Markopaşa Yazıları ve Ötekiler

·
Okunma
·
Beğeni
·
7735
Gösterim
Adı:
Markopaşa Yazıları ve Ötekiler
Baskı tarihi:
Ekim 1998
Sayfa sayısı:
226
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753638426
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Markopaşa Yazıları ve Ötekiler
Marko Paşa Yazıları ve Ötekiler
Sabahattin Alinin "düşünür" ve "eleştirmen" yüzünü görmek için, onun dergilerde yayımlanmış yazılarını okumak gerekir. Öykü ve romanlarında bir anlatı ustası olduğunu kanıtlayan ve Türk edebiyatının klasikleri arasında yer alan Sabahattin Alinin gündeme ve sanata ilişkin yazıları, onunla yapılmış söyleşiler Hikmet Altınkaynakın derlemesiyle dergi sayfalarından sıyrılıp kitap boyutuna ulaşıyor.
226 syf.
·10/10
Kitap siyasi atıflarda bulunan bir kitap. Pek tarzım değil ancak yine de o devrin siyasi ortamını öğrenmek, bilgi edinmek adına iyi bir kitap. Gerçi siyaset konusunda o günden bugüne değişen pek bir şey yok diyeceğim ama demiyorum.

İnsan Kürk Mantolu Madonna veya Kuyucaklı Yusuf'u okurken Sabahattin Ali'nin neden öldürtüldüğü konusunda bir fikir sahibi olamıyor ama bu kitapta bunun sebebini açıkça anlamış oluyoruz.

Sabahattin Ali Aziz Nesin’le beraber bir mizah gazetesi çıkartmak için anlaşma yapmıştı. Bu anlaşmaya göre Marko Paşa'nın sahibi ve sorumlusu Sabahatttin Ali idi. Marko Paşa o yıllarda çok satan bir mizah dergisi olmuştu. İste bu kitapta bulunan yazılar Marko Paşa dergi yazıları.

Bu yazılar sebebiyle, sık sık devlet tarafından toplatılır ve dergi kapatılırdı. Her kapatılmadan sonra Malum Paşa, Merhum Paşa, Mazlum Paşa, Yedi Sekiz Hasan Paşa, Öküz Mehmet Paşa gibi isimlerle yayınlanmaya devam ederdi. Bu süre zarfında Sabahattin Ali başkalarının yazdığı isimsiz yazıları da yayınlayarak bu yazılardaki siyasi atıfları yine kendi üzerine alırdı. Bu yazılar yüzünden bir sürü dava açıldı.

Topunuzun Kökü­ne Kibrit Suyu ve Hasan Ali Kenan Döner Komedisi isimli yazıları için açılan davaları mahkumiyetle sonuçlandı. Ve yine o yıllarda yayımlanan Sırça Köşk adlı kitabı devlet yönetimini eleştirdiği için Bakanlar Kurulu kararıyla toplatıldı. Aynı zamanlarda Aziz Nesin de tutuklandığı için Marko Paşa'nın yayımlanma durumu imkansız hale gelmişti. Cezasını tamamlayıp çıktıktan bir süre sonra yine Marko Paşada yayınlanan yazılar için tekrar tutuklandı ve ardından beraat etti.

Sabahattin Ali, kendisi için yapılan karalama kampanyaları ve aldığı tehditler yuzunden yurt dışına gitmeyi düşündü. Öte yandan diğer davaları hala sürüyordu. Ayrıca yazılarını yayımlatacak dergi, gazete bulamıyordu ve geçim sıkıntısına düşmüştü. Davaları sürdüğü için pasaport alamamıştı bu yüzden kaçmayı istedi. Sonrası malum.
226 syf.
·Beğendi·10/10
Selamlar olsun hepinize pembolar!!! Kusra bakma monçiçi !! Öyle uzun uzun yazamıcam selam sabah faslını.. Bodos giriyorum yoruma ya da incelemeye ... Nasıl istersen öyle adlandır bu anlattıklarımı .. O yüzden gelin bir alıntı ile başlayalım ... Buyrun okuyun ...

"Türkiye'de bilgisizliğin en geçerli olduğu yer, hiç şüphesiz siyaset hayatıdır. Eğer bilgisizliğin diploması verilseydi, siyasi partilerimiz birer OKUL olurdu."

Kim diyor bunu ?
Kim mi diyor ?
Mavi, Renault marka aracıyla havaya uçurulan , katledilen UĞUR MUMCU !!
Hangi Uğur Mumcu bu ?
Yazdığı yazılarda bir türküden "sağdan sola, soldan sağa salla bayrağı düşman üstüne" mısrasını alıntı yaptığı için Sakıncalı Piyade olarak askerlik yapmak zorunda bırakılan UĞUR MUMCU !!
Ne için sakıncalı bulunuyor ?
Emek , hak , özgürlük dediği için .. İnsanları eğitimsiz bırakarak kandırmayın dediği için.. Siyasal sistemi eleştirdiği için.. Geri dönücez buraya .. Az langır lungur tarhana bulgur tarzı gidiyoruz ama başka bağlayamıcam ne yazık ki konuyu ..

Sevgili şekerpare ! Devlet ne için var ? Ya da devlet dediğimiz kavram ne için var oldu ? Bilmem neresine rahat mı battı insanların kıçına bez diye bağladıkları incir yapraklarıyla beleş meyveleri toplarken ağaçlardan ?!?! Sınırsız yerken , içerken ?!?! Öyle ya !! Kaynak sınırsızdı... Artan nüfusla ve yerleşik hayat ile kanunlar söz konusu oldu ister istemez ve devlet denilen olgu var oldu .. Bakın kanun diyorum .. Kanun ne için var ? Robinson ile Cuma denen zibidiyi düşün o ıssız adada .. Cuma geldiği anda "yapılacaklar ve yapılmayacaklar" olarak adlandırılan kesin çizgiler çekilir o adada .. Doğadaki ilk ve en çiğ haliyle kanunlardır orada söz konusu olan (ve devlet olgusunun ilk basamağıdır yaratılmak istenen) .. Ne diye yapıyor bunu o kefere ingiliz ? Birincisi can ve mal emniyetini sağlamak için, ikincisi adaleti getirmek için .. Doğal yaşamda insanlar bir araya gelmediği müddetçe devlet yoktur , kanun yoktur..Mülk de yoktur.. Bu üçü bir araya geldiğinde sırasıyla millet ,sonrasında millet vasıtasıyla devlet oluşur.. Yani diyebiliriz ki devletler millet için var olmuşlardır.. Ve devlet denilen olgu çeşit çeşit sistemlerle yönetilmiştir yüzyıllardan beri ..İster totaliter olsun , ister özgürlükten yana olsun sistemin hayatını idame ettirebilmesi için iki kavram çok önemlidir .. Biri eğitim , diğeri yokluğunda yeşeren cehalet ..


