Matmazel Noraliya'nın Koltuğu

·
Okunma
·
Beğeni
·
28,4bin
Gösterim
Adı:
Matmazel Noraliya'nın Koltuğu
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
308
Format:
Karton kapak
ISBN:
2004
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Yayınları
Baskılar:
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
Karşılaştığı bir takım olağanüstü olayları benimsediği materyalist ve pozitivist felsefelerle açıklayamayan, şüphe, tereddüt ve bunalımlar içinde kıvranan bir gencin çevresindeki bazı kişilerin telkinleri ve açıklamaları ile bunalımdan kurtulup huzura kavuşmasının hikâyesi... Materyalizmle mistisizm arasında gidip gelen beyin sancıları... Peyami Safa'nın dünya görüşü ve fikirlerini en güzel işlediği eserlerindendir
319 syf.
·11 günde·9/10 puan
Öncelikle bu inceleme diğer incelemelerime nispeten biraz daha uzun olacak, şimdiden okuyacak olanları uyarmakta fayda görüyorum. Zira kitap dolu doluydu ve birçok şey üzerinde düşünmemi sağladı. Bu yüzden biraz edebiyata dair görüşlerimi de içerisine katarak sohbet havasında bir şeyler yazmak istiyorum. Ancak sohbet ederek ve üzerine konuşularak bu eserin değerini anlayabiliriz diye düşünüyorum. Ayrıca kimilerine göre "Spoiler" özelliği olan bir inceleme olacağı için o konuda da önceden uyarıda bulunayım. Bana sorarsanız, bu tür bir kitapla ilgili spoiler olmaz. Zira ben de kitabı okumadan önce bir takım yazılar okudum ve bu yazılar kitabın lezzetini azaltmadı, bilakis artırdı. Neyse, şimdiden sonumuz hayrola.

Matmazel Noraliya'nın Koltuğu, okuduğum en kaliteli edebi romanlardan biri oldu. Buram buram kalite kokuyordu. Peyami Safa ise muhteşem bir yazar... Gerçekten de edebiyat dünyamızda çok değerli yazarlarımız mevcut aslında. Biz bilmiyoruz. Gerekli değeri vermiyoruz onlara. Kendi coğrafyamızda yaşayan veya yaşamış cevherleri göz ardı ederek dünya edebiyatının vasat denebilecek yazarlarına koşarcasına hücum ediyoruz. Oysaki insanın kendi ana dilinde okuduğu bir kitabın verdiği hazzı hiçbir çeviri roman veremeyecektir. Biliyoruz aslında; ama buna rağmen kıymetli yazarlarımıza sırtımızı dönmekten de bir türlü vazgeçmiyoruz.

Peyami Safa'nın üç romanını okudum şimdiye kadar ve belki de şu an piyasada en çok satanlar arasında dolaşan birçok kitabı cebinden çıkaracak kadar üst seviye romanlardı bunlar. Buna karşın ne Matmazel Noraliya'nın Koltuğu'nun ne de Peyami Safa'nın hakkının yeteri kadar kendilerine teslim edildiğini düşünüyorum. Maalesef gereken saygıyı görememiş durumdalar. Aslında bunda ana neden olarak biraz da Peyami Safa'nın siyasal/ideolojik duruşunun etkisi olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Fakat ben bu tarz düşüncelere karşıyım. Zira edebiyat bir sağ-sol meselesi değildir. Kaliteli edebiyat, bir sağ görüşlü yazar tarafından yazılsa da bir sol görüşlü yazar tarafından yazılsa da kalitelidir. Bizi bir edebi romanı okumaya iten ana neden, yazarın siyasi/ideolojik görüşü olmamalıdır. Örneğin, Peyami Safa'nın bu eserinde vermek istediği mesajlar ve siyasi/ideolojik görüşü benim görüşlerime ve inancıma terstir; ancak kitap muhteşem bir kitaptır. Bunun aksini iddia edemem. Eleştirme hakkım her zaman vardır. Peyami Safa'yı tabii ki eleştiririm. Düşüncelerine katılmadığımı söylerim. Fakat yazdığı bu edebi eserine dil uzatamam. Çünkü çarpılırım. Gerçekten Peyami Safa çok kaliteli bir yazar. Keşke sağ görüşlü insanlar tarafından daha çok sahiplenilse. Sonuçta edebiyatımızda tek sağ görüşlü yazarımızın Necip Fazıl olmadığı gibi, tek sol görüşlü yazarımız da Nazım Hikmet değildir. Bu yazarların/şairlerin taşıdığı flamaların arkasına geçmek mecburiyetindeymişçesine iki yazarımızdan/şairimizden birisini tercih ediyoruz. Oysaki diğer yazarlarımızı görmezden gelmek ne kadar doğrudur? Siyaseti ve ideolojileri edebiyata yahut şiire alet etmek bize ne kazandırır? Durun ben söyleyeyim, ayrıştırmaktan başka hiçbir şey...

Peyami Safa'nın müthiş bir yazar olduğunu ifade etmiştim. İkinci değinmek istediğim konu ise, yazarın muazzam geniş kelime zenginliği ile lezzetli bir edebi dile sahip oluşudur. Safa'yı okurken yepyeni kelimeler öğrenebildiğimiz gibi, bir cümle içerisinde kullanılabilecek en doğru kelimeyi seçebilme yeteneğini de açıkça görebiliyoruz. Nasıl anlatsam size? Hani bazı cümleler vardır. İçerisinde barındırdığı bir kelime o cümleye o kadar yakışır ki, hayranlıkla birkaç kez o cümlenin içerisindeki o kelimenin duruşunu izlersiniz... İşte Peyami Safa da böyle bir yeteneğe sahip. Açıkçası daha önce yalnızca bir yazarın cümlelerini, adeta bir resim tablosuna bakar gibi, seyretmekten zevk almıştım. O da Sabahattin Ali idi.

Kitaba dönecek olursak, kitap iki ana bölümden oluşuyor. Kahramanımız Ferit isimli, nihilist denilebilecek bir genç. Aslında Ferit, biraz Sigmund Freud biraz da Friedrich Nietzsche özellikleri gösteren bir karakter. Özellikle ilk bölümü okurken bu özelliklerini gayet net bir şekilde görebiliyorsunuz. Hatta Ferit isminin Freud'den alınma bir isim olduğunu bile düşünüyorum. Zira kitabın ilk cümlesi bile "Ferit, Ferid, it, id, t, d, t..." şeklinde. Bu başlangıçta "id" kelimesi de boşuna kullanılmış bir kelime değil...

Ferit 4. senesinde Tıp fakültesinden ayrılıp Felsefe'ye geçen birisi. Peyami Safa'nın Ferit için seçtiği bu bölümler de elbette tesadüfen seçilmiş olamaz. Ferit'in karakterini ve düşünce yapısını önümüze sunabilmek için güzel bir ayrıntıdır okuduğu bölümler... Ferit'in iç dünyası ise oldukça karmaşık. Ruhsal bunalımlar, sinir krizleri ve bir çeşit panik ataklar ile hayatı sarılmış bir durumda. Buna rağmen bütün olaylara materyalist, bilimsel ve pozitivist felsefe çerçevesinden bakmaya çalışan Ferit, mantığını en son zerresine kadar kullanmayı tercih ediyor.

Kitabın yan karakterlerinden biri olan Selma ise Ferit'in sevdiği kadındır. Değişik ve ilginç bir ilişkileri var. Günümüz tabiri ile "kaçan kovalanır" oynuyorlar adeta. Ferit'in yukarıda anlattığım maddeci, bilimsel ve pozitivist bakış açısı ilişkisinde de kendisini gösteriyor. Bu noktada Peyami Safa, materyalist, bilimsel ve pozitivist bakış açısının insanı bencilliğe yönelttiği savını önümüze sunuyor ve Ferit'i tam bir bencil karakter olarak gösteriyor. (İlerleyen bölümlerde neden böyle yaptığını daha iyi anlıyoruz) Yine bu noktada Peyami Safa'nın kitabın sonunda vermek istediği mesaja ulaşabilmek için materyalist, bilimsel ve pozitivist düşünceyi fazla yerdiğini ve bu derece bencilliğe sürüklediği konusundaki görüşlerine katılmadığımı peşinen söylemeliyim. Zira bütün kitap bu düşünce üzerine kurulu.

Neyse, Ferit isimli arkadaş, Selma ile yolda yürüdükleri bir gün onu bir apartmanın karanlık köşesine doğru çekiyor ve zorla öpmeye çalışıyor. Neymiş efendim, Selma kırmızı ruj sürmüş, bacakları açıkmış, neden kendisine bir öpücük vermesinmiş... Selma tarafından pek tabii reddedilen Ferit, bu durumu mantıksız buluyor. Selma'yı akılsızlıkla suçluyor. Hatta günümüz tabiri ile Selma'ya "Kezban" yaftasını vuruyor. Bu noktada Ferit, "İştah niçin aleni de şehvet gizli?" diye soruyor bizlere. Yani hayvani isteklerini dizginleyemeyen Ferit bu isteklerini alenen tatmin etmenin hiç de ayıplanmaması gereken bir şey olduğunu söylüyor.

Kitabın ikinci bölümünde ise, Ferit bir anda adeta 180 derece değişiyor. Değişimin sebebi olarak kitapta, ilahi varlığın tecellisi gösteriliyor. Çünkü yaşadığı ruhsal bunalımlar, sinir krizleri ile bir takım tesadüflere materyalist/bilimsel açıdan cevap arayan Ferit büyük bir değişim geçiriyor ve yaşadıklarını ilahi bakış açısı ile yorumlamaya ve doğru yolu bulmaya başlıyor. Bu şekilde hareket ederek bencillikten de uzaklaşıyor ve bencillikten uzaklaşması onu Allah'a daha çok yakınlaştırıyor.

Peyami Safa, Ferit'in hayata bakış açısının değişmesiyle davranışlarının da değişmesini çok güzel bir şekilde tasvir etmiş, bunu açıkça kabul etmek gerekir. Hatta daha önceden tamamen cinsel bir meta, yatakta kullanılması gereken bir alet olarak gördüğü Selma ile evlenmek aklının ucundan bile geçmezken ona aşık olur ve onsuzluğu hayal dahi edemez. Bu noktada Ferit kendisini Allah'a adamaya başlamışken Selma çıkar gelir ve Ferit ile birlikte olmak istediğini söyler. Hatta Ferit'in yatağına kadar girer. Ancak kendisini Allah'a ve iç huzuruna adama yolunda adımlar atmaya başlayan Ferit ise Selma'yı reddeder ve ironik bir durum ortaya çıkar. Yani Ferit, başta sadece cinsel güdülerle hareket eden bir ''hayvanken'' Selma ruh peşindedir. Daha sonra ise roller değişir, Selma ''et parçası'' olmayı kabul ederken Ferit ''ruh'' istediğini söyler. Roller değişmiş olmasına rağmen sonuç değişmez,ilk seferinde kaçan Selma yine kaçar. Ferit ise daha sonra bu hareketinden pişman olur, kahrolur ve sahile bira içmeye gider. Yine bu noktada kendisini imana yönlendirmiş bir genç olan Ferit'in Selma'yı reddettikten sonra Selma'nın bacaklarını düşünerek bira içmesi eleştiriyi hak eden bir konudur. Sanırım Ferit tam bir ikizler burcu erkeği. Bence bunun başka açıklaması olamaz.

Nihayet gelelim "Matmazel Noraliya'nın Koltuğu"na... Peki ama bu koltuk nedir? Bu koltuk Ferit'in iç huzurunu, dolayısıyla imanlı bir gence dönüşmesinin yolunu açan, bencilliğini terk ederek onu Allah'ı düşünmeye sevk eden koltuk olarak tasvir edilir kitapta. Sembolik bir anlama sahip yani.

Kitabın sonlarına doğru bir diğer yan karakter Aziz ile Ferit arasındaki sohbet ise muazzam lezzetlidir. Sanırım Peyami Safa düşüncelerini ve inancını Aziz karakteri ile okuyucunun önüne sunmuş ve gerçek düşüncelerini tam olarak ifade etmiş. Sadece bu konuşmalar için bile kitabın okunması gerekir diye düşünüyorum.

Kitabın vermek istediği mesaj kaygısı olmasaydı efsane bir esere dönüşebilirdi diye düşünüyorum. Ayrıca Ferit'teki değişimlerin 6 ile 10 gün gibi kısa bir süre aralığında gerçekleşmesi, kitabın inandırıcılıktan uzaklaşmasını ve asıl amacın Peyami Safa'nın mesajlarını vermek olduğunu düşündürtüyor. Yine de bütün eleştirilerime ve karşı çıkışlarıma rağmen eserin çok kaliteli bir edebi eser olduğunu açık yüreklilikle söyleyebilirim. Keşke 700-800 sayfalık bir eser yazarak daha doyurucu bir kitap yazsaydı Peyami Safa diye düşünmeden edemiyorum.
319 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10 puan
İş bu inceleme dostlarıma bir ince sitemimdir.

Merhabalar,
Bu incelemeye kendimi kınamakla başlamak istiyorum, yıllar var bu kitabı alalı ve Peyami Safa’nın kişiliğinden pek hoşnut olmadığım için önyargılı davranıp hiç okumaya niyetlenmedim, he neden aldın derseniz o zaman ismini ve içimde geçen bi alıntıyı beğenmiştim. (evet kapağına, ismine bakıp kitap almayı severim)

Neyse, ne diyorduk, önyargılar. Hayatta belki de gözden, elden kaçırdığımız her şeyin müsebbibi önyargılarımız, he kimi filozof bunu iyi yorumluyor, kimi tükaka diyor, bakışaçısı size kalmış. Ben önyargılarım yüzünden Peyami Safa gibi, bence Türk edebiyatının en iyi edebiyatçılarından biriyle bu yaşımda tanıştım. Bu nasıl bir dünyevi bakış açısı kuvvetidir, bu nasıl bir edebi kalem kuvvetidir, bu nasıl bir insan, ruh, felsefe, metafizik tasavvurudur, ben okurken büyülendim. Dedim ya hiç ummadığım bir yazarın beni böylesine çılgına çeviren, ruh halimi deveran eden satırlarını okumak bende kısa bir şok etkisi yaratmadı değil. Hayatımın karmaşık bir döneminde hayatımın en güzel eserlerinden birini okudum. Yani bıraksanız burda sabaha kadar kitabı övebilirim ama konumuz bu değil.

Bir ay kadar sonra bu sitede 3. yılımı dolduracağım, hiç hakkını yiyemem çok güzel insanlar tanıdım. Sıradan hayatımda karşılaşamayacağım kadar iyi okurlarla oturdum, kalktım, hasbihâl ettim. Yalnız bu sitede ve hayatın genelinde karşıma okurların bir noktadan sonra, en çok, en iyi, en edebi, en sular seller gibi, en, en, en.... dalgasına kapılıp kibirden burnunun ucunu göremez hale geldiklerine şahit oluyorum. Önceleri inanın bu umrumda olmazdı çünkü ben pek insanları umursamam. Ama iş öyle bir raddeye ulaşmış ki, sevdiğim insanların bazı yorumladığını gördükçe gittikçe anlamsız bir kaygıya dönüşmüş okuma hallerine şahitlik ettikçe, hayretler içinde kalıyor ve üzülüyorum. Kimse bir yazarın karakterini sevmek zorunda değil, herkes her yazarı okumak zorunda değil, hele hele edebiyattan anlarmış gibi ortayolculuk yapmak hiç hoş değil, geçenlerde Yaşar Kemal, Orhan Pamuk kıyası yapılan bir yorum gördüm, ( edebiyat bilen biri, Yaşar Kemal’in eserlerinde edebi bir kaygıdan çok toplumcu bir yazar olduğunu, hayatının temel taşının mücadele olduğunu, Orhan Pamuk’un postmodern bir yazar olup her romanını ayrı bir teknikle yazdığını, hayatınızda hiç bi döneminde mücadele etmemiş sadece edebiyat için yaşamış bir burjuva olduğunu bilir. Bu kıyas cahil işidir, ya da kibir.)

Her okur elbet kendi eleştirisini getirmelidir okuduğu bir kitaba, ama şimdi çıkıpta hem altını dolduramayıp, hem yancı bulup bir yazarı kötülemecilik okunan onca kitabın kusura bakmayın bir b*ka yaramadığı anlamına gelir. Bunu burda sevdiğim insanların yapması beni üzdüğü için bu yorumu yazma gereği duydum. Neyi, ne kadar, ne sürede okuduğunuz kimsenin umrunda değil, burda kitap sayısı peşinde koşmanız anlamsız ve beyhude, iyi edebiyat birazda okuduklarından ne süzdüğüne bağlıdır. Bazen koca kitapta tek bir satır, bazen incecik bir kitapta onlarca satır. Bu kadar kibire hiç gerek yok, insanız ve öleceğiz.

Kendinize gelin!
319 syf.
·8 günde·7/10 puan
Peyami Safa ya benzeyen Türk yazarımız sanırım yok. Belki siz de okurken başta dosto. olmak üzere birkaç yazarı onda görmüşsünüzdür. Eser yalnızız da olduğu gibi tıbbı terimler ve en sevdiğim yönüyle eski Türkçe kelimeleri, gerilimler, fazlaca sürükleyici yerleri, felsefe ve siyasi kısımlar da olmak üzere dolu dolu bir eserdi. Biraz okuması sabır istiyor. Sonlarda belki 20 syf kala kaç defa ara verdiğimi hatırlamıyorum oraya kadar emek veren okuyucuya bir kolaylık sağlayıp biraz daha basit ve felsefeye çok girmeden kapanışı yapabilirdi. Çünkü son kısım önemlidir akılda bizatihi en çok kalan yerdir. Kitaba yargınızın büyük yüzdesi son kısma bağlıdır.(yani sizi sıkmamamalıdır)
Peyami Safa ayrıca burada kendisini anlatmakta hem sağ hem sola kaymakta hem maddeci hem maneviyatcı.. Aslında o arada kalmayı seviyor ikisinden de kopamıyor çok dini bilgileri de bulunmakla birlikte tekrar eski ben'ine de dönebilmekte(gerçek yaşamını da öyle görmekteyim)
Bu durumu pek etkili bulamıyorum. Arada kalma hali var. Yada ruha bu kadar kolay erişmesini de gerçekçi bulamıyorum bu da onu yerinde sağlam tutmayıp eski düşüncelerine döndürebilmekte, bu tür insanlar çok bulunmakta hatta bizler de bazen yaşamaktayız.
Sanki içkili sofradan yemek duasıyla ayrılır gibi
Ve bu gitgeller dini kullanmalar münafıklığa eriştirmekte bu bilip yapmamaları tövbesiz günahlar maneviyattan haz alıp yine O'na varamamalar eşlik etmekte. Bir kök salamamak. Ders alınacak bir eser.. Hayat geçiştirilmiyor.. Ben başroldekini değil Feridi değil feridin etkilendiği şahsiyetleri sevdim onlar bize daha yakın ve gerçekçi geldi feritten ziyade..
Bildiğimizle amel etmek niyetiyle.
Herkese iyi okumalar
319 syf.
·16 günde·8/10 puan
Şimdiden uyarıyorum, kitabı mutlu olduğunuz bir zaman diliminde okumayınız. Zira ilk bölümdeki Ferit’in geçirdiği buhranları okurken onunla beraber siz de geçirebilirsiniz. Yazarın tahlilleri, tasvirleri o kadar güçlü ki istemeseniz de siz de Ferit ile beraber zihninin kuyularında dolaşıyorsunuz. Zaten Matmazel Noraliya’nın Koltuğu anlatım tekniği ve olay örgüsü bakımından bütün eleştirmenlerce Türk edebiyatının en ciddi psikolojik romanı olarak kabul ediliyormuş.
Kitap bir bakıma materyalist ve pozitivist bir bakış açısıyla yaşadıklarını, buhranlarını ve de gördüğü halüsinasyonlarını açıklamaya çalışan Ferit’in zamanla ve kitaptaki diğer karakterlerin yardımıyla çizgisinin mistik bir yapıya evrilmesini konu ediniyor. Bizim Peyami Safa kitabın son kısmında karakterler üzerinden kendi ideolojisini ve ahlak dersini okurlara dayatmış da denilebilir.
Ferit’in dönüşümüne ortak olmak isterseniz, mutsuz zamanlarınızın yoldaşı olmaya hazır bir roman Matmazel Noraliya’nın Koltuğu.
320 syf.
·7 günde·9/10 puan
Öncelikle böyle bir eseri kendi dilimizde okumanın büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Edebiyatımızın nitelikli, dili yetkin kullanan yazarlarının olduğunu görmek mutluluk verici. Peyami Safa'da bu kitabında mükemmel bir anlatımla ve psikolojik analizle ortaya güzel bir eser çıkarmış. Gayet keyif verici bir kitaptı.
319 syf.
O BİR OCAKLI!!


Büyü gibi yemyeşil gözleri ve sıcacık sesiyle hoşgörünün diğer adı. Genetik olarak geçen bazı özellikler yanında çok şey öğrendim kendisinden.

O bir ocaklı!
Babaannem.
Birine el vermesi gerekiyordu.
Ve bana el vermediğine göre kime el verdi acaba diye de düşünmeden edemiyorum. Ama mevzu bu değil tabi. :))

Muhtemelen ırsi bir hastalıktan dolayı, doğurduğu ikiz çocuklardan biri hep ölen, bu şekilde üç çocuğunu toprağa vermenin acısıyla omuzları çöken bir kadın. Çevresinde ocaklı olarak bilinirmiş. Bir nevi alternatif tıp profesörü. :)

Mide ağrısından baş ağrısına pek çok hastalığa dokunarak şifa verdiğine inanılmış. Senelerce hasta insanların kapısını aşındırdığı bir insan olup çıkmış sonunda.

Ve Nuriye, nam-ı diğer Noraliya.

Sessiz sakin okurken kitabımı, bu büyük benzerlik dikkatimi çekti.
İkisi de hastaları tedavi eden, fakirlere yardım eden, merhamet timsali insanlar. Evliya gibi kadınlar, yazarın deyimiyle.

Ama kendi içlerinde, hiçbir şey arzu etmedikleri için keder de duymayan, hiç saadet yaşamamış, YALNIZ, YALNIZ, YALNIZ kadınlar.

Bir kişiyi güzelleştirmenin bir nesil güzelleştireceğine inanan, bir iyiliğin onlarca kişiye fayda sağlayacağına inanan insanlar.
Hani, sen bu dünyadan değilsin sanki, deriz ya, işte öyle.

Peyami Safa 'nın söylediği gibi ;
"Aranırsa dünyanın başka bir köşesinde böyle gizli azizler hâlâ bulunur."

Matmazel Noraliya' nın Koltuğu.
Özellikle psikolojik tahlillerin zirve yaptığı ve değinilen sosyal konularla, bir bütün olarak, okunması gereken bir eser.

Üç kısıma ayırmak mümkün.
Ferit ve pansiyondakiler.
Ferit ve arkadaşları.
Ferit ve Matmazel Noraliya.

Belirsiz bir zaman içerisinde ve zaman olgusunun üzerinde çok fazla durulmadan yazılmış.
Psikolojik tahlillerin yanı sıra aidiyet duygusuna ilişkin yaptığı yorumlar ve anlatımlar oldukça cezbedici.

Bu tahlillerin en kuvvetlilerinden biri de bir komünistin bakış açısıyla yazılan ;
"Ben Türk değilim, tıbbiyeli değilim, hayvan değilim, zengin değilim, fertçi değilim, cemiyetçi değilim, milliyetçi değilim.."
şeklinde devam eden kısımdır.
Özellikle sona doğru, milliyetçilik, sosyalizm, komünizm ve dinler perspektifinden 'ben' i ve liberalizmi sorguluyor.
Dünya düzeni ve insana dair farklı fikirler beyan ediyor.

Gerek olay örgüsü gerekse temalarıyla, aşk da dahil, muazzam bir kompozisyon oluşturulmuş.

Attığı ustaca düğümler ve her düğümün çözülüşündeki ekstra ehliyet hemen göze çarpıyor.

Maddeyi aşan gerçek bir var oluşla bitiyor hikaye.

Önce şiddetli bir isyan.
Sonra kendi kabuğu içine çekilen, kendini sorgulayan, suçlayan, yargılayan ve en sonunda kendini affeden ve böylece yokluğunu kabullenip kendinden kurtulan bir insanın hikayesi.

Hürriyet budur belki de.
Kendi destanının kahramanı olmak.

'İpek çorabın içinden ruhu avuçlamak..'
Aşk bu muydu peki?
Ruha o kadar çabuk ulaşılabilir miydi?
Sadece bedene atfedilen bir arzuya aşk denir miydi?
Ruh neydi peki?
İnsanı insan yapan şeydi muhakkak.
Bedenin ötesinde nefes alınan dünyaydı.
Ve bir sırdı, nefessiz bırakan..

Madde ve mana arasında savrulup duran, ruhu allak bullak olmuş bir gencin hikayesi.

Ve bir koltuk..
Bir gecede bir insanı baştan aşağı değiştiren bir oda.
Ve Matmazel Noraliya..

Mutlaka tanışmalısınız.

Keyifli okumalar.. :)
319 syf.
·6 günde·7/10 puan
En başlarda ne anlatıyor bu adamcağız acaba, heralde bir yere varmayacak diyerek okusam da sonradan hikaye çok güzel bağlanıyor . Tek eleştirim keşke sayfa altlarında onlarca eski kelimenin tercümesini vermek yerine günümüz Türkçesi ile güncellenerek yazılmış olsaydı...
319 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
İlk Türk psikolojik gerilim romanı da diyebileceğimiz Matmazel Noraliya'nın Koltuğu, buhrandan buhrana sürüklenen ana karakterimizin bir pansiyonda kaldığı 6 günlük sürede yaşadığı garip olayları ve sonrasında Adalar'da taşındığı bir konakta başına gelen bazı mistik olaylara karşı tepkilerini anlatıyor. Ben kitaba bayıldım ve yer yer eski Türkçe'nin hakim olduğu zor diline rağmen kitaba kapılıp gittim. Ana karakterin psikolojisi ve ruh halindeki gitgeller öyle muhteşem aktarılmıştı ki hayran kaldım Peyami Safa'nın kalemine.
319 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Ferit, tıp fakültesini yarım bırakıp felsefeye devam eden bir genç. İç dünyası oldukça karışık. Kitabı okurken siz de bu iç dünyanın inişli çıkışlı ruh haline bürünüyorsunuz.(Aman dikkat!) Yalnız değil tabii ki. Pansiyonda ki oda komşuları var ve neredeyse hepsinin bir deliliği mevcut. (Ben en çok Babuş'u sevdim evlat❤) İşte bu bölümde Ferit'in ruh hallerine ortak olurken, pansiyonda ki insanlarında Ferit ile olan diyalogları ile onları gözlemleme ve psikolojik tahliller ile tanıma fırsatı buluyorsunuz.

İkinci bölüme geldiğimde merak ettiğim kitabın isminin neden #matmazelnoraliyanınkoltuğu olduğunu anladım. Ferit bu bölümde âdeta kendi öz benliğine dönüş yapıyor. Ve o gelgitli ruhsal bunalımlarından doğru yola islama yönlendirerek çıkış yolunu buldurmuş karaktere #peyamisafa

Okuduğum ve tekrar okuyacağım üçüncü kitabı idi. Çok çok farklı, zor, derin, kafa yoran bir eserdi. Betimlemeler harika idi. Kitabın sonunda dedim ki, hayat keşmekeşi işte kitaptaki her bir karakter gibiyiz. Sonunda Ferit gibi ruhumuzu teslim ederiz ait olduğu yere...
312 syf.
Peyami Safa...
Okudukça eserlerini; iyi ki bizden, iyi ki bizim diyorum. Bilgisine, uslubuna her dem hayran kaldığım bir yazar...
Edebiyat dünyasına psikoloji, sosyoloji, felsefe inceleme, deneme gibi çeşitli alanlarda eserler bırakan değerli bir yazarımız Peyami Safa...
Matmazel Noraliya' nın koltuğu kitabına gelirsek yoğun bir psikolojik roman olmasına rağmen dönemin toplumsal yapısına da değinen bir kitap. Açık söylemek gerekirse kitabın adına yönelik merakım oldukça fazlaydı. Ve hikayesini de öğrenince merakıma değdi doğrusu.
Roman iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde çeşitli sebeplerden ötürü buhranlar yaşayan , ana karakter Ferit'i ve çevresindeki insanları çok az diyaloglar, bol tespit ve psikolojik tahliller eşliğinde tanıyoruz. Materyalist ve hedonist düşünce yapısıyla insanlara yaklaşan Ferit romanın ikinci bölümünde, yaşadığı büyük değişimle insanları önemseyen, değer veren "ruh"çu bir şahsiyete bürünür. Ve bu değişim sürecinde de Matmazel Noraliya'yı tanıyoruz.
Olayların odak noktası Ferit olduğu için Olay örgüsüne bağlandıkça Ferit'in gözlerinden görmeye başlıyorsunuz her şeyi. Bu yüzden romanda geçen o yoğun parapsikolojik olaylar sizi etkisi altına alabilir. Ferit'in kendi karanlık duvarını yıkıp benliğini bulma yolundaki adımları güçlendikçe de hikayedeki o yoğun sisin dağıldığını yani Ferit karakterindeki ruhsal iyileşmeyi hissedebiliyorsunuz.
Psikolojiye hükmeden ayrıca düşündüren eserler okumayı seviyorsanız, listenize ekleyin.
320 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Ferit, ferit, id, id...
Ferit'in iç dünyasına, ruhunun derinliklerine bir yolculuk. Yaşadığı içsel çatışmalar, buhranlar, gelgitler...
Kitabın sonlarına doğru tanıştığımız, kitaba adını veren, içinde çırpındığı tezatlar ve feleketler ile Matmazel Noraliya,Nuriye.

'Bahtiyar olmaya alışmamış insanların, her saadetin arkasında pusu kuran fena talihlerin bir suikastinden ürkmelerine benzeyen sebepsiz bir korku içinde sevincini frenliyordu.'
Keyifle okudum, okumadıysanız tavsiye ederim.
Dipnot: Ferit'i, içsel çatışmaları, yaşadığı sıkıntıları, sürekli kendini yargılaması ile, Raskolnikov' a benzettim.
319 syf.
·15 günde·Beğendi·7/10 puan
Roman Osmanlı'dan beri süregelen karma toplum yapısının yeni Cumhuriyet dönemine yansıması atmosferi üzerine oturtulmuştur.

Etnik kökenleri ve eğitimleri birbirlerinden çok farklı insanların bir araya gelerek bir Cumhuriyet kurması, yeni kurulan rejimle beraber Osmanlı aydınının bölünmüşlükleri, siyasal ve felsefi bir takım düşüncelerin ışığında yoğurulan karakter çeşitlemesiyle Matmazel Noralya'nın Koltuğu Türk edebiyatında okunması gereken eserlerden biridir.

Roman iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Tıp eğitimini bırakan Ferit'in psikolojik buhranları, nevrozları dikkat çekmektedir. Bu buhranların dayandırıldığı temel sebep ise bir amaca bağlanamayan, ruhunu maddeye satan insanın savruluşudur. Burada yazar dönemin materyalistliğine dikkat çekmektedir.

İkinci bölümdeyse Ferit maddeden ruha geçer. Bu geçiş Matmazel Noralya'nın Koltuğu vasıtasıyla sağlanır. Burada mistik güçlerin dünyadan bağımsız olamayacağı görüşü ve ruhun Allah inancıyla sağlamlaştırılması üzerinde yoğunlaştırılmıştır. Bu raddeden sonra karakter içinde bulunduğu kaostan düzene geçmiştir ve artık başka bir insan olmuştur.
Romanın kurgusunun içerisine sıkıştırılan dönem eleştirileri romana başka bir bakış açısı da sağlamaktadır. Peyami Safa yasaklanan Cinci hocaların, alimlerin durumunu Matmazel Noralya üzerinden gerekçelendirmiştir. Her şey bilimle açıklanamaz , görüşünü güçlendirmek için de bilimin direkt bir neferi olan, Tanrı'nın ölümünü gerçekleştiren doktorluk mesleğini seçmiştir. Bu mesleği yarıda bırakan baş karakterin Allah'a inanarak düzene girmesi yazarın amaçlarını çok bariz bir şekilde açık etmektedir.
Romanın dili, atmosferi okuyucuya keyifli gelmekte, Türk edebiyatı için örnek oluşturmaktadır. Fakat amaçlı yazılan her roman gibi karakterlerin evrim süreçlerinin o amaca hizmet etmekteki bariz kolaycılığı beni rahatsız eden önemli hususlardandır. Roman sonunun da Ferit'in istenen değişikliğe uğradıktan sonra bir anda gelmesi hoşnut olmadığım bir durumdur.

Öz olarak baktığımızda dönem eleştirisi, mistik ögeler, okuyucuyu bir tarafa yöneltme gayesi içerisinde dilin mükemmel kullanımıyla harmanlanmış önemli bir eserdir.
...alâkalandığımız birisi, bizden uzaklaştıkça ayağı realiteden kesilir. Yani gözümüzün önünde olmadıkça, o gerçek değildir. Ve araya giren zaman ve mesafe onu buharlandırır.
Artık yalnızım, yalnız, yalnız... Ucu bucağı görünmeyen okyanusların karanlık dalgaları üzerinde âvâre yüzen bir çöp gibi yalnız...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Matmazel Noraliya'nın Koltuğu
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
308
Format:
Karton kapak
ISBN:
2004
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Yayınları
Baskılar:
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
Karşılaştığı bir takım olağanüstü olayları benimsediği materyalist ve pozitivist felsefelerle açıklayamayan, şüphe, tereddüt ve bunalımlar içinde kıvranan bir gencin çevresindeki bazı kişilerin telkinleri ve açıklamaları ile bunalımdan kurtulup huzura kavuşmasının hikâyesi... Materyalizmle mistisizm arasında gidip gelen beyin sancıları... Peyami Safa'nın dünya görüşü ve fikirlerini en güzel işlediği eserlerindendir

Kitabı okuyanlar 4.024 okur

  • Halil Esen
  • Huri ozcelik
  • kayıtsız
  • Arzu Ekşi
  • Seyit Ahmet topçu
  • Sibel
  • Lavinia

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları