veya başka bir yayınevinden okuyun.. Çevirinin yetersizliği bile olmamış dedirtemedi bana, bir yazarın yeteneğini tam da bu noktada anlarsınız zaten.
Paris'te yaşayan bir Danimarkalı'nın günlük şeklinde tuttuğu notlar...Kitapta aşk, çocukluktan kalan korkular, ölüm vb konular kaleme alınmış.
Her cümlesinde derin anlamlar bulabileceğiniz bu klasiği kesinlikle tavsiye ederim.
Frantz Kafka 'nin en sevdiği ve etkilendiği 3 yazardan biri olan Rainer Maria Rilke ( diğer ikisi de Robert Musli ve Robert Walser'dir) Paris ' te yaşadığı günlere dair anlatı şeklinde hayata, Paris şehrine , insanın yalnızlığına, Aile kavramı ve aile içinde yaşanan karmaşık ilişkiler, aşk , kadın ve erkek ilişkileri, insanın komşuları, savaş ve daha bir çok duygu düşünceyi içinde barındıran yazarın etkileyici gözlem yeteneği ile beraber yazdığı hayata ve insanlara dair bir çok unsuru içinde barındıran, yazarın ilk ve tek basılan kitabı etkileyici bir sekilde okuyucusunu etkisi altına alan bir eser. Kitabı okuduktan sonra Kafka'nin neden bu yazarı sevdiğini anlıyorsunuz ve Keşke yazar geride daha bir çok eser bırakmış olsaydı dedirtiyor.
Bir kitap diğer kitabı nasıl buldurur? Kitaplar kitapları nasıl takip eder? İşte benim okuma düsturumdur bu sorular. Rilke’ yi de böyle buldurmuştur Zarifoğlu’nun kitabı bana. Rilke Malte midir yoksa Malte Rilke midir bilinmez romanda . Gözlemcilik yeteneğini kitaba sığdırmış olan yazarımız kitapta anılarına yer verir. Ailesinden, Paris bunalımından bahseder. Sizi içine çekecek olan Rilke’nin iç konuşmaları değildir tamamen hissettiği, hissettirdikleri duygulardır. Mistik düşüncelerle yolunu bulmaya çalışan bir adamın yalnızlığı anlatılır kitapta . Rilke’ yi tanımak isteyenler için tek romanı.
#malte #laurids #brigge’nin #notları #rainermariarilke bir önceki okuduğum kitap ile başlayacak olursam, Rilke gibi büyük şahsiyetlerin iç dünyasının karmaşıklığı ve derinliğinin ele alınmış olması gerekir. Nitekimde kitaptan bağımsız geçirdiğiniz her vakit ondan kopmanıza sebep oluyor. Fazlasıyla yoğun bir kitap. Ona dair son cümlesiyle konuyu bitirmek istiyorum. “Şimdi sevilmesi son derece güç biriydi ve bunu yalnızca bir kişinin becerebileceğini hissediyordu. Ama o kişi henüz istemiyordu. “
Ah, kitap okuyanlar arasında olmak ne güzeldir.
Rainer Maria Rilke
Sayfa 35 - Can Yayınları, 2016. 7. Basım, çeviri: Behçet Necatigil
“Bir yerde bir cam, şangırtıyla iniyor aşağı; büyük parçaların kahkahasını, küçük kırıkların kikirdeyişini işitiyorum.”
Rainer Maria Rilke
Sayfa 10 - Can Yayınları, 8.Baskı (2017), Ç: Behçet Necatigil
Sanma ki ben burada hayal kırıklıklarından ötürü acı çekiyorum, tersine. Bütün beklediklerimi, kötü bile olsa gerçek için kolayca feda edişime bazen şaşırıyorum.
Rainer Maria Rilke
Sayfa 62 - Can Yayınları, 2016. 7. Basım, çeviri: Behçet Necatigil