Biz de üç aşağı beş yukarı bunları yaptık Kurtuluş Savaşı'ndan sonra .. Yok olmanın eşiğinden döndük.. Sonrasında olan kanunları güncelledik ..
Ne için ?
İnsanca yaşamak için ! Nizam getirmek için.. Ama sonrasında ne olduysa bizdeki gidiş tersine döndü..Bundan önceki incelemelerimin pek çoğunda soğuk savaş ile beraber şekillenen siyasi yaşamı ve o dönemki siyasi tarihi anlattım .. 40 lı yıllar.. Olanlar belli .. Rusya ' nın Dünya Savaşı'ndan galip ayrılması ve Amerika'nın Rusya'ya cephe almasıyla beraber gelişen süreç ve biz gibi dümen suyunu emperyalizme kıran ülkelerin soğuk savaşta o limandan bu limana savrulması .. En başta bir alıntı paylaştım sizinle .. Şimdi o kısma geldik ... O günden bugüne siyasi partilerimiz öyle vizyonsuz davrandılar ki her gelen hükümet bir öncekine rahmet okutur oldu .. Böyle olunca ne oldu ?
Ne olacak ?
İnsanları sıkıştırıp , baskı altına aldığında ne olacaksa o oldu !!
Öyle uygulamalar, öyle akla zarar icraatler vuku buldu ki ,bu Türkiye'nin yazım yaşamına da yansıdı .. Eğitimi budayıp köy enstitülerini sırf topraklarına kıyamadıkları için kapattılar .. Sistem kendi yetiştirdiği çocukları yedi birer birer .. Defalarca yazdım bunları .. Tekrarlamaya lüzum görmüyorum o yüzden.. Sindirilen toplumun içinden 3 5 kişi bu gidişe bir dur demek için işte bu dergiyi kurdu.. Biri Sabahattin Ali .. Diğeri Aziz BABA.. Rıfat Ilgaz ve efsane karikatürist "MİM" Uykusuz ( çizdikleri muhteşemdir , zekası ise korkunç!! ) Türlü türlü olumsuzluk vardı o dönem ama bence en önemlisi bağımsızlığımız güdümüne girdiğimiz amerikaya peşkeş çekiliyordu.. Kanunlar şahsa göre uygulanıyordu ve halk konuşturulmuyordu .. Eğitim yozlaştırılıp ,Tevhid- i Tedrisat kanunu aşındırılıyordu ..Köylünün üstünde ağır vergiler vardı.. İşte tüm bu saydıklarıma bir dur demek için bir araya gelip kurdukları bu dergiye Marko Paşa adını verdiler.. İsmin Marko Paşa olması son derece manidar.. Zira bizde, "Derdini Marko Paşa'ya anlat" diye bir deyim var.. Marko Paşa Rum asıllı bir osmanlı hekimi.. Askeri Tıbbiye bitirmiş ve sonrasında Türk Kızılay Derneğini kurmuş.. İnanılmaz sabırlı ve hastalarını uzun uzun dinleyen bir hekim.. Halk tarafından da çok seviliyor .. Bizimkiler de hem yaralara merhem , hem de halkın sesi olmak için bu ismi uygun görüyorlar.. O zamanlar için efsane sayılara ulaşıyor tirajı .. Gün geliyor ana akım medyanın toplamından fazla sattığı oluyor (Eeee pekmezin iyi olursa sinek teee Bağdat'tan gelir caniko!!) .. Bakıyorlar ki olmayacak NET AMA ÇOK NET kanunsuzlukla dergiyi satan çocukları gözaltına aldırıyorlar .. Olmuyor , basan matbalara baskı uyguluyorlar .. Kendi matbalarını kuruyor bizimkiler ..Bu sefer dağıtanları tutuklamaya başlıyorlar .. Yalnız ilerde çok iyi tanıyacakları günlerin aksine ,o zamanlar için pek tanımadıkları Aziz Nesin var dergide!! Pabuç bırakır mı bunlara ?!?!! =)) Çıkıyor sokaklara , kendi elden dağıtıyor dergileri.. Sonrasını zaten biliyorsunuz... Sabahattin Ali mezara , Aziz Baba Bursa'ya gidiyor.. Sabahattin Ali ' nin "bence" istemsiz olarak bir araya getirilen yazılarından oluşan "EN İYİ" kitabı bu.. Duruş ve verilen mesaj çok net ! Çok net diyorum çünkü sansüre , baskıya , eğitimsizliğe, lafı hiç eğip bükmeden verilen manifestovari cevaplar bu yazılanlar .. Sineği cehalet , eğitimi örümcek olarak düşünürsek , SİNEKLE ÖRÜMCEĞİN PAZARLIĞI OLMAZ !! Sanırım anlatabildim demek istediğimi ..Aziz Nesin' i yakından tanıyanlar için de güzel nüanslar var kitapta yer yer yakaladığım , arka planını bildiğim.. Bir mizah dergisi olmasına rağmen dergide yer alan Sabahattin Ali imzalı yazılar gayet ciddi .. Yalnız Sabahattin Ali işi az boşlayıp ya da hiç ama hiç yapmaması gerekirken Aziz Nesin'e çatınca olanlar oluyor .. Anılarından biliyorum ..Aziz Nesin o dönemler hiç tanınmamış bir yazar .. Tabiri caizse onun elinden tutan isim Sabahattin Ali! Bunun verdiği rehavetle biraz ölçüyü kaçırınca ne oluyor dersiniz ? Aziz Nesin bu !! Onu da haşlıyor pek tabi =)) O raddede ki Sabahattin Ali veryansın edince dahi geriye atmıyor vitesi , "ben asker adamım üslubumda budur." diyip..

Siyasi tarih ve sosyal tarih okuyanlar şunu çok iyi bilirler ki , bir ülkede gerek siyasi gerek ekonomik buhranlar olduğunda , pis kokular yükseldiğinde tek bir insan türüne ihtiyacınız vardır.. Korkusuz , namuslu ve halktan yana olan kalemi kuvvetli yazarlar!! Yani aydınlar .. Ve bakın ne diyor Montaigne :
"Bir günü yaşadıysanız , her şeyi görmüş sayılırsınız...Bir gün , bütün günlerin eşidir.." Şu sözü , şu yukarıda yazdıklarımı alt alta koyup düşündüğümde, bambaşka bir boyut açılıyor önümde bu kitapla birlikte .. O gün bugündür şahıslar değişse dahi , olaylar hiç ama hiç değişmedi ..Bakın çok değil , iki gün sonra Sivas' ta Aziz Nesin 'i yakmaya kalkacaklar .. 33 aydınımız öldürülecek .. Adam kaç sene önce yazmış bunun bir benzerini kitapta !! Sadece o da değil !! Anlatılan her şey tekrar ediyor .. Bile bile lades desen değil .. Tarihin tekerrürü desen değil !! Sistematik bir şekilde uygulanan karartma operasyonu bu ..
Hayatı karartılan sadece Sabahattin Ali mi?!
Ya Uğur Mumcular ?
Ya Bahriye Üçoklar ? Ahmet Taner Kışlalılar ? Abdi İpekçiler ? Bedri Karafakioğlular ? Koray Doğanlar? Muharrem Aksoylar ? Çetin Emeçler? Cevat Yurdakullar ? İlhan Erdostlar ? Say say bitmez !!

Hiçbir problem çözümsüz değil .. Her şeyin bir çaresi var ..Bize, "önümüzde dipsiz bir kuyu varmış da , ip yetiremiyoruz" diyenlere inanmayın .. Kuyu dipsiz değil .. İPİ KESİYORLAR İPİ !!! Ben demiyorum bunu ! Alın okuyun ..

Işıtan bir yazar Sabahattin Ali, pırıl pırıl
Körlerin gözü, dilsizlerin dili
Parmakları halkın nabzında sürekli
Fişlediler, yılları zindanlarda geçti
Toplattılar kitaplarını, kapattılar gazetesini
Kıvılcımlı yıldızlardır öyküleri
Masalları yoksul çocuklara bilinç taşır
ÖLDÜRDÜLER ONU , DAHA ÇOK EZMEK İÇİN HALKI.

Sene 1949 !! Yazan Fakir Baykurt .. Henüz 20 yaşında.. Onu öldüremediler ama yazdıklarının geri kalanından nasibini aldı ..

Cephesini "banka şubelerine" değil de halkın arasına kurmuş tüm yazarlar için bu döngü o gün bugündür devam ediyor..
226 syf.
·Puan vermedi
“Anlat derdini Markopaşa’ya” diye bir laf vardır ülkemizde… Soruna muhatap bulamadığımızda, bizi dinler gibi yapan ama çözüme dair hiç bir şey geliştirmeyen insanlar ya da kurumlar için söylediğimiz bu söz, benim incelememde yer değiştirecek; bu kez Markopaşa bize derdini anlatmayı deneyecek. Hadi o zaman, çok bekletmeyelim paşamızı.
Türkiye dergicilik tarihinin hiç kuşkusuz en önemli hareketlerinden biri ; Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin’in çıkarmış oldukları Markopaşa’dır. Markopaşa; sadece iktidardaki  hükümetle uğraşmakla, onlarla dalga geçmekle kalmaz;  Meclis’te halktan yana olmayanlarla, dönemin tek partisi konumundaki Cumhuriyet Halk Partisi’yle, o zaman güçsüz de olsa muhalefette olan ama daha sonra iktidarı ele geçirecek olan Demokrat Parti’yle, polisle, adalet sistemiyle, üniversite rektörlükleriyle, büyük holdinglerlerle,  ABD senatosuyla, yazarlarla, gazetecilerle … Ama başlarına bela aldıklarının, yollarının uzun ve çetin olduğunun farkında olan insanlardır. Daha dergilerinin ilk sayısında, “Şakalar” bölümüne ,“Hakkınızı Helal Edin Dostlar” başlıklı bir yazıyı niye koysunlar ki durduk yere?
Yıl 1946. Ülkemiz tarihinin en karmaşık günleri…  Tek parti olan CHP iktidarının baskısı halkı yıldırmış durumda. İkinci Dünya Savaşı üleşmesinden sonra hortlayan  komünizm paranoyası emperyalist Amerika’yı tedirgin etmekte… Bir yandan turancı sesler yükselirken, öte yanda sorgulayan herkese vatan haini damgası vurulan önüne geçilemez bir komünizm paranoyası örgütlenmekte … Muhalif ve  Türkiye’nin bağımsızlığına inanan herkes komünist olmakla suçlanıyor. Dövülüyor, tutuklanıyor. Kışkırtılarak sokağa dökülmüş yüzlerce insan, gazeteleri yıkıp yağma ediyor, bayilerde yakaladıkları hükümet karşıtı dergi ve gazeteleri paramparça edip, sokaklara fırlatıyor, matbaa makinalarını sopalarla vurarak, çalışamaz hale getiriyor, gazete çalışanlarını linç etmeye çalışıyor.  Amerikan yardımı, hani argo deyimle tam da “şeytanın karı boşadığı” bu günlerde ülkemize giriyor.  Başkan Truman’ın hazırladığı ünlü Truman Doktirini’ni uygulamaya geçiyor ve bu kapsamda “Marshall Yardımı” adı altında Türkiye’ye 100 milyon dolarlIk bir yardım yapılıyor. Yabancı sermayenin köleliğinden kurtulmak için çekilen onca cefa, dökülen kanlar hiçe sayılıyor ve Kurtuluş Savaşı’nda ülkeye sokmadığımız Amerikan emperyalizmi davul-zurnayla karşılıyoruz bu kafaların karıştırıldığı günlerde…  Tehlikenin farkında olan, tam bağımsız Türkiye düşleri kuran kişi ve kurumlarımız da vahşi bir kıyım yaşanmaya başlanır. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde,siyasi tarihimize “cadı avı” diye geçen saldırıda Behice Boran, Pertev Naili Boratav, Niyazi Berkes gibi konusunun uzmanı öğretmenler görevlerinden alınıyor. Eğitim tarihimizin gururu  Köy Enstitüleri, komünist yuvası olmakla ya da dinsizlikle suçlanıp basiretsiz iktidarın hışmına uğruyor. Böyle bir ortamda neredeyse  faşizme kayan bir yönetimin içinde muhalif olmak  her babayiğitin harcı değil elbette… Gazetelerin iktidar düdüğü öttürdüğü bu zor günlerde, iki genç adam bir şeyler yapmak gerektiğini düşünüp harekete geçiyorlar… Ezilen halkın söylemeye çekindiklerini söyleyebilen birileri olmalıdır ve bunu yapmanın en iyi yolu da herkesin en çok ihtiyaç duyduğu mizah yoluyla yapılan muhalefettir  onlara göre… Bu iki gençten birinin adı Aziz Nesin, diğerinin adı Rıfat Ilgaz’dır… İkisi de otuzlu yaşlarındadır. İkisi de gülmeyi ve güldürmeyi bilen adamlardır. Ceplerinde beş kuruş paraları yoktur. Ama  Aziz Nesin kapatılan Gerçek gazetesinde de yazdığından, tanınan biridir kamuoyunda. Bir yandan işçiler, bir yandan partililer, “Bir mizah dergisi çıkarsanıza” diye sıkıştırırlar onları. “Peki adı ne olsun?” dediklerindeyse “Markopaşa olsun” derler. (Meraklısına Not; Aziz Nesin Gerçek gazetesinde “Markopaşa’ya Şikayet” adlı bir yazı yazmıştır. Bu yazı çok sevildiğinden ötürü derginin adı Markopaşa olsun istenmektedir.)
Derginin çıkması için işçiler aralarında 260 lira para toplar. Ama toplanan bu para derginin çıkarılabilmesine yetmez. En az  700 lira gereklidir bu iş için. Bütün bu olumsuzluklar yetmezmiş gibi, aynı günlerde Rıfat Ilgaz hastalanıp hastaneye yatırılır. Sabahattin Ali, Ankara’da yaşamasına karşın sık sık İstanbul’a gelip gitmektedir. Markopaşa fikrinden haberdardır. Bu iş aklına çok yatmıştır. Seneler sonra Aziz Nesin şöyle anlatacaktır bunu: “Sabahattin Ali bir mizah gazetesi çıkaracağımı duymuş… Markopaşa’yı beraber çıkaralım, ben sermayesini veririm dedi. Teklifini memnunlukla karşıladım. Tekrar konuşmak üzere ayrıldık. Beyoğlu Balıkpazarı, Cumhuriyet Lokantası’nda buluştuk… Gazetenin sermayesi olarak bana bin lira verecekti. Bana şöyle dedi: “Senin mali durumun benimkinden bozuk. Eğer gazete ayda 150 liradan az kar getirirse bu para tamamen senin olsun. 150’den fazlasına ortağız.”  Önce konuşulana göre derginin sahibi Sabahattin Ali, yazı işleri müdürü de Aziz Nesin olacaktır. Aziz Nesin bu iki işin tek kişide toplanması gerektiğini söyleyince ikisini de Sabahattin Ali üstlenir. Aziz Nesin Sabahattin Ali’den aldığı bin lirayla, bir yönetim evi kiralar ve en ucuz yoldan bir afiş yaptırır. Bir de karikatürist gerekmektedir şimdi. Aziz Nesin, karikatürist arkadaşı Faris Erkman’a işi önerse de ,Erkman yoğun olduğunu söyleyerek işi Mim Uykusuz diye bildiğimiz Mustafa Uykusuz’a yönlendirir. Ardından dergide çalışmak üzere beş kuruş para talep etmeden gelen Haluk Yetiş, daha sonra da oyuncu Mücap Ofluoğlu gelince Markopaşa kadrosu tamam olur.
Gazete satan bayilerle anlaşılır. İlk sayı için 6000 adetlik bir tiraj planlanır. Aziz Nesin, dergileri tek başına oturup paketler. Ertesi sabah dergileri sırtlayıp bayiye götüren Aziz Nesin’i çok sevimsiz bir şaşkınlık beklemektedir. Anlaştığı bayiler sözünden dönmüştür ve şimdi dergiyi satmayı reddetmektedirler. Derginin,CHP’ye muhalefet eden bir dergi olduğunu öğrenmiş, başlarına kötü bir iş gelmesinden korkmaktadırlar.
Aziz Nesin ne yaptıysa dergileri bayilere veremez. Oturur kalır. Bu yıkım anının ötesini Aziz Nesin’den dinleyelim: “Birdenbire aklıma bir düşünce gelmişti. Kolumun altına 2000 gazeteyi alıp dışarı çıktım. Markopaşa’yı kendim satacaktım. Ancak bütün çabama karşın Markopaşa diye bağırmaya utandım.Eminönü meydanına gelince gözümü kapayıp “Markopaşa” diye avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım. Gazete adeta kapışılıyordu. Köprüde, partiden tanıdığım işçi arkadaşlara rastladım, beni ayıplıyorlar gibi geldi. Beyoğlu’na doğru çıktım, her gazeteci, tütüncü dükkanına beşer onar bırakıyordum. Bir bölümü “Satılmaz, sekiz sayfalık gazeteler bile satılmıyor.” (Meraklısına Not; Markopaşa dört sayfadır.) diye almak istemiyordu. Onlara rica ediyordum. “Zararı yok siz alın, şöyle bir asıverin, diyordum. Satılmazsa istemem”.Taksime geldiğimde dükkanlara bıraka bıraka, bir yandan da sata sata 2000’e yakın gazeteyi bitirdim. Yönetimevine dönüp 2000 gazete daha aldım. Bunları da Beyazıt, Fatih, Edirnekapı taraflarına dağıttım. Böylece 4000 gazeteyi İstanbul’a dağıttım. 2000 gazeteyi de taşraya yolladım. Gazete çıktığından iki gün sonra hiçbir gazetecide Markopaşa kalmamıştı, hepsi satılmıştı. Taşradan, il ve ilçelerden, 100 daha gönderin, 200 daha gönderin diye mektup ve telgraflar yağıyordu.” 
Haluk Yetiş ve Sabahattin Ali de boş durmuyordu. Deli gibi derginin satışına uğraşıyorlardı. Boğazlayan’da öğretmenlik yapan Rıfat Ilgaz’a da birkaç dergi gönderilmişti. Ve Markopaşa bir anda öyle bir sükse yapmıştı ki, dördüncü sayıya geldiklerinde derginin tirajı 60.000’i bulmuştu. Markopaşa’cılar dalga geçmek için, eline kulağına götürmüş dert dinleyen bir paşayı kendilerine logo olarak seçer. Derginin her sayısında, dalga geçmedikleri hemen hemen hiçbir kurum yoktur. Bin tane örnek verilebilir ama beni çok güldüren bir iktidar eleştirisini buraya alacağım ben. Bu füze iktidar partisi CHP’ye gitmektedir: “Partiye; paralı, yatılı, giyimli kuşamlı aza (üye) alınacak: Partimiz azalarının günden güne muhalefete geçtiği görüldüğünden, partimize yeniden sadık azalar kaydına başlanmıştır. Kabul şartları :  Ağzı olup dili olmamak… Bakıp görmemek, işitip duymamak (…) İsteklilerin sadakat belgeleri, parti olgunluk diplomaları, başbakanın eteğini öperken yahut (önünde) secdeye kapanmış halde çekilmiş altı adet vesikalık fotoğraf, muhalif olmadıklarına ve (asla) olmayacaklarına dair noterden tasdikli yüklenme kağıdı, askerlikten emekliye ayrıldıklarına dair işe yaramaz kağıdı, kafa kağıdı, partimize aşılandığına ve aşının tuttuğuna dair aşı kağıdı, boş kağıdı ve dilekçeleriylemüracatları ilan olunur… CHP”
Markopaşa bu cesaretinin ödülünü almakta gecikmedi. Dergi hemen “komünist”, “kökü dışarıda muzır cereyan” damgasını yedi . Önce dergiye mektuplar yağdı. Mektuplara darağacı ve bıçak resimleri çiziliyordu. Daha sonra tutuklanmalar başladı. Tutuklanmalar bir kereye, iki kereye mahsus değildi. Hemen her gün dergi çalışanlarından biri tutuklanıyordu. Polis ikide birde, dergiyi basıyor, ortalığı darmadağın ediyor, canının istediği şeyleri yanına alıp gidiyordu. Tutuklanan dergi çalışanları elleri kelepçeli bir şekilde İstanbul’un bir çok sokağında dolaştırılıyordu. Herkes bu vatan hainlerini görsün istiyorlardı. Sokaklarda onları alkışlayanlar olduğu gibi, üstlerine yürüyen, tükürenler de çıkmıyor değildi. Ne de olsa onlar din düşmanı, komünistlerdi. Hükümete karşı çıkıyorlardı. Sonra baktılar olmayacak, on parmağımı ağzıma sokturan bir yöntemle saldırdılar Markopaşa’ya… Derginin taklitlerini yapıp piyasaya sürdüler.Bir çeşit halkı kandırma çabasıydı bu.Dergi çalışanlarından Orhan Erkip adlı biri gece çalıştığı büroyu soyarak, taklit bir Markopaşa gazetesi çıkarır. Olan biten çok şaşırtıcıdır. Markopaşa gazetesini iyi bilen halk, işin içinde bir tuhaflık olduğunu sezer. Markopaşacılar, bu derginin kendilerinin olmadığını söyleyip, halkı uyarmış, karşılıklı atışmalar başlamıştır bu kez… Sıkıyönetim makamları tarafından defalarca toplatılan, en sonunda kapatılan Markopaşa dergisinin yerine, bu kez  Malum Paşa, o kapatılınca çıkarılan Merhum Paşa,o kapatılınca çıkan Hür Marko Paşa, ardından her kapatılışta isim değiştirerek; Mazlum Paşa, Yedi Sekiz (Hasan) Paşa, Öküz Mehmet Paşa derken, ortalık dergiden geçilmez olmuştur. Halkın kafası da doğal olarak birbirine girmiştir…Bizimkiler bu karmaşadan sıyrılmak için, dergiye başka bir ad bulma yoluna giderler…Bu ad, Paşa’dan başka bir ad olmalıdır ama…Halk paşalardan usanmıştır artık. Bu sıra Aziz Nesin hapistedir gene. Sabahattin Ali ve Rıfat Ilgaz çalışmaları sürdürüp, Alibaba’yı çıkarmaya hazırlanmaktadır. Çok kısa bir süre sonra da,“Alibaba” dergisi çıkar piyasaya. Alibaba dergisi, “Kırk Haramilere Karşı”alt sloganıyla çıkar.Entellektüel ve terbiyeli bir kalem olarak bildiğimiz Sabahattin Ali belki de tarihi içindeki en ayıp yazısını bu derginin açılış yazısında yazar. “İşte şimdi hakiki Markopaşa, Malumpaşa ve Merhumpaşa’dan tanıdığınız aynı kalemler “Alibaba” gazetesini çıkarıyorlar … Şüphesiz paşaları taklit edenler, Alibaba’yı da taklide yelteneceklerdir. Piyasayı Ballıbaba, Hasanbaba, Cambazbaba, Şambaba gibi sahte mizah gazeteleri dolduracaktır. Hatta mizah olsun diye Babafingo’yu bile çıkarmaları kabildir. Biz müsamahakar insanlarız. Paşayı elimizden alanların, bu sefer babayı da almalarına göz yumarız”.
Bunun üstüne aralıksız davalar açılır dergi ve yazanlarına…. Mahkemelerden, hapislerden, tehditlerden hiçkurtulmazlar. Yazılarının altına imza atmadıklarından, kim yazarsa yazsın yazı işleri müdürü hapse atılır… Hapse atılan diğerine not bırakıp “eve para gönder” der büyük bir soğukkanlılıkla. Hepsi birden hapsi boyladıklarındaysa çıktıklarında Aziz Nesin’in kaleminden “çok yoruluyorduk, bizi dinlendirdiğiniz için sağolun” mektubunu okuturlar polislere derginin yeni sayılarında. Çoğunlukla dergilerini basacak matbaa bulamazlar aldıkları baskı yüzünden…Çünkü çıkar çıkmaz derhal toplanmaktadır dergileri. Ama o, gülmeyi silaha çeviren cesur insanlar, bunu da dalgaya alırlar…Çıkarabildikleri dergilerinin tepesine; “Fırsat bulabildiği zamanlarda çıkan siyasi mizah gazetesi”, “Yazarları hapislerde olmadığı zamanlarda / Toplatılmadığı zamanlarda çıkan siyasi mizah gazetesi” gibi sloganlar koyarlar. Bakın bir keresinde nasıl dalgacı, nasıl cesur bir şey yazmışlar: “Ne gün fırsat bulursa o gün çıkar. Çıktığı gün sekiz ila dokuz arasında satılır. Dokuzda toplamaya başlarlar. Türkiye’de demokrasinin ve basın hürriyetinin miyarı olan işte böyle bi acayip mizah gazetesidir.”
Markopaşacılar aralıksız düşman kazanırlar. Tanin, Ulus, Cumhuriyet gazeteleri ve tüm çalışanları, meclis, rektörlükler, Necip Fazıl (*dinci geçinen bu kumar tutkulusuyla çok uğraşmışlardır), bakanlar, “Vatan” satıcısı dedikleri Vatan gazetesi yazarı Ahmet Emin Yalman, turancı ve faşist Nihal Atsız ve yandaşları, yobazlar, Amerikancılar, magazin muhabirleri, işini iyi yapmayan memurlar ve…ve…ve… Örneğin kendilerine “kökü dışarıda” diyen milletvekili Cemal Sait Barlas’a bakın nasıl karşı durmuşlardır: “Neden bizim kökümüz dışarıda? Tapuları karımızın üstüne yapılmış apartmanlarımız mı var? Biz bu millete uşaklarımızla, dalkavuklarımızla, metreslerimizle mi bağlıyız! …  Ellerim mutludur ki, size oy vermediler … Bize kökü dışarıda diyenlerin kökü kurusun! Topunuzun köküne kibrit suyu!”…
Şu an içimden “Tarihi cesur insanlar yazar.Hiç bir korkak tarihin akışını değiştiremez” demek geldi nedense? Yeri gelmişken “Sorun Cevaplayalım” bölümünden Necip Fazıl’a bakın nasıl giydiriyor bizimkiler:
“Soru – Dağları kim yarattı?  Cevap – Necip Fazıl.  
Soru – Necip Fazıl’ı kim yarattı?  Cevap – Necip Fazıl yaratılmadı ki. Yerden bitti.”
Bir de çocuklarımızı hayata hazırlamak için onlara öğretmemiz gerekenler var Markopaşacılar’a göre: “Öğretmen ve velilere : İlkokuldaki yavrularımızı hayata hazırlamak için, Hayat Bilgisi kitabı çıktı. İçinde şu mevzular vardır: Karaborsacılık,  inceleme heyetinin seyahatleri, kurdela kesme usulleri, parmak kaldırmak, alkışlamada başarı, harama hile katmak, büyüklerimiz nasıl yıldız oldu, koltuğa nasıl oturulur ve bir daha kalkılmaz, Amerika’nın naylon demokrasisi vesaire. Bu kitap, üç karaborsacı, beş tüccar siyaset adamı tarafından hazırlanmıştır.”
Bizi yıllar sonra bile güldüren bu derginin cesur çalışanlarına ne olduğunu söyleyerek incelememizi bitirelim. Sabahattin Ali, 1948 yılında hala aydınlatılmamış vahşi bir cinayetle öldürüldü. Bulgaristan sınırında başını taşla ezdi karanlığın elleri… Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin defalarca hapse girdi çıktı. Kitapları toplatıldı, kaybedildi. Mustafa Uykusuz’un karikatürleri yüzünden başı beladan hiç kurtulmadı. Rıfat Ilgaz en ünlü romanı Hababam Sınıfı, Ertem Eğilmez tarafından filme çekilince bir efsane oldu .Ölürken, “elimi tut / son sıcaklığım sende kalsın” dizelerini yazan Rıfat Ilgaz, 1993 yılında İstanbul’da öldü. Aynı yıl, Madımak’ta yakmaya çalıştılar Aziz Nesin’i.  37 kişi yanında ölse de,o hala ,“Beni böyle susturamazlar” dedi. “Bu ülkenin %60’ı salaktır” dedi. Linç etmeye çalıştılar ama nafile, 1995 yılında Çeşme’de , İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Ahmet Priştina’nın evinde öldü.
“Ne oluyor anlamıyoruz? Ama bir şeyler, bir şeyler var ki kokuyor, çok fena kokuyor” diyordu  Sabahattin Ali, Markopaşa’da yazdığı bir yazısında…Nasıl bir kokuysa bu, günümüzde mide bulandıracak kadar burnumuzun içindeymiş hissine kapılıyorum ben…Havanın pis kokmasını engelleyecek cesaret neredeyse oraya gitmeli diyorum ince bir sızıyla…Yoksa kimse beni duymuyor, kendi kendime mi konuşuyorum ben? Niye dinlemiyorsunuz beni? Gülmek diyorum, zekanın köpüğüdür.En kuvvetli direnmek gülmektir diyorum…Her aydınlık akla ihtiyaç duyduğumuz bu kalleş zamanlarda aklını bilerek uyuşturanların köküne kibrit suyu diyorum…Ne yani, 1000K' ya da anlatamadıktan sonra gidip Markopaşa’ya mı anlatayım derdimi? Birazcık toplumsal duyarlılık lütfen…Gülelim…Herkes gülsün…Gülerek direnelim…
226 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Edebiyatımızın en değerli yazarlarından olan Sabahattin Ali’nin Markopaşa Yazıları ve Ötekiler eseri diğerlerinden farklı olarak roman ve öykü türünde yazılmamış bu eserde ise gazeteci kimliği ile tanıyoruz.Eserde yazarın gazetelerde yazdığı tüm yazılar bir araya getirilmiş.Yazılarda dönemin koşulları,medyası ve edebiyatını görmemiz için çok değerli bir eser.Sabahattin Ali’nin ve arkadaşlarının çıkardığı dergi olan Markopaşa baskılara karşı kapatılıp tekrar tekrar açılmış ve asla görüşlerinden taviz vermemişlerdir.Bu kitabı okuduktan sonra o dönem ve şimdiki dönem arasında çok farkın olmadığını göreceksiniz.Bu kitapta diğer eserlerinde olduğu gibi roman hikaye ve şiirleri yok kendisi var.Bu kitabı okuduktan sonra ölümünde bir sır olduğunu öğrendim
Keyifli Okumalar Dilerim
226 syf.
·2 günde·10/10
Sabahattin Ali’nin 1946-47 yıllarında Markopaşa-Malumpaşa-Merhumpaşa adıyla,Aziz Nesin ve bir başka yazarla beraber çıkardıkları siyasi mizah haftalık dergisinde kültür, eğitim,siyaset ve gündem hakkında görüş ve fikirlerinin yayınladığı,Hikmet Altınkaynak tarafından yazılarının derlenerek okura takdim edildiği kitap.(şu toplu taşımada cep telefonu ile pazarcı gibi konuşanlar,sesiniz kısılsın inşallah!!Bu tipler şimdi millet mi yani)

Markopaşa yazıları içerisinde Batı kaynaklı eserler ve yazarlarını engin bilgisi ile gayet ciddiye alınır bir şekilde eleştirdiğini görüyorsunuz.

Mesela;Oscar Wilde’nin Burhan Toprak’ın çevirisiyle yayınlanan eserlerinin güzel ve akıcı bir türkçe ile yazıldığını söylüyor ,okunmasını tavsiye ediyor beraberinde de..

Knut Hamsun hayranı..Norveç bir yazar ve hayranlığını acaip bir dil ile yazmasına bağladığını vurguluyor.Bir şey dikkatimi çekti diyor ki Knut Hamsun için;Anlattığı ormanın sesini duyuyorsunuz gerçekte yaşayan karakterlerden bile daha gerçekçi kurgu karakterleri..Düşündüm ki;böyle anlatım biçimleri ve tekniklerine kafa yora yora kendisi de eserlerini pek çok yazardan üstün bir şekilde anlatmaya dilimizin dönmediği duygu ve düşüncelerimize tercüman olmayı başarmış...Okul bahçesinde kendisi ile anket yapan bir yazarın şu sorusuna -Edebiyatla ilgilenmeye nasıl başladınız? -Okuyarak cevabını vererek çabasını anlıyorsunuz.

Markopaşa’daki yazılarını okurken türkçeyi kullanabilme kabiliyetine hayran olmamak elde değil.Diyor ki ;his ve fikir MOZAİĞİ!!!, Biz olsak his ve fikir çeşitliliği deriz ve çoğu yerde böyle okuruz..

En çok kullandığı kelimelerden biri de ALELUMUM,genellikle diyor yani..Bazen eski türkçe cümleler içine ingilizce kelimeler sıkıştırdığını da görüyorsunuz ABNORM diyor mesela, neden tuhaf ya da acaip kelimesini kullanmamış acaba diye düşündüm..

Kariyerinde bir dönem Ankara Devlet Tiyatrosunda dramaturgluk yapıyor ,bu görevinin etkisiyle Markopaşa da haftalık yazılarında sahnelenen tiyatro oyunları ve opera hakkında da engin bilgisini sergiliyor ...Opera sanatçılarının seslerini mükemmel eğittiklerini lakin avaz avaz bağırmaktan fazlasını yaparak aktörlük yeteneklerini de geliştirmeleri gerektiğini söylüyor.Sabahattin Ali gerçek bir münevver burdan anlıyorsunuz halkı aydınlatan, yol gösteren, estetik duygusu kazandıran...

Yarı münevverler, Hürriyet, Milliyetçilik hakkındaki fikir ve hissleri okunmaya değer..

Sabahattin Ali’nin yaşadığı dönem demokrasinin yerleştirilmeye çalışıldığı en sert tartışmaların geçtiği bir dönem.Vatanını ve milletini sevdiği için kominist olmakla suçlanmaktan muzdarip ve izm lerin hepsinden nefret ediyor ,kendimi ona yakın hissetme sebeplerimden biri..

Sabahattin Ali’nin 1940-50 li yıllardaki çalkantılı siyasi hayatında romanlarında görmediğimiz savaşçı, sağlam muhalif duruşunda kelimeleriyle siyaset ve fikir adamlarını tokatladığı esnada çıkan kamçılayıcı tadı merak edenler için okunmasını tavsiye ettiğim bir kitap..
Keyifli okumalar
226 syf.
·Beğendi·10/10
Sabahattin Ali'yi dikkatli okumak lazım. Her devrin doğru adamıdır o.

"Nihayet günün birinde yobazlık, kara kuvvet, yeşil sarık, irtica sahiden hortladı. Ama Menemen'de değil, o o eline ayağına köstek vurmak istedikleri halkın içinde de değil... Ankara'da ve kendi aralarında.
Yirminci yüzyılın ortasındayız (biz 21. yy'ın). Sesini günden güne yükselten irtica bağırıyor:
"Kız okullarını oğlan okullarından ayıralım. Kız öğrencileri köy enstitülerine almayalım." (Sanki tarlada ve fabrikada da kadını erkekten ayırabilirlermiş gibi.)
"Din bilgileri okutalım da şu bozuk ahlakımız düzelsin."
(Sanki kendi ahlaklarında din ile düzelecek taraf kalmış gibi.)
......bu millet ne kadar uyuşturulursa, kendi hak edilmemiş ekmeklerini o kadar emniyetle yiyeceklerdir.

Markopaşa yazıları bu ülkenin her döneminin sorununun anlatıldığı, çözümünün yapıldığı yazılardır. Bu yüzden Sabahattin Ali büyük bir yazar, dönemin siyasetçileri bit kadar değeri olmayan kan emici isimsizlerdir. Her zaman aydınlık gelecekten korkar iktidarlar. Kitap okuyanların bunu sağlayacağı aydınlık yarınlar umuduyla...
226 syf.
·9 günde·Beğendi·7/10
Sabahattin Ali 'nin romanları ve hikayeciliğinin yanında siyasal kimliğini, düşünce ve duruşunu ve ikinci dünya savaşı sırasında Türkiye' nin durumunu merak ediyorsanız kitabı okuyun derim.
Kitapta Sabahattin Ali 'nin röportajlarını ve şiir, roman hakkında ki düşüncelerini ; dönemin edebi hayatında bazı durumlara, kitaplara olan fikirlerini; Markopaşa dergisinde (siyasi mizah dergisi) yayımladığı yazıları bulacaksınız.
Kitapta katledilen başyazar Sabahattin Ali' nin açıklığa kavuşmayan vefatı hakkında da bazı fikirler bulabilirsiniz.
Sabahattin Ali bu ülkenin yetiştirdiği nadide insanlardan.
Okumalısın...
226 syf.
·Beğendi·10/10
Dönemin kudretli ve ihtişamlı insanlarını ve bozulmayacak sandıkları, eleştirilemez gördükleri düzenlerini birçok zorluğa ve ölüm tehditleri almasına rağmen, kıyasıya ve son derece yerli yerinde irdeleyen ve eleştiren yazılarının toplandığı bir kitap. Anlattıkları günümüz Türkiye'sine de kısmen uyuyor. Anlatım üslubundaki sadeliğe ve ustalığa hayran kaldım.
226 syf.
·6 günde·10/10
Markopaşa gazetesi 1947 - 1948 yıllarında haftada bir çıkan hükümete muhalif bir gazete. Gazetenin baş yazarı Sabahattin Ali . Sabahattin Ali bu yazıları ya isimsiz ya da başka bir isimle yazıyor. Gazetenin diğer yazarlari arasındaki en önemli isim Aziz Nesin .
2. Dünya savaşı sonrası, savaşa giren ülkeler kadar kötü durumdayiz o günlerde. Geçerli olan üç yönetim şekli var dünyada. Biri, Sovyet Rusya önderliğinde komünizm, diğeri Almanya liderliğindeki faşizm ve sonuncusu da ABD ve İngiltere eksenli emperyalizm. Savaş bitmiş faşist blok yenilmiş ve dünya ülkeleri yeni rollerine hazırlanıyor. Biz de dinsiz komünistlerin (!) yanında yer almayacagimiza göre ABD'nin yani emperyalistlerle birlikte yer alıyoruz. O zamanki abilerimiz çok değil daha 20 yıl önce denize döktüğumuz emperyalist güçleri , önlerine kırmızı halılar sererek geri çağırıyor. Tarihten hiç ders almamış olacaz ki, bu güçler bu sefer bizi ekonomik olarak işgal ediyor.
İşte markopaşa o günlerin tek muhalif gazetesi. Markopaşanin matbaalari basılıyor, gazeteleri dagittirilmiyor, protesto ettiriliyor, yazarları tutuklanıyor, hatta başka başka şeyler...

Sabahattin Ali'nin o yıllarda yazdığı yazılarin tarihini görmeyin, bugün aynen geçerli yazılar. Yıllar değişiyor, sorunlar aynen yerinde.

Son olarak, bu kitapta Sabahattin Ali'nin markopaşa ve türevlerindeki yazılarını bulabilirsiniz. O yazıları okuduğunuz zaman ne kadar vatansever biri olduğunu göreceksiniz. Bence onu bu şekilde tanımak daha doğru.

Tavsiye etmenin ötesinde, mutlaka okuyun ..
226 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Git derdini Marko Paşa'ya anlat...

Tanışmak, oturup onu dinlemek istediğim yazarlardan biridir Sabahattin Ali. Keşke daha çok yazsaydı.

Kitapta çeşitli gazete ve dergilere yazdığı yazıları toplanmış ve çok güzel olmuş. Siyasi eleştirilerini eleştirenler var; herkesin her söylediğine inanmayacak ve kendine ait bir fikri olacak olgunlukta olmak güzel şey doğrusu.

Keyifli okumalar.
226 syf.
·Puan vermedi·
Sabahattin Ali’nin dönenin siyasilerini eleştirdiği dergi yazılarının yer aldığı kitap, yazarında siyasi düşünceleri hakkında yorum yapmamıza izin veriyor.

Eleştirilen problemlerin çözülmesi bir yana iktidarın değişimi ile daha da gerilere gidildiğini ve hala günümüzde bile aynı problemlerin yaşandığını Etem Ütük de kitabın sonunda belirtmiş.Buna dayanarak kitabı belli zaman dilimine sığdırmanın imkanı olmadığını belirtirim.
Yaklaşık olarak 1930-1948 yılları arasını eleştiren Sabahattin Ali’nin, en çok dergilere yazdığı eleştiri yazılarını beğenerek ve çoğu zaman ağzım açık kalarak okudum.
226 syf.
Sabahattin Ali okurlarını, (bu kez içeriğinde öykü, hikâye, roman olmayan..) gazete ve dergilerde yayınlanan makaleleri, eleştirileri, incelemeleri, siyasi yorumları ve yazılarından derlenen farklı bir kitap karşılıyor; Markopaşa Yazıları ve Ötekiler

Kitabı düzenleyen Hikmet Altınkaynak , tam 4 önsöz ve Sabahattin Ali hakkında bir yazı ile başlamış ve sonrası;
"Anket Yanıtları / Konuşmalar" (12 başlık)
"Yazılar" (56 başlık)
"Notlar"
"Kitap Üstüne Yazılan Yazılardan Seçmeler" (4 başlık)
içeren bölümlerden oluşmakta..

İlk sayısı 25 Kasım 1946'da çıkan "Markopaşa" dergisindeki ilk yazısı "İstiklâl".. Sabahattin Ali'nin ölümünden sonra da devam edilen ve derginin yaklaşık 3,5 yıl süren yayın hayatı, en son "Medet" adıyla 23 Nisan 1950'de son buluyor. Zaman içinde birçok kez kapatılma ve toplatılma söz konusu olmuş, bu yüzden; "Merhumpaşa, Malûmpaşa, Alibaba, Yedi Sekiz Paşa, Hür Markopaşa" olarak 7 adla ve 77 sayı ile yer alabilmiş.

Bu arada Hikmet Altınkaynak, Sabahattin Ali hakkındaki yazısında doğumu 25 Şubat 1907'den, ölümü 02 Nisan 1948'e değin kronolojik bir şekilde kısa kısa hayatını anlatmış, Kürk Mantolu Madonna , İçimizdeki Şeytan , Kuyucaklı Yusuf gibi birçok edebiyat eserleri ve şiirleri hakkında da kendi görüşlerini yansıtmıştır.

İçeriği dolayısıyla -diğer kitapları kadar- akıcı olmasa da; Sabahattin Ali'nin hayatı, siyasi görüşleri, edebiyata bakışı ve eleştirel yönü hakkında bilgiler veren güzel bir derlemeydi. Sizlere de keyifli okumalar diliyorum..
Biz istiyoruz ki bu topraklar üzerindeki insanlar kafalarında taşıdıkları fikirlerden dolayı değil, bu yurdun zararına yaptıkları işlerden hesap versinler.
Ve yine millet iyi biliyor ki asıl tehlike; bu memleketin istiklâlini de, hürriyetini de, varlığını da tehdit eden bugünkü iktidarın devamıdır.
Üç beşinin sözüne kanan ihtiyar da başka birine: “Seni kandırdılar!” diye bağırıyor. Öyle bir kör kavgasıdır ki, içinden çıkılır gibi değil. Ortada fikir yok, küfür var.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Markopaşa Yazıları ve Ötekiler
Baskı tarihi:
Ekim 1998
Sayfa sayısı:
226
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753638426
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Markopaşa Yazıları ve Ötekiler
Marko Paşa Yazıları ve Ötekiler
Sabahattin Alinin "düşünür" ve "eleştirmen" yüzünü görmek için, onun dergilerde yayımlanmış yazılarını okumak gerekir. Öykü ve romanlarında bir anlatı ustası olduğunu kanıtlayan ve Türk edebiyatının klasikleri arasında yer alan Sabahattin Alinin gündeme ve sanata ilişkin yazıları, onunla yapılmış söyleşiler Hikmet Altınkaynakın derlemesiyle dergi sayfalarından sıyrılıp kitap boyutuna ulaşıyor.

Kitabı okuyanlar 737 okur

  • Sibel ak
  • Çiğdem
  • Bibliyomanik Biri
  • Eda aydın
  • Yunus Atalay
  • ÖzlemS.
  • Ekrem Korkunç
  • Mete Ünal
  • Öznur ❥
  • Kübra

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.3
14-17 Yaş
%3.5
18-24 Yaş
%18.6
25-34 Yaş
%48.8
35-44 Yaş
%23.3
45-54 Yaş
%2.3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%44.8
Erkek
%55.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%38.8 (101)
9
%21.9 (57)
8
%23.1 (60)
7
%10.4 (27)
6
%3.5 (9)
5
%1.2 (3)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0.8 (2)

Kitabın sıralamaları