Marksizm, Ulusal Sorun ve Sömürge SorunuJosef Stalin

·
Okunma
·
Beğeni
·
230
Gösterim
Adı:
Marksizm, Ulusal Sorun ve Sömürge Sorunu
Baskı tarihi:
Aralık 1996
Sayfa sayısı:
408
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757349585
Çeviri:
İsmail Yarkın
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnter Yayınları
Bu kitap; Marx-Engels-Lenin Enstitüsü - Moskova tarafından hazırlanan ve daha sonra "Tula Devlet Yayınevi'nde" Almanca baskısı yapılan 'Marksisizm, Ulusal Sorun ve Sömürge Sorunu, Seçme Yazılar ve Konuşmalar Koleksiyonu' adlı eser temel alınarak Türkçe'ye çevrilmiştir.
Arkadaşlar bu kitap marksizmin ulusal sorun konusundaki çizgisini ana hatlarıyla beraber anlatmaktadır.Bu yüzden her daim güncelliğini koruyan ulusal sorun ve çözüm önerileri açısından çok değerli bir eserdir. Bu kitap Stalin'in 1913-1936 arası ulusal sorunun açıklaması, ele alınışı ve çözüm noktası üzerine yazdığı makalelerin; konferanslarda,parti kongrelerinde yaptığı konuşmaların bir bütünüdür. Kitabın başlangıcında ulusal sorunun açıklaması yapılmış, sonra sorunun aslında nasıl ele alınması gerektiği ve karşı düşüncede olanların nasıl hatalı bir biçimde ele aldığı anlatılmış ve son bölümde de SSCB'de nelere dikkat edilmesi gerektiği, partinin ulusal sorunda alması gereken sorumluluklar ve asıl tehlikenin sovyet cumhuriyetlerinde gelişen milliyetçilik olduğu belirtilmiştir.
egemen ulus proletaryasının ezilen ve bağımlı halkaların ulusal kurtuluş hareketini bütün kararlılığı ile ve etkin olarak destekleme zorunluluğu emperyalizt ilişkikeri bir yerden parcalayacak aygıtları desteklemekten geçmektedir.kuskusuz ki bu prolterya ,her ulusal hareketi ,her zaman her yerde her özel durumda desteklemelidir diye bir sonuca vardırılmamalıdır.desteklenemsi söz konusu ulusal hareketler,emeperyalizmi devam ettiren ve sağlamlaştıran hareketler değil,emperyalizmi zayıflatan ve devrilmesini kolaylaştıran hareketleridr
Halk düşmanı, karşı-devrimci politika olarak, zararlı bir politika olarak asimilasyon politikasının Marksizm-Leninizmin cephaneliğinde asla yeri bulunmadığını elbette biliyorsunuz. Ayrıca, ulusların ve ulusal dillerin, olağanüstü bir istikrar ve asimilasyon politikasına karşı muazzam bir direnme gücüyle sivrildikleri de biliniyor. Türk asimilatörler, asimilatörlerin en zalimleri, Balkan uluslarına yüzyıllar boyunca işkence ve eziyet ettiler, ancak yalnızca onları yoketmeyi başaramamakla kalmadılar, bilakis kendileri teslim olmak zorunda kaldılar. Zalimlikte Türk asimilatörlerinin pek gerisinde kalmayan Çarlık Rusyası Ruslaştırıcıları ve Prusya-Alman Cermenleştiricileri, yüz yıldan fazla bir zaman seyrinde Polonya ulusuna işkence ve eziyet ettiler, aynen İran ve Türk asimilatörlerinin yüzyıllar sürecinde Ermeni ve Gürcü ulusuna işkence, eziyet yaptıkları ve kökünü kurutmaya çalıştıkları gibi, ancak yalnızca bu ulusları yoketmeyi başaramamakla kalmadılar, bilakis tersine kendileri teslim olmak zorunda kaldılar.
Ulus,tarihi olarak oluşmuş,dil,toprak,iktisadi yaşantı birliği, ve kültür birliğinde ifadesini bulan ruhi şekillenme birliği temelinde oluşmuş istikrarlı bir insan topluluğudur.
Farklı devletlerde milliyetlere karşı takınılan farklı tavırlar ne ile açıklanır? Bu devletlerde hüküm süren demokratizmin derecesindeki farklılıkla.Önceki yıllarda,Rusya'da devlet iktidarının başında eski toprak aristokrasisi dururken,ulusal baskı katliamlar ve pogromlar gibi en iğrenç biçimlere bürünebiliyordu ve gerçekten de bürünmüştür.Belli bir ölçüde demokratizmin ve siyasi özgürlüğün varolduğu İngiltere'de ulusal baskı daha az vahşi bir karakterdedir.İsviçre demokratik bir topluma yakındır ve bu ülkede uluslar aşağı yukarı tam özgürlüğe sahiptir.Kısacası,bir ülke ne kadar daha demokratik olursa,ulusal baskı o kadar az olur,ve tersine.Demokrasi ile,belirli sınıfların devlet iktidarında bulunmalarını kastettiğimize göre,bu bakış açısından hareketle şu söylenebilir:Eski Çarlık Rusyası'nda olduğu gibi,eski toprak aristokrasisi iktidara ne kadar yakınsa baskı o kadar ağır ve biçimleri o kadar iğrenç olur.Ne var ki,ulusal baskı yalnızca toprak aristokrasisi tarafından ayakta tutulmaz.Ek olarak,bir diğer güç daha vardır -kendi ülkelerine sömürgelerde öğrendiği milliyetleri köleleştirme yöntemlerini getiren ve böylece toprak aristokrasisinin doğal müttefikleri durumuna gelen emperyalist gruplar.Bunları,küçük-burjuvazi,aydınların bir bölümü ve aynı zamanda soygun yağmasını paylaşan işçilerin üst tabakasının bir kesimi izler.Böylece,ulusal baskıyı destekleyen,başını toprak ve finans aristokrasisinin çektiği tüm bir sosyal güçler korosu ortaya çıkar.Gerçek bir demokratik sistem oluşturmak için,her şeyden önce zemini temizlemek ve bu güçleri siyaset sahnesinden silmek zorunludur.
Ezilen ulusların siyasi yaşamı nasıl biçimlendirilmelidir? Bu soruya yanıt olarak, Rusya'daki ezilen halklara, Rus devletinin bir parçası olarak kalmaya devam mı etmek, yoksa bağımsız devletler olarak ayrılmak mı istediklerine kendi başlarına karar verme hakkının tanınması gerektiği söylenmelidir.Şu anda, Fin halkı ile Geçici Hükümet arasında somut bir çelişkiye tanık olmaktayız.Fin halkının temsilcileri, Sosyal-Demokrasinin temsilcileri, Geçici Hükümet'in Fin halkına, Rusya'ya ilhak edilmeden önce sahip oldukları hakları geri vermesini talep ediyorlar.Geçici Hükümet bunu reddetmekte ve böylece Fin halkının egemenliğini tanımamaktadır.Kimin safında yer almalıyız? Apaçık ki, Fin halkının safında, çünkü herhangi bir halkın bir devlet sınırları içinde zorla alıkonulmasını kabul etmemiz, düşünülemeyecek bir şeydir.Halkların kendi kaderlerini tayin hakkı ilkesini ileri sürdüğümüzde, biz buna bağlı olarak ulusal baskıya karşı mücadeleyi, ortak düşmanımız olan emperyalizme karşı mücadele düzeyine yükseltiyoruz.Eğer bunu yapmazsak, kendimizi emperyalistlerin değirmenine su taşıyanların durumunda bulabiliriz.Eğer biz Sosyal-Demokratlar, Fin halkının ayrılma iradesini bildirme hakkını ve iradesini gerçekleştirme hakkını inkar etseydik, kendimizi Çarlığın siyasetini sürdürenlerin durumuna koymuş olurduk.
Ulusların özgürce ayrılma hakkı sorunuyla, bir ulusun şu ya da bu anda mutlaka ayrılıp ayrılmaması gerektiği sorununu birbirine karıştırmaya izin verilemez.Bu ikinci sorun, proletarya partisi tarafından her özel durumda, koşullara uygun olarak tamamen ayrı ayrı çözülmek zorundadır.Ezilen halkların ayrılma hakkını, siyasi kaderlerini kararlaştırma hakkını tanıdığımız zaman, bununla söz konusu anda belli ulusların Rus devletinden ayrılıp ayrılmaması gerektiği sorununu çözmüş olmuyoruz.Bir ulusun ayrılma hakkını tanıyabilirim, fakat bu onu böyle yapmaya yükümlü kılıyorum anlamına gelmez.Bir halkın ayrılma hakkı vardır, fakat koşullara göre, bu hakkı kullanamayabilir de.O halde, proletaryanın, proleter devrimin çıkarlarına uygun olarak, ayrılma lehinde ya da aleyhinde ajitasyonda bulunmakta özgürüz.Dolayısıyla, ayrılma sorunu, her özel durumda bağımsız olarak, varolan duruma uygun olarak belirlenir, ve bu nedenle, ayrılma hakkını tanımak, herhangi belli koşullarda ayrılmanın amaca uygunluğuyla karıştırılmamalıdır.Örneğin ben, kendi payıma, Transkafkasya ve Rusya'daki ortak gelişmeyi, proletaryanın mücadelesinin belli koşullarını ve benzeri şeyleri hatırda tutarak, Transkafkasya'nın ayrılmasına karşı çıkardım.Fakat eğer, gene de, Transkafkasya halkları ayrılmayı talep ederse, onlar elbette ayrılırlar ve bizden bir direniş görmezler.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Marksizm, Ulusal Sorun ve Sömürge Sorunu
Baskı tarihi:
Aralık 1996
Sayfa sayısı:
408
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757349585
Çeviri:
İsmail Yarkın
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnter Yayınları
Bu kitap; Marx-Engels-Lenin Enstitüsü - Moskova tarafından hazırlanan ve daha sonra "Tula Devlet Yayınevi'nde" Almanca baskısı yapılan 'Marksisizm, Ulusal Sorun ve Sömürge Sorunu, Seçme Yazılar ve Konuşmalar Koleksiyonu' adlı eser temel alınarak Türkçe'ye çevrilmiştir.

Kitabı okuyanlar 8 okur

  • Remedios
  • hüseyin arslan
  • Yasemin
  • Aytaç Topuz
  • Nivîsgeh
  • nev
  • Ferhat Tan
  • Arda Çolakoğlu

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%66.7 (2)
9
%33.3 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0