Çünkü mısralar sanıldığı gibi duyguların değil, yaşamış olmanın verimidir. Bir mısra yazabilmek için insan, birçok şehir görmeli, insanları, nesneleri görmeli, hayvanları tanımalı, kuşların nasıl uçtuğunu hissetmeli, küçük çiçeklerin sabahları açarken nasıl titreştiğini bilmeli. İnsan, bilinmeyen yerlerdeki yolları, beklenmedik rastlantıları ve uzun zamandır yaklaşmakta olduğunu sezdiği ayrılıkları düşünebilmeli, hâlâ anlaşılmamış çocukluk günlerini; sevindirici bir şey söylediklerinde anlamayıp kırdığımız anne babaları; o kadar çok, derin ve ağır değişimlerle garip, tuhaf başlayan çocukluk hastalıklarını; sessiz ve kapanık odalarda geçen günleri; deniz kıyısındaki sabahları; denizi, denizleri; yukarılarda çağıldayan, yıldızlarla uçuşan yolculuk gecelerini düşünebilmeli. Bütün bunları düşünebilmek de yetmez. Anılar da olmalı; birbirine benzemeyen birçok sevda gecesinden, doğuran kadınların çığlıklarından, içlerine kapanık, hafif, solgun, uyuyan loğusalardan gelme anılarımız da olmalı. Hem sonra ölenlerin yanında bulunmalı; odalarda, ölülerin başucunda oturmuş olmalı. Bu da yetmez, anılar da yetmez. Çoksa anılar, onları unutabilmeli, sonra da dönüp gelmelerini beklemekten yana büyük sabır göstermeli. Çünkü anılarla da bitmez. Onlar ancak içimizde kan, bizde bakış ve davranış oldukları, isimsizleştikleri, artık bizden ayırt edilemedikleri zaman, işte ancak o zaman, çok seyrek bir saatte, bir mısraın ilk kelimesi, anıların arasından, anılardan çıkıverir.
Rainer Maria Rilke
Sayfa 22 - Can Yayınları, 2016. 7. Basım, çeviri: Behçet Necatigil
Başkasına değiştiğimi söyleyip de ne olacak ki ?
Değişiyorsam,eski halimde kalmıyorum demektir;
eski ben olmaktan çıkınca da belliki tanıyanlar kalmamıştır beni.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Malte Laurids Brigge'nin Notları
Baskı tarihi:
Temmuz 2017
Sayfa sayısı:
196
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750706622
Orijinal adı:
Die Aufzeichnungen der Malte Laurids Brigge
Çeviri:
Behçet Necatigil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Modern edebiyatın en etkileyici şair ve yazarlarından Rainer Maria Rilke'nin tek romanı olan Malte Laurids Brigge'nin Notları, yazarın 1902 ve 1903 yıllarını geçirdiği Paris'teki gözlemlerinden kaynaklanır. Rilke'nin günce biçiminde kurguladığı bu başyapıt, bir yanıyla yazarın Paris anılarını canlandıran otobiyografik bir roman olma özelliği taşırken, öte yandan da 20. yüzyıl başında büyük kentlerde yaşanan sanayileşmenin ışıltılı sürecinin insanlar üstünde yeni yoksulluklar yaratan karanlık etkisini vurgular. Birçoklarınca varoluşçu edebiyatın ilk parlak örneği olarak kabul edilen bu yapıtta Rilke'nin bütün ana temalarını, aşkı, ölümü, çocukluk korkularını, kadının tanrılaştırılmasını ve bir "gönül meselesi" olarak ele aldığı "Tanrı" düşüncesini görmek mümkündür. Rainer Maria Rilke'nin çoktan bir modern klasiğe dönüşmüş olan bu kült yapıtını, Behçet Necatigil'in klasik niteliği kazanmış çevrisiyle yayınlıyoruz.

Kitabı okuyanlar 99 okur

  • Ceren çakıcı
  • Mediha Özer
  • Necip G.
  • papatya
  • Julien
  • Mehmet Reşit
  • Tuğçe Merve
  • poena
  • Rilke
  • Songül

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.3
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%23.9
25-34 Yaş
%47.8
35-44 Yaş
%17.4
45-54 Yaş
%2.2
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%4.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48
Erkek
%52

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.7 (9)
9
%20 (7)
8
%17.1 (6)
7
%17.1 (6)
6
%11.4 (4)
5
%8.6 (3)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları