Marksizm, Ahlak ve Toplumsal Adalet

0,0/10  (0 Oy) · 
1 okunma  · 
1 beğeni  · 
236 gösterim
" Dünü, bugünü, yarını anlamaya ve açıklamaya yarayan bir dünya görüşü olarak Marksizm'le ahlakın ilişkisi nedir? Marksistlerin dediği gibi sosyalizm, kapitalizme tercih edilebilir ise bu tercih ahlaki bir bakış açısı içerir mi? Yoksa tarihsel bir zorunluluk mudur? Marx'ın eserlerinde, açık seçik bir ahlak teorisi bulmak mümkün değildir. Fakat Marx'ın insanı doğaya ve topluma karşı konumlandırması ahlaki bir bakış açısını öngerektirir. Althusser gibi ahlakın bir çeşit ideoloji olduğunu söyleyenler olduğu gibi, Marksizmin bilimsel bir metot olarak tarihin yasalarını ortaya koyduğunu söyleyen Marksistler de olmuştur. Oysa Marx'ın ahlaki perspektifi özgürlük, insan topluluğu ve kendini gerçekleştirmeyi kapsar: Kİşinin hayatı üzerinde dış müdahalelerin olmamasını, hayatını etkileyen toplumsal karar oluşturma süreçlerine katılım hakkını ve kendini gerçekleştirme araçlarına ulaşabilme hakkına sahip olmayı içerir. Marx bunların azamileştirilmesi ve eşit dağıtımının gerektiğini söyler. Kapitalizm bunları sağlamanın önünde engel teşkil ettiği için mahkûm edilir. Ve gelecek toplum projeksiyonu bu temel üzerine kurulur. Çağın şahit olduğu post-kapitalist toplumların sosyalizmden oldukça uzak olmaları, Marx'ın öngörülerinin yanlışladığını göstermeye yetmez. Peffer bu kitapta, Marx'ın ahlak teorisini "yeniden kurarak" yeterli bir Marksist ahlak ve toplum teorisine ulaşmayı hedefliyor. Bunun ahlaki bileşeniyse erdemler teorisi ya da bireysel eylem etiği değil, "toplumsal adalet" teorisidir. Devletin sönümlendiği, zorunlu emeğin ortadan kalktığı, sonsuz maddi bolluk olarak tarif edilen bir sonraki merhaleye geçmemişken, sosyalizmde insan hakları ve toplumsal adalete ihtiyaç vardır. Rawls gibi Marksist olmayan düşünürlerin toplumsal adalet hakkındaki görüşleri revize edilerek kullanışlı hale getirilebilir. Peffer, Rawls'ı salt eleştirmekle yetinmez "toplumsal adalet" bağlamında şu tip yeni önerilerde de bulunur: "Toplumsal ve ekonomik eşitsizlikler, ancak ve ancak en az avantajlı olanların yararına ve adil tasarruf ilkesiyle tutarlı olması halinde haklı görülebilir, ancak bu eşitsizlikler eşit özgürlük değerini ya da özsaygı değerini ciddi biçimde zayıflatacak düzeyleri aşmamalıdır." Politikada ahlaki seçimlerin rolü yadsınamaz. Peffer, Marksizm, Ahlâk ve Toplumsal Adalet'te Marx'ın eserlerindeki örtük ahlaki damarı açığa çıkararak Marksizm'in ahlakla bağdaşmadığı iddiasını yanıtlar ve yeterli bir Marksist ahlaki ve toplumsal teorinin ana hatlarını geliştirir. "Bu kitap Marksizm ile etik arasındaki ilişkiyi çağdaş perspektiften ele alan en kapsamlı ve en güvenilir araştırmadır. Marx'la ilgili bilgilere ve ne türde ahlâki ve normatif bir siyasal teorinin Marksizme denk düştüğüne dair mevcut anlayışımıza katkıda bulunan mükemmel bir çalışmadır. Bu kitap, sadece felsefecilerin değil, siyasal bilimcilerin, sosyologların, iktisatçıların ve genel anlamda siyasetle ilgilenen herkesin ilgisini çekecektir." Kai Nielsen, University of Calgary "
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    2001
  • Sayfa Sayısı:
    512
  • ISBN:
    9789755392196
  • Çeviri:
    Yavuz Alogan
  • Yayınevi:
    Ayrıntı Yayınları
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 2 Alıntı

"Bugünlerde . . . hakların eşitliği tanınıyor - (ama sadece) sözde tanınıyor, çünkü burjuvazi, feodalizme karşı mücadelesinde ve kapitalist üretimin gelişiminde, zümrenin bütün ayrıcalıklarını, yani kişisel ayrıcalıkları kaldırmak ve bütün bireylerin yasalar önünde eşitliğini, önce özel hukuk alanında, daha sonra dereceli olarak devlet hukuku alanında uygulamak zorunda kaldı. Ancak mutluluk dürtüsü önemsiz oranlarda ideal haklara yönelmiştir. Çok büyük oranda maddi araçları elde etmeye yönelmiştir; ve kapitalist üretim, eşit haklara sahip olanların büyük çoğunluğunun sadece geçinmek için gerekli olan neyse, onu garanti almaya (burada almasına denmeli bence; Ozan Erdoğan olarak kendi düzeltmem) özen gösterir. Bu nedenle kapitalist üretim, çoğunluğun eşit,"mutluluğu gözetme hakkı"na kölelik ve serflikten biraz daha fazla saygı - eğer saygıdan söz edilebilirse- gösterir."

Marksizm, Ahlak ve Toplumsal Adalet, R. G. Peffer (Sayfa 324 - Alıntı esas olarak F. Engels'in Ludwig Feuerbach kitabındandır.)Marksizm, Ahlak ve Toplumsal Adalet, R. G. Peffer (Sayfa 324 - Alıntı esas olarak F. Engels'in Ludwig Feuerbach kitabındandır.)

O halde her ikisi de insani faaliyet, gelişim ve kendini gerçekleştirmeyle
ilgilenmiş olsalar da, Marx ile Aristo arasındaki önemli bir
farklılık, Aristo ' nun bir mükemmeliyetçi olması, Marx 'ın ise olmamasıdır.
Aristo insani mükemmelliğin, yaratılıştan kaynaklanan ve azamileştirilmesi
(ya da en azından gayretle izlenmesi) gereken değer olduğunu
savunur. Demek ki, insan mükemmelliğinin gerçekleştirilmesi
-birkaç birey tarafından olsa bile- önem bakımından ağır basar. Aristo
için, en yüksek insani kapasitelerin mümkün olan en yüksek düzeye
çıkarılması, bu siyasetin herhangi biri ya da herkes üzerinde yaratabileceği
zararlı etkilere bakılmaksızın ilerletilmesi olmaktadır. Herşeyin
üzerindeki ideal, üstünlük ya da mükemmelliktir ve diğer bütün kaygı
lar bu amaca tabi olmaktadır.
Marx 'ın tam insani gelişim ya da gerçekleşme ideali ancak onun
daha yüksek insani entelektüel ve sanatsal faaliyetler ile bu faaliyetlerin
ortaya çıkaracağı kültürel ürünlere verdiği büyük önemin ışığında
anlaşılabilirse de kendisi, yukarıdaki anlamda bir mükemmeliyetçi
değildir, çünkü insan mükemmelliğinin baskın bir normatif (ya da ahlaki)
ideal olduğunu savunmaz. Pek çok kişinin pahasına birkaç kişinin
mükemmelliğini geliştirme düşüncesini Marx kesinlikle lanetleyecektir.

Marksizm, Ahlak ve Toplumsal Adalet, R. G. PefferMarksizm, Ahlak ve Toplumsal Adalet, R. G. Peffer