Mâverdî'nin Siyâsetnâmesi (Dürerü's-Sülûk fî Siyâseti'l-Mülûk)

·
Okunma
·
Beğeni
·
77
Gösterim
Adı:
Mâverdî'nin Siyâsetnâmesi
Alt başlık:
Dürerü's-Sülûk fî Siyâseti'l-Mülûk
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
196
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751741875
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye Yazma Eserler Kurulu Başkanlığı Yayınları
Mâverdî'nin siyaset düşüncesine dair eserleri arasında yer alan bu eser Büveyhiler hükümdarı Bahâüddevle b. Büveyhî, Ebû Mansûr Ahmed b. Adudüddevle b. Büveyhî'ye (ö. 403/1012) takdim edilmiştir. Eserinin girişindeki ifadelere bakılacak olursa müellife göre Allah insanları yaratıp faklı sınıflara ayırmış, sonra onlardan bazılarını râî (yönetici) kılıp ve bunların raiyyeti korumasını gerekli görerek bu raiyyete de yöneticilere sıdk-ı taatini zorunlu kılmıştır. Ve onu kendisiyle kulları arasında vasıta yapıp, kulları ile arasında da ondan başka hiç kimseyi (aracı) kılmamıştır. Sonrasında müellif melikü'l-mülûk'a, hakkı-ı raiyyet, hakk-ı saltanat, hıfz-ı hukûk vb. hususlara değinirek eserinin "siyaset cümleleri"ni/cümelü's-siyâset ihtiva ettiğini belirtir. Eserde bu anlamda râinin sahip olması gereken bazı ahlâki vasıflar/ahlâku'l-melik ve hükümdarların siyaseti/siyâsetü'l-melik konularına değinmiş ve konular hikmetli sözler, şiirler, nükteler, hikayeler, hadisler vb. örneklerle anlatılmıştır. Keza eser ahlâkü'l-melik ve siyâsetü'l-melik olmak üzere iki bab üzere tertib edilmiştir. Müellif girişte eserin isimlendirilmesinden bahsederken "tercüme" ifadesini kullanmaktadır. Bununla eserin tercüme eser olduğu kastedilmemiş olup, daha ziyade bu ifade "semeyytü/سميت بـ" anlamında kullanılmıştır.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Nuşirevân(Nuşirevan-i Adil) şöyle demiştir:
“Ben bu dereceye sekiz hasletle ulaştım.
1.Hiçbir emir ve yasakta
asla şaka yapmadım.
2.Verdiğim hiçbir sözden ve ettiğim hiçbir tehditten dönmedim.
3.Nefsime uymaksızın [kifayeti esas alıp görev verdim.]
4.Faydalı olanı yerine getirdim. 5.Öfkemden dolayı değil, terbiye
etmek için cezalandırdım.
6.Cürete varmayacak ölçüde çok sevmeyi, kine varmayacak derecede korkmayı halkın gönlüne yerleştirdim.
7.Gereksiz ödemeleri kestim.
8.[Böylece] erzakın daha fazla kişiye ulaşmasını sağladım.”
İdareciler akıl ve takvâ sahibi güvenilir kişiler ile istişare yapmalıdır. Tek görüş yanlış yapabilir, tek akıl doğrudan sapabilir. Akıllı idareci kendi aklı
ile âlimlerin görüşlerini birleştiren kişidir. Çoğunluğun bir görüşte yanılması daha nâdirdir. Ancak istişare edilen kişilerin bir araya getirilmesi tek bir görüşün ortaya çıkmasına neden olabilir; bu hususa dikkat edilmelidir.
İstişare sonucunda son karar doğal olarak idarecinindir.
Filozof hükümdarlardan dördü yaydan atılmışçasına dört söz söyledi:
Rum hükümdarı “Âlimlerin ilminin en üstün mertebesi susmaktır.” dedi.
Fars hükümdarı “Bir söz söylediğimde, ben söze değil, söz bana hâkim olur.” dedi.
Hind hükümdarı “Gücüm, söylediğim sözü engellemekten daha çok söylemediğim sözü engellemeye yeter.” dedi.
Çin hükümdarı “Konuşmaktan dolayı pişman oldum ama susmaktan dolayı hiç pişman olmadım.” dedi.
Bilinmeli ki susmaya olan ihtiyaç konuşmaya olandan daha fazladır. [Çünkü susma ihtiyacı kalıcı, konuşma ihtiyacı ise geçicidir.] Bu sebeple akıllı kimsenin her durumda konuşmasından daha çok genelde susması gerekir.
İnsan kendi nefsini yönetme (siyâset) ile işe başlarsa başkalarını yönetmede daha güçlü olur. Kendi nefsini denetlemeyi ihmal ederse, başkalarını
ihmal etmesi daha mümkün olur.
Önceki filozoflardan biri şöyle demiştir: “Nefsini yönetmeye başlayan
kişi insanları yönetmeyi idrak eder.”
Bir atasözünde de şöyle denilmiştir: “Kendi nefsine sözünü geçiremeyen
hiçbir akıl sahibinin başkasından itaat beklemesi doğru değildir.”
Aynı şekilde Peygamber (salât ve selâm üzerine olsun) de “Güçlü, kendi
nefsine hâkim olan kimsedir.” buyurur.
Filozoflardan biri de “Kendi nefsinden hoşnut olan kimse kendisine karşı insanların öfkesini celbeder.” der
İnsan, yakın olduğu kimselerin özelliğini taşır ve arkadaşlık yaptığı
kişilerin fiilleri kendisine nispet edilir. Peygamber de (salât ve selâm üzerine olsun) böyle buyurmuştur: “Kişi dostunun dini üzere olur.”
Yine o şöyle buyurmuştur: “Kişi sevdiği ile beraberdir.”
Filozoflar “Dostu hakkında ne
düşünülüyorsa kişi hakkında da o düşünülür.” derler.
Rivayet edildi ki filozoflardan biri çok konuşup az susan bir adam gördüğünde ona “Yüce Allah, dinlediklerin konuştuklarının iki misli olsun diye sana iki kulak ve bir dil verdi.” demiş. Konuşma ihtiyacı doğarsa, insan sözünü iyice ölçüp biçmelidir. Denildi ki dil, insanın ölçüsüdür. Konuşmak isterse
çok konuşmaktan kaçınmalıdır. Çünkü çok konuşup da çok pişman olmayan kimse azdır.
Şöyle denilmiştir: “Kimin sözü çok olursa günahları da çok olur.” Kişinin kendi güzel sözlerinden ve doğru konuşmasından hoşnut olması uygun değildir. Çünkü bundan hoşlanması çok konuşmasına yol açar.Denilmiştir ki:
“Kendi sözü hoşuna giden kimsenin işi yolunda gitmez.”
Anlatıldığına göre Fars hükümdarlarından biri bir yazı yazıp bunu vezirine verir ve: “Öfkelendiğim zaman bunu bana ver.” der. Orada şöyle yazılı idi: “Senin öfkeyle ne işin var? Sen bir ilah değil, ancak bir beşersin. Yeryüzündekilere merhamet et ki gökyüzündekiler de sana merhamet etsin.” O [Fars hükümdarı] bunu, sadece kötü sonuçlarından ve büyük zararından endişelendiği için öfkesi yatışsın diye yapıyordu.
Yardımcıları seçerken dikkat edeceği en önemli kıstas ehliyettir. Kişileri yeteneklerinin üstünde veya altında bir göreve getirmemelidir. Büzürcmihr’e “İçlerinde senin gibi birisi olduğu hâlde Sâsânî hanedanı nasıl istikrarsızlaştı?” diye sorduklarında şu şekilde cevap verir: “Çünkü onlar büyük işlerde çapsız işçilere başvurdular, sonunda olan oldu.” Ehil olmayan bir kişiye birilerinin araya girmesi veya hatır için görev verilmemelidir. Hatta yeterli ehliyete sahip değillerse oğullar babalarının makamına geçirilmemelidir. Eğer hükümdar böylesine bir oğlunu mükâfatlandırmak isterse mal
vererek ödüllendirmeli,kesinlikle devlet işlerinin başına getirmemelidir.
Methedenler bunu kendileri için bir süs sanırlar, fakat sonuçta o bir leke olur. Methedilen kişi de kendi doğru bilgisine rağmen onların yalan sözleriyle hüküm verir. Böylece o methedenlere, kendisiyle alay edilmesine götüren bir yol açmış olur. Bu yüzden
Nebî (salât ve selâm üzerine olsun) şöyle buyurmuştur: “(Sizi) övenlerin
yüzlerine toprak serpiniz.”
Nüşirevan’a “Övüldüğünüz zaman övgüyü niye hafife alıyorsunuz?” denildi. O da “Çünkü biz daha çok yerilmeyi hak ettiği hâlde övülen kimseler gördük.” dedi.
Denilmiştir ki iyilik yapma konusunda insanlar dört sınıftır: 1- Bazıları iyiliği kendiliğinden yaparlar. 2- Bazıları iyiliği başkalarına uyarak yaparlar. 3- Bazıları mahrum bırakmak için iyilik yapmazlar. 4- Bazıları canları öyle istediği için iyilik yapmazlar.

Asil insanlar, kendiliklerinden iyilik yapanlardır. Başkasına uyarak iyilik yapanlar hikmet sahibi kimselerdir. Mahrum bırakmak için iyilik yapmayanlar bedbahtlardır. Canları öyle istediği için iyilik yapmayanlar ise bayağı insanlardır.
Hikmetli bir atasözünde şöyle denilmiştir: “Asılsız haber götüren ya haber götürdüğü kişiye yalan söylemiş ya da aleyhinde haber uydurduğu kişiye hainlik etmiştir.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mâverdî'nin Siyâsetnâmesi
Alt başlık:
Dürerü's-Sülûk fî Siyâseti'l-Mülûk
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
196
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751741875
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye Yazma Eserler Kurulu Başkanlığı Yayınları
Mâverdî'nin siyaset düşüncesine dair eserleri arasında yer alan bu eser Büveyhiler hükümdarı Bahâüddevle b. Büveyhî, Ebû Mansûr Ahmed b. Adudüddevle b. Büveyhî'ye (ö. 403/1012) takdim edilmiştir. Eserinin girişindeki ifadelere bakılacak olursa müellife göre Allah insanları yaratıp faklı sınıflara ayırmış, sonra onlardan bazılarını râî (yönetici) kılıp ve bunların raiyyeti korumasını gerekli görerek bu raiyyete de yöneticilere sıdk-ı taatini zorunlu kılmıştır. Ve onu kendisiyle kulları arasında vasıta yapıp, kulları ile arasında da ondan başka hiç kimseyi (aracı) kılmamıştır. Sonrasında müellif melikü'l-mülûk'a, hakkı-ı raiyyet, hakk-ı saltanat, hıfz-ı hukûk vb. hususlara değinirek eserinin "siyaset cümleleri"ni/cümelü's-siyâset ihtiva ettiğini belirtir. Eserde bu anlamda râinin sahip olması gereken bazı ahlâki vasıflar/ahlâku'l-melik ve hükümdarların siyaseti/siyâsetü'l-melik konularına değinmiş ve konular hikmetli sözler, şiirler, nükteler, hikayeler, hadisler vb. örneklerle anlatılmıştır. Keza eser ahlâkü'l-melik ve siyâsetü'l-melik olmak üzere iki bab üzere tertib edilmiştir. Müellif girişte eserin isimlendirilmesinden bahsederken "tercüme" ifadesini kullanmaktadır. Bununla eserin tercüme eser olduğu kastedilmemiş olup, daha ziyade bu ifade "semeyytü/سميت بـ" anlamında kullanılmıştır.

Kitabı okuyanlar 5 okur

  • İsmail AÇAR
  • Muhammed
  • Cellat Deccal
  • Gelir dalgın bir cambaz
  • Mehmet Manaz

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (1)
9
%0
8
%0
7
%50 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0