Bu kitapla ilgili o kadar heyecanlıydım ki, büyük bir keyif beklentim vardı kendilerinden. Ama ellerim bomboş, yüreğimde de derin bir sızıyla ne yazık ki büyük bir hayal kırıklığı içerisindeyim.
Kitabın ilk yarısında Serenanın varoluşsal daha doğrusu yokoluşsal kaygılarının dibini okuyoruz. Ki sonradan bu büyük sorunun sebebini de hiçbir doktorun farkına varamadığı bir duruma bağlıyorlar ya neyseee pfffff. Bu süreç fazla uzun sürdü, aksiyona bir türlü girilemedi, iki aşağı iki yukarı aynı konuda debelenip durduk, ee dolayısıyla da bir noktadan sonra fena daraldım.
Alinin kalemi akıcı olduğu için kitap okurken yormuyor, kasmıyor ama sıkıldım ya huuu.
Evet Serena komik bir kız. Söylevleri ve lafı gediğine cuk diye oturtma tarzı zekice ve tatlı ama benim gözümde Misery gibi bir efsane olamadı ne yazıkki.
Koen i de sevdim mi bilemiyorum, soğuk ve uzak durma çabası biraz fazla gerçekçi oldu galiba.
Aralarındaki ilişki belki son kısımlarda biraz hissedilebilir oldu ama ilk kısımlardaki ilişkileri bana hiç geçmedi geçemedi ki zaten ortada da ilişki denecek bir şey yoktu.
İlk kitaptaki gibi bu kitapta da Ali yine smut sahneleri abartmış bence, düğüm olayını da hala sevmiyorum ve hala da gereksiz buluyorum.
Kitaptaki kaosun da ne nerden geldiği net ve açık bir şekilde anlatıldı, ne de nasıl bitirilip halledildiği. Bazı sorularda havada kala kaldı öyle.
Kitaptan en keyif aldığım anlar Misery ve Serenanın beraber oldukları sahnelerdi galiba.
Yani, delicesine sevmek istediğim şu kitabı Ali nin hatırına eh işte sevdim demek istiyorum, galiba, sanırsam, kesin.:)))
Serinin devamı böyle gelecekse de gelmesin bence.