Matmazel Noraliya'nın Koltuğu

·
Okunma
·
Beğeni
·
11.061
Gösterim
Adı:
Matmazel Noraliya'nın Koltuğu
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
317
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944148382
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alkım Yayınevi
Baskılar:
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
Türk edebiyatına psikolojik öğeleri yerleştiren ilk yazarlardan olan Peyami Safa, Fatih-Harbiye ve Dokuzuncu Hariciye koğuşu gibi muhteşem eserlerinden sonra, bu defa Matmazel Noraliya'nın Koltuğu ile Alkım Yayınları'nda...

İki kültür arasında sıkışıp kalmış bir kadının çok genç yaşta hayata kapılarını kapamasının hikayesi Matmazel Noraliya'nın Koltuğu... Psikolojik sorunları olan bir gencin içindeki çalkantılarla mücadele etmek ve saklanmak için gittiği bir evde ölmüş bir kadının yürek paralayıcı hayatının, başkalarının anlatımlarıyla ve günlüklerle aydınlanmasının serüveni...
319 syf.
·11 günde·9/10
Öncelikle bu inceleme diğer incelemelerime nispeten biraz daha uzun olacak, şimdiden okuyacak olanları uyarmakta fayda görüyorum. Zira kitap dolu doluydu ve birçok şey üzerinde düşünmemi sağladı. Bu yüzden biraz edebiyata dair görüşlerimi de içerisine katarak sohbet havasında bir şeyler yazmak istiyorum. Ancak sohbet ederek ve üzerine konuşularak bu eserin değerini anlayabiliriz diye düşünüyorum. Ayrıca kimilerine göre "Spoiler" özelliği olan bir inceleme olacağı için o konuda da önceden uyarıda bulunayım. Bana sorarsanız, bu tür bir kitapla ilgili spoiler olmaz. Zira ben de kitabı okumadan önce bir takım yazılar okudum ve bu yazılar kitabın lezzetini azaltmadı, bilakis artırdı. Neyse, şimdiden sonumuz hayrola.

Matmazel Noraliya'nın Koltuğu, okuduğum en kaliteli edebi romanlardan biri oldu. Buram buram kalite kokuyordu. Peyami Safa ise muhteşem bir yazar... Gerçekten de edebiyat dünyamızda çok değerli yazarlarımız mevcut aslında. Biz bilmiyoruz. Gerekli değeri vermiyoruz onlara. Kendi coğrafyamızda yaşayan veya yaşamış cevherleri göz ardı ederek dünya edebiyatının vasat denebilecek yazarlarına koşarcasına hücum ediyoruz. Oysaki insanın kendi ana dilinde okuduğu bir kitabın verdiği hazzı hiçbir çeviri roman veremeyecektir. Biliyoruz aslında; ama buna rağmen kıymetli yazarlarımıza sırtımızı dönmekten de bir türlü vazgeçmiyoruz.

Peyami Safa'nın üç romanını okudum şimdiye kadar ve belki de şu an piyasada en çok satanlar arasında dolaşan birçok kitabı cebinden çıkaracak kadar üst seviye romanlardı bunlar. Buna karşın ne Matmazel Noraliya'nın Koltuğu'nun ne de Peyami Safa'nın hakkının yeteri kadar kendilerine teslim edildiğini düşünüyorum. Maalesef gereken saygıyı görememiş durumdalar. Aslında bunda ana neden olarak biraz da Peyami Safa'nın siyasal/ideolojik duruşunun etkisi olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Fakat ben bu tarz düşüncelere karşıyım. Zira edebiyat bir sağ-sol meselesi değildir. Kaliteli edebiyat, bir sağ görüşlü yazar tarafından yazılsa da bir sol görüşlü yazar tarafından yazılsa da kalitelidir. Bizi bir edebi romanı okumaya iten ana neden, yazarın siyasi/ideolojik görüşü olmamalıdır. Örneğin, Peyami Safa'nın bu eserinde vermek istediği mesajlar ve siyasi/ideolojik görüşü benim görüşlerime ve inancıma terstir; ancak kitap muhteşem bir kitaptır. Bunun aksini iddia edemem. Eleştirme hakkım her zaman vardır. Peyami Safa'yı tabii ki eleştiririm. Düşüncelerine katılmadığımı söylerim. Fakat yazdığı bu edebi eserine dil uzatamam. Çünkü çarpılırım. Gerçekten Peyami Safa çok kaliteli bir yazar. Keşke sağ görüşlü insanlar tarafından daha çok sahiplenilse. Sonuçta edebiyatımızda tek sağ görüşlü yazarımızın Necip Fazıl olmadığı gibi, tek sol görüşlü yazarımız da Nazım Hikmet değildir. Bu yazarların/şairlerin taşıdığı flamaların arkasına geçmek mecburiyetindeymişçesine iki yazarımızdan/şairimizden birisini tercih ediyoruz. Oysaki diğer yazarlarımızı görmezden gelmek ne kadar doğrudur? Siyaseti ve ideolojileri edebiyata yahut şiire alet etmek bize ne kazandırır? Durun ben söyleyeyim, ayrıştırmaktan başka hiçbir şey...

Peyami Safa'nın müthiş bir yazar olduğunu ifade etmiştim. İkinci değinmek istediğim konu ise, yazarın muazzam geniş kelime zenginliği ile lezzetli bir edebi dile sahip oluşudur. Safa'yı okurken yepyeni kelimeler öğrenebildiğimiz gibi, bir cümle içerisinde kullanılabilecek en doğru kelimeyi seçebilme yeteneğini de açıkça görebiliyoruz. Nasıl anlatsam size? Hani bazı cümleler vardır. İçerisinde barındırdığı bir kelime o cümleye o kadar yakışır ki, hayranlıkla birkaç kez o cümlenin içerisindeki o kelimenin duruşunu izlersiniz... İşte Peyami Safa da böyle bir yeteneğe sahip. Açıkçası daha önce yalnızca bir yazarın cümlelerini, adeta bir resim tablosuna bakar gibi, seyretmekten zevk almıştım. O da Sabahattin Ali idi.

Kitaba dönecek olursak, kitap iki ana bölümden oluşuyor. Kahramanımız Ferit isimli, nihilist denilebilecek bir genç. Aslında Ferit, biraz Sigmund Freud biraz da Friedrich Nietzsche özellikleri gösteren bir karakter. Özellikle ilk bölümü okurken bu özelliklerini gayet net bir şekilde görebiliyorsunuz. Hatta Ferit isminin Freud'den alınma bir isim olduğunu bile düşünüyorum. Zira kitabın ilk cümlesi bile "Ferit, Ferid, it, id, t, d, t..." şeklinde. Bu başlangıçta "id" kelimesi de boşuna kullanılmış bir kelime değil...

Ferit 4. senesinde Tıp fakültesinden ayrılıp Felsefe'ye geçen birisi. Peyami Safa'nın Ferit için seçtiği bu bölümler de elbette tesadüfen seçilmiş olamaz. Ferit'in karakterini ve düşünce yapısını önümüze sunabilmek için güzel bir ayrıntıdır okuduğu bölümler... Ferit'in iç dünyası ise oldukça karmaşık. Ruhsal bunalımlar, sinir krizleri ve bir çeşit panik ataklar ile hayatı sarılmış bir durumda. Buna rağmen bütün olaylara materyalist, bilimsel ve pozitivist felsefe çerçevesinden bakmaya çalışan Ferit, mantığını en son zerresine kadar kullanmayı tercih ediyor.

Kitabın yan karakterlerinden biri olan Selma ise Ferit'in sevdiği kadındır. Değişik ve ilginç bir ilişkileri var. Günümüz tabiri ile "kaçan kovalanır" oynuyorlar adeta. Ferit'in yukarıda anlattığım maddeci, bilimsel ve pozitivist bakış açısı ilişkisinde de kendisini gösteriyor. Bu noktada Peyami Safa, materyalist, bilimsel ve pozitivist bakış açısının insanı bencilliğe yönelttiği savını önümüze sunuyor ve Ferit'i tam bir bencil karakter olarak gösteriyor. (İlerleyen bölümlerde neden böyle yaptığını daha iyi anlıyoruz) Yine bu noktada Peyami Safa'nın kitabın sonunda vermek istediği mesaja ulaşabilmek için materyalist, bilimsel ve pozitivist düşünceyi fazla yerdiğini ve bu derece bencilliğe sürüklediği konusundaki görüşlerine katılmadığımı peşinen söylemeliyim. Zira bütün kitap bu düşünce üzerine kurulu.

