Man's Search for Meaning

·
Okunma
·
Beğeni
·
19.964
Gösterim
Adı:
Man's Search for Meaning
Baskı tarihi:
1 Ocak 1988
Sayfa sayısı:
221
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780671667368
Dil:
English
Yayınevi:
Pocket Book
Baskılar:
İnsanın Anlam Arayışı
İnsanın Anlam Arayışı
Man
Internationally renowned psychiatrist Viktor E. Frankl endured years of unspeakable horror in Nazi death camps. During, and partly because of, his suffering, Dr. Frankl developed a revolutionary approach to psychotherapy known as logotherapy. At the core of his theory is the belief that man's primary motivational force is his search for meaning.
176 syf.
·3 günde
Kitabın ilk bölümünde yazar Nazi soykırımı sebebiyle Polonya’daki Auschwitz toplama kampına gönderilmesiyle başlayan özyaşam öyküsünü gerçekliğiyle bizimle paylaşıyor.

Gaz odalarında, krematoryumlarda yapılan katliamlar, gardiyanların, ustaların tutuklulara davranışları, açlığın, susuzluğun raddeleri, yüreği fazlasıyla sızlatan işkenceler, tutukluların acıya karşı yükledikleri anlamlar ve davranışları ile karşı karşıya kalıyoruz.

O kadar zorluğa rağmen kurtulanlar( kendisi de dahil) nasıl başardılar? cevabını acılarında bir anlamı olduğuna vurgu yaparak pozitif bir yaklaşımla ele alıyor, yer yer Nietzsche, Thomas Mann, Spinoza ve Dostoyevski'den alıntılarla düşüncelerini zenginleştiriyor.

2.bölümde akademik anlaşılır bir dille karşılaşıyoruz. Kendisi logoterapinin kurucusu olarak teorinin '' insan varoluşunun anlamı kadar, insanın böyle bir anlama yönelik arayıışı üzerinde de odaklaşmaktadır.''(113)
''Logoterapi, hastanın kendi sorumluluklarının tam olarak farkına varmasını sağlamaya çalışır; bu nedenle, kişiye, neye karşı, ne için ya da kime karşı sorumlu olduğunu anlaması seçeneğinin bırakılması gerekir.''(124)
der.
Daha birçok konu başlığı ile hastaların ruhsal problemlerine yönelik çalışmaları ile sevginin, acının anlamı, varoluşsal boşluk , varoluşun özü gibi konulara değinmiş yazar.
3.Bölüm de Trajik bir iyimserlik tartışması ile genel yaşanan anlam boşluğunda, negatif durumlarda nasıl başa çıkabileceğimize dair kesitler vermiş.

Kitaptan çıkardığım genel mesaj; Bir insanın yaşamındaki anlamı sorumluluk bilinciyle, hedef ve amaçların belirlenmesiyle vuku bulur. Acının da bir anlamı vardır şeklinde idi.

https://www.guncelpsikoloji.net/...api-nedir-h6547.html daki yazıyı genel hatlarıyla okudum yazarı ve düşüncelerini anlamak adına açıklayıcı bir yazı olmuş, göz atabilirsiniz ^_^

Puan kırma nedenim : Kitabın bazı yerlerinde sürekli aynı şey tekrarlanıyormuş hissi rahatsız etti, bazı yerlerinde ''nihai anlam'', '' potansiyel'' , ''acı'' kelimeleri sürekli karşıma çıkınca -tabi kitap anlam üzerine ne bekliyorsun acabaa diyenler olabilir_- şöyle ki daha kısa tutulabilirdi , uzatılmış gibi hissettim, kişisel düşüncem ^_^

Kitap insana kendi adıma çok şey katan türden, edinip okumanızı tavsiye ederim.

Bundan sonrası kitaba dair bilgiler içermiyor,zamanınızı almamak adına belirtmek istedim.
Kitabı yakın zamanda okumak istedim çünkü hayatıma anlam katan bir dosta altı çizili bir şekilde ulaşsın ve hissettiklerimi paylaşabileyim diye. İyiki de yakın zamanda okuma fırsatım oldu. ^_^
3 farklı durumdan bahsettim okurken kesik kesik değişik bir durum ortaya çıkıyor kusuruma bakmayın, yazma yeteneğim oldukça vahim ^_^

1)-Hepimizin bunalımlı, hayatın anlamına dair sorgulamaları ara ara- belki bazılarımız için sık sık- yüzünü gösterip dil çıkartabilir ama güldürmez. Öyle durumlarda sürekli düşünüp acaba beni daha da karamsarlığa sürükleyen şeyler neler olabilir diyerek diplere çeken bir müzik ya da kaçış şeklinde karamsar kitaplara yönelim gibi gibi hallerle acı kavramını anlamsızlaştıran bir durum meydana gelir. İnsan amaçsız, değersiz hissettikçe bu durum sürekli tekrarlanabilir, eyleme geçirtmez, sorgulamalar silsilesi yaşatır, inancı var ise yiyerek zayıflatır, yüzün rengini solgunlaştırarak, hareketlerde yavaşlama ile devam eder. Bir şey sebep olmalı ki bu durumdan sıyrılalım, neler olabilir diye düşünürsek:
-Hayvan sahiplenme/ ondaki karşılıksız sevgiyi görebilmek,
-Çocukların gülüşüne ortak olmak,
-Spor yapmak,
-Bir amaç belirleyerek, sorumluluk bilinciyle hareket etmek vs.
gibi daha bir çok adımla bu hissiyatın gün gün azaldığına şahit olabiliriz.
Kısa süre de olsa bu durumları yaşayan biri olarak kurtulmama vesile olan şey kedi sahiplenmek oldu, minik minik adımlarla toparlanmayı mümkün kıldı.^_^ Hayatın anlamını daha bir kavrar oldum, kendime yönelik sorgulamam ile.

2): 2 yıl önce genç kuzenim beyin tümörüne yakalandı ansızın. Anne-baba ayrı olduğu için sorumluluk babaya aitti, biz hastaneye ziyarete gidip gelirken babanın her şeye rağmen yüzündeki içten tebessümü, her defasında nasılsın diye hal hatır sorması, oğlunun yaşadığı acıya, bağırışlarına sabırla, iyi telkinlerle cevap vermesi ile elinden geleni huzurla yapması beni çok etkilemişti. Enişte nasıl bu kadar sabırlı ve iyi olabiliyorsun dediğimde: '' İnanıyorum ki bu hastalığı verenin vermesinde bir hikmet var, elimden geleni yapabiliyorsam ve buna olanak veriliyorsa daha ne olsun diyerek acının içinden anlam çıkaran en etkili örneğim olmuştu.2 yıla yakındır oğluna bakıyor, telefonda görüştüğümüzde sesi hep içten, nasılsın diye her defasında soruşu ve en önemlisi sağlığın, küçük şeyleri sakın dert etme diye düşünüşü ile insanları sevmesini gözler önüne seriyordu. Sevgi, sabır, emek ile acının üstesinden gelebilmenin örneği idi benim için. Var olsun böyle güzel insanlar.

3) Kardeşimi okuldan almaya giderken hayatımın anlamına dair kitap bana ne kattı bir eyleme dönüştüreyim :P ve etrafı daha bir dikkatle gözlemleyim dedim, -defterime de not alayım hatıra kalsın diyerekten sokağımızda defter kalemle dolaşan, yazı yazan farkım tarzım olsun mesajıyla :P - bir binanın önünden geçerken küçük bir çocuğun içten merhabasıyla karşılaşıverdim , mesud ola ola okulun bahçesine ulaştım sonra mesudluğum yavaş yavaş kedere sürüklendi, bazı anne babaların şikayetlenmeleri, an da kalamayışları, çocuklarına karşı sevgilerini gösterememesi üzdü( ilerde hayatın telaşesine kapılınca ben de öyle olabilirim bilmiyorum, amacım yargılamak vs değil sadece gözlemlerim ^_^) sonra yanımda bembeyaz pamuk gibi yanaklarla (maşallah) beliren küçük çocuğun minik elleriyle pamuk şekeri heyecanla yemesi bolca tebessüm ettirdi ardından kardeşimin bir sinirle çıkması, yaşadığı problemi benim üzerimde denemesi tabi üzdü, o an konuşmamızın anlamı yoktu çünkü ikimizde sinirlenecek kalplerimiz uzaklaşacaktı ki ben de sinirlendiğimi hissettim :D sonra konuşalım bu mevzuyu diyerekten sessizlikle yürüdük ^_^ - son-

Hayatıma anlam katan bir bal kardeşime ithaf ediyorum bu incelemeyi.

Hayatımıza anlam katan şeyleri görebilmek, bulabilmek umuduyla ^_^

https://www.youtube.com/watch?v=z-SlA2NI9kc
176 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Geçmişimizi değiştirmek elimizde değildir ama geleceğimizi de etkileyen, yön veren bugünümüzü değiştirmek bizim elimizdedir, yeter ki buna inanın...

Kitabı elimden bıraktım ve şöyle bir geriye baktım. Bütün bu yaşadıklarım ne içindi? Doğduğum günden beri akan gözyaşları, sevinçten ayaklarımın kesildiği o zaman dilimi ya da ne bileyim canımı yakan dostun sözü..

Belki de ruhunu bir ömür ateşe veren, hiç affedemem sandığın kişiyi bir gün olup da "iyi ki öyle davrandın bana" deyip affı bırak onun için dualar ettiğim insanın bana yaşattıkları ve onun sayesinde oluşturduğum kişilik bugünler için miydi? Evet cevabını veriyor her şey... Onaylıyor şimdiki yaşanan her durum. Boşuna değildi hiçbir yaşadığın, hiçbir duygun boşuna değildi...

Şu anda içinde bulunduğum bu ruh haleti; geçmişte yaşadığım her olayın, ufacık ayrıntıların bana mirasıydı...
Bir küçücük anım bile şu anki durumuma nasıl hizmet etmiş, nasıl kan ter içinde kalarak beni bu zamanlara getirmek için çırpınmış... Çok iyi anlıyorum seni hayat... Ve ve ve gelecek zamana ait düşüncelerimi de artık bu saatten sonra tam değil ama en azından bazı şeylerin farkına vararak ileriye nasıl taşıyacağımı sanırım az buçuk biliyorum artık... Çok iddialı bir "biliyorum" oldu ama kendime söz verme adına kesinleşmiş bir cümle olsun istedim.

Şu an anladım ki, benim nefes aldığım şu anım gerçekten içi kof anlamsız bir şey değildi. Bilakis dolu dolu yaşanmış ve her yaşanmış an, gayet anlamlı birer hayat parçamdı. Ve bu hayat parçalarının her birinde aldığım sevincin nefesi, verdiğim gözyaşının damlası var. Demek ki hayat; alıp verdiğim bir nefesten ibaret...

Öğrendim ki; geçmişte yaşanan her anı, şimdi'de değerlendirip, geleceğe taşımakmış marifet...


Viktor E. Frankl, 1905–1997 yılları arasında yaşamış Avusturyalı psikiyatr.
İkinci Dünya Savaşı sırasında, toplama kamplarında yaşadıklarını, kendi psikiyatrik öğretisi bağlamında bu kitap sayesinde geniş kitlelere ulaştırmıştır. İlk sayfaları ruhen rahatsız edici bir şiddet tablosu oluştursa da ilerleyen sayfalarda alışıyor insan. Aynı yazarın toplama kampında hiç dayanılmayacak sanılan şiddetli zulümlere maruz kalıp onun da alıştığı gibi...
Canından başka kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış bir tutsağın akıl almaz yaşantısı ve karşılaştığı zalimce davranışlara karşı kendi içinde oluşturduğu savunma mekanizmasını anlatan kitap; sürükleyici olduğu kadar etkileyici bir anlatıma da sahip...
Ben çok beğendim. Herkesin kitaptan alacağı mesaj farklı olabilir. Merak ediyorsanız okuyun diyorum..
Keyifli okumalar dilerim.
176 syf.
"Belli bir hedefi olmayan her hayat bir hatadır." (Stefan Zweig)

Anlamını bulmak için acı çekmen gerek eğer acı kaçınılmazsa, anlamı olmadan durduk yere çekilen acı mazoşistlik tanrısına dönüştürür sizi. Nietzsche der ki; -"Beni öldürmeyen şey, beni daha da güçlü kılar."-


Anlamını bulmak için (hayatın) sevmen gerekir bir insanı yanında olması şartıyla değil içsel öykünde var olması şartıyla. Sevmen gerekir ölse bile, sevmen gerekir bambaşka şekillere yoğrulup farklı bir tat bıraksa bile ağzında, acı verse bile seçmen gerekir nihai anlamını özgürlüğünle. Göz koordinasyonu olmasa bile parmaklarınla dokunman gerekir acı çekerken sevdiğin insana. Bağlılık gerekir çünkü anlamında bir şeyler bulabilmek için hayatın. Frankl der ki: hayatın anlamı siz değilsiniz sizin anlamınız hayatınız. Çifter anlamlı yolculuklar yapmalısın insan denen canlıysan anlamı bulmak için. Üç anlamın var der: severek yaptığın bir iş, bir insanı sevmek ve nihai kaçınılmaz olan acıyı kendine bilemek. Acıyla bilenmen şarttır çünkü bu seni varoluş ağacının dallarına meyve olarak yerleştirir der.

Severek yapacağın bir iş olmalı, sanat olmalı ama sevmelisin der. Bir hedefin olmalı der? Sahi sizin hedefiniz var mı anlamınızın siz olduğu bir hayatı aramak için? Bulunacak mı? İçinde var olduğun an için belki hayır ama bir dakika sonra belki evet. Şıkları sürekli değişen bir sınav mı bu? Yoksa terazinizin kefesine konulan ağırlık yine siz misiniz? Hem terazi hem ağırlık olmak gerilim yaratıyor değil mi? Sorumluluk bilinci insanın dengesini bozuyor değil mi? (homeostasis ) Bozun dengenizi çatışma olmadan ruh sağlığı sağlam olmaz.


"Her zaman içimde taşıdığım o insanı hiç düşünmedim." der Stefan Zweig içinizde taşıdığınız insanı düşünün Zweig gibi olmamak için ya da düşünmeyin "Kader kendine meydan okuyan cüretli kişileri sever." der Zweig meydan okumak sizin anlamınıza göre değişkendir. Seçmeyi seçmekte özgürsünüz. Ya buradasınız kabullenişinizin sefasını sürersiniz, acıyla beslenirsiniz ya da başka bir dünyadasınızdır, bilinmezliğinle.



Ya Sadık Hidayet gibi hassas ve entelektüel olursan?
Manevi yaşamın derinliğinde, entelektüel bir yaşamın içinde, hassas bir tinsellikle, daha çok acı çekmeyi reddederek bu dünyayı sonlandırırsan eğer besleyemezsin kendini acılarınla. En özgür olmadığın an bile özgür olan iç sesinle kaderini seçersin. Yaşamın soyut arayışını mı somut olan anlamını mı istersin?

"Peki ya insanın, kozmosun evrimindeki bitiş noktası olduğundan emin misiniz? Başka bir boyutun daha olduğu, başka bir dünyanın, insan acısının nihai bir anlam bulacağı bir dünyanın olduğu düşünülemez mi?"

Acınızın bu dünya için yeterince acı çekmeye değmeyeceğini düşünürseniz bu soruları kendinize sorun. Kabulleniş mi? Pes etmek mi? En dar zamanlarınız, en sınırlı canlılığınız ile bile özgür irade bir parça içinizde mevcuttur.


"Her şey bir yana, insan, Auschwitz gaz odalarını icat eden bir varlıktır ama dudaklarında duayla ya da Shema Yisrael ile gaz odalarına dimdik yürüyen varlık da insandır."

Her tercih bir özgürlük ve sorumluluk mesuliyetiyle beraber meydana gelir. Siz istemeseniz dahi milyonlarca sperm arasından birinci gelmeniz bir tercihtir. İnsan tümdengelen bir varlık olmaktan ziyade tümevarımsal bir varlıktır. Sizin parçalarınız sizinle bütünleşiktir. Yaşamın anlamı bir insanı sevmektir, bir işi sevmektir ve nihai anlamı acılarından beslenmektir.
Ya da vazgeçiştir. Bilinçlilik ölmeye mi yaşamaya mı karar vermektir, bilinmezlik içinde kayboluştur.


-----


Kitap üç bölümden oluşuyor.

1) Frankl'ın toplama kampında yaşadıklarını anlattığı iç öyküsünden.
2) Logoterapi nedir? Psikanalizden farkı nedir?
3)İyimserlik üzerine trajik bir tartışma.

Frankl kamp sürecindeki kişilere yönelik üç aşamadan bahseder. Birincisi semptom şok tepkisi, ikincisi apati(duygu yitimi) ve kabulleniş, üçüncüsü kamptan kurtuluş süreci.

"Az önce dışarıda sürüklenen ceset, parlayan gözleriyle bana bakıyordu. O insanla iki saat önce konuşmuştum. Çorbamı yudumlamaya devam ettim." (Hangi aşama olduğunu siz bulun) İnsanın alışamayacağı hiçbir şart ve koşul yoktur ki bu kadar alçaltıcı, hayvancıl olmasın.

Frankl acılar kaçınılmazsa beslenmemiz gerektiğini söyler. Kitap her sayfasıyla içinden bir kitap daha çıkarabilecek düzeyde.

Kitaba 7 puan vermemin sebebi verilen örneklerin yüzeysel ve doyurucu olmaması, olumlu bir hayat bakışının aslında insanı gerimli olan sağlıklı denge durumuna ulaştıramayacağı görüşüne daha yakın olmam


ve


Bu kadar olumlamanın beni ZEHİRLEmesi olasılığının olmasıdır.

Beni Frankl ile tanıştıran Samet Ö.'ye teşekkür ederim.

Not: inceleme kendini güncelleyecektir.
176 syf.
·22 günde·8/10
Kitabın ismi ona olan hevesimi kabartırken. Alıp önsözü okumaya başladığımdaki (yazar bu önsözü 78 yaşındayken yazmış) "eğer yüzbinlerce insan, yaşamın anlamına ilişkin çok az şeyi vaad eden bir kitaba yöneliyorsa, bu, insanların iliklerinde hissettikleri kavurucu bir sorun demektir. " sözü beni tamamen kitabın içine odakladı. Daha öncesinde 2. Dünya savaşındaki toplama kamplarını içeren filmler izlemem yaşanan gerçekleri göz önüne getirmeme yardımcı oldu. Bedenin ve ruhun yaşadığı acı ve mutluluğu uçlarda hissettirmesi etkileyiciydi. Umudun, yaşama bağlanmak için en önemli sebep olduğunu yaşamımızın her anında deneyimleyebileceğimizi anladım. İlginç bir konuya gelirsek beklenen ve hayalleri süsleyen özgürlük geldiğinde bazı insanların çok değişik davranışlar sergilemesi ve yazarın bu konudaki güzel tespitleri. Yaşadıklarının ve mesleğinin getirdiği deneyimlerle hayatı anlamlandırmaya dair örnekler veren yazar, kafamızdaki sorulara cevaplar bulmamızı, bazen de yeni sorgulamalar başlatmamızı sağlıyor.
176 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Victor F. Frankl 2.Dünya savaşı sonrasında Nazilere ait 4 toplama kampından da sağ çıkmayı başarmış fakat karısını, annesıni ve babasını bu kamplarda kaybetmiştir.Frankl'nin kamplarda olduğu süre boyunca bol bol gözlem yapma şansı olmuştur.Insanların gaz odalarına gönderilmelerine, krematoryum denen odalarda insanların canlı canlı yakılmalarına tanıklık etmiştir. -30 derecede çalıştırılan, yüz kişilık trenlere 500 kişi binip bir kamptan digerine yolculuk ettirilen, tipine göre yaşina göre veya kamp komutanının keyfine göre krematoryuma gönderilen bu insanları hayatta tutan şeyin onların duyguları, cesareti ve umutları olduğu gerçeğini gören Frankl Logoterapi tekniğini bulmuştur. Yani insanın kendine bu hayatta bir anlam bulması....bu sayede insanların her türlü olumsuzluklara göğüs gerebileceğini ve en büyük acılardan en büyük mutlulukların çıkarılabileceğini savunmuştur. Kesinlikle ufkunuzu açacak bakış açınızı çeşitlendirecek müthiş bir kitap. Okuyun arkadaşlar...
176 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
"Yaşamak için bir 'NEDEN'i olan herkes, her türlü 'NASIL'a dayanabilir." (Nietzsche)

20. yüzyılın önde gelen psikiyatrlarından Viktor E. Frankl, otuzun üzerinde yabancı dile çevrilen ve bütün dünyada 12 milyondan fazla satan "İnsanın Anlam Arayışı" kitabının cümleye indirgenmiş özetidir bu söz. Kitaba gelecek olursak iki kısımdan oluşur; ilk kısım Doktor Frankl'ın kamptaki hayatını anlattığı birinci bölüm ve Legoterapi sistemini aydınlattığı ikinci bölüm. Doktor Frankl, İkinci dünya savaşında toplama kampına düştükten sonra, Günlerce aç kalır, ağır çalışma koşullarına maruz kalır, dört defa yeri değiştirilir, karısından hiçbir haber alamaz, onur kırıcı birçok davranışa maruz kalır ama yinede orada hayata tutunmayı başarır. Bir şeyi farkeder; her şeye rağmen insanın son nefesine kadar yaşam için mücadele ettiğini, yaşamak için bir nedeni olanın her türlü nasıla katlandığını farkeder. Gördükleri şeyler ve analizleri piskoloji bilimi açısından çok büyük bir öneme sahiptir, çünkü kamptan kurtulduktan sonra Legoterapi kuramını sistematik hale getirir ve hastalarının iyileşmesi konusunda büyük bir etkene sahip olur. Onun için insan her şeye alışabilir zamanla, Dostoyevski'nin sözünü doğrular nitelikte tespitleri olmuştur. Bir insanı her şeyden soyutladıktan sonra onun her şeyini elinden alabilirsin. Özgürlük kavramını unutturabilir hata öyle bir şeyin olduğundan da şüpheye düşürebilirsin. İşte o kampların en büyük trajedisi buydu, insana ölümün bile sıradan bir şeymiş gibi lanse edilmesiydi. Toplama kamplarında insanların umutsuzluğunu, çektiği acıları ve insanların ölmesinin normal bir şeymiş gibi karşılanması, açlık gibi katı bir gerçeği bire bir yaşaması, yazarın, Legoterapi yöntemine yönelmesine sebep olur. Dahası da şuydu, Legoterapiyle hasta insanı iyileştirmesi gerekiyordu, neden mi? "Çünkü dünya kötü bir durumda ve her birimiz elinden geleni yapmadığı sürece her şey daha da kötüye gidecek." Sözüne olan inancıydı.

Latincedeki "Logos"tan yani "Anlam"dan gelen legoterapi onlar için bir umut kaynağı olması gerekiyordu ve zorunluydu. Her şeyin bir anlamının olduğunu ve bunun için yaşanmaya değer olduğunu savunması gerekiyordu insanın. Ortaya çıkmasının en büyük sebebi toplama kamplarında ölümü bekleyen esirlerin kurtulduktan sonra esaretten sonra gelen özgürlük hissinin ağır gelmesi ve bunu kaldıramamaları, ruhsal bir çöküntüye girmeleridir. En büyük savaşını aslında nihilizme karşı verir çünkü, hiçlik geleceği yaşama umudunu öldürür ve Legoterapi en kısa tanımıyla geleceği şekillendirme terapisidir. Frankl'e göre acı, bir anlam kazanabilmeli, nedenimiz varsa nasılına katlanmalıyız yoksa çektiğiniz acı Mazoşist bir eylemden öteye gidemez. Psikanaliz ile arasındaki farkı sorar bir hastası ona ve şöyle cevap verir: Psikanalizde hasta bir koltukta uzanır ve söylenmemesi gereken şeyleri söyleyebilir ama Logoterapide hasta dik durabilir, doktor ona söylenmemesi gereken bir şeyi söyleyebilir. İkisinin arasındaki en temel fark Psikanaliz hastanın geçmişini inceler, bilinçaltındaki yatan sebeplere bakarak nedenleri araştırır. Legoterapide ise, hastanın geleceği daha önemlidir. Örneğin intihar etmek isteyen bir kişinin geleceği yaşamaktan umudunu kestiği öngörülebilir ama bunun geleceği yaşamak istememesinin asıl sebebi onun için hiç bir anlam taşımıyor oluşudur. İste Legoterapi burda devreye girer ve hastanın geleceğini anlamlandırma çabasına girer. Bir bakıma Psikanalize bir başkaldırıdır çünkü hastanın şuan içinde bulunduğu durumu çözmekten daha önemli bir şey varsa o da hastanın iyileşmesi için tedavi etme yollarını bulmaya çalışmaktır. Doktor Frankl kampta o kadar kötü koşula ve hergün ölüm tehlikesi içinde olmasına rağmen kurtulmuş ve hayata tutunmayı başarmıştır. Ve asla vazgeçmedi çünkü, "Bir kez kaybedilince yaşama iradesi, bir daha kolay kolay kazanılamıyordu!" Asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu ve bunun için Doktor Frankl'ın temel felsefesi şuydu:

"BENİ ÖLDÜRMEYEN ŞEY, GÜÇLÜ KILAR."
176 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Doktor Victor E. Frankl İkinci Dünya Savaşı yıllarında Almanların toplama kamplarına alınan yahudilerden biridir. Burada sayısız insan gibi gibi çeşitli işkencelere maruz kalmış, fiziksel acının yanında ruhsal acılarıyla baş etmek zorunda kalmıştır. Yaşadığı acılar ise onu hayattan koparmak yerine tam tersine ona hayatta kalma amacı vermiştir. Bir yandan acı çekerken bir yandan da kendine bu acıların bir anlamı olduğunu hatırlatarak hayatta kalma şansını arttırmıştır.

Kitabın ilk bölümünde kamplarda yapılan işkenceler çok detaya inmeden ama yine de insanın tüylerini diken diken edilecek şekilde anlatılmıştır. Zaten doktorun amacı burda yaşadığı acıları anlatmaktan çok, bu acıların üstesinden nasıl geldiğini anlatmaktır. Bunu da kitabın ikinci bölümünde, kamplarda yaşanılan acıları gözlemleyerek geliştirdiği Logoterapi yöntemiyle anlatmaktadır. " Logoterapi, hastaya kendi yaşamında anlam bulması için yardım etmeyi bir görev saymaktadır" diyor doktor Frankl.

Kitabı eline alan herkes muhtemelen kitabı okuduktan sonra hayatın anlamına dair soyut ya da somut bir şeyler öğreneceğini düşünecektir, çünkü hemen hemen hepimiz bir anlam arayışı içerisindeyiz. Ama bu düşünceden hemen vazgeçin :) Çünkü kimse size yazdıklarıyla ya da anlattıklarıyla hayatın anlamı şudur diyemez. Herkesin hayatının anlamı kendine özeldir. Hepimiz hayata farklı bir anlam yükleriz. Bu yüzden okuduğumuz, gördüğümüz ya da duyduğumuz şeyler bizi bu anlama ancak yakınlaştırabilir. Ama bir anlam bulmak asla nihai bir hedef değildir bizim için. Çünkü bu anlam bize sorumluluklar yükler, sahip olduğumuz anlamı yaşatabilme sorumluluğu.
176 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Avusturyalı bir psikiyatr olan Victor Emil Frank, alanında Freud ve Adler’den sonra gelen en önemli isimlerden biridir. Esasında kitabın yazılış amacı, yazarın varoluşçu analiz’ in kendine has bir yorumu olan ‘logoterapi’yi okuyuculara tanıtmaktır. Bu sebepten ötürü bende incelemeye logoterapi hakkında derlediğim bilgileri yazarak başlamak istiyorum.

Logoterapi’nin özü aslında Nietzsche’nin şu sözlerinde mevcuttur: “Yaşamak için bir neden’i olan kişi, hemen her nasıl’a dayanabilir. Latince kökenli logos ve terapi sözcüklerinden gelen logoterapi, anlam yoluyla iyileştirme anlamına gelir. Frank’in tanımına göre logoterapi: İnsanın iç dünyasına geniş anlamda felsefi bir yaklaşımdır. Logoterapideki hasta, yaşamının anlamıyla karşı karşıya getirilir ve bu anlama yönlendirilir. Ve hastanın bu anlamın farkına varmasını sağlamak, nevrozunu yenebilme yetisine oldukça katkıda bulunabilmektedir. Logoterapi ‘voroluşun anlamı’ ve insanın bu konu üzerindeki bireysel arayışına odaklanır. Bu kısımda Frankl’ in bir konuşmasında söylediklerini belirtmek isterim: “ İnsan kendi hayatının anlamını kendi bulmalıdır. Psikiyatr insana anlam sunamaz. Ancak psikiyatr ilke olarak hayatın her aşamasında bir anlama sahip olduğu gerçeğinin farkına varmasını pekâlâ sağlayabilir.” Bu bölümü kitapta anlatılan bir hikâyeyi aktararak bitirmeyi uygun görüyorum.

Bir gün kıdemli bir blok muhafızı rüyasında bir sesin ona bir şey sorabileceğini ve cevap vereceğini söylediğini duyar. Kamptaki herkes gibi o da savaşın onun için ne zaman biteceğini merak ediyordur ve bu soruyu sorar. 30 Mart tarihinde özgürlüğüne kavuşacağını söyler rüyasındaki ses ona. 29 Mart gününe kadar adam umutludur çünkü yaşamda bir anlamı ve amacı vardır fakat savaş olduğu gibi sürmektedir. Kampta hayat bir önceki günden farklı değildir. Hal böyle olunca, umudunu yitiren blok muhafızı 29 Mart günü hastalanır ve 31 Mart günü ölür.

Yazar kitabın ilk bölümünde 2. Dünya savaşı sırasında kaldığı toplama kamplarında yaşadığı deneyimlerden bahseder ve şu açıktır ki bu deneyimler kendi psikiyatrik öğretisini oluşturmasında önemli bir yer teşkil eder. Belki de bu kısımda yazar, acının anlamını daha iyi kavrayabilmemiz için bize fazlasıyla somut bir örnek sunmak istemiştir; çünkü insana umutsuz bir haldeyken ya da değiştirilemeyecek bir durumun içerisindeyken, hayatın anlamını keşfetmeye çalışmak ya da ondan zevk almak bir hayli zor gelecektir. Fakat Frankl’e göre acının da bir anlamı vardır ve insan acı çekişinde bir anlam görebildiği an onu bir başarıya dönüştürebilir çünkü acı kaçınılmazdır ve önemli olan insanın acıya karşı olan tutumudur. Kısacası, insan acıyı önleyemez ama ondan anlamlar çıkarabilir ve onunla baş edebilir. Frankl bu durumda şöyle söylüyor “… Artık bir durumu değiştiremeyecek bir noktaya geldiğimiz-örneğin tedavisi olanaksız bir kanser gibi iyileşme şansı olmayan bir hastalığı düşünün- zaman kendimizi değiştirme yoluna gideriz.” Sanıyorum ki yine aynı sebepten Frankl, bireysel farklılıkların zor şartlarda tekbiçimli bir dışa vurumu olacağını savunan Sigmund Freud’u “Şükürler olsun ki Sigmund Freud toplama kamplarını içerden tanımaktan kurtuldu. Onun hastaları, Auschwitz’deki ki kuru tahtaların üzerine değil, Victoryen kültürün pelüş tarzı sedirlerine uzanıyordu” şeklinde eleştirmiştir.

Kitap, kişinin kendi anlamını bulmasına yardım edecek ilkeler, sevginin anlamı ve varoluş gibi birçok konuyu içinde barındırmaktadır fakat bu incelemede özellikle acının anlamından bahsetmek istedim çünkü; kitabın özellikle ikinci bölümünden itibaren neredeyse her cümlesine hak vererek okumama ve özümsemek istememe rağmen acıda anlam bulma kısmı bana oldukça zor ve karmaşık geldi. İstisnai örnekler vermesiyle eleştirilen yazarın, ‘trajik bir iyimserlik tartışması’ bölümünde verdiği Jerry Long örneği ile ‘acının anlamı’ zihnimde biraz daha netleşebildi. En nihayetinde, insana farklı bir bakış açısı kazandıracak bir kitap olduğunu düşünüyorum ve yine, yeni bir yazarı tanımanın mutluluğuyla incelememi bitiriyorum.
176 syf.
·Puan vermedi
Kitap iki bölümden oluşmaktadır.İlk bölümde bir nevî yazarın otobiyografisi mahiyetinde olan;ikinci dünya savaşı sırasında yahudilerin bulunduğu toplama kampı deneyimleri anlatılır.Bu deneyimlerin ne kadar iç acıtıcı,ne kadar insanlığı sorgulatıcı,ne kadar acı olduğunu söylemeye gerek yoktur herhalde.Zulmün sistematik ve uygarlığın insanlığa bahşettiği aygıtlarla yapılıyor oluşu da ayrı bir acı durumdur.Burada yazar acı çekenlerin ve bizzat kendisinin deneyimlerini,kendi kurduğu dünya görüşü perspektifinden anlatır.Burada özellikle bir noktaya değinir:realist diye tabir edebileceğimiz yazarların "insan zor bir duruma düştüğünde ve kendini kurtarma adına her tür 'insan dışığı' yapabilir" görüşüne karşı olarak böyle bir toplama kampında bile çizgisinden ve duruşundan taviz vermeyen insanların olduğu görüşünü örneklerle sunar.Yazara bu konuda katılmadığımı söyleyebilirim çünkü;insanı "insanlığından" taviz vermemeye iten temel öğenin dik duruşluluktan çok korku olduğunu düşünüyorum:hikayemin onurlu olması korkusu;savaşın nasıl sonuçlanacağının belli olmaması ve olası bir kurtuluşta anlatılacak güzel bir hikayen isteğinin bilinçaltına yönelttiği baskı.Tabi insanlar türdeş değildir;her birinin farklı hayatları,tecrübeleri ve kişisel özellikleri vardır.Yazarın kastettiği insanlık modeli yıllar boyunca onurlu duruş ve benzeri kavramlar tarafından bir hayat felsefesine doğru yönlendirilmiş ve insanlar tarafından itibar görme kaygısıyla şekillendirilmiş olabilirler.Aksi durumda onların da diğerlerinden farklı davranacaklarını sanmıyorum.Diğer insan tipineyse cesur diyorum;tabi kelimenin salt anlamındaki cesareti kastetmiyorum,benim kastettiğim kötülük yapabilme cesareti.Diğerlerinden da az akıllı, daha az kültürlü olmanın sonucu mu veya başka etkenlerin sonucu mu bu bilinmez.
İkinci bölümdeyse yazarın kendi geliştirdiği logoterali denilen bir felsefeden bahsedilir.Burada hastaların tedavilerinin hayatta anlam bulmayla(tabi herkesin bulduğu anlam kendincedir) başarıya ulaşabileceği belirtilir.Gördüğüm kadarıyla bir çok varoluşçu yazar(buna Frankl'da dahil) anlamı bu dünya da aramakta.Fakat bu ve benzeri bir çok tezi ben biraz cılız buluyor ve halkın tabiriyle "züğürt tesellisi" olarak görüyorum.
Bu arada kitaptaki paradoksik niyet tekniğinin güzel ve kullanışlı bir teknik olduğunu söylemeliyim.
176 syf.
Yazarımız, 2. Dünya Savaşı esnasında bir toplama kampına alınmış ve orada yaşayıp gördüklerini kaleme almıştır. Kitabı okurken sizlere belli başlı yönergeler vermeyi de ihmal etmemiştir. Kitap iki kısımdan oluşmakta ilk kısımı kampta yaşadığı, gözlemlediği olaylar ikinci kısmı ise psikoloji ile ilgili olan kısım. Eğer yaşama amacının önemini merak ediyorsanız bu kitaba bir göz atmalısınız.
Ama gözyaşlarından utanmamız gerekmiyordu, çünkü gözyaşları, bir insanın cesaretlerinin en büyüğüne, acı çekme cesaretine sahip olduğuna tanıklık ediyordu.
... insanı en çok yaralayan şey (ki bu hem yetişkinler hem de cezalandırılan çocuklar için geçerlidir) fiziksel acı değil, haksızlığın, mantıksızlığın verdiği ruhsal ıstıraptır.
Eğer acıdan kaçınılabiliyorsa, yapılacak anlamlı şey nedenini ortadan kaldırmaktır, çünkü gereksiz yere acı çekmek, kahramanca değil, mazoşistçe bir durumdur.
Frankl, Nietzsche'nin şu sözünü anmayı çok seviyor: "Yaşamak için bir neden'i olan kişi, hemen her nasıl'a dayanabilir."
"Aklınızı kaybetmenize neden olacak şeyler vardır ya da kaybedecek aklınız yoktur." Anormal bir duruma gösterilen anormal bir tepki normal bir davranıştır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Man's Search for Meaning
Baskı tarihi:
1 Ocak 1988
Sayfa sayısı:
221
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780671667368
Dil:
English
Yayınevi:
Pocket Book
Baskılar:
İnsanın Anlam Arayışı
İnsanın Anlam Arayışı
Man
Internationally renowned psychiatrist Viktor E. Frankl endured years of unspeakable horror in Nazi death camps. During, and partly because of, his suffering, Dr. Frankl developed a revolutionary approach to psychotherapy known as logotherapy. At the core of his theory is the belief that man's primary motivational force is his search for meaning.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları