Malte Laurids Brigge'nin Notları

·
Okunma
·
Beğeni
·
8,2bin
Gösterim
Adı:
Malte Laurids Brigge'nin Notları
Baskı tarihi:
Temmuz 2017
Sayfa sayısı:
196
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750706622
Orijinal adı:
Die Aufzeichnungen der Malte Laurids Brigge
Çeviri:
Behçet Necatigil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Malte Laurids Brigge
Malte Laurids Brigge
Malte Laurids Brigge’nin Notları
Malte Laurids Brigge
Malte Laurids Brigge
Modern edebiyatın en etkileyici şair ve yazarlarından Rainer Maria Rilke'nin tek romanı olan Malte Laurids Brigge'nin Notları, yazarın 1902 ve 1903 yıllarını geçirdiği Paris'teki gözlemlerinden kaynaklanır. Rilke'nin günce biçiminde kurguladığı bu başyapıt, bir yanıyla yazarın Paris anılarını canlandıran otobiyografik bir roman olma özelliği taşırken, öte yandan da 20. yüzyıl başında büyük kentlerde yaşanan sanayileşmenin ışıltılı sürecinin insanlar üstünde yeni yoksulluklar yaratan karanlık etkisini vurgular. Birçoklarınca varoluşçu edebiyatın ilk parlak örneği olarak kabul edilen bu yapıtta Rilke'nin bütün ana temalarını, aşkı, ölümü, çocukluk korkularını, kadının tanrılaştırılmasını ve bir "gönül meselesi" olarak ele aldığı "Tanrı" düşüncesini görmek mümkündür. Rainer Maria Rilke'nin çoktan bir modern klasiğe dönüşmüş olan bu kült yapıtını, Behçet Necatigil'in klasik niteliği kazanmış çevrisiyle yayınlıyoruz.
196 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Dünya edebiyatına yön verip seyir değiştiren yazarlar vardır. Nasıl ki Gogol’un yarattığı Akakiyeviç karakteri birçok yazar için ilham kaynağı olduysa, Rilke’nin, Malte karakteri de birçok ‘içe dönük’ diye tanımlayacağımız Peter Kien, Raskolnikov, Meursault gibi karakterlerin beşiği olmuştur.

Kitabın önyüzündeki portre ne kadar ilginç değil mi? Mezar suratlı zayıf bir adam… Şişmiş göz altı torbaları ve hafif yana eğilmiş baş… Tam olarak biçare profilli bir portre. Malte’nin içindeki tüm hezeyanların resme yansıması. Dış dünyaya güvenini yitiren, içe dönük, toplumun arasında kaybolmuş; değişen dünyaya ayak uyduramayan, baskı ve şiddetten dolayı içine kapanan bir adamın ‘içi’nin portresi…

Rilke, Malte için altı yıl Paris'te yaşar. İlk yazdığı mektuplardaki melankoli, onun ilk andan itibaren Paris yaşamının hoşnutsuzluğunu gösterir. Zor sever, zor olanı sever, ekmeği zorluktur sanki. Nefret ettği Paris’te altı yıl yaşayıp dönüp dolaşıp yine bu şehre gelmesi, ilhamı hüzünden aldığından başka bir şey değildir. Polyanna gibi bir hayatta Malte Laurids Brigge’nin Notları eseri ortaya çıkmazdı sanırım. Schopenhauer’ın eserlerini okuyan onun intihar etmiş olabileceğini düşünür oysa ki ailesi ve dostlarıyla mutlu bir hayat yaşamıştır. Rilke realisttir. Eserin geneline hakim olan çocukluk, korku, kaygı, ölüm, melankoli, cinsellik gibi konular onun gerçek dünyadaki yaşantısının ve dolayısıyla kitaba otobiyografik bir yansımadır. J. London nasıl Martin Eden ise, Rilke de Malte Laurids'in ta kendisidir. İdrak edilemeyen dünyayla geçinme uğraşı ilhamla birleşince Malte çıkmıştır ortaya…

“Beni öbür insanlardan şimdi eskisinden daha çok ayıran bazı farklar var. Değişmiş bir dünya. Yeni anlamlarla dolu yeni bir hayat. Her şey çok yeni olduğu için şu anda biraz zorluk çekiyorum. Kendi ilişkilerimde acemiyim henüz.” (Sf. 61)

"Toplumsal değişiklikler karşısında paniğe kapılır Malte. Deli gibi bakar etrafına, akıl yürütemez, hudutsuz bir korku duyar. Korku ve paniğin kendince mantığı yoktur belki ama sebepleri vardır. Ne var ki bu sebepleri korkunun sahibinden öğrenemeyiz. Korku içinde bir lokantayı terk ettiğinde bile korkunun nedenini anlatmaz. Belki de küçücük bir şey vardır açıklayacak, ama kapalı bırakır…
Korku vardır her yerde. Yollar korku kokar. “Görmeyi öğreniyorum” der. Eşyaya, insana, sese bir farklı bakmayı öğrenmektir amacı, ama görür ki her şey göründüğünden başka türlü. Onlardan abes yansımaktadır. Absürdden çıkan dehşeti, havanın her zerresinde duyar. Korkusu büyük dayanma gücü azdır." C. Zarifoğlu.

Baskı, korku ve şiddet onun içine kapanmasına, dış dünyayla soyutlanmasına sebep olur. İçine dönük olan biri toplumla nasıl iyi ilişki içinde olabilir?

Büyük bir şehirdedir ama, ne bir dosttan, ne bir buluşmadan, ne bir ziyaretten söz eder. Hani bir söz vardır ya, “Kalabalıkların arasında yalnız hissediyor insan.” İşte Malte'ni hayatı bundan ibarettir. Haklılık sorgulanıyor. Yığınların seslerinden kurtulmak için çeviriyoruz her kitabın sayfasını. Yüzlerce ses, gizli maskeler, bayağılık, her şeyin bir çıkara ve vaatlere dayandığı bir zamanın cümbüşünde ezilirken Malte'nin haykırışını duymamak ne mümkün?

Ama o böyle istedi, kendi tercihiydi. Zor ve imkansız şartlar içinde anlamını aradı. Her şeyin hatta ölümlerin bile yerli yerinde durduğu büyük aile ilişkilerinin özlemini duydu. Ailesinin çevresi kırsal alan veya küçük yerleşme yeriydi. Büyük şehir anaforunda, insanlardan kaçılan değerlere doğru koştu, koştu, koştu...
180 syf.
·3 günde
Bu romanı okuma sebebim sadece bir alıntısını
görmüş olmamdı.
#61603268
•••
Dikkat! Spoil içeren alan..
•••
Rilke ve Malte üzerine..

Rilke'nin otobiyografik romanı olarak tanımlanan eser, yazarın kendi yaşamından pencereler açmaktadır. Olay sıralaması olmaması da bu romanı diğer romanlardan ayırır. Rilke de bu yüzden olacak ki eserini roman olarak görmez.

Mutsuz bir evliliğin oluşturduğu aile içinde büyümenin zorluğunu çeker. En sonunda aile boşanır ve annesi Rilke'yi yanına alır. 6 yaşına gelene kadar annesi tarafından kız elbiseleri giydirilerek büyütülür. Annesine karşı duyguları karmaşık bir hal alır, nefret ve sevgi arasında sıkışmıştır. Annesinin en büyük katkısı Fransızca'yı öğretmesidir.
Rilke'nin hayatında dönüm noktalarından biri Lou Salomé ile tanışmasıdır. Her ruhsal çöküntüsünde sığınacak bir liman olur.
Bir başka nokta ise Rilke'nin evlenmesidir.
Çevresi tarafından evleneceğine ihtimal verilmezken ve bu evliliğin yazarın ruh sağlığı açısından yanlış olacağını düşünen Salomé'nin karşı durmasına rağmen 1901'de heykeltraş olan Clara Westhoff ile evlenir. Bu evlilik onlar için " iki yalnızlık"tan kurulu olacağını bilirler. (Ruth isimli bir kızları olur.)

1904'te Malte Laurids Brigge'nin Notları'ni kaleme almaya başlar, 1910'a kadar sürer.
Yazarın kendi yaşamını anlatan bu roman dünya edebiyatında önemli eserlerinden biri olur. Çünkü hepimizin bildiği klasik romanlar gibi değildir. Konusu ve olay sıralamaları yoktur bu sebeple yazılanları birkaç cümle ile aktarmak neredeyse imkansızdır.
Bununla ilgili olarak Rilke bir mektubunda:

"Sanki bir çekmecede darmadağın kağıtlar bulunmuş da ilk anda bir şey bulunmadığı için onlarla yetinilmek gerekiyormuş gibi bir durum bu. Sanatçı gözüyle, kötü bir birim, ama insan açısından mümkün. Bunların ardında ortaya çıkan şey, birbiriyle bağıntılı güçlerin hayal meyal ilişkisi ve bir çeşit hayat eskizi." diyerek dile getirir.

Malte 28 yaşında bir şairdir, ruhsal durumu iyi olmayıp sürekli bir huzursuzluk hakimdir hayatına.

"Görmeyi öğreniyorum!" der Malte, görünenden çok görülmeyeni merak eder, bunu kendine yüklenmiş bir sorumluluk gibi sahip çıkar.

"Bir sürü insan var ama çok daha fazla çehre var, çünkü her bir insanda birden çok var. (...) birden fazla çehreleri olduğuna göre, öbürleriyle ne yapıyorlar?"
Malte korkuyor ama onun korkusu herhangi bir varlığa ya da duruma karşı değil. O korkunun kendisinden korkuyor. Bu huzursuzluğunu yenebilmek için kendini yazmaya veriyor..

"Korkuya karşı bir şey yaptım. Bütün gece oturdum ve yazdım ve şimdi Ulsgard'ın kırlarında uzun bir yol yürümüş gibi yorgunum."
Saf korkunun yanında ölüm de vardır. Ve bunun için şöyle der:

"Eskiden insanın, ölümü bir meyvenin çekirdeği gibi içinde taşıdığını biliyorlardı (belki de bunu seziyorlardı). Çocukların içindeki küçüktü, büyüklerininki büyük. Kadınlarınki kucaklarında, erkeklerinki göğüslerinde."


Farklı motifleri içeren bir kitap olduğundan hepsine değinmek istemedim. Buraya kadar okuyup gelen varsa teşekkür ederim. :)) Ve eğer biraz olsun merak uyandırdıysa kitabı oku.. Dediğim gibi kurulu bir kurgusu yok, bu yüzden sıkıcı gibi gelebilir.

Ama bir kez tanışırsan ve hayatına bakarsan seversin.
Bitti..
174 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Bu kitabın varoluş oluşumunu tek bir kelimede toplayabiliriz. DÜŞÜNMEK!
Düşünmek, geçişli bir eylemdir. Gerçekleşmesi için mutlaka bir nesneye ihtiyaç duyar. Malte de düşünme eyleminin içerisindeki nesneleri eylemin hakkını vererek geçişli hale getiriyor. Aklınıza gelebilecek her şey hakkında düşünüyor, analizler yapıyor, kendi benliğinde her bir nesneye ve canlıya yer ayırıyor , onlara ürkütücü, komik,tuhaf bazı kişilikler veriyor. Dünya görüşü bambaşka , başkalaşmış bir adam Malte.
Hastaneleri Tanrıların otelleri olarak nitelendiriyor. Ölümleri herkese dağıtılan bir reklam ürünü olarak görüyor. Hastalık bunların sadece promosyonu. Ama yine de bir şekilde dünyaya adapte oluyor. Bir dağın eteğinde açmış , eğreti bir yabani bitki gibi; istemsiz, nedensiz , canlı. Düşünceleriyle canlı Malte.
“Bana iyi görünen bu dünyaya hiç alışamamıştım ki. Ne yapayım başka bir dünyada ? Aşina değerler arasında kalmak isterdim ve illa bir şeyin değişmesi gerekiyorsa da , en azından dünyaları benimkine yakın olan ve aynı şeylere sahip olan köpeklerle bir arada yaşamama izin verilmesini isterdim.” Diyor Malte. Hep bir eğreti hep bir yalnız.
Kitap notlarla sürüp gidiyor. Konudan konuya geçişler ilk kelimenin tüm harflerinin büyük harflerle yazılmasıyla başlıyor. Bazen anılarını anlatıyor Malte, bazen sadece yeni taşındığı evin duvarıyla ilgili olan düşüncelerini. Benim en çok hoşuma giden anlatısı ise ömrünü yani yaşadığı yılları, saatlere , dakikalara ve saliselere bozurup harcayan bir adamın öyküsü. Vakitin nakit olması hiç bu kadar gerçekçi olmamıştı. Üstelik bu adam bu servetini ekonomik kullanma yolunda bazı atılımlar da gerçekleştiriyor okuması gerçekten keyif verici.
Malte’nin notları kısaca bu şekilde ilerliyor. Kesinlikle farklı ve zor bir kitap. Okuma ve düşünce geliştirme bakımından çok yararlı olabileceğini düşündüğüm bir kitaptır kendisi. İyi okumalar dilerim.
196 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Paris'te yaşayan Malte'nin günlük şeklinde tuttuğu notlardan oluşuyor kitabımız. İçerisinde çocukluk korkuları, aşk hezeyanları, yalnızlık ve ölüm temalarını barındırıyor. Bizdeki Peyami Safa gibi diyebilirim aslında şair olarak iyi bildiğimiz yazarımız Rilke için. Yalnız uyarayım çoğu kişi okurken ruhu sıkılabilir, kitabı anlayamayabilir. Cesareti olan okusun yani.
196 syf.
·3 günde
Birçok otoriteye göre Türkçe diline çevrilmiş en nadide 10 eserden biridir Rilke'nin Malte Laurids Briggen'in notları. Direkt Almanca'dan değil de Ingilizce'den Behçet Necatigil ve Andreas Tietze tarafından neredeyse kusursuz çevrilmiştir. Düşsel biri olan Malte Laurids Brigge, Rainer Maria Rilke'nin kendisidir aslında. Varoluşçuluk üzerine romantizm katan Rilke o küçücük kitabın içine dünyaları sığdırmıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar tarafından da 20. Yüzyılın en önemli eseri olarak gösterilen bu kitabı Rilke yine ayakta, elinde şarap ile yazmış ve bütün edebi yoğunluğu aktarmıştır. Rilke, yoğun yalnızlığı ile Malte'ye gebe kalmış ve ona bunu yazma gereği duymuştur, yani kendisine. O dönemin kaygıları ile yozlaşan edebiyata tepki olarak dimdik durmuştur Rilke ve kitabı. Dünyada o zamanlar için hala bu kadar etkileyici bir yazar olmasının ayaklı kanıtıdır. Her bir kelimesi özenle seçilmiş ve bir araya gelip insanı kendisine hayran bırakan bir bütün olmuştur. Okunması elzemdir.

"Sendendir yalnızlığım, varlığım sana dönüşmüş."
196 syf.
Bizi uzaklara götüren, o uzaklıklardaki kendimizi getiren kitapları severiz.

"Zaman göz açıp kapayıncaya kadar,
çabucak geçti"

Ruhunun havası hoşsa, rüzgar esiyor ve ferahlık veriyorsa, canın bir anlık bedenden ayrıldığını duyumsuyor ve yerini sükuta bırakıyorsa; o eser bütün övgülere, yüceltmelere şayandır.
Fakat dipsiz bir kuyudaysan yahut dizlerine kadar çamura battıysan, canına tâk etmişse her şey; okuduğun eser de, en ufak bir kıpırtı uyandırmıyorsa, hiçtir.
Pekâlâ, bu durumda iyi gelen, kışı yaza çeviren eserlere ne demeli?
İnsan, diyorum, efendim; ânını bilmeli, bulmalı; bir yerde, bir eserde...


Sayfa 21'den itibaren başlayan pasajı okuduktan sonra; eridim, taştım, doruğa vardım. Gökyüzünü aştım. Ne kadar mesafe varsa katettim. Oturdum, kalktım, sıçradım, uzandım... insani duygularımı kaybettim. Neydi, neydi o? Uzadı, uzadı, uzadı... bir ân. Kendime mukayyet olamadım. Ne yapmalıydı? Masadan kalktım. Okumayı bıraktım. Kaçtım. Konuştum. Sustum. Bir ara bilincimi kaybettim. Döndüm yeniden kitabın başına geçtim. Yazdım, yazdım; ah, kelimelere yeteri kadar veremiyorum bunları. Anlatamadığımdan tutun, yazamadığımdan anlayın. Sonsuzluk, sonsuzluk...
Hani Peyami Safa'da Yalnızız'da söz ediyordu bundan. Hani o kadar basıyordu ki üzerine... hani o kadar yineliyordu ki sözcükleri, "meçhul, meçhul..." "insan, insan..." diye.
Ah, durup bir ân soluk almalıyım. Okumayı bırakmalıyım artık. Daha fazla uzağa gidemem. Karanlık gittikçe artıyor.

Bu müthiş tesirden sonra, şöyle düşündüm:
Kitapta yazılanlar değil (sadece) insanı böylesine sarsılmasına sebep olan. Yazılanlar araç oluyor; uyandırıyor yahut yatıştırıyor veyahut alevlendiriyor bazen. -Tıpkı şu ânda olduğu gibi.
Birbirine benzer iki ruhun, sözcüklerin ışığı altında buluşmaları. Sonsuzluğa uzamaları... Bir başkasına anlatabilmemiz mümkün değil bu yaşadıklarımızı. Çünkü bu sadece o iki ruhun birleşimi ve etkileşimi birbirine.

Son sözlerini birkaç defa tekrarladım. Arkama yaslandım ve biten bu yolculuğun, yaşanan bu ayrılığın hüznünü duyumsadım. Bütün bir ömrün son anda gizli olduğu gibi, bütün bu hikaye de son birkaç sözde saklıydı; o zaman anlıyordunuz ki; bir an, yalnızca bir an, bütün bir ömre bedeldi.
"Şimdi korkunç zordu onu sevmek ve o, buna yalnızca Biri'nin gücünün yeteceğini seziyordu. Ama o Biri istemiyordu henüz."
İstemiyordu. Sevmek ve sevilmek; bir anda buluşmak bu kadar zordu demek.
Rilke, bahar çiçekleri önünde sükun buluyormuşçasına, tasvirleriyle uzaklara taşıdı bu bir anı. Tâ çocukluğuna; varlığının o belirsiz, "tamamlanmamış başarılmamış" zamanına.
Çocukluğu tamamlamak! Ne ile, nasıl?
O halde öncelikle çocukluğun geride bırakılması lazım. Sonra da ona dönüş yapmalı.
Nasıl tamamlanabilir öyleyse? Bilinçle?
Öyle düşünüyorum ki, anıları, yani çocukluk anılarını, şimdiki gözle, geldiğimiz noktadan geriye doğru giderek, anlam vererek, onu idrakle doldurabiliriz ve böylece elimizde elle tutulur, belirli, görünen bir çocukluk kalabilir. Tamamlanmış bir çocukluk!
Sonra, ölüm korkusu; hiç bitmeyen, her şeyde kendini gösteren, tanımadığı o çocukluk korkusu...

Çocukluk anılarına özlem ve çocukluğa dönüş.
Tâ çocukluktan başlayan bir yalnızlık bilinci ve varoluş sancısı.
"Bir an kendime, tarif edilemez, umutsuz ve boş bir özlem duydum, sonra yalnızca o kaldı; ondan başka hiçbir şey."
O müphem çocukluk anıları.
Ah'lar uzak olan o ân için çıkarlar ağızdan, diye düşündüm. Bizden- kendimizden- oldukça uzak, ulaşamayacağımız kadar uzak, çocukluk kadar uzak olan...
Sesimiz, o görünmeyen mesafeyle bir bağlantı kurar. Oraya ulaşır ve bir şekilde yankısını bize iletir. Sonra gelip ruhumuza değer ve o his kalbimizi bürür. Ah'lar derinleşir, böylece uzar. Uzadıkça genişler. Yekpare bir ânda bütünleşir.
Ah, bir yetişebilseydik o âna!

Rilke, yaşamla ölümü birlikte anıyor. Herkes kendi ölümünü taşır. "hüzünlü, güzel kadınların karınlarındaki çocukla beraber ölümde meyvesini veriyor." Ölümleri ile beraber doğuyor çocuklar. Sonra hiç kimsemiz, hiçbir şeyimiz yoktur. Sadece kitaplar. Anılardan bile yoksunuz. Çocukluk yitirilmiştir. Öyleyse ihtiyarlığa özlem duyulabilir ancak(!)
196 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Rilke şiirlerine göre daha ağır bir tarzda yazılan okurken bana Albert Camus’u hatırlatan bir kitap oldu. Malte Luıds’in hatıratı şeklinde yazılan kitap bir nevi Rılke’nin yaşam öyküsünü çırpınışlarını , topluma sığamamasını betimlemiş. Sakin kafayla okunup irdelenmesi gereken bir eser.
196 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitap gerçekten mükemmel, fakat çeviri beni şaşkınlığa uğrattı. Uğraşsan bu kadar kötü çeviremezsin sanırım. Bu arada iletişim den okudum ben, aklınızda bulunsun, can dan veya başka bir yayınevinden okuyun.. Çevirinin yetersizliği bile olmamış dedirtemedi bana, bir yazarın yeteneğini tam da bu noktada anlarsınız zaten.
196 syf.
·9/10
Şair kişiliğiyle bildiğimiz bir edebiyat insanının yazdığı ve edebiyat tarihine geçen romanı. Ülkemizde ne yazık ki yeterince tanınmamış ve değeri bilinmemiş bir eser. Derin okumalara aşık ve Genç Wertherin Acıları ile akraba bulduğum bu güzel eseri okumak çok şey kazandırır düşüncesindeyim.
196 syf.
·3 günde·Beğendi·6/10
Kitapta geçen "görmeyi öğreniyorum/ich lerne sehen" cümlesi Rilke'nin hayat felsefesidir aslında. Kitaptaki Malte karakterinin Rilke olduğu düşünüldüğünde -ki çoğu kaynak bunu gösteriyor- kitabı, Rilke'nin görmeyi nasıl öğrendiğini anlamaya çalışarak okuyoruz.

Kitabın çevirmeni Behçet Necatigil'in, "bireyin iç dünyasındaki depremleri vurgulayan" bir eser dediği Malte Laurids Brigge'nin Notları, Necatigil'in kendi edebiyat anlayışının oluşmasını sağlamıştır. Öyle ki Necatigil'in, kitapta anlatılan 'kutsal' yalnızlığı, kendi hayatına uyguladığını şuradan görüyoruz: Tanpınar, Ahmet Haşim için bir denemesinde "hayatı kasten daralttığı" ifadesini kullanır. Necatigil'in ögrencisi olan Hilmi Yavuz ise bu ifadenin Necatigil için de geçerli olduğunu söyler.

Kitabı okurken "hayatı kasten daraltan" ve yalnızlığa kendini mahkûm eden bir Malte görüyoruz.
196 syf.
·Beğendi·8/10
Rilke’nin Malte Laurids Brigge’nin Notları için Peyami Safa Yalnızız kitabında “Rilke’nin yer yer güzel ve sıkıcı bir kitabı” diyerek benimde bundan sonra kitabı anlatırken kullanacağım tanımı yapmış.

Tabi ben Rilke’yi Yalnızız’ı okumadan önce tesadüf eseri tanıdım. Şöyle ki; bir otel odasında yalnızlığın içinde bile yalnızken ve daha önce Rilke’yi tanımazken internette kısa bir pasaj okudum.
O an ki ruh halimi öylesine şiddetli sarstı ki, ne bu? bu kim? insan elinden mi çıktı bu yazı diye şoktaydım.

Küçük bir araştırmadan sonra Rilke’yi tanıdım ve kitabın Malte Laurids Brigge'nin Notları olduğunu öğrendim.
Ve tesadüf Rilke’nin bu kitabı Paris’te bir otel odasında yazdığını, kendi otel odamda yanlı-ş-zlıkla öğrendim.

Malte Laurids Brigge'nin Notları varoluşçu edebiyatın ilk parlak örneği sayılır. Bunu da kitabı araştırdıktan sonra öğrendim. Ve benim için ikinci şok karşıma çıkar. Canım ciğerim Nietzsche’yi reddeden Salome, Rilke’nin karısıdır.

Lou Andreas-Salome, genç kızken Friedrich Nietzsche ona âşık olmuş ve evlenmek istemiş, ama Lou kabul etmemişti. Lou Rilke’yle evlenir. Kaderin cilvesi midir Rilke Nietzsche'nin yaşam felsefesinin izler.
Hastayım böyle detaylara...

Şairler arasında ise en çok Charles Baudelaire'den etkilenir Rilke.

Bu tesadüfte benim için çok önemli. Şair olarak Baudelaire’yi çok severim. Rilke gibi diğer bir varoluşçu yazar olan Sartre’da Baudelaire’den etkilenen ve hakkında yazan bir başka favori yazarımdır. İşte Rilke’yle böyle bağlar kurarak okudum kitabı. Peyami Safa’nın dediği gibi yer yer sıksada gerçekten harika bir kitap.
Sanma ki ben burada hayal kırıklıklarından ötürü acı çekiyorum, tersine. Bütün beklediklerimi, kötü bile olsa gerçek için kolayca feda edişime bazen şaşırıyorum.
Rainer Maria Rilke
Sayfa 62 - Can Yayınları, 2016. 7. Basım, çeviri: Behçet Necatigil
Çünkü mısralar sanıldığı gibi duyguların değil, yaşamış olmanın verimidir. Bir mısra yazabilmek için insan, birçok şehir görmeli, insanları, nesneleri görmeli, hayvanları tanımalı, kuşların nasıl uçtuğunu hissetmeli, küçük çiçeklerin sabahları açarken nasıl titreştiğini bilmeli. İnsan, bilinmeyen yerlerdeki yolları, beklenmedik rastlantıları ve uzun zamandır yaklaşmakta olduğunu sezdiği ayrılıkları düşünebilmeli, hâlâ anlaşılmamış çocukluk günlerini; sevindirici bir şey söylediklerinde anlamayıp kırdığımız anne babaları; o kadar çok, derin ve ağır değişimlerle garip, tuhaf başlayan çocukluk hastalıklarını; sessiz ve kapanık odalarda geçen günleri; deniz kıyısındaki sabahları; denizi, denizleri; yukarılarda çağıldayan, yıldızlarla uçuşan yolculuk gecelerini düşünebilmeli. Bütün bunları düşünebilmek de yetmez. Anılar da olmalı; birbirine benzemeyen birçok sevda gecesinden, doğuran kadınların çığlıklarından, içlerine kapanık, hafif, solgun, uyuyan loğusalardan gelme anılarımız da olmalı. Hem sonra ölenlerin yanında bulunmalı; odalarda, ölülerin başucunda oturmuş olmalı. Bu da yetmez, anılar da yetmez. Çoksa anılar, onları unutabilmeli, sonra da dönüp gelmelerini beklemekten yana büyük sabır göstermeli. Çünkü anılarla da bitmez. Onlar ancak içimizde kan, bizde bakış ve davranış oldukları, isimsizleştikleri, artık bizden ayırt edilemedikleri zaman, işte ancak o zaman, çok seyrek bir saatte, bir mısraın ilk kelimesi, anıların arasından, anılardan çıkıverir.
Rainer Maria Rilke
Sayfa 22 - Can Yayınları, 2016. 7. Basım, çeviri: Behçet Necatigil

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Malte Laurids Brigge'nin Notları
Baskı tarihi:
Temmuz 2017
Sayfa sayısı:
196
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750706622
Orijinal adı:
Die Aufzeichnungen der Malte Laurids Brigge
Çeviri:
Behçet Necatigil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Malte Laurids Brigge
Malte Laurids Brigge
Malte Laurids Brigge’nin Notları
Malte Laurids Brigge
Malte Laurids Brigge
Modern edebiyatın en etkileyici şair ve yazarlarından Rainer Maria Rilke'nin tek romanı olan Malte Laurids Brigge'nin Notları, yazarın 1902 ve 1903 yıllarını geçirdiği Paris'teki gözlemlerinden kaynaklanır. Rilke'nin günce biçiminde kurguladığı bu başyapıt, bir yanıyla yazarın Paris anılarını canlandıran otobiyografik bir roman olma özelliği taşırken, öte yandan da 20. yüzyıl başında büyük kentlerde yaşanan sanayileşmenin ışıltılı sürecinin insanlar üstünde yeni yoksulluklar yaratan karanlık etkisini vurgular. Birçoklarınca varoluşçu edebiyatın ilk parlak örneği olarak kabul edilen bu yapıtta Rilke'nin bütün ana temalarını, aşkı, ölümü, çocukluk korkularını, kadının tanrılaştırılmasını ve bir "gönül meselesi" olarak ele aldığı "Tanrı" düşüncesini görmek mümkündür. Rainer Maria Rilke'nin çoktan bir modern klasiğe dönüşmüş olan bu kült yapıtını, Behçet Necatigil'in klasik niteliği kazanmış çevrisiyle yayınlıyoruz.

Kitabı okuyanlar 452 okur

  • jean
  • Klavyetik
  • Arda Perinçek
  • Hüseyin Sabuncu
  • Nuran
  • Şeyda
  • Ayşe Gül Güler
  • Sena Byt
  • Gülce Sarar
  • Hayalperest

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%4.3
13-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%23.9
25-34 Yaş
%47.8
35-44 Yaş
%17.4
45-54 Yaş
%2.2
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%4.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48
Erkek
%52

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.4 (31)
9
%14.2 (18)
8
%22 (28)
7
%14.2 (18)
6
%8.7 (11)
5
%4.7 (6)
4
%0
3
%0.8 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları