Adı:
Malte Laurids Brigge'nin Notları
Baskı tarihi:
Temmuz 2017
Sayfa sayısı:
196
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750706622
Orijinal adı:
Die Aufzeichnungen der Malte Laurids Brigge
Çeviri:
Behçet Necatigil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Malte Laurids Brigge
Malte Laurids Brigge
Modern edebiyatın en etkileyici şair ve yazarlarından Rainer Maria Rilke'nin tek romanı olan Malte Laurids Brigge'nin Notları, yazarın 1902 ve 1903 yıllarını geçirdiği Paris'teki gözlemlerinden kaynaklanır. Rilke'nin günce biçiminde kurguladığı bu başyapıt, bir yanıyla yazarın Paris anılarını canlandıran otobiyografik bir roman olma özelliği taşırken, öte yandan da 20. yüzyıl başında büyük kentlerde yaşanan sanayileşmenin ışıltılı sürecinin insanlar üstünde yeni yoksulluklar yaratan karanlık etkisini vurgular. Birçoklarınca varoluşçu edebiyatın ilk parlak örneği olarak kabul edilen bu yapıtta Rilke'nin bütün ana temalarını, aşkı, ölümü, çocukluk korkularını, kadının tanrılaştırılmasını ve bir "gönül meselesi" olarak ele aldığı "Tanrı" düşüncesini görmek mümkündür. Rainer Maria Rilke'nin çoktan bir modern klasiğe dönüşmüş olan bu kült yapıtını, Behçet Necatigil'in klasik niteliği kazanmış çevrisiyle yayınlıyoruz.
196 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Dünya edebiyatına yön verip seyir değiştiren yazarlar vardır. Nasıl ki Gogol’un yarattığı Akakiyeviç karakteri birçok yazar için ilham kaynağı olduysa, Rilke’nin, Malte karakteri de birçok ‘içe dönük’ diye tanımlayacağımız Peter Kien, Raskolnikov, Meursault gibi karakterlerin beşiği olmuştur.

Kitabın önyüzündeki portre ne kadar ilginç değil mi? Mezar suratlı zayıf bir adam… Şişmiş göz altı torbaları ve hafif yana eğilmiş baş… Tam olarak biçare profilli bir portre. Malte’nin içindeki tüm hezeyanların resme yansıması. Dış dünyaya güvenini yitiren, içe dönük, toplumun arasında kaybolmuş; değişen dünyaya ayak uyduramayan, baskı ve şiddetten dolayı içine kapanan bir adamın ‘içi’nin portresi…

Rilke, Malte için altı yıl Paris'te yaşar. İlk yazdığı mektuplardaki melankoli, onun ilk andan itibaren Paris yaşamının hoşnutsuzluğunu gösterir. Zor sever, zor olanı sever, ekmeği zorluktur sanki. Nefret ettği Paris’te altı yıl yaşayıp dönüp dolaşıp yine bu şehre gelmesi, ilhamı hüzünden aldığından başka bir şey değildir. Polyanna gibi bir hayatta Malte Laurids Brigge’nin Notları eseri ortaya çıkmazdı sanırım. Schopenhauer’ın eserlerini okuyan onun intihar etmiş olabileceğini düşünür oysa ki ailesi ve dostlarıyla mutlu bir hayat yaşamıştır. Rilke realisttir. Eserin geneline hakim olan çocukluk, korku, kaygı, ölüm, melankoli, cinsellik gibi konular onun gerçek dünyadaki yaşantısının ve dolayısıyla kitaba otobiyografik bir yansımadır. J. London nasıl Martin Eden ise, Rilke de Malte Laurids'in ta kendisidir. İdrak edilemeyen dünyayla geçinme uğraşı ilhamla birleşince Malte çıkmıştır ortaya…

“Beni öbür insanlardan şimdi eskisinden daha çok ayıran bazı farklar var. Değişmiş bir dünya. Yeni anlamlarla dolu yeni bir hayat. Her şey çok yeni olduğu için şu anda biraz zorluk çekiyorum. Kendi ilişkilerimde acemiyim henüz.” (Sf. 61)

"Toplumsal değişiklikler karşısında paniğe kapılır Malte. Deli gibi bakar etrafına, akıl yürütemez, hudutsuz bir korku duyar. Korku ve paniğin kendince mantığı yoktur belki ama sebepleri vardır. Ne var ki bu sebepleri korkunun sahibinden öğrenemeyiz. Korku içinde bir lokantayı terk ettiğinde bile korkunun nedenini anlatmaz. Belki de küçücük bir şey vardır açıklayacak, ama kapalı bırakır…
Korku vardır her yerde. Yollar korku kokar. “Görmeyi öğreniyorum” der. Eşyaya, insana, sese bir farklı bakmayı öğrenmektir amacı, ama görür ki her şey göründüğünden başka türlü. Onlardan abes yansımaktadır. Absürdden çıkan dehşeti, havanın her zerresinde duyar. Korkusu büyük dayanma gücü azdır." C. Zarifoğlu.

Baskı, korku ve şiddet onun içine kapanmasına, dış dünyayla soyutlanmasına sebep olur. İçine dönük olan biri toplumla nasıl iyi ilişki içinde olabilir?

Büyük bir şehirdedir ama, ne bir dosttan, ne bir buluşmadan, ne bir ziyaretten söz eder. Hani bir söz vardır ya, “Kalabalıkların arasında yalnız hissediyor insan.” İşte Malte'ni hayatı bundan ibarettir. Haklılık sorgulanıyor. Yığınların seslerinden kurtulmak için çeviriyoruz her kitabın sayfasını. Yüzlerce ses, gizli maskeler, bayağılık, her şeyin bir çıkara ve vaatlere dayandığı bir zamanın cümbüşünde ezilirken Malte'nin haykırışını duymamak ne mümkün?

Ama o böyle istedi, kendi tercihiydi. Zor ve imkansız şartlar içinde anlamını aradı. Her şeyin hatta ölümlerin bile yerli yerinde durduğu büyük aile ilişkilerinin özlemini duydu. Ailesinin çevresi kırsal alan veya küçük yerleşme yeriydi. Büyük şehir anaforunda, insanlardan kaçılan değerlere doğru koştu, koştu, koştu...
174 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Bu kitabın varoluş oluşumunu tek bir kelimede toplayabiliriz. DÜŞÜNMEK!
Düşünmek, geçişli bir eylemdir. Gerçekleşmesi için mutlaka bir nesneye ihtiyaç duyar. Malte de düşünme eyleminin içerisindeki nesneleri eylemin hakkını vererek geçişli hale getiriyor. Aklınıza gelebilecek her şey hakkında düşünüyor, analizler yapıyor, kendi benliğinde her bir nesneye ve canlıya yer ayırıyor , onlara ürkütücü, komik,tuhaf bazı kişilikler veriyor. Dünya görüşü bambaşka , başkalaşmış bir adam Malte.
Hastaneleri Tanrıların otelleri olarak nitelendiriyor. Ölümleri herkese dağıtılan bir reklam ürünü olarak görüyor. Hastalık bunların sadece promosyonu. Ama yine de bir şekilde dünyaya adapte oluyor. Bir dağın eteğinde açmış , eğreti bir yabani bitki gibi; istemsiz, nedensiz , canlı. Düşünceleriyle canlı Malte.
“Bana iyi görünen bu dünyaya hiç alışamamıştım ki. Ne yapayım başka bir dünyada ? Aşina değerler arasında kalmak isterdim ve illa bir şeyin değişmesi gerekiyorsa da , en azından dünyaları benimkine yakın olan ve aynı şeylere sahip olan köpeklerle bir arada yaşamama izin verilmesini isterdim.” Diyor Malte. Hep bir eğreti hep bir yalnız.
Kitap notlarla sürüp gidiyor. Konudan konuya geçişler ilk kelimenin tüm harflerinin büyük harflerle yazılmasıyla başlıyor. Bazen anılarını anlatıyor Malte, bazen sadece yeni taşındığı evin duvarıyla ilgili olan düşüncelerini. Benim en çok hoşuma giden anlatısı ise ömrünü yani yaşadığı yılları, saatlere , dakikalara ve saliselere bozurup harcayan bir adamın öyküsü. Vakitin nakit olması hiç bu kadar gerçekçi olmamıştı. Üstelik bu adam bu servetini ekonomik kullanma yolunda bazı atılımlar da gerçekleştiriyor okuması gerçekten keyif verici.
Malte’nin notları kısaca bu şekilde ilerliyor. Kesinlikle farklı ve zor bir kitap. Okuma ve düşünce geliştirme bakımından çok yararlı olabileceğini düşündüğüm bir kitaptır kendisi. İyi okumalar dilerim.
200 syf.
·3 günde·Beğendi
Maria Rainer Rilke'nin  tek romanı olan Bridge Notları, yazarın kendi yaşantısından esinlendiği ve kitabı yazmak için pariste uzun zaman  yaşadığı bilinmektedir. Ne var ki benim konum, onun yaşantısını alintilamak ya da kendi gereksiz bilgilerimize bir önsöz oluşturmak degildir. Benim gayem hakikatimizi oluşturan o gizli realiteyi - var ise eger- Rilke'nin  konumlandığı noktayi az da olsa aydinlatmak ve onun deneyimlerinin keskin gözlemsel izlenimlenimlerini konu edinmektir.

 Her bir yapıtı okumaya başladığımda merhum Delleuze'nin düşünürleri anlamak için önermiş olduğu anahtar deliğini kullanırım ( görmek için ) Bir yazarın ritmini bulun, der. Bu adamın derdi ne ve ne yapmak istiyor? Rilke için de girişilecek nokta budur. En azından benim asıl gayem bundan ibarettir. Aksi takdirde herhangi bir sözdizimsel retoriğe kendimi kaptıracak kadar çıldırmadım. Bunu yapsa yapsa retorik aşıkları yapar. Gerçeğin ne olduğuna yönelik herhangi bir arayışta olmayan kişilerin bu türden yöntemlere kendilerini kaptirmalari olsa olsa  edebiyatın onlar için gundelik haz nesnesine dönüştüğünü gösterir. Bu da bir anlamda ağzından meme alınmış çocuğun sizlanmalarina benzer. Dolayisiyla ben de bu memeyi birilerinin agzindan almaya calismayacagim. Amacın her daim çocuk kalmak ve her daim o bilincsizlik haliyle meme emme ( haz nesnesi ) isteği olması, kişinin libidinal doygunluk noktasını  olanaksız kılsa da ben yine de bu fetişsel karakter için olabildiğince kötümser olduğumu söyleyeceğim.

Tekrar Rilke'ye geçersek ilk olarak söyleyeceğimiz ya da soracağımız soru ne olurdu? Evet, ritm ve Rilke'nin derdi ! Peki Rilke'nin ritmini ve bu ritimsel uyumun kaynağını nerede aramak gerekir?
 Ilkine cevap verilirse, bu ritmin asli noktasının kendi yaşamsal içgüdülerinin uzuvlarını oluşturan ve arayıp da o büyük yapı arasında keşfetmeyi başaramadığı ancak sezgisel olarak hissettiği özgünlük noktasıdır, denilebilir. Bu ritmin özgünlük noktası nerededir ? Bu nokta, Rilke'nin kendi parçalı çocukluk anılarındadır. Kendisi de ifade eder bunu: Tamamlanmamişlik hissi !

Rilke anlatıya ilk başlarken  parçalı ve karamsar bir tablo çizer. Örneğin ilk paragrafa şu şekilde başlar:" Demek buraya yaşanacak yer diye geliyorlar; burası ölünecek yer, desem daha doğru. Sokağa çıktım. Gördüğüm şey: hastaneler. Bir adam gördüm, sallandı ve yıkıldı. Halk çevresini sardı; bu da beni sonrasını görmekten kurtardı. Gebe bir kadın gördüm. Yüksek, sıcak bir duvar boyunca, kendini ağır ağır sürüklüyor, ara sıra duvara dokunup emin olmak istiyordu, hala duruyor mu, durmuyor mu diye. Evet, duvar hala duruyordu."

Daha kitabın başlangıcında hızlı bir girişin kötücül tasviri bize,  Savaşı işleyen bir tablonun - daha çok savaş sonrasını-  karşınıza konulup tablonun dehşetini  anımsatır. Sokağa çıkar çıkmaz karşılaştığınız şeyin bir hastane olması, gebe bir kadının varlığı ve en önemlisi şehrin yaşanılası değil, ölünülmesi gereken bir yer olması, tabloyu daha da korkunçlastirmaktadir. Nitekim ölümün kötürüm olarak sunulma gibi bir katkı payı yoktur. Ölüm muhteşem bir olaydır. Olay içten içe canlı birer örnek olarak Bridge'nin babasında duyumsadigi bir durumdur. Ölümle ilgili şöyle bir benzetmede bulunur: "Eskiden insan biliyordu (ya da belki de seziyordu) ki, meyvenin çekirdeğini taşıması gibi, ölümü kendi içinde taşımaktadır. " Hegel'in şeyin kendisinin karşıtını içinde barındırması dediği çatışkı diyalektiginin canlı birer örneğidir bu dizeler.

bütün bu karmasa içerisinde Rilke, Paris bulvarını katteden Baudlaire'in Paris izlenimlerini zamansal form değişikliğiyle tekrardan başka bir formda yaşayıp gözlemler gibidir;  ikisinde ortak olanın Korkunç'u ( Baudlaire'nin Leş şiirine gönderme) ve akış içindeki durağan değişmezliği onlari ortak yazgıda yıllar sonra farklı zamansal formda buluşturmuş izlenimi verir.

Gelgelelim Rilke'nin Eşya ile olan ilişkilerine;
Rilke, ilk tasvirlerinden kitabın ortalarına kadar eşyaları tasvir ederken bir özne-nesne ikiliğinin katı ayrımını koymaz. Onun olağanüstü gözlem ve kavrayış gücü yeni bir görü oluşturmuştur. Fenomenlerin özünü görünür kılan yeni bir çift gözün yeni bir kulağa hitap etmesini berkitir. Bakışınımı eşyalara temas eder gibi eşyaları temaşa eder. Platonios'un( Yeni Platoncu Filozof ) temaşa algısını akıllara getirir. Nesneyi görmek, onları duyumsamak ve nesnenin de gören özneyi duyumsama hali neredeyse romanda canlı birer tablo gibi sunulmuştur. Nitekim gören ve nüfus eden öznenin duyumsama hali henüz yenidir. Oluşa yeni yeni gelmiş ve onu kavramak için henüz acemidir. Burada ikinci noktada ise Ben'in yaratıcı vurgusunun hakim olmasıdır.  Kendini yeniden yaratan Ben, bakışınımını ve duyumsamalarini yeni acemi bir formda sunar: " Görmeyi öğreniyorum. Bilmiyorum neden, her şey
içimde daha derinlere işliyor, her zamankinden daha derinlere. Bir iç dünyam varmış da bilmezmişim. Her şey şimdi oraya gidiyor. Orada neler olup bittiğini bilmiyorum."  Rilke'nin çocukluk evrelerindeki parçalanmış ılişkiler ve Bridge'nin  ölüme yakın durması,  anıların taş gibi ağır bir yük biçimine dönüşümü Rilke'de yeni bir görünün erken halini yansıtır. Bu yeni gören Ben'lik gücünü neye dayandırmaktadır? Tabi ki düşüncenin kendisine:  " Gülünç şey,  ufacık adamda, işte oturuyorum, hakkında kimsenin bir şey bilmediği ben, yirmi sekizindeki Brigge. İşte oturuyorum ve bir hiçim. Yine de bu hiç, düşünmeye başlıyor" Burada adeta varlık hiçliğe dönüşse bile yine de düşünmektedir der gibidir. Başka bir yerde de şunları söylemektedir: Bu ayartışlara kapıldım ve sonuçta karakterimde değilse bile dünya görüşümde ve ne olursa olsun hayatımda bazı değişmeler oldu. Bu etkiler altında bende nesneleri tamamen başka türlü bir kavrayış belirdi; beni öbür insanlardan şimdi eskisinden daha çok ayıran bazı farklar var. Değişmiş bir dünya. Yeni anlamlarla dolu yeni bir hayat. Her şey çok yeni olduğu için şu anda biraz zorluk çekiyorum. Kendi ilişkilerimde acemiyim henüz: Ama bununla beraber bir süreden beri sanıyorum ki, henüz bize büyük gelen, kendi kuvvetimizdir, bütün kuvvetimizdir. Onu tanımıyoruz, bu doğru, ama hakkında en az bilgimiz olan şey, asıl bize özgü olan şey değil midir?"

Rilke'nin realitesi de bu türden bir kudret özgunlugunden kaynaklanır. Modernizmin yapıtaşlarından olan Malte Bridge, Rilke'nin keskin gözlem gücünü, varoluşsal duyarlılığını ve kadınların yüce bir merkeze konumlandirmasindan oluşur. Ben'in hakikat öznesinin modernizm de dil ile ifade edilen kuvveti, bizim yeni bir görü ile şeylere bakmamızı salık verir.

Tüm bunlardan çıkaracağımız sonuç, yeni bir görünün ihtiyacının bugün de duyumsanmasıdır. Bu duyumsama hali görmenin ve duymanın ötesindedir. Denilebilir ki beş duyu algısının toplamından altıncı bir duyumsama hali oluşturmasıdır. Spinoza'nın şeyleri daha iyi görebilmek için gözlük camını daha da parlak hale getirmesi sanırım böylesi bir göndermede bulunmamizi olanaklı kılar. Rilke'nin sunmuş olduğu da böylesi bir arayış çabasının toplumsal olarak bizde bir görü düzlemi oluşturmasıdır. Ancak o zaman gerçek anlamda realitiden bahsedilebilir ve anıların o ağır yükünün olumsuzluğu olumlanabilir.
196 syf.
·9/10
Şair kişiliğiyle bildiğimiz bir edebiyat insanının yazdığı ve edebiyat tarihine geçen romanı. Ülkemizde ne yazık ki yeterince tanınmamış ve değeri bilinmemiş bir eser. Derin okumalara aşık ve Genç Wertherin Acıları ile akraba bulduğum bu güzel eseri okumak çok şey kazandırır düşüncesindeyim.
196 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitap gerçekten mükemmel, fakat çeviri beni şaşkınlığa uğrattı. Uğraşsan bu kadar kötü çeviremezsin sanırım. Bu arada iletişim den okudum ben, aklınızda bulunsun, can dan veya başka bir yayınevinden okuyun.. Çevirinin yetersizliği bile olmamış dedirtemedi bana, bir yazarın yeteneğini tam da bu noktada anlarsınız zaten.
222 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Paris'te yaşayan bir Danimarkalı'nın günlük şeklinde tuttuğu notlar...Kitapta aşk, çocukluktan kalan korkular, ölüm vb konular kaleme alınmış.
Her cümlesinde derin anlamlar bulabileceğiniz bu klasiği kesinlikle tavsiye ederim.
170 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Frantz Kafka 'nin en sevdiği ve etkilendiği 3 yazardan biri olan Rainer Maria Rilke ( diğer ikisi de Robert Musli ve Robert Walser'dir) Paris ' te yaşadığı günlere dair anlatı şeklinde hayata, Paris şehrine , insanın yalnızlığına, Aile kavramı ve aile içinde yaşanan karmaşık ilişkiler, aşk , kadın ve erkek ilişkileri, insanın komşuları, savaş ve daha bir çok duygu düşünceyi içinde barındıran yazarın etkileyici gözlem yeteneği ile beraber yazdığı hayata ve insanlara dair bir çok unsuru içinde barındıran, yazarın ilk ve tek basılan kitabı etkileyici bir sekilde okuyucusunu etkisi altına alan bir eser. Kitabı okuduktan sonra Kafka'nin neden bu yazarı sevdiğini anlıyorsunuz ve Keşke yazar geride daha bir çok eser bırakmış olsaydı dedirtiyor.
196 syf.
·Puan vermedi
#malte #laurids #brigge’nin #notları #rainermariarilke bir önceki okuduğum kitap ile başlayacak olursam, Rilke gibi büyük şahsiyetlerin iç dünyasının karmaşıklığı ve derinliğinin ele alınmış olması gerekir. Nitekimde kitaptan bağımsız geçirdiğiniz her vakit ondan kopmanıza sebep oluyor. Fazlasıyla yoğun bir kitap. Ona dair son cümlesiyle konuyu bitirmek istiyorum. “Şimdi sevilmesi son derece güç biriydi ve bunu yalnızca bir kişinin becerebileceğini hissediyordu. Ama o kişi henüz istemiyordu. “
196 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bir kitap diğer kitabı nasıl buldurur? Kitaplar kitapları nasıl takip eder? İşte benim okuma düsturumdur bu sorular. Rilke’ yi de böyle buldurmuştur Zarifoğlu’nun kitabı bana. Rilke Malte midir yoksa Malte Rilke midir bilinmez romanda . Gözlemcilik yeteneğini kitaba sığdırmış olan yazarımız kitapta anılarına yer verir. Ailesinden, Paris bunalımından bahseder. Sizi içine çekecek olan Rilke’nin iç konuşmaları değildir tamamen hissettiği, hissettirdikleri duygulardır. Mistik düşüncelerle yolunu bulmaya çalışan bir adamın yalnızlığı anlatılır kitapta . Rilke’ yi tanımak isteyenler için tek romanı.
196 syf.
·Beğendi·10/10
Buralar ne kadar da aynı. Bütün yaşamımız boyunca içimizde taşıdığımız ve beslediğimiz o berbat muazzam ölümler aynı. Hala kendi içimizde reddettiklerimizi yaşıyoruz hem de aynalar karşısında özene bezene.

Malte sana ne söylenebilir ki. Sorabilirim belki.
O maske parçası, eski insanlar bilirdi belki nasıl kurtulayım ondan, dünya da öylesine kurulmuş ki, yavaş yavaş odayı ölümleyenlerle çevrelenmişim işte, söyle nasıl yalnız oynayayım oyunumu?
Bu uyuşulmuş dünyayı nasıl aşayım?
Tüm bu tükenen yaşamlardan kastın ruhun bedenden ayrılışından daha sahici daha dehşetli bir gerçek olmalı. Sen hangisi gibiydin? Abelone nasıl ölümlendi? Ve ben...
Biliyorum herkes kendisi gibi ölür.
Ölmeden bir başka gökyüzü açmak mümkün müdür?
“Evet mümkündür!” demelisin.

Çünkü günler hızla geçti. Seneler de böyle tükendiğinde Malte “hiçbir şeye yaramamış yaşlanmak” demek istemiyorum. Söyle nedir çaresi?

“Biliyorum, son saatimin çalacağı tutunca iyi giysilerimi giyerek kendimi gizlemeye çalışmam, para etmeyecek.”

Sen Rilke,
İçimde bir kap kırdın!
Sanma ki ben burada hayal kırıklıklarından ötürü acı çekiyorum, tersine. Bütün beklediklerimi, kötü bile olsa gerçek için kolayca feda edişime bazen şaşırıyorum.
Rainer Maria Rilke
Sayfa 62 - Can Yayınları, 2016. 7. Basım, çeviri: Behçet Necatigil
Çünkü mısralar sanıldığı gibi duyguların değil, yaşamış olmanın verimidir. Bir mısra yazabilmek için insan, birçok şehir görmeli, insanları, nesneleri görmeli, hayvanları tanımalı, kuşların nasıl uçtuğunu hissetmeli, küçük çiçeklerin sabahları açarken nasıl titreştiğini bilmeli. İnsan, bilinmeyen yerlerdeki yolları, beklenmedik rastlantıları ve uzun zamandır yaklaşmakta olduğunu sezdiği ayrılıkları düşünebilmeli, hâlâ anlaşılmamış çocukluk günlerini; sevindirici bir şey söylediklerinde anlamayıp kırdığımız anne babaları; o kadar çok, derin ve ağır değişimlerle garip, tuhaf başlayan çocukluk hastalıklarını; sessiz ve kapanık odalarda geçen günleri; deniz kıyısındaki sabahları; denizi, denizleri; yukarılarda çağıldayan, yıldızlarla uçuşan yolculuk gecelerini düşünebilmeli. Bütün bunları düşünebilmek de yetmez. Anılar da olmalı; birbirine benzemeyen birçok sevda gecesinden, doğuran kadınların çığlıklarından, içlerine kapanık, hafif, solgun, uyuyan loğusalardan gelme anılarımız da olmalı. Hem sonra ölenlerin yanında bulunmalı; odalarda, ölülerin başucunda oturmuş olmalı. Bu da yetmez, anılar da yetmez. Çoksa anılar, onları unutabilmeli, sonra da dönüp gelmelerini beklemekten yana büyük sabır göstermeli. Çünkü anılarla da bitmez. Onlar ancak içimizde kan, bizde bakış ve davranış oldukları, isimsizleştikleri, artık bizden ayırt edilemedikleri zaman, işte ancak o zaman, çok seyrek bir saatte, bir mısraın ilk kelimesi, anıların arasından, anılardan çıkıverir.
Rainer Maria Rilke
Sayfa 22 - Can Yayınları, 2016. 7. Basım, çeviri: Behçet Necatigil
“Bir yerde bir cam, şangırtıyla iniyor aşağı; büyük parçaların kahkahasını, küçük kırıkların kikirdeyişini işitiyorum.”
Rainer Maria Rilke
Sayfa 10 - Can Yayınları, 8.Baskı (2017), Ç: Behçet Necatigil

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Malte Laurids Brigge'nin Notları
Baskı tarihi:
Temmuz 2017
Sayfa sayısı:
196
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750706622
Orijinal adı:
Die Aufzeichnungen der Malte Laurids Brigge
Çeviri:
Behçet Necatigil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Malte Laurids Brigge
Malte Laurids Brigge
Modern edebiyatın en etkileyici şair ve yazarlarından Rainer Maria Rilke'nin tek romanı olan Malte Laurids Brigge'nin Notları, yazarın 1902 ve 1903 yıllarını geçirdiği Paris'teki gözlemlerinden kaynaklanır. Rilke'nin günce biçiminde kurguladığı bu başyapıt, bir yanıyla yazarın Paris anılarını canlandıran otobiyografik bir roman olma özelliği taşırken, öte yandan da 20. yüzyıl başında büyük kentlerde yaşanan sanayileşmenin ışıltılı sürecinin insanlar üstünde yeni yoksulluklar yaratan karanlık etkisini vurgular. Birçoklarınca varoluşçu edebiyatın ilk parlak örneği olarak kabul edilen bu yapıtta Rilke'nin bütün ana temalarını, aşkı, ölümü, çocukluk korkularını, kadının tanrılaştırılmasını ve bir "gönül meselesi" olarak ele aldığı "Tanrı" düşüncesini görmek mümkündür. Rainer Maria Rilke'nin çoktan bir modern klasiğe dönüşmüş olan bu kült yapıtını, Behçet Necatigil'in klasik niteliği kazanmış çevrisiyle yayınlıyoruz.

Kitabı okuyanlar 234 okur

  • Derya Demirci
  • Muhammet Fatih Kaymaz
  • Pinar
  • a
  • sude
  • Hakan bahçe
  • Mustafa özdil
  • Güney Erkurt
  • Beyza Ünlütürk
  • Mustafa Şahin

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.3
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%23.9
25-34 Yaş
%47.8
35-44 Yaş
%17.4
45-54 Yaş
%2.2
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%4.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48
Erkek
%52

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.2 (20)
9
%16.9 (12)
8
%22.5 (16)
7
%11.3 (8)
6
%8.5 (6)
5
%7 (5)
4
%0
3
%1.4 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları