Marie Antoinette (Vasat Bir Karakterin Portresi)

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.825
Gösterim
Adı:
Marie Antoinette
Alt başlık:
Vasat Bir Karakterin Portresi
Baskı tarihi:
Aralık 2006
Sayfa sayısı:
600
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750706639
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Marie Antoinette
Marie Antoinette
Marie Antoinette
Fransa Kralı XVI. Louis’nin eşi Marie-Antoinette halkın gözünde, uçarılığı, savurganlığı ve reform düşmanlığıyla yoz soylu tipinin simgesi olmuş, 1789 Fransız Devrimi’nden sonra Paris hapishanelerinde tutsak edilmiş, 1793’te Devrim Mahkemesi’nce yargılanarak giyotinle idam edilmişti.

Tarihsel kişiliklerle ilgili benzersiz biyografileriyle tanınan Stefan Zweig, Marie-Antoinette: Vasat Bir Karakterin Portresi’nde, nesnellikten çok sezgiye dayanan bir yaşamöyküsü sunuyor okurlara. Psikolojiye ve Freud’un öğretisine duyduğu ilgi nedeniyle derin karakter incelemelerinde ustalaşmış olan Zweig, Marie-Antoinette’in efsaneleşmiş kişiliğine bir psikoloğun sezgi gücüyle yaklaşıyor; Fran­sa’nın talihsiz kraliçesinin kısacık yaşamının esrar perdesini kaldırarak, bu Avusturyalı prensesin şahsında “zoraki bir kahramanlık trajedisi” anlatıyor.
595 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Marie Antoınette. Dünyada hakkında olumlu veya olumsuz olarak en fazla konuşulan ve en fazla yorum yapılan kraliçe. On sekizinci yüzyılda yaşamış bir Fransız kraliçesi. Dünyanın belkide kendisine en çok iftira atılan kişisi. Avusturya saraylarında başlayıp , Fransa'nın Versailles sarayında kraliçe olarak devam edip, nihayetinde zindanlar ve giyotinle son bulan son derece ilginç ve bir o kadar da dramatik bir hayat.

Stefan Zweig, bu kitabında işte bu ilginçlikler içindeki hayatı bize sunuyor. Tabii ki kendine has o muhteşem biyografi yazma ustalığıyla birlikte. Okurken sadece Marie Antoınette'nin hayatını okumuyorsunuz, adete o hayatı yaşıyorsunuz. İşte Zweig'i diğer biyografi yazarlarından ayıran en önemli özellik de bu olsa gerek.

Marie Antoınette'yi her kes farklı olarak değerlendirir. Bu durum, okunan kitaplarla ve okuyucunun kendi kişiliği ve ön yargılarıyla ilgili bir durumdur. Onun için burada kraliçe ile ilgili olumlu veya olumsuz her hangi bir söz yazmayacağım. Yalnız bir kaç şey var ki onları yazmadan da geçmenin çok yanlış olacağı kanaatindeyim.

Düşünün, henüz on beşini yaşamaya başlamış bir kız çocuğu birden bire bütün ailesinden, sevdiklerinden, memleketinden hatta önceki hayatına ait üzerinde hiçbir eşya kalmamacasına, hiçbir tanıdığı ve o güne kadar gördüğü yakınındaki hiçbir kimse olmadan tek başına hiç tanımadığı bir ülkeye gönderiliyor, hiç görmediği bilmediği biriyle evlendiriliyor ve tamamen yeni bir mekanda hiç tanımadığı insanların içinde yaşamaya mecbur bırakılıyor. Bugünden baktığımızda o henüz bir çocuktur. Çocukluğunu yaşayamamış bir çocuk. 24 saat katı kurallar içerisindeki saray protokolünde yaşaması isteniyor. Kendinden bir kaç yaş küçük kayınbiraderleriyle oyun oynaması bile büyük sorunlar yaratıp ağır eleştiriler alıyor. Böyle bir ortam. Üstelik eşiyle tamamen zıt karakter yapısı. Ve bütün bunlara ek olarak yedi yıl karı koca olamamanın verdiği sorunlar. Dedikodular. Yani kısacası, dramatik sona götüren her şeyin başlangıcı da dramatik.

İftiralar dedim, dünyada belkide başka hiçbir kimseye bu kadar aşağılık, bu kadar vicdansızca ve bu kadar fazla iftira atıldığını sanmıyorum. O kadar hunharca, vahşice iftiralar atılmış ki zaten ön yargısız olan birisi bunların kesinlikle yalan olduğunu anında anlar ama o dönemin gözü dönmüş insanları bütün bunlara inanacak kadar gaddarlaşmışlar. Bir örnek vermek gerekirse, bir annenin 8 yaşındaki oğluyla aynı yatakta yatmasında ne kötülük vardır. Hele hele babanın yokluğunda. Gayet doğal bir durum. Eminim bu satırları okuyan bütün anneler de aynı şekilde evlatlarına sarılıp yatmışlardır. Ama işte Marie Antoınette'nin kendi çocuğuyla aynı yatakta yatması bile sapıkça olarak değerlendirilmiştir. Mahkemede bu konuda bile suçlanıp, savunma yapması istenmiştir.

Sonuçta bir ülkeyi henüz yönetemeyecek kadar genç iki insan birdenbire koskoca ülkenin sorunlarıyla uğraşmaya başlamışsa, hele bir de asıl söz sahibi olanın yani kralın yönetme becerisi yoksa bazı şeyler aksamaya başlar ve insanları bu derece korkunç sonlara getirir.

Okunması gereken bir kitap diyorum. Özellikle de tarihle, siyasal ve toplumsal olaylarla ilgilenenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap olarak değerlendiriyorum.

Çok beğeniyle okuduğum bu kitabın okunmasını da, herkese tavsiye ediyorum.
595 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
Devletler, güçlü şirketler gibi bütünleşme ya da savaşın önüne geçmek için yapılan siyasî evlilikler ilk devletler, dinler ve tüccarlardan belli var olan evliliklerdir.
Marie Antoinette'de o da siyasi evliliğin kurbanıdır. 14 yaşında XVI.Louise ile nişanlanıp 15 yaşında evlenen toy ve kişilik açısından vasat bir kraliçenin hayat hikayesidir bu biyografi.
Habsburg Hanedanı Avrupa'da en büyük ailelerden biridir. Kendini Mecdelli Meryem'e dayandıran ailedir. Cermen iktidarının sembolüdür bu aile. Kutsal Cermen Imparatorluğu'nun hanedanlığını yapan aile. Avusturya'yi yıllarca yönetmiştir. Işte 18.Y.y'da bu aile vardı ve Bu aile Avusturya ile özdeşleşmiş bir ailedir.
Bourbon Hanedanı: 10. Y.y daki Lüksemburg Dükü High Henry Capet'in soyundan gelen Capet Hanedanın bir üyesidir. Bu aile Italya(Napoli Krallığı) Fransa (16 ve 18. Yy Bourbon Hanedanı) simdi etkin olduğu(Ispanya ve Luksemburg krallıkları) olmak üzere Avrupa'da hakim bir ailedir.
Bu iki aile defalarca siyasi evlilikler yapmışlar. Onlardan birisi Antoinette'nin evliliğidir.
Habsburg Hanedanı hanedanın bir üyesi olan Marie Antoinette Fransız Capet (Captouin) hanedanın bir ucu olan Bourbon Hanedanı'na gelin olur. Bugün kendini bilmeden sonrasını düşünmeden hareket edenler gibidir o da.
Siyasi evlilikler iki tarafında fikri sorulmaz ne kızın ne de erkeğin genelde. Ikisi de kurbandır aileleri için. Kimisi güçlü zeki olur gücü elinde kullanır kimisi de Antoinette gibi zayıf olur gücün elinde kullanılır.
Antoinetteiste böyledir. Kitap okumaya sevmeyen, gelen mektupları okumayan, yazıları okumadan imzalayan bir insandır Antoinette. Bu halinden uyandığında kendini Giyotinden savunurken bulacak. Fakat onu idam etmeye karar vermiş kitle için bu uyanma fazla bir şey ifade etmeyecek.
Onu idam koltuguna getirmek için 1781'den itibaren uğraşanlar 12 yıllık uğraşın sonucunu alacaklar ve kralice giyotine giderek idam edilecek.
Ve hicbirsey değişmeyecek yine bir siyasi evlilik olacak ve yine devam edecek kurbanlar. Napolyon'da Habsburg Hanedan'indan gelin getirerek bunu gösterir.
Bonaparte gelir, çok geçmeden adı Napoléon olur, İmparator Napoléon olur ve kendine Habsburg Hanedanı’ndan bir başka arşidüşes alıp getirir, yeniden bir uğursuz düğün yapar. Fakat o da, Marie Louise, aynı kanla bağlı akrabası da olsa, kalbinin o muğlak ataleti içinde –bizim anlayışımıza göre kavranır bir şey değildir– kendisinden önce o aynı Tuileries’nin aynı odalarında yaşamış, çile çekmiş kadının acı uykusunu nerede uyuduğunu bir kere bile sormaz: Soluğu henüz o kadar yakın bir insanın, bir kraliçenin, en yakınları ve soyundan gelenler tarafından bu kadar gaddarca bir soğukkanlılıkla unutulduğu asla görülmemiştir. Nihayet bir değişim olur, vicdan azabıyla hatırlayış: Provence Kontu, üç milyonun cesedine basa basa, nihayet XVIII. Louis olarak Fransız tahtına yükselmiştir, nihayet, nihayet hedefine ulaşmıştır o gölgelerde dolaşan oyuncu. Hırsına onca zaman yolu tıkayanlar, XVI. Louis, Marie-Antoinette ve talihsiz oğulları XVII. Louis en sonunda bertaraf edilmiş olduğuna ve ölüler de ayağa kalkıp şikâyette bulunamayacağına göre, niçin arkalarından şatafatlı bir mozole yapılmasın ki? Nihayet şimdi, Marie-Antoinette’in gömüldüğü yerin bulunması için emir verilir (öz ağabeyi asla kardeşinin mezarını sormamıştır). Fakat aradan geçen yirmi iki yıllık rezilce kayıtsızlıktan sonra kolay değildir bu artık, çünkü Madeleine yakınındaki, terörün bin cesetle gübrelediği o adı kötüye çıkmış manastır bahçesinde işin hızı ölü gömücüye tek tek mezarlara işaret koyacak zamanı vermiş değildir; adamlar vaktiyle, o doymak bilmez bıçağın önlerine günbegün itip durduğu gövdeleri taşımış taşımış gömmüşlerdir. Nulla crux, nulla corona, ne bir haç ne bir taç vardır bu bilinmez yeri gösteren; bilinen tek şey, Konvansiyon’un kraliyet cesetlerinin üstüne sönmemiş kireç yığılmasını emretmiş olduğudur. Böylece kazarlar da kazarlar. Sonunda kürek sert bir tabakaya çarpar. Ve yarı yarıya çürümüş bir çorap bağından anlaşılır ki, ıslak topraktan tüyleri ürpererek kaldırdıkları o bir avuç soluk toz, kendi döneminde zarafet ve estetiğin tanrıçası olan, fakat sonradan her türlü azabın seçilmiş ve çilekeş kraliçesi olarak dünyayı ardında bırakan o kadından kalan son izdir.

Kitaba yönelik eleştirim
Stefan Zweig Tarihi karakterleri yazdığı biyografilerde kaynak kullanmamış olması ve kendini söyle savunuyor
Tarihî bir kitabın sonunda, kullanılan kaynakları saymak âdettendir; Marie-Antoinette’le ilgili bu özel durumda ise bana, hangi kaynakların ve hangi nedenlerle kullanılmamış olduğunu kaydetmek neredeyse daha önemli görünüyor. Çünkü burada, her zaman en emin olan belgelerin, yani birinin kendi eliyle yazdığı mektupların bile güvenilmez olduğu ortaya çıkıyor. Marie-Antoinette, bu kitapta birçok defa söylendiği gibi, sabırsız karakterine uygun olarak, mektup yazmak bakımından kayıtsız birisiydi; bugün bile Trianon’da görülebilen o harika, zarif yazı masasına gönüllü olarak, gerçek bir zorlama altında olmadan, neredeyse hiç oturmamıştır. Bu nedenle, ölümün üzerinden on yıl, yirmi yıl geçtikten sonra bile, “Payez, Marie-Antoinette” şerhi taşıyan sayısız fatura bir yana, onun elinden çıkmış hiçbir mektubun bulunmamış olmasında şaşılası bir yan yoktur. Sürdürdüğü ve gerçekten ayrıntılı olarak yapılmış iki mektuplaşma, biri annesi ve Viyana Sarayı’yla, diğeri Kont Fersen ile yaptığı özel yazışma, o sıralar ve daha sonra da bir elli yıl boyunca arşivlerde kilit altında tutulur; Kontes Polignac’a yazdığı ve yayımlanmış olan pek az mektup da keza, orijinal olarak ulaşılır belgeler değildir.
595 syf.
·46 günde·Beğendi·10/10 puan
.
Herkes tarafından bilindiği üzere Marie Antoinetti hovarda ,basit, bencil, burnu havada, olarak tasvir edilse de,Zweig kitabına bir de vasat bir karakterin portresi adını da verir.Gerçekten vasat mıydı?Yoksa uyuşuk kocasının bir eseri miydi?14 yaşında bir ülkenin arşidüşesi iken sırf siyasi çıkarları uğruna başka bir ülkenin veliahtıyla XVI Lois le(15) evlenmek üzere kraliçe olmaya Fransa'ya gönderilir. .

Özeti burda anlatılmayacak kadar uzun olan kitapta, kraliçenin Versailles'dan kaçıp Paris sokaklarında, gezip eğlenmeye, sabahlara kadar kumar partileri yapmaya başlar ve fütursuzca yapılan bu lüks harcamalarla tam bir hedonizm örneğidir. Yalnızca kendi zevklerinin peşinde koşup olan bitenden,etrafından ülke yönetiminden halktan habersizdi.İçinde bulunduğu hayattan fazlaca yararlanmasını bildi. ..Sarayı bırakın koca bir ülkenin ekonomisi bozulmaya başlamıştı. Kraliyet karşıtlarının propagandası ile harekete geçen halk Bastille hapishanesi ele geçirdiğinde iş işten geçmiştir artık.

Dük, hükümdarı uykusundan uyandırarak haberi verir: "Bastille zapt olundu! Vali öldürüldü! Başı bir mızrağın ucunda bütün şehri dolaşıyor!"
. "Fakat bu bir isyan," diye kekeler talihsiz hükümdar, dehşet içinde. .
Felaketin habercisi ise merhametsizce düzeltir: "Hayır Sire, bu bir devrim."

.
521 syf.
“...tarih bu vasat insanın başına dramını öyle bir hünerle, tek tek olaylar açısından öyle bir buluş zenginliğiyle, tarihi açıdan o kadar devasa boyutlarda örmüş, başlangıçta pek verimli olmayan bu başkişinin çevresini saran esasları öyle bir bilinçle karşı karşıya getirmiştir ki! Bu kadını önce şeytani bir hilekarlıkla şımartır. Ona daha çocukken bir imparator sarayını hediye eder, yeniyetmeyken başına bir taç oturtur, genç bir kadınken, albeni ve zenginlik adına verebileceği ne varsa müsrifçe bir cömertlikle önüne serer, üstüne üstlük de kendisine bu ihsanların bedelini ve değerini sormayacak kadar hafif bir gönül bahşeder. Onun hiçbir şeyin önünü ardını düşünmeyen ruhunu yıllarca şımartır, ta ki bu ruh da dünyayı görmez oluncaya ve tasasızlığı gittikçe artıncaya kadar. Ama kader bu kadını ne kadar çabuk ve kolayca mutluluğun en yüksek tepelerine çıkardıysa, sonra yine o kadar ustaca bir gaddarlıkla ve bir o kadar ağır bir tempoyla düşürecektir de......” s.26

Zweıg kullandığı üslubuyla tarihi akıcı bir şekilde aktarmaktadır. Bir çoğumuz Fransız İhtilali’ni, Marie Antoinette’nin hazin sonunu bilmekteyiz. Buna rağmen kitap sizi sonu kederli bitecek bu hayat hikayesini okumak için ısrarla kendine çekmektedir. Kitabı çok beğendiğimi ve çok fazla bilgi edindiğimi belirtmek isterim. Monarşinin her bir kalıntısının nasıl yok edildiğini ve devrimin de sanıldığı kadar masum olmadığını dönemin Kraliçesi üzerinden anlatan Zweıg, ustalığını ortaya koymuştur. Okumanız dileğiyle....
595 syf.
·10/10 puan
Marie Antoinette çağdaşı Mozart’ı bizzat dinlemiş.Mozart’ın çok hoşuma giden 40. Senfonisini dinlerken Sezen Aksu’nun “Kaybolan Yıllar” şarkısında bu klasik eserden “sample” edilmiş bir bölüm olduğunu fark ettim.Sanki Sezen Aksu değil de Marie Antoinette söylüyor gibi hissettim: “Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler!”Örnek bir yaşam öyküsüdür Marie Antoinette, tarihten ders almak için.
Zweig yüksek karakterde olan bir kişinin karakterinin onu zorladığı bir mücadele içinde olmasının doğal olduğunu, aslında acı da çekse yazgısında kendi payınında olduğunu ama vasat karakterdeki insanın çileyi aramayacağını çileye yönlendirileceğini, bu yüzden de bu vasat karakterlerin acılarının daha doğal olduğınu söyleyerek başlıyor eserine.Çünkü ona göre Marie Antoınette vasat bir karaktere sahiptir ama yaşadığı zamanın ve çevrenin onu üstün karakterlere özgü bir mücadele içine çektiğini ve bu yüzden anlaşılamadığını savunur.
Marie Antoinette de böylesine bir vasat karakter.Saraylarda yaşamış başka bir hayat görmeyen hiç kimse ondan farklı yaşamamıştır aslında.Ama kendi çocuklarını yiyen, dönemi yaşayıp da Zweig’ın ifadesiyle “ nasıl hayatta kaldıklarına şaşırılan” devrim dönemi onu suçlu bulup kendini savunmak için yaptığı her şeyi suç kabul edip idam edilmesine neden olmuştur.Çok basitçe şöyle düşünebiliriz: vergi borcun varken suçlusundur ama bir vergi affı yasası çıkar, artık hiçbir suçun yoktur.
Zweig son derece güvenilir kaynaklarda, kendisinin olduğu kesin olan mektuplarından yararlanırken Freud tarzı bir psikolojik tahlille Antoinette’in objektif bir portresini çıkarmaya çalışıyor.”Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” sözü gibi bi çok safsatanın nasıl onun üzerine yapıştırıldığını güzelce kanıtlıyor. Öldürülürken onu desteklemeyenler devrim sonrasında kral tahta çıktığında hatıratlarının para ettiğini görüp yalan yanlış birçok şey anlatıyorlar.
Bir yazarın kurgulayamayacağı ilginç bir yaşam örgüsü var Antoınet’in.Yanlışlarıyla, doğrularıyla yüzyıllar öncesinden büyük bir ders bizim için.Bizden kastım ise önyargısız, eleştiren, ölçüp tartan bir biz.
595 syf.
·Puan vermedi
Son bir haftadır burada normal paylaşımlar yapmaya, hayatı olağan akışında devam ettirmeye çalışıyorum fakat kendimi kandırıyorum. Endişe: had safhada yaşadığım tek duygu, yanına biraz korku, bolca üzüntü ve stres de etkilenince hiçbir şey normal seyretmiyor. Öğretmenim ben ve bu hafta okullar açılacaktı normalde, deprem nedeniyle bulunduğum bölgede bir hafta uzatıldı tatil, bulunduğum bölgede deprem nedeniyle ücretsiz ulaşım, evimde depremin somut izleri. “Her şey geçti” rahatlığı da yok, aynısı tekrar yaşanacak ama ne zaman olacak diye düşünmek, her an dışarı koşabilir halde olmak, en iyi nerede saklanılır diye düşünmek ve diğer güncel felaketler zihnimi çok meşgul ediyor maalesef. Bir yandan insanın acziyetini görüyoruz bir yandan da dünyaya yayılan virüsle yine insanın felaketlerin en büyüğü olduğunu. Bu ikilem çok fena. Ben yine de bileğimin zor taşıdığı bu kitaptan bahsedeceğim biraz olsun uzaklaşmak için gerçeklerden. 600 sayfaya yakın Fransa kraliçesini anlatan bir biyografiyi neden ve nasıl okudum inanın bilmiyorum, sanırım Zweig’a güvendim. Enteresan bir biçimde sıkıcı değildi, hem Fransa tarihine dair de fikir edinmiş olursunuz bazı önemli olaylar nasıl meydana gelmiş, Fransız devrimi sonrası giyotinle idam edilen XVI. Louisnin eşi Marie Antoinette’i hem tanır hem de üzülürsünüz bence(sonlara doğru). Ben tarihi biraz daha roman havasında hafiften kurguyla okumayı seviyorum dümdüz bilgi okumaktansa. Bu kitap da aslında dümdüz bilgilerin edebiyatla harmanlanması gibi sanki karakteri Zweig yaratmış gibi o müthiş üslubun yardımıyla da akıp gidiyor.Tek sıkıntı kitabın kalınlığı; tutmakta ve yer yer okumakta rahatsızlık veriyor. Tarihe ya da biyografiye merak duyanlar için özellikle tavsiye ediyorum.
595 syf.
·20 günde·9/10 puan
Bu sorunun cevabı tarihin akışı içinde pek çok kere değişmiştir aslında. Bir gün Fransa Kraliçesi iken diğer gün bir idam mahkumu olmuştur. Dünyanın en talihli insanı sayılabilecekken şansı tam tersine dönmüştür. Kimileri için zavallı bir kurbanken, kimileri için ise kitlelerin nefret ettiği bir suçludur.
Baktığınız çerçeveye göre kişilik değiştiren bu kadın hakkında gerçeğe en yakın olan bilgileri öğrenmek istiyorsanız Stefan Zweig’in yazdığı bu biyografi seçebileceğiniz en iyi kitap bence. Yazar kitabı hazırlarken yanlı ve sahte olabilecek her türlü belgeyi süzgeçten geçirdiğini vurguluyor. Ayrıca Zweig’in o meşhur psikolojik tahlilleri ile kitap diğer Marie Antoinette biyografilerinden ayrılıyor ve bambaşka bir yere gidiyor. Belgesel tadında, bir çırpıda okuyacağınız çok sürükleyici bir kitap. Herkese tavsiye ederim.
Kitabın son sayfasını çevirdiğimde aklımdan geçen cümle: Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli. Keyifli okumalar….
595 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
İki Şehrin Hikayesi adlı kitapla birlikte okunacak bir kitap. Fransız Devrimini halkın gözünden anlatan İki Şehrin Hikayesi ile devrimi kraliçe Marie Antonottie'nin gözünden anlatır bu kitap.
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki adı devrim de olsa, demokrasi de olsa darbe de olsa kitlesel olaylar ve siyasi değişimler hep acımasız hep kanlı olmuştur.
Yıl 1789, şimdi ortada ne Kral kaldı ne kralcı, ne mazlum kaldı ne zalim. Hepsi de bir avuç toprak oldu.
Tarih, ders alınıyorsa anlamlıdır yoksa zalim ad, zulüm boyut değiştirerek devam eder.
595 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Bir Stefan Zweig şaheseri daha. Belki de en iyisi. Hem yazarın üslubu içinde zevkle okudum hem de olayları en güvenilir şekilde (olabildiğince) anladım. Tarihin ne kadar çarpıtılarak, duruma göre anlatılmaya çalışıldığının farkına vardım. Bir kişiyi yada kişiliği yargılarken nereden geldiği, (olumlu-olumsuz) hangi şartlarda yaşadığı ve nelere maruz kaldığını bilmenin ne kadar önemli olduğunu anladım. Yanlış anlaşılmasın yazar Marie Antoinete (veya diğer biyografilerini yazdığı kişileri) yüceltmiyor. Olduğu gibi anlatıyor. Duyguları, hırsları, tecrübeleri veya tecrübesizlikleri, eğitimleri, eğilimleri hakkında eldeki bilgiler ışığında mümkün olduğunca kurguya yer vermeden anlatıyor. Sizi o yıllara götürüp kalbinizin çarpmasına, sevinmenize, üzülmenize, heyecanlanmanıza yol açıyor. Kısaca orada yaşatıyor. İşte Zweig böyle bir yazar.
595 syf.
·18 günde·9/10 puan
Stefan Zweig kitabında Marie Antoinette’nin siyasetten özel hayatına kadar bılgıler yer alıyor. Oluyucuyu sıkmayan olaylar bellı bır akış içinde anlatıldığı için okuması zor değil. Kitabı okurken Marie’nin olayları yanında yaşadığını hisediyorsunuz. Ben okudum beğendım herkesede tavsıye ederim.
595 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Vasatın Altında Bir Karakterin Hikayesi : Marie Antoinette

Josephe Jeanne Marie Antoinette von Habsburg-Lorraine veya Maria Antonia Josepha Johanna, Fransa Kraliçesi ve Avusturya arşidüşesi. Kısaca Marie Antoinette veya Maria Antonia olarak bilinir. Kutsal Roma İmparatoru I. Franz ve eşi Avusturya İmparatoriçesi Maria Theresa'nın kızıdır.1 Halihazırda Avusturya prensesiyken 14 yaşında, Fransa veliahtı 16. Louis ile evlenerek Fransa kraliçesi olur. Stefan Zweig’in en iyi eserlerinden biri olarak gördüğüm Marie Antoinette: Vasat Bir Karakterin Portresi kitabında Marie’nin bir mısralık hikayesi uzunca bir şekilde anlatılmaktadır. Pekte uzatılmaya gerek yoktur aslında, o bir mısralık hikaye şudur; Marie doğar, büyür harcar ve harcanır. Siyasi ve politik zekası hiç yok denecek kadar az olan Marie; Fransa İmparatorluğunun sonunu getirmiş 16 Ekim 1793’te Paris’te bulunan Concorde Meydanında giyotine mahkum edilerek öldürülmüştür.
Birinci Franz ve Maria Theresa’nın 15. çocuğu olarak dünyaya geldi. 14 yaşında geleceğin Fransa kralı 16. Louis ile evlendi. Hızlı bir eğitime tabi tutularak Fransız gelenek ve göreneklerini öğrendi. Evliliğinin ilk yedi yılında hamile kalamayan Marie annesinden sık sık konu hakkında mektuplar aldı. Saray halkı ve toplum arasında Marie’nin kısır olduğuna dair dedikodular yayılmaya başlandı. Kadınlık görevini yerine getiremediğinden sıkça söz edilen Marie sık sık ağlama krizlerine giriyordu. Bu olay 16. Louis’in iktidarının zayıflamasına sebep olurken saray içinde de kendisiyle alay edilmesine sebep oluyordu. Saray hayatı çok sıkıcı olan Marie her gün aynı şeyleri herkesin önünde yapmaktan sıkılmıştı. Sabahları kendisi için hazırlanan uyandırma törenleri, saray kadınlarının katıldığı sabah banyosu, saray halkının katıldığı gösterişin diz boyu olduğu -kral ve kraliçenin sadece bir lokma yiyip kalktığı- sabah kahvaltıları, şatafatın insanın gözünü kamaştırdığı partiler, kumarlar, kıyafet defileleri gibi hazinenin har vurulup harman savrulduğu Marie’nin ilk yedi yıllık saray hayatı böyle sürdü. Harcamalar, kraliçenin vurdumduymazlığı, kralın cinsel etkisizliği, Fransa halkının açlık çekmeye başlaması, ülkenin iyi yönetilememesi, varoşların sarayda itibar kazanması gibi olaylar özelde Marie Antoniette’nin, ulusalda Fransa İmparatorluğunun, evrenselde ise çok uluslu imparatorlukların sonunu getirmiştir. Kral 15. Louis’in çiçek hastalığından ölmesi üzerine tahta geçen veliaht torunu 16. Louis ve eşi Marie Antoniette devlet yönetiminin bütün iplerini ellerine almışlardı. Kral bu sorumluluğu üzerine aldığında 20 kraliçe ise 19 yaşındaydı. Marie kraliçe olduktan 4 yıl sonra yani 23 yaşında ilk çocuğu Theresa Charlotte dünyaya geldi. Kraliçenin ilk çocuğu kızdı ve kızına şöyle dedi ‘‘eğer erkek olsaydın devlete ait olacaktın fakat kız olduğun için bana aitsin, seni bütün şefkatimle yetiştireceğim.’’ Bu doğumla birlikte toplamda dört doğum gerçekleştirdi Marie Antoniette. Kızı Sophie Helene Beatrix’i bir yaşından önce, oğullarından büyük olan Louis Joseph’i 7 yaşında, küçük olan Louis Charles’i ise 10 yaşında kaybetti.
Kraliçe, Trianon sarayına çıkıp milyonlarca livrelik harcama yaptığında ne kadar çaresiz olduğunu şu sözleriyle ifade eder ‘‘küçük Trianon’un dev meblağlara, hatta benim istediğimden de fazlasına mal olduğu doğru olabilir. İnsan bir başladı mı gittikçe daha çok masrafa giriyor.’’ Kraliçe masrafı sadece kendine yapmıyordu. Balolardan birinde tanıştığı güzel ama fakir bir kız olan Kontes Polignac tarafından resmen sömürülür. Polignac önce kendini sonrada ailesini ve çevresini zengin ettirdi. Polignac ve kraliçe arasındaki bu samimiyet halk ve saray tarafından oldukça eleştirildi hatta bu durum Polignac’ın, kraliçenin bir nevi metresi olması gibi yorumlandı. Kraliçenin harcamaları bir servet değerinde olduğu için para harcadığı her esnaf zengin oluyordu. Kraliçenin zengin ettirdikleri arasında Alman kuyumcular, Fransa’nın meşhur kuaförleri ve modacı kadınlar bulunuyordu. Kumar eğlencelerinde harcanan paralarda buna eklenince müsriflik engel olunamaz bir hale gelmişti.. Kraliçe ve Trianon halkı (kraliçenim Trianon sarayında kendine özel olarak yarattığı sosyete) selin süratle, gittikçe hızlanarak yükseldiğini fark etmez. Bu zaman boyunca kralın erkek kardeşi Artois Kontuyla da dedikoduları çıkar kraliçenin fakat kraliçenin sadece ‘canı sıkıldığı’ için böyle davranışlarda bulunur.
Kitap böyle sürüp gider aslında kraliçe harcamalarına devam eder, kendine yeni bir köy bile kurar; doğumlar yapar, eğlenceler düzenler, sabahlara kadar süren kumar partileri, gizlice yaşadığı gönül ilişkileri, yaşadığı ölümler derken artık ihtilal için bütün hazırlıklar tamamlanmıştı. Kraliyet karşıtlarının propagandalarıyla harekete geçen halk 14 Temmuzda Bastille Hapishanesini ele geçirdi. Kral yanlıları ve karşıtları arasındaki çekişmenin sokağa yansıyacağı korkusu bütün Paris’i sarmıştı. Olaylardan geç haberdar olan kral 16.Louis ‘‘ bu bir isyan mı?’’ diye sordu, ‘‘bu bir devrim’’ cevabını aldı. Kraliçe saraydan ayrılmak istemesine rağmen kral sarayda kaldığı için kendisi de sarayda kaldı, bu onun sonunu getirdi. Versay Sarayını basan devrimciler kraliçenin odasını talan ettiler. Kral ve ailesi devrmciler eşliğinde Tulieres Sarayına götürüldüler. Tutuklandıklarından sonra Paris’teki Tapınak Kalesine hapsedildiler. Kral ve kraliçe yakınları asiler tarafından öldürüldüler. Bunların içinde kraliçeye bağlılık yemini bulunan Lamballe’de vardı. Artık devrim gerçekleşmişti. Kral idam edildi. Kraliçe de 1793’te giyotinle öldürüldü.
Bu imparatorluğu ölüme sürükleyen aslında Marie Antoinette değil, Marie üzerinde baskı kuramayan eşi 16. Louis’di. Bu uyuşuk adamın manevi eksikliği, avcılık ve kilitler üzerindeki karşı konulamaz merakı, uyuşukluğu, kolay kandırılabilir bir kişi olması, cinsel yönden etkisizliği, üşengeçliği, sanat, dans, tiyatro gibi yönlerden eksikliğiydi sonu getiren. Bu bağlamda Fenelon’un ‘‘ toplumdaki bilgisizliğin sebebi kadınlardır. Kadınların eğitimsizliği toplumu cahilleştirir.’’ Fenelon bu sözünde Fransız İhtilaline sebep olan her şeyi bir cümlede açıklar. Burada suçlu olan tek kadın Marie Antoinette değildir tabiki. Kral aşı olunca aşı modeli saçların sarayda moda olması bu cahilliğin bir sebebidr.
595 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Bilmiyorum henüz on dörtlerinde bir gençken böylesine sorumlulukların altına zorla itilseniz ne yaparsınız? Daha o yaşta zorunlu bir şekilde kraliçe olarak çok fazla sorumluluğu istemeden üstlenen bir karakter Marie Antoinette. Sorumluluklarını yerine getiremeyen, kitaba henüz başlamadan Zweig’in kulağınıza fısıldadığı gibi vasat bir karakter.Ama onu bu yüzden suçlayabilir miyiz? Ait olmadığı bir hayata mahkum bırakıldığı için? Bu onu yeterince aklamaz belki, çünkü Antoinette bu mahkum bırakıldığı hayattan yararlanmasını da olağanüstü güzel becerdi. Kraliçe, kesinlikle çocukluğun hoyratlığıyla kraliçeliğin gücü arasına sıkışmıştır ve gücüyle zehirlenmiştir. Tüm suçu ona atmak haksızlık olur yanında onun kadar “vasat bir karakter” olan kocası XVI. Louis varken,pekala birçok şeyi değiştirebilirdi ancak yapamadı o da. Herkes devlet yönetmeye uygun yetkinlikte olamıyor maalesef. Tarihte neredeyse tüm devletlerin ortak yıkılış sebebi gösterilecek olsa beceriksiz yöneticiler diyebiliriz sanırım. İkisi de sorumsuzluklarının, başarısızlıkların bedelini ödediler. Yine her şeyin suçunu ikisine yıkmak da haksızlık olacaktır. Henüz 14 yaşında, çocukluklarını tamamlayamamış iki çocuğu sadece siyasi sebepler uğruna evlendirmek ne kadar doğruydu? Maria Theresa kararı verdiği andan itibaren pişmanlığa boğulmuş, içinde her zaman bulunan tedirginlikle kızının yanında olmaya çalışsa da hiçbir şeyi değiştiremedi, iş işten geçmişti ve her şey için çok geç kalınmıştı. Kader Marie Antoinette’in sonunu ilmek ilmek hazırlayacaktı. Marie, üstüne atılan iftiraların, kurulan komploların altında kalacaktı.
Kitap,Fransız Devrimi'nin başlangıç sürecini anlatırken bir kraliçenin gözünden sarayı ve dönemin Fransa’sını görme imkanı sunuyor. Bunların arasında Antoinette’nin halkı asla göremeyişini gözler önüne seriyor.
“İnsan, kim olduğunu ancak felakete uğradığında anlıyor"
''Birileri ekmek bulamıyorsa, herhalde, ötekiler fazla tıkındığı içindir; yükümlülükler birilerinin boğazını sıkıyorsa, o zaman, gereğinden fazla hakka konmuş başka birileri var demektir...''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Marie Antoinette
Alt başlık:
Vasat Bir Karakterin Portresi
Baskı tarihi:
Aralık 2006
Sayfa sayısı:
600
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750706639
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Marie Antoinette
Marie Antoinette
Marie Antoinette
Fransa Kralı XVI. Louis’nin eşi Marie-Antoinette halkın gözünde, uçarılığı, savurganlığı ve reform düşmanlığıyla yoz soylu tipinin simgesi olmuş, 1789 Fransız Devrimi’nden sonra Paris hapishanelerinde tutsak edilmiş, 1793’te Devrim Mahkemesi’nce yargılanarak giyotinle idam edilmişti.

Tarihsel kişiliklerle ilgili benzersiz biyografileriyle tanınan Stefan Zweig, Marie-Antoinette: Vasat Bir Karakterin Portresi’nde, nesnellikten çok sezgiye dayanan bir yaşamöyküsü sunuyor okurlara. Psikolojiye ve Freud’un öğretisine duyduğu ilgi nedeniyle derin karakter incelemelerinde ustalaşmış olan Zweig, Marie-Antoinette’in efsaneleşmiş kişiliğine bir psikoloğun sezgi gücüyle yaklaşıyor; Fran­sa’nın talihsiz kraliçesinin kısacık yaşamının esrar perdesini kaldırarak, bu Avusturyalı prensesin şahsında “zoraki bir kahramanlık trajedisi” anlatıyor.

Kitabı okuyanlar 372 okur

  • İrem ELÇİ
  • sultan öztürk

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0