Martı Jonathan Livingston (Dördüncü Bölüm İlavesiyle Genişletilmiş Yeni Baskı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
50.709
Gösterim
Adı:
Martı Jonathan Livingston
Alt başlık:
Dördüncü Bölüm İlavesiyle Genişletilmiş Yeni Baskı
Baskı tarihi:
Ocak 2015
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944829670
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Jonathan Livingston Seagull
Çeviri:
Kader Ay Demireğen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Epsilon Yayınları
Baskılar:
Martı Jonathan Livingston
Martı Jonathan Livingston
Martı Jonathan Livingston
Durgun denizin minik dalgacıkları üzerinde, güneşin altın gibi ışıldadığı pırıl pırıl bir sabahtı.
Sahilden bir mil uzaklıkta, denizi kucaklarcasına ilerleyen bir balıkçı teknesi, martılara kahvaltı zamanının geldiğini haber veriyordu. Binlerce martı, bir lokma yiyecek için mücadeleye girişmişti bile. İşte zor bir gün daha başlıyordu.
96 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

İncelememin daha detaylı ve kitapla ilgili çizimler içeren hali için blog'uma bakmanızı öneririm : https://kitapciziyorum.blogspot.com.tr/...on-richard-bach.html

Bana gülüyorsunuz çünkü ben farklıyım, ben de size gülüyorum çünkü hepiniz aynısınız. Evet bu cümle, lisedeyken ergen zamanlarımızda hayata karşı atarlanmışken kullandığımız kapaklı sözlerden sadece biriydi. Ama bakın, bu sefer çok farklı birisiyle karşı karşıyayız gerçekten de, onun adı Jonathan Livingston.

Sadece bir martı, bunu ben de biliyorum fakat aklında geçinip gitmekten, Balık Üniversitesi'nden o uçabileceğine dair mesleki yeterlilik belgesini almaktan ya da sadece yemek yemekten daha önemli şeyler olan bir martı. Uçmak. Daha hızlı uçmak. Daha yükseklere uçmak!

Kuşların ana amaçlarının uçma eylemi olduğunu ben de biliyorum. Fakat biz insanların da ana amacı yaşamak iken kaçımız yaşayabiliyor ki sanki? Kaçımız bir gün bile olsa kendi çizgisinin dışına taşıp yaşamın tadına vararak yaşatabiliyor kendini?

Nasıl ki Jonathan gibi bazı martıların tek amacı yemek yemek değil iken, zamanında inşa edilmiş piramitlerin de tek amacı tabii ki de sadece firavunlara mezar olmak değildi. Piramitlerin Jonathan'ı olan Keops da Kefren ve Mikerinos'la konuşurken kendilerinin içinde olan gizli ve mistik güçlerin farkındaydılar en başından beri. Sadece diğer piramitlere belli etmezlerdi bunu. Aynı, biz insanların martılara ve dolayısıyla hayata bakış açımızın dümdüz ve detaysız olması gibi, bazı martıların da hayata bakış açıları dümdüz ve oldukça detaysızdı. Nasıl Cesur Yeni Dünya'nın Ford Sistemi'nde doğan bebeklerin neredeyse hepsi aynı doğuyorsa, martıların dünyasında da neredeyse bütün martılar klon gibiydi.

Fakat bir ütopyaydı zaten Martı Jonathan Livingston. Aslında bütün martıların olmak isteyip de olamadığı, geçici hayat meşgalelerinden bir türlü o ütopyayı gerçekleştirmeye zaman bulamadığı, ana amacın sadece uçabilmek olduğu alabildiğine özgür bir ütopyaydı.

Aslında hepimizin martıbüslerdeki tutamaçlara tutunurken ve insanlar arasında sıkışıp sessiz kalırken, asansörlerde tanımadığımız insanlara sırtımızı dönerken ve bekleme salonlarında yanımızdaki insanların dertlerini kendi derdimizmiş gibi düşünürken delicesine bağırarak halay çekmeyi, çıldırmayı, içimizden ağzımıza gelen her şeyi gerçekten de tam olarak söylemeyi, en önemlisi de içimizden gelen ve ertelediğimiz bütün eylemlerin, bütün kendiliklerimizin dışarı dökülmesini arzulamaktı bir nevi Martı Jonathan Livingston.

Benimle uçmak ister misin bu gece
Yükseklerde olmaktan korkar mısın
Topraktan ayrılalım bir süre için
Dünya bir yere kaçmaz
Biz yüzerken göklerde
Gel benimle ol unut bütün dertlerini
Rüzgar bizi bekler daha fazla vakit kaybetmeyelim, derken belki de haklıydı Yavuz Çetin.

Hepimiz uçmak istiyorduk çünkü bu gece ve her gece, Hezarfen Ahmet Çelebi'den Elon Musk'a kadar herkes uçmayı istiyordu daha doğdukları günden beri. Cemal Süreya boşuna dememişti Kısa adlı şiirinde "Hayat kısa, kuşlar uçuyor." diye. Dünyanın bir yere kaçmayacağını onlar da martı Jonathan gibi çok iyi biliyorlardı ki onlar da en güzel martılara binip bizi burada, bu ilginç dünyada bırakıp gitmişlerdi.

Ve o iyi insanlar o güzel martılara binip gitmişlerdi çoktan ve biz de kendi başımıza demirin tuncuna ve martının cahiline kalmıştık.

Ama sonra, her şeyin içine ettiğimiz gibi böyle masumca bir duygunun da içine ettik. Önümüze gelen ne varsa putlaştırdık, kendi hedeflerimizi, değerlerimizi ve hayata geliş amaçlarımızı unuttuk. Kendimiz de yetmiyormuşuz gibi bu kendi ürettiğimiz putlara ve garip ritüellere başka insanları da alet ettik. Asıl amaç daha en başında adam gibi yaşamak iken birden para, siyasi iktidar, dini otorite, liderlik gibi amacımızın dışında putlar keşfettik. Bunlara harika şekiller verdik ve onlara bir güzel tapmaya başladık, ta ki kendimizi unutana ve kaybedene kadar.

Neyse ki azınlıkta da olsa, hala martı Jonathan'lar vardı aramızda. Bizi bizden daha iyi tanıyan, bizi herhangi bir çıkar uğruna değil de sadece biz için, sadece uçmak için tanımak isteyen o bazıları.

Zaten o bazıları da olmasa ne bu kitap yazılırdı, ne de blogumdaki çizimler için ilhamım gelirdi ya, neyse. Hep o kitabı okurken karşı çatıya gelen yavru martıların yüzünden.

Eğer buraya kadar okuduysan bil ki seviliyorsun, keyifli okumalar dilerim.
96 syf.
·Beğendi·10/10
Denize her bakışımda buluyorum Jonathan'ı, nereye gitsem o da geliyor benimle. Birey olmak nedir sorusunun salt halini bizlere aktaran yazarımıza ne kadar teşekkür etsek az. Yazar diğer yandan hurafelerin, ritüellerin topluma nasıl yerleştiğini, zihnimizi kullanmakta ne kadar cimri olduğumuzu ve kendimizi nasıl sınırlandırdığımızı hikaye aracılığıyla bize aktarıyor.

Cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekamızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi, özgür olabiliriz. Uçmayı öğrenebiliriz!
  • Sol Ayağım
    8.5/10 (3.681 Oy)3.713 beğeni15.018 okunma1.428 alıntı73.100 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (5.823 Oy)5.248 beğeni18.246 okunma2.141 alıntı73.105 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (4.467 Oy)4.785 beğeni14.968 okunma9.090 alıntı131.899 gösterim
  • İnsan Neyle Yaşar?
    8.4/10 (5.754 Oy)5.740 beğeni22.543 okunma2.540 alıntı104.715 gösterim
  • Da Vinci Şifresi
    8.7/10 (3.562 Oy)3.685 beğeni14.008 okunma364 alıntı46.692 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (7.501 Oy)7.665 beğeni26.876 okunma1.341 alıntı135.148 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (7.896 Oy)8.484 beğeni23.398 okunma4.544 alıntı114.050 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (10.277 Oy)11.398 beğeni35.498 okunma4.553 alıntı148.228 gösterim
  • Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
    8.3/10 (4.088 Oy)4.258 beğeni19.907 okunma1.415 alıntı61.571 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (12.355 Oy)12.332 beğeni37.071 okunma3.014 alıntı158.025 gösterim
96 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Bir gün ölseydim ve fani olduğum zamanlarda en büyük kitap pişmanlığın nedir diye sorsalardı ve geçmiş yaşamda neler kaçırdığımı bilinçli bir şekilde görebilseydim, Martı Jonathan Livongston' u okumamış olmak derdim. Daha bir çok kitap vardır bilgi havuzunda ama benim özellikle dikkatimi çeken ve etkileyen nokta; "hangi sistem olursa olsun, kendisini güncelleyemedikten sonra hurafelerin, bağnazlığın gölgesinde yok olmaya mahkumdur" düşüncesinin, adeta bir yasa niteliği olarak zihnime zuhur etmesindedir. Aslında öyle ki, sistem kendisini güncellese bile toplumun evrilmesi doğrultusunda, teknolojinin hayatı kolaylaştırmasına paralel olarak sistemin yeniden yeniden ve yeniden yapılandırılması gerekli oluşu o sistemi çökertecektir. Bin kitap' ta öyle. Çok sevmeme, hayatımın önemli bir parçası olmasına rağmen, bir gün tıpkı babaannelerimizin veya dedelerimizin eski alışkanlıklarına bağlı oluşlarının ölümleriyle yok olmaya başlaması gibi ve gelecek nesilin yeni ihtiyaçları arasında doğan doğal çatışmanın sonucu olması gibi bu sistem de yok olmaya mahkumdur.
Bu durum canımızı yaksa bile.

Çünkü evren, duyguların var olmadığı en acımasız, en mantıklı sistemler bütünüdür ve yok olacaktır. Yeni oluşan bir şey varsa bile artık eskisi olmayacaktır!
147 syf.
·10/10
Ben sınırları olmayan, mükemmel bir martıyım...
Evet martının hikayesi böyle başlıyor..Bir anda
kitabın büyüsüne kapılıyorsunuz.
Bütün sıradanlığı kırıyor ve sadece hedefine yöneliyor.Çevresinde kim ne demiş onu ilgilendirmiyor..
Yazar martı dan yola çıkarak biz insanlara çok güzel hem ders veriyor hem de bir nevi kişisel gelişim tadında..
Özellikle önyargıları olan, çevresindekilerin baskısı altında kalarak zorla bişeyler yapmak zorunda kalan bu kitabı hemen okusun isterim...Dikkatimi çeken bir de şu ; günümüzde çok rastladığımız sevdiğimiz insanları tanrılaştırarak sevmek (bağlanmak) çok güzel işlenmiş...
İçi resimli bu da neymiş diye okumazlık yapmayın çok kısa ancak hikayesi güzel ve etkileyen bir kitap..Şimdiden iyi okumalar..
96 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Yaratilisiniza aykırı davranın cennete gidin der gibi bir kitap. Elbette başarmak için sınırlar zorlanmali, yılmadan çalışıp cabalamali, dışlanmayı, yargilanmayi hatta hapse girmeyi ve olmeyi de goze almalıyız. Bu akıl çerçevesinden çıkmamalı. Örneğin insan su altında kaç dakika kalabilir ve ne kadar bir basınca dayanabilir? 10, 20 bilemediniz 30 dakika. Ama dalgıç kıyafeti ile bir kaç saat denizaltı ile bir yıldan fazla. O halde biz teknolojimizi mi geliştirmeli, yoksa cigerlerimizi solungac haline mi getirmeliyiz? Kitap iyi niyetle insanlara gayret vermeye çalışıyor ki mesajı çok net. Ama kurgusal bir hata var sanki. Söyleyiş tarzı sorunlu. Abartiya gerek yok. Bu da benim tarzım.
96 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Merhaba 1K Ailesi,

Samuel Beckett'ın "Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil" sözüyle başlayacağım incelemeye. Bu söz size, martı Jonathan Livingston'ın kısa hayat hikayesini okuduktan sonra daha anlamlı gelecektir. Kısa dediğime aldanmayın sakın, uzun uzun dersler çıkaracaksınız kendinize...

Richard Bach'ın yazmış olduğu bu kısa hikaye ya da öykü bizlere bir martı biyografisini andırır. Bu eser, kendini sürüye ait hissetmeyen, onlardan farklı bir yaşam amacı güden martı Jonathan Livingston'ın yaşam hikayesini anlatmaktadır. Diğer martılar gibi karnını doyurma ve uzun bir yaşam sürme gayesinde değildir martı Jonathan Livingston. Onun gayesi daima uçmaktır. En alçaklardan, en yükseklere kadar uçmak. Limitleri altüst etmek. Özgür olmak...

Uçma fikri Richard Bach'a uzak değil aslında kendisi Hava Kuvvetleri'nde görev yapmış eski bir pilottur. Bu hikayede öne çıkan fikirler genellikle özgürlük üzerinedir. Normların ve dogmaların karşısında cesurca ve azimli bir şekilde duran Jonathan Livingston hikayenin başkarakteridir. Özgürlüğün bilincine varan Jonathan, bu normlar ve dogmalar altında ezilen diğer martıları da kurtarmayı kendine yaşam amacı edinir. Bu bağlamda yönetici ve lider tartışması yapılabilir. Kahramanımız Jonathan ise kesinlikle bir lider özellikleri taşımaktadır.

Sonuç olarak bakıldığında çok sade ve yalın anlatımı olan bu eser basit bir martı hikayesi olarak görülmemelidir. Bu kısa hikayeden, uzun insanlık dersleri çıkarılabilir. Richard Bach "Bir lider nasıl olmalıdır?" sorusuna "Martı Jonathan Livingston" hikayesi ile harika bir cevap vermiş. Okunduğuna pişman etmeyecek türden bir hikaye, sizi üzmeyecektir.

Keyifli okumalar dilerim...
96 syf.
·8/10
Kitap incecik olmasına rağmen anlattığı konu kapsamlı ve ders verici nitelikte. Kişisel gelişim kitabının farklı bir versiyonu bence.Herkesten farklı olduğumuz zaman ve onlardan farklı şeyler düşündüğümüz ve sergilediğimiz zaman gözlerine adeta bir iğne gibi batar. Hemen beliriveririz. Herkes aynı düşüncede olsun, her zaman aynı eylemi gerçekleştirsinler. Karınlarını doyursunlar, gezsinler yaşamlarını böyle rutin şeyleri yaparak geçirsinler.Shakespeare'ın bir sözü vardır çok severim. "İnsan insan mıdır, yalnızca yiyip içmek ve uyumakla geçiriyorsa hayatı?". Tabi kitapta Martıların üzerinden aslında insanları eleştiriyor. Hep aynı noktada sayıyoruz, ilerlemek ve gelişmek için hiçbir çaba sarf etmiyoruz.

Aslında hepimizin içinde bir Jonathan var, yeter ki tüm yüreğimizle başarıyı isteyelim.İnsanoğlunun yapamayacağı bir şey yok. Bilmediğimiz, farkında olmadığımız ne kadar çok yeteneğimiz vardır kim bilir. Onu düşüncelerimizle, bizi tutsak eden şeyleri kırarak perdeyi önümüzden kaldırabiliriz.
Kitaba dair yazılacak pek bir şey bulamıyorum.
Okuyun bence kendinizi keşfedin, özgür olun!

Martı Jonathan Livingston: Özgürlük
Keyifli Okumalar dilerim.
96 syf.
·2 günde·10/10
Kitap çok güzel, gerçekten çok güzel. Dolu mu dolu bir kitap, her sayfası her cümlesi birbirinden güzel içeriğe ve anlama sahip. Kitap martıları ve yaşamlarını konu alıyor gibi görünse de martıların temsiliyle insanlar anlatılıyor aslında.

Martı bir kişisel gelişim ve felsefe kitabı olarak da kabul edilebilir çünkü içerisinde özgürlük, sürü psikolojisi, hırslar ve özümüzü kaybedişimiz öyle güzel yer alıyor ve anlatılıyor ki roman deyip geçmek kesinlikle haksızlık olur.

Belki de özgürlüğü anlatan en güzel hikayelerden biri bu, özgürlüğün yitirilişi, önemi, kendimizi küçük şeyler uğruna kısıtlayarak asıl önemli olan şeyleri nasıl kaçırdığımız anlatılıyor. Zincirlerin zihnimizde olduğunu, özgürlüğümüzü engelleyen şeyin inançlarımız olduğu anlatılıyor. Kısacası Martı sizi, hayatınıza farklı bir bakış açısıyla bakabileceğiniz mükemmel bir yolculuğa çıkarıyor.
Daha fazlası için; http://yorumatolyesi.blogspot.com/...on-richard-bach.html
96 syf.
·3 günde·5/10
Martı Jonathan Livingston... Ona benzeyen binlerce martının arasında kendini bulma ve fiziksel ve zihinsel olarak sınırlarını aşma savaşı veren bir kuş. Richard Bach'ın bu eseri bir önceki cümlemde de belirttiğim gibi Jonathan Livingston isimli bir martının kendisine diğer martılar tarafından "Bu hayattaki tek amacın, var olma sebebin balıkçı teknelerine yakın dolaşıp karnını doyurmak," denmesine rağmen her şeyin bu kadar basit olamayacağını, hayattaki amacının çok daha farklı ve anlamlı bir şey olduğunu düşünmesi sonucunda gerçekleşen olayları, durumları aktarıyor. Yüz kırk yedi sayfalık, birçok sayfasında çizimlerin olduğu, ince ve kısa sürede hatta tercihe göre birkaç saatte bitirilebilecek bir eser Martı. Martı Jonathan Livingston çevresindeki aynı türe mensup canlılar tarafından ona biçilen hayattan daha fazlasına sahip olması gerektiğini düşünen bir martı. Kuşların en belirgin özelliği uçmalarıdır fakat burada belirli sınırlar dahilinde ancak izin veriliyor martıların özgürce uçmalarına, neden peki, çünkü sen martısın tek yapman gereken yemek bulup karnını doyurmak! İnsana ye, iç, barın bunları da belirli kısıtlamalar dahilinde yap yeterli demek gibi bir şey bu. Kitapta verilen bir diğer mesajsa şu, zamanla diğer martılar tarafından çeşitli gerekçelerle kutsal hale getiriliyor Jonathan Livingston, onun yüce olduğu düşünülüyor hatta öyle ki bu durum onun adına yapılan kutlamalarla, ritüellerle uğraşmaktan özgürce uçup dolaşmayı bile unutturuyor martılara. Ve bu noktada yazarımız diyor ki: "Acaba biz, dünyamızdaki özgürlüğün bitişini izleyen martılar mıydık?"

Kitapta anlatılan bu gibi durumlar dışında kitabı beğenip beğenmeme konusunda bir şeyler söyleyecek olursam, yorumları aracılığıyla bende beklentilerin fazlasıyla yüksek olup bu beklentilerimin karşılanmamasından mıdır bilinmez ancak ben bu kitabı sevebildiğimi söyleyemeyeceğim. Nedenlerine gelince, verilen mesajlar dışında kitabın benim için etkileyici bir yanı yoktu ki bunlardan en önemlisi olaylar. Kitaplar konuları, anlatım şekilleri, verilen mesajlar gibi birçok öğeyle bir bütündür, Martı'da evet verilmek istenen mesajlar güzeldi ancak o mesajın verilebilmesi için seçilen konu beğenimi kazanamadı. Yani bana göre güzel mesajlar+kötü olay kurgusu ve konu mevcuttu bu kitapta. Genelde insan dışında canlıların ağzından anlatılan kitapların sayısı çok azdır, en basit örneklerinden Hayvan Çiftliği'nde karakterler hayvanlardır ve bu çok hoş durur ancak Martı'da bir martının ağzından anlatılan şeyler bana çok ilgi çekici veya güzel gelmedi. İnce bir kitap olmasına rağmen okurken bir an önce bitsin diyerek okuduğum yerleri de hatırlıyorum kitapta. Sonuç olarak büyük beklentilerle başladığım Martı ne yazık ki beklentilerimi karşılayamadı.
147 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
"Yöneticilerin ve ritüellerin gücü. .
Yavaşça ,çok yavaşça istediğimiz gibi yaşama özgürlüğümüzü öldürecektir "

Nokta

Martı kısacık ama bir o kadar anlamlı.. bir o kadar okunasi ,kuş kanadı kadar hafif bir hikaye ..

Özgür yaşamak dileğiyle / iyi okumalar
96 syf.
·8/10
Hep merak edip bir türlü okuyamadığım bir kitaptı. Kısacık bir kitap olsa da çok anlamlı ve güzel bir eser. Jonathan livingston azim ile başarı hikayesi insanlara kısa mesajlar veriyor. Gayet okunması gereken bir kitap.
146 syf.
·1 günde·9/10
Kısacık bir kitap altında birçok düşünce barındırır. Özgür insan martıların üstüne öyle güzel resmedilmiş ki. Zaman ilerledikçe otoritenin, özgürlüğü ayaklarının altına almasını bu kitapta seyredebilirsiniz.

Yazarın sözleriyle "Acaba biz, dünyamızdaki özgürlügün bitişini izleyen martılar mıydık?"
Gözünle gördüklerine sakın inanma. Görünenlerin hepsi sınırlıdır. Anlayarak bakmaya, gördüklerinin özeline geçmeye çalış.
Eğer dostluğumuz zaman ve uzaklıkla sınırlıysa, o yok demektir. Zaman ve uzaklıkla sınırlı olmayanı yaşıyoruz biz. Uzaklığı yenince hep aynı yerdeyiz, zamanı yenince hep aynı anın içindeyiz. Böylece her an için birlikte olacağımızı düşünmedin mi?
“ Öğrencilerine alabildiğine ciddi görünmeye çalışmasına karşın, Martı Fletcher birdenbire onları gerçek kimlikleriyle görüverdi. O bir an, sevmekten öteydi duyguları, aşık oldu gördüğüne. Sınır yok mu. Jonathan? Şöyle düşündü ve gülümsedi. Öğrenme yarışı başlamıştı. “
"Yaşam için daha iyi bir amaç , bir anlam aramak sorumlulukların en güzeli değil midir?
Öğrenmek araştırmak,özgür olmak
Yaşamın amacı olmalıdır!.."
Richard Bach
Sayfa 7 - ayyıldız yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Martı Jonathan Livingston
Alt başlık:
Dördüncü Bölüm İlavesiyle Genişletilmiş Yeni Baskı
Baskı tarihi:
Ocak 2015
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944829670
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Jonathan Livingston Seagull
Çeviri:
Kader Ay Demireğen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Epsilon Yayınları
Baskılar:
Martı Jonathan Livingston
Martı Jonathan Livingston
Martı Jonathan Livingston
Durgun denizin minik dalgacıkları üzerinde, güneşin altın gibi ışıldadığı pırıl pırıl bir sabahtı.
Sahilden bir mil uzaklıkta, denizi kucaklarcasına ilerleyen bir balıkçı teknesi, martılara kahvaltı zamanının geldiğini haber veriyordu. Binlerce martı, bir lokma yiyecek için mücadeleye girişmişti bile. İşte zor bir gün daha başlıyordu.

Kitabı okuyanlar 14.823 okur

  • Merve
  • •Nisan•
  • Sinem
  • Canan Şengül
  • Saydam bulut
  • Mineee
  • Reyhan solmaz
  • Alihan AKÇAM
  • Buz_Adam
  • Rabia Uludağ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%15.7
14-17 Yaş
%18.7
18-24 Yaş
%20.8
25-34 Yaş
%22.5
35-44 Yaş
%13.6
45-54 Yaş
%4.9
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%70.2
Erkek
%29.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%4.6 (182)
9
%2.7 (109)
8
%2.4 (96)
7
%1.5 (61)
6
%0.5 (21)
5
%0.5 (18)
4
%0.1 (4)
3
%0 (1)
2
%0.1 (4)
1
%0.1 (4)

Kitabın sıralamaları