Neyse, Ferit isimli arkadaş, Selma ile yolda yürüdükleri bir gün onu bir apartmanın karanlık köşesine doğru çekiyor ve zorla öpmeye çalışıyor. Neymiş efendim, Selma kırmızı ruj sürmüş, bacakları açıkmış, neden kendisine bir öpücük vermesinmiş... Selma tarafından pek tabii reddedilen Ferit, bu durumu mantıksız buluyor. Selma'yı akılsızlıkla suçluyor. Hatta günümüz tabiri ile Selma'ya "Kezban" yaftasını vuruyor. Bu noktada Ferit, "İştah niçin aleni de şehvet gizli?" diye soruyor bizlere. Yani hayvani isteklerini dizginleyemeyen Ferit bu isteklerini alenen tatmin etmenin hiç de ayıplanmaması gereken bir şey olduğunu söylüyor.

Kitabın ikinci bölümünde ise, Ferit bir anda adeta 180 derece değişiyor. Değişimin sebebi olarak kitapta, ilahi varlığın tecellisi gösteriliyor. Çünkü yaşadığı ruhsal bunalımlar, sinir krizleri ile bir takım tesadüflere materyalist/bilimsel açıdan cevap arayan Ferit büyük bir değişim geçiriyor ve yaşadıklarını ilahi bakış açısı ile yorumlamaya ve doğru yolu bulmaya başlıyor. Bu şekilde hareket ederek bencillikten de uzaklaşıyor ve bencillikten uzaklaşması onu Allah'a daha çok yakınlaştırıyor.

Peyami Safa, Ferit'in hayata bakış açısının değişmesiyle davranışlarının da değişmesini çok güzel bir şekilde tasvir etmiş, bunu açıkça kabul etmek gerekir. Hatta daha önceden tamamen cinsel bir meta, yatakta kullanılması gereken bir alet olarak gördüğü Selma ile evlenmek aklının ucundan bile geçmezken ona aşık olur ve onsuzluğu hayal dahi edemez. Bu noktada Ferit kendisini Allah'a adamaya başlamışken Selma çıkar gelir ve Ferit ile birlikte olmak istediğini söyler. Hatta Ferit'in yatağına kadar girer. Ancak kendisini Allah'a ve iç huzuruna adama yolunda adımlar atmaya başlayan Ferit ise Selma'yı reddeder ve ironik bir durum ortaya çıkar. Yani Ferit, başta sadece cinsel güdülerle hareket eden bir ''hayvanken'' Selma ruh peşindedir. Daha sonra ise roller değişir, Selma ''et parçası'' olmayı kabul ederken Ferit ''ruh'' istediğini söyler. Roller değişmiş olmasına rağmen sonuç değişmez,ilk seferinde kaçan Selma yine kaçar. Ferit ise daha sonra bu hareketinden pişman olur, kahrolur ve sahile bira içmeye gider. Yine bu noktada kendisini imana yönlendirmiş bir genç olan Ferit'in Selma'yı reddettikten sonra Selma'nın bacaklarını düşünerek bira içmesi eleştiriyi hak eden bir konudur. Sanırım Ferit tam bir ikizler burcu erkeği. Bence bunun başka açıklaması olamaz.

Nihayet gelelim "Matmazel Noraliya'nın Koltuğu"na... Peki ama bu koltuk nedir? Bu koltuk Ferit'in iç huzurunu, dolayısıyla imanlı bir gence dönüşmesinin yolunu açan, bencilliğini terk ederek onu Allah'ı düşünmeye sevk eden koltuk olarak tasvir edilir kitapta. Sembolik bir anlama sahip yani.

Kitabın sonlarına doğru bir diğer yan karakter Aziz ile Ferit arasındaki sohbet ise muazzam lezzetlidir. Sanırım Peyami Safa düşüncelerini ve inancını Aziz karakteri ile okuyucunun önüne sunmuş ve gerçek düşüncelerini tam olarak ifade etmiş. Sadece bu konuşmalar için bile kitabın okunması gerekir diye düşünüyorum.

Kitabın vermek istediği mesaj kaygısı olmasaydı efsane bir esere dönüşebilirdi diye düşünüyorum. Ayrıca Ferit'teki değişimlerin 6 ile 10 gün gibi kısa bir süre aralığında gerçekleşmesi, kitabın inandırıcılıktan uzaklaşmasını ve asıl amacın Peyami Safa'nın mesajlarını vermek olduğunu düşündürtüyor. Yine de bütün eleştirilerime ve karşı çıkışlarıma rağmen eserin çok kaliteli bir edebi eser olduğunu açık yüreklilikle söyleyebilirim. Keşke 700-800 sayfalık bir eser yazarak daha doyurucu bir kitap yazsaydı Peyami Safa diye düşünmeden edemiyorum.
312 syf.
Peyami Safa...
Okudukça eserlerini; iyi ki bizden, iyi ki bizim diyorum. Bilgisine, uslubuna her dem hayran kaldığım bir yazar...
Edebiyat dünyasına psikoloji, sosyoloji, felsefe inceleme, deneme gibi çeşitli alanlarda eserler bırakan değerli bir yazarımız Peyami Safa...
Matmazel Noraliya' nın koltuğu kitabına gelirsek yoğun bir psikolojik roman olmasına rağmen dönemin toplumsal yapısına da değinen bir kitap. Açık söylemek gerekirse kitabın adına yönelik merakım oldukça fazlaydı. Ve hikayesini de öğrenince merakıma değdi doğrusu.
Roman iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde çeşitli sebeplerden ötürü buhranlar yaşayan , ana karakter Ferit'i ve çevresindeki insanları çok az diyaloglar, bol tespit ve psikolojik tahliller eşliğinde tanıyoruz. Materyalist ve hedonist düşünce yapısıyla insanlara yaklaşan Ferit romanın ikinci bölümünde, yaşadığı büyük değişimle insanları önemseyen, değer veren "ruh"çu bir şahsiyete bürünür. Ve bu değişim sürecinde de Matmazel Noraliya'yı tanıyoruz.
Olayların odak noktası Ferit olduğu için Olay örgüsüne bağlandıkça Ferit'in gözlerinden görmeye başlıyorsunuz her şeyi. Bu yüzden romanda geçen o yoğun parapsikolojik olaylar sizi etkisi altına alabilir. Ferit'in kendi karanlık duvarını yıkıp benliğini bulma yolundaki adımları güçlendikçe de hikayedeki o yoğun sisin dağıldığını yani Ferit karakterindeki ruhsal iyileşmeyi hissedebiliyorsunuz.
Psikolojiye hükmeden ayrıca düşündüren eserler okumayı seviyorsanız, listenize ekleyin.
319 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
O BİR OCAKLI!!


Büyü gibi yemyeşil gözleri ve sıcacık sesiyle hoşgörünün diğer adı. Genetik olarak geçen bazı özellikler yanında çok şey öğrendim kendisinden.

O bir ocaklı!
Babaannem.
Birine el vermesi gerekiyordu.
Ve bana el vermediğine göre kime el verdi acaba diye de düşünmeden edemiyorum. Ama mevzu bu değil tabi. :))

Muhtemelen ırsi bir hastalıktan dolayı, doğurduğu ikiz çocuklardan biri hep ölen, bu şekilde üç çocuğunu toprağa vermenin acısıyla omuzları çöken bir kadın. Çevresinde ocaklı olarak bilinirmiş. Bir nevi alternatif tıp profesörü. :)

Mide ağrısından baş ağrısına pek çok hastalığa dokunarak şifa verdiğine inanılmış. Senelerce hasta insanların kapısını aşındırdığı bir insan olup çıkmış sonunda.

Ve Nuriye, nam-ı diğer Noraliya.

Sessiz sakin okurken kitabımı, bu büyük benzerlik dikkatimi çekti.
İkisi de hastaları tedavi eden, fakirlere yardım eden, merhamet timsali insanlar. Evliya gibi kadınlar, yazarın deyimiyle.

Ama kendi içlerinde, hiçbir şey arzu etmedikleri için keder de duymayan, hiç saadet yaşamamış, YALNIZ, YALNIZ, YALNIZ kadınlar.

Bir kişiyi güzelleştirmenin bir nesil güzelleştireceğine inanan, bir iyiliğin onlarca kişiye fayda sağlayacağına inanan insanlar.
Hani, sen bu dünyadan değilsin sanki, deriz ya, işte öyle.

Peyami Safa 'nın söylediği gibi ;
"Aranırsa dünyanın başka bir köşesinde böyle gizli azizler hâlâ bulunur."

Matmazel Noraliya' nın Koltuğu.
Özellikle psikolojik tahlillerin zirve yaptığı ve değinilen sosyal konularla, bir bütün olarak, okunması gereken bir eser.

Üç kısıma ayırmak mümkün.
Ferit ve pansiyondakiler.
Ferit ve arkadaşları.
Ferit ve Matmazel Noraliya.

Belirsiz bir zaman içerisinde ve zaman olgusunun üzerinde çok fazla durulmadan yazılmış.
Psikolojik tahlillerin yanı sıra aidiyet duygusuna ilişkin yaptığı yorumlar ve anlatımlar oldukça cezbedici.

Bu tahlillerin en kuvvetlilerinden biri de bir komünistin bakış açısıyla yazılan ;
"Ben Türk değilim, tıbbiyeli değilim, hayvan değilim, zengin değilim, fertçi değilim, cemiyetçi değilim, milliyetçi değilim.."
şeklinde devam eden kısımdır.
Özellikle sona doğru, milliyetçilik, sosyalizm, komünizm ve dinler perspektifinden 'ben' i ve liberalizmi sorguluyor.
Dünya düzeni ve insana dair farklı fikirler beyan ediyor.

Gerek olay örgüsü gerekse temalarıyla, aşk da dahil, muazzam bir kompozisyon oluşturulmuş.

Attığı ustaca düğümler ve her düğümün çözülüşündeki ekstra ehliyet hemen göze çarpıyor.

Maddeyi aşan gerçek bir var oluşla bitiyor hikaye.

Önce şiddetli bir isyan.
Sonra kendi kabuğu içine çekilen, kendini sorgulayan, suçlayan, yargılayan ve en sonunda kendini affeden ve böylece yokluğunu kabullenip kendinden kurtulan bir insanın hikayesi.

Hürriyet budur belki de.
Kendi destanının kahramanı olmak.

'İpek çorabın içinden ruhu avuçlamak..'
Aşk bu muydu peki?
Ruha o kadar çabuk ulaşılabilir miydi?
Sadece bedene atfedilen bir arzuya aşk denir miydi?
Ruh neydi peki?
İnsanı insan yapan şeydi muhakkak.
Bedenin ötesinde nefes alınan dünyaydı.
Ve bir sırdı, nefessiz bırakan..

Madde ve mana arasında savrulup duran, ruhu allak bullak olmuş bir gencin hikayesi.

Ve bir koltuk..
Bir gecede bir insanı baştan aşağı değiştiren bir oda.
Ve Matmazel Noraliya..

Mutlaka tanışmalısınız.

Keyifli okumalar.. :)
319 syf.
·Puan vermedi
Küçük yaşlardan beri çalışmaya ,kalemiyle geçinmeye mecbur kalan Safa bu eserde; çağının meselelerine uzak kalmamış hem de romana bir takım yenilikler getirmiştir.Modern roman özelliği taşıyan bu eser ,bütün eserlerinde olduğu gibi Doğu /Batı sentezini savunur. Peki Doğu/Batı sentezi nedir ?Ona göre;Doğu ruh,Batı maddedir.Ve insan tek başına ne ruh ile ne de madde ile var olabilir.O halde ikisinin sentezidir ideal olan.Bu kurguyu eserde Ferit üzerinden kurar,tıp öğrencisi olan Ferit parapsikolojik olaylar yaşar,krizler geçirir.Ve bunları akıl ile çözemez.Aslında roman mistik dünya görüşünün savunulduğu ilk eserdir.Yazarın savunduğu tez ise tek başına madde yetmez ,ruh da gerekli hatta mecburdur.Eser okuyucusu dil yönünden biraz yorabilir çünkü sanatçı edebiyatımızda tahlil yönünden güçlü bir isim .Birkaç Safa kitabı okuyan kişinin mutlak kelime hazinesi genişleyecektir.Son olarak da bu esere gerekli ün verilmeli.
319 syf.
·9 günde
Son dönemde Peyami Safa'nın üç kitabını (9. Hariciye Koğuşu, Fatih Harbiye, Sözde Kızlar) üst üste okumuştum ve şimdilik bu kadar yeter diye düşünürken 1000kitap İstanbul okuma grubunun temmuz için bu kitabı seçtiğini gördüm. Hadi dedim kendime bunu da oku...

Matmazel Noraliya'nın Koltuğu iki kısımdan oluşuyor. Kitabın baş kahramanı Ferit, tıp fakültesini bırakmış ve felsefe bölümüne geçmiş. Bir pansiyonda kalmaya başlıyor ve başına olağanüstü olaylar geliyor. Yaşadığı akıl dışı olaylar, bunu kendi materyalist kafa yapısıyla açıklayamaması, kız arkadaşıyla yaşadığı kavga, geçmişinden gelen bazı korkular derken tam bir psikolojik bunalımda. Olaylar ilginç bir şekilde devam ediyor ve Ferit'in pansiyon hayatı bitip adada Matmazel Noraliya' nın evine yerleşmesiyle ikinci kısım başlıyor. Burada tanıştığımız Noraliya'nın hayatı ise bir o kadar ilginç. Ferit'in hayatında da derin değişiklikler oluyor ve bunları okuyup görmeniz gerek.

Peyami Safa gerçekten edebî olarak bizi doyuran bir yazar, sadece mesaj verme kaygısı kitaplarında hissediliyor. Dili çok güzel kullanıyor ve okunası romanlar yazıyor. Genel olarak psikolojik tahlilleri çok iyi ve aralarda müthiş alıntılanacak tespitleri var.
319 syf.
·10 günde·Beğendi·7/10
Peyami Safa'nın anti komünist görüşünün Ferit karekteri üzerinden anlatıldığı bir romandır.Peyami Safa Ferit karakteri ile komünistleri aşalağıyıcı ve Ferit'i en sonunda doğru yola buldurup islami bir karakter yapmıştır.Yazar karakterler ve romanın olaylarında taraflıdır. Kitapta yoğun şekilde mistisizm sezilmektedir. Ferit karakteri pansiyondaki oda komşularının neredeyse hepsinin bir kusuru veya deliliği bulunmaktadır. Ağır psikolojik ve sosyolojik bir incelemenin romana dönüşmüş halidir.
319 syf.
·Beğendi·10/10
"Koruk yeşili gözlerinden ekşi bir ruh sızıyordu." Eseri okumuş olmasaydım,sırf bu cümleyi duymak bile okumama vesile olurdu.Okumadıysanız en kısa zamanda okumanızı tavsiye ederim.
319 syf.
·9/10
Peyami Safa’nın okuduğum ikinci kitabı fakat sanki diline ve fikir dünyasına evvelden aşina olduğum bir yazar. Çünkü çoğu yazarın her kitabını aynı beğeniyle okumuyorum. Ahmet Hamdi Tanpınar, Samiha Ayverdi, Nazan Bekiroğlu gibi kalemini sevdiğim yazarlardan oldu Peyami Safa.

Bu kitaba gelirsek; ruha dair tahlilleri, betimlemesi, olayların kurgusu, kullandığı kelimelerin kuvveti ve tesiri cihetiyle yine harika yine eşsiz bir yapıttı.
Hem sanat eseri, hem düşünce kitabı olmayı başaran, insanı içine çeken ve düşündüren, kitabın içinde yaşatan nadir eserlerden olduğunu düşünüyorum. Yazarın da en sevdiği kitabı olması haysiyetiyle Peyami Safa’yı tanımak isteyenlere tavsiye edilebilecek harika bir eser. :)

Kitapta kendi ruhi bunalımlarıyla kafası dağınık, bu sebeple tıp fakültesini bırakarak felsefe bölümüne geçen fakat okuluna da düzenli gitmeyen bir gencin hayat hikayesi anlatılıyor. Kaldığı pansiyondan, tanıştığı kişilere, ailedeki yetişme tarzına ve fikirlerine kadar. Tabi bu fikirlere en çok tesir edenlerden biri de pansiyonda tanıştığı Aziz bey ve onun tavsiyesiyle taşındığı adada gelişen olaylar. Bu olaylar, Ferit’in (hikayemizin kahramanı:)
pansiyondan ayrılarak kalmaya başladığı adada kiraladığı ev ile başlar. Bu ev Matmazel Noraliya adındaki Doğu- Batı, Müslümanlık-Hristiyanlık sentezinde garip hayat hikayesi olan bir hanımefendiye aittir. İlginç bir şekilde Ferit’in hayata dair olan inançlarını temelden sarsar ve değişimine sebep olur.

Güzel, etkileyici, okunası bir roman. Bol istifadeli okumalar :)
319 syf.
Bundan seneler evvel "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu" ile, ilk kez tanıştığım Peyami Safa, okuduğum her kitabında beni ruhunun apayrı bir şehrinde, bütün görkemi ve varoşlarıyla, hakikatte var olmuş gibi sevip özümsediğim ve dahi sahiplendiğim insanlarıyla, ağırlamış, bana tarifsiz memnuniyetler yaşatmıştır.

Ah Matmazel Noraliya, sanki şimdi o alçak, o küçük koltuğunda, vazgeçişin, infak edişin, hep yükselişin, hep varedişin sırlarını terennüm ediyor... Aralıksız, yorgun düşene dek adımladığı ve kendine sadece ibadet ve tefekkür imkânı veren o cam kapılı odanın bir köşesinde durup, o tatminsiz, uçsuz bucaksız hırsların elinde cansız birer bedenmiş gibi sürükleyip örseledigimiz ruhlarımızın, beş odalı ve iki mutfaklı evlere sığamamanın verdiği buhranlara nasıl tenezzül ettiğini hayretle izliyorum.

Izdırap diyorum, bizim direncimizin az ötesine isabet etse, elimizde avucumuzda ne varsa isyanın mazgallarından aşağıya yuvarladığımız... Keder... Kederi hüsranın eteğinden silkeleyen o enis rüzgâr, bir kadının Rabbiyle sonsuz derinlikte bir kurbiyet içinde yükselmesine de pek tabii mihmandar olabilir...

Eserin ne yanına değinsek, diğer meseleler sesini yükseltecektir. Zira cinnetin getirdiği Cennet söze bırakmaz kendini...

Ferit, belirsizliklerimizin vekili... Var gibi görünen idrak, heyula ile gerçeği ayırt edemez olduğunda terazinin kefeleri yalpalayadursun, bir cümle bizi o derin anlayışın surlarına çıkarabilir...

""Ben arkamdan siyah bir köpek geldiği için değil, Tahir Bey yükte yattığı için
aklımı bozabilirim."

Senelerce arkasından siyah bir köpeğin geldiğini zanneden, evde, sokakta, uyurken dahi onun varlığının vehmiyle uykuya dalamayan bir insanın, yaşlı bir muttâkinin fakirlikten büzülen dizlerini dert edinmesi kadar vicdanı ayaklandıran ne olabilir?..

Eser kâh korkudan ürperdiğiniz, kâh ilmi meselelerle dağıldınız, kâh rüya-hayâl-gerçek anaforunda yolunuzu kaybettiğiniz, kâh zihninizi takâtsiz bırakan seyriyle sizi sizden alıp uzaklara savuracak bir fikir kitabıdır... İlk etapta size Roman gibi gelebilir ama bence muazzam bir aynadır ve içinizde ki detayları sahavetle size sunacaktır...

Peyami Safa okurken, onun gibi düşünmeye, onun gibi hissetmeye ve belki onun gibi acı çekmeye başlarsınız, hızla değişen bir mekân ve zaman algısıyla olayların hakikatine nüfuz edip kitabın içinde "okur kahraman" olarak varolursunuz. Peyami Safa'nın illüzyonu da budur; Size kitapta gizil bir rol verir... Hiç yazmadan sizden ve zihninizde ki gerceklikten sözeder...

Keyifle Okuyunuz Efendim...
319 syf.
·19 günde·5/10
Peyami Safa'ya dair okuduğum ilk kitap bu değil ama bu kitabı okuyunca ilk defa Peyami Safa okuyormuş gibi hissetmekten kendimi alamadım.

Gerçekten zorlukla bitirdiğim bir kitap oldu. Konuşmaların karışık olması, alelacele kağıda dökülen hisler gibi olmuş. Belki, bu karaktere özgün bir yazım tarzıydı ama okurken kafamın çok karıştığı oldu. Daldan dala atlamak deyimi, bu kitaba uygun sanırım.

Bir de tüm karakterler ya hastalıklı ya da suçluydu. Okurken karakterlerle birlikte hafiften psikolojinizin bozulması, kitabın yan etkileri arasına girebilir.

Kitaba dair sevdiğim tek yan Matmazel Noraliya'ı anlattığı yerdi. Bir de cineyet vakası var. O da benim polisiye sever yanımdan kaynaklanıyor.

Tüm bunların sonunda; kitabı okuyun diye pek tavsiye etmem ama okuyacak olursanız da Peyami Safa'yı sadece bu kitabıyla yargılamayın derim.
319 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Peyami Safa'nın "Yalnızız" romanından sonra bir solukta okuduğum ve kendisinin de kaleme aldığı romanlar arasında en çok beğendiği kitabı. Bilgisinin kalemini Yahya Azizle konuşturmuş yazarımız bu kitapta. Ana karakter Ferid'in ise haliruhiyetini, kelimelere dökmesindeki ustalığı sizi sayfaların arasına hapsediyor adeta.
Matmazel Noraliya ve koltuğu, Ferid'in bunlarla olan bağı ve destekcisi Aziz'in olaylar üstündeki nokta atışı konuşmaları, bir ruhun aydınlanışı şeklinde kaleme alınmış romanda. Bir süre etkisinden çıkamayacağınızı ve kitabın sonunu getirmek isterken bitmesini istemeyeceğiniz sayfalar arasında kendi benliğinizden de bir parça bulacağınızı düşündüğüm okunması gereken bir Türk klasiğidir.
319 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Peyami Safa, diğer okuduğum kitaplarına göre daha ciddi bir üslup takınmış kitabında. Diyaloglardan ziyade Ferit'in iç dünyası, halüsinasyonları, pansiyondaki diğer insanlarla ilişkisi ve arkadaşı Selma ile arasında yaşananlar ilk bölümde detaylı anlatılırken ikinci bölümde bir yıl önce ölen Matmazel Noraliya ve Ferit'in sırra ulaşması anlatılır. Akıp giden bir roman olmaması nedeniyle okurken dikkat isteyen de bir kitap. Felsefik ve psikolojik satırların bolca yer alan bu roman kesinlikle okunmaya değer..
Sır nedir? Ebedîlik. Sır nedir? Allah. Sır nedir? Enerji. Sır nedir? Hayat. Sır nedir? Ruh. Sır nedir? Cevher. Sır nedir? Her ilmin ve felsefenin varlığını anladığı, mahiyetini anlamadığı meçhul. Bizi çeken o. Yaşatan ve güden o. Zekâ onu kovalıyor. Biz kovalayanı beğeniyoruz fakat kovalananı seviyoruz.
"Delilik şüphesiz aptallıktan iyidir. Delilik var olmuş bir zekanın yok oluşudur; aptallık, var olmamış bir zekanın var olmamaya devam edişidir. Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı. Aptallığın şerefli bir tarihi bile yok."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Matmazel Noraliya'nın Koltuğu
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
317
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944148382
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alkım Yayınevi
Baskılar:
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
Türk edebiyatına psikolojik öğeleri yerleştiren ilk yazarlardan olan Peyami Safa, Fatih-Harbiye ve Dokuzuncu Hariciye koğuşu gibi muhteşem eserlerinden sonra, bu defa Matmazel Noraliya'nın Koltuğu ile Alkım Yayınları'nda...

İki kültür arasında sıkışıp kalmış bir kadının çok genç yaşta hayata kapılarını kapamasının hikayesi Matmazel Noraliya'nın Koltuğu... Psikolojik sorunları olan bir gencin içindeki çalkantılarla mücadele etmek ve saklanmak için gittiği bir evde ölmüş bir kadının yürek paralayıcı hayatının, başkalarının anlatımlarıyla ve günlüklerle aydınlanmasının serüveni...

Kitabı okuyanlar 1.287 okur

  • Serife yetkin
  • Furkan Güler
  • Muhammed Said Tatar
  • Büşra Büyük
  • başak
  • Nienna
  • Canan Demir
  • Azize

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.3 (1)
9
%0.3 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları