Mavi Karanlık

·
Okunma
·
Beğeni
·
6,7bin
Gösterim
Adı:
Mavi Karanlık
Baskı tarihi:
Eylül 2015
Sayfa sayısı:
448
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053140191
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Baskılar:
Mavi Karanlık
Mavi Karanlık
Mavi Karanlık
Mavi Karanlık
Bir kez bir ülkede, dedi Özgür, hoşgörü yok, düşünceden, düşünmekten korku yaygınlaştırılıyorsa ne parlamentosu, ne özgürlüğü be; ne demokrasisi?.. 'Ya tam susturacağız; ya kan kusturacağız,' diye bas bas bağırıyor adam. Yani onun gibi düşünmedin mi yasak koyuyor, öldürecek seni… Sonra da elini kolunu sallayarak dolaşabiliyorsa hangi özgürlük be? Bırak ki elini kolunu da sallamıyor boşu boşuna; bomba sallıyor, bıçak sallıyor, kurşun sıkıyor… O sloganı atmaktan daha büyük suç da yoktur aslında, demokrasi deniyorsa…''

Nergis ve Korhan, Özgür'ün ekseninde ülkedeki kaostan kaçıp denizin mavisine sığınanlar… Sadece onlar da değildir. Çevrelerinde kendileri gibi olan aydınlar ve maviyi bir sığınak olmaktan öte gören ülkenin yeni burjuvazisi, yerli halk da vardır. Onlar için sığınakları olan “mavi” ülkenin geri kalanı gibi karanlıktan azade değildir. Çok geçmeden kendileri de bunu yaşayarak öğrenirler. En çok da Nergis öğrenir. Nergis'in kimliğinde kadın olmanın, aydın olmanın, geldiği sınıfın çelişkileri içinde kabuk değiştirmenin savaşı vardır.

‘‘- Gazetelere bakamıyorum, içim kararıyor… Kıyım, öldürme, öldürüşme… Radyoda o, televizyonda o… Koca toplum çıldırmış. Bir deliyi iyileştirmek ne güç bir iştir… Deliler yığınıyla, hem de birbirini azdıran deliler yığınıyla kim baş eder? Sonunda bu bahçeye de soktular… Özgür'ü sevmesem, hani… Valla… İnsan ne halt edeceğini şaşırıyor…''
448 syf.
·22 günde·9/10 puan
Bir Vedat Türkali kitabıyla daha karşınızdayım. Önceki incelemelerimde Türkali'nin nasıl bir anlatım yolu izlediğinden bahsetmiştim. Fakat şimdi biraz daha iyi bahsetmek gerekiyor. Öncelikle Türkali, toplumcu gerçekçiliğe yaftalanan ''Köy edebiyatı'' argümanını kıran bir yazar. Sonra toplumcu olunca bireyin iç dünyasıyla ilgili psikolojik bir incelemenin eksik olduğu kanısına varılır. Türkali bunu da aşmış bir yazar. Tam tersine, şu ana kadar okuduğum eserlerinde devamlı bir iç hesaplaşma var. Tabii bu hesaplaşmanın toplumsal mücadeleyle ve siyasal ilişkilerle yakinen ilgisi var. Bu açıdan(toplumculukla bireyin iç dünyası arasında bağlantı kurması açısından) en çok da Tanpınar'a benziyor. O da toplumcu olmamasına rağmen bireyi toplumun içinde ele alan ve o bireyden yola çıkarak toplumu anlatan bir yazardı(Tanpınar'ın Huzur kitabıyla Türkali'nin Bir Gün Tek Başına'sı arasındaki benzerlik çok şaşırtıcıdır). Türkali'nin bu açıdan Türk edebiyatındaki teşekkülü muazzamdır. Çok yönlü bir yazar ama esas olarak toplumcu ve siyasal meseleleri merkeze alan bir yazar. Tanpınar'dan farkı da daha ideolojik olabilmesidir bence. Çünkü Tanpınar toplumu yansıtırken hiçbir siyasi görüşünü belirtmez. Bu iki yazar arasındaki anlatım benzerliğine dikkat çekerek Türkali'nin anlatımıyla ilgili bazı fikirler verdim. Şunu da belirteyim ki Türkali'nin psikolojik tahlilleri, onu elbette bu anlatıma özel teknikleri kullanmaya itecekti. İç monolog, bilinç akışı gibi teknikler Türkali'de normal bir toplumcu eserin tekniklerinden(gösterme tekniği, diyalog) çok daha fazla kullanılmıştır. Bu anlamda, örneğin Orhan Kemal'in fazla fazla kullandığı diyalog tekniği Türkali'de o kadar çok kullanılmaz, toplumcu olmasına rağmen. Bu da demektir ki biz eserleri ve yazarları edebiyatımızda o dönemde cereyan eden akımlara göre sınıflandırırken doğru bir iş yapmıyoruz. Esasında bu tam bir şablonlaştırma, şematikleştirme halini alıp meselenin özünü gözardı etmemize sebep oluyor. Meselenin özü ise yazarın kendi şahsi kullanımını kapsayan anlatımdır. Yani ikisi de toplumcu olsa her birinin anlatımı kendine özgü, bu anlatım yazardan yazara değişmiş. Keza biz aynı şekilde bireyin iç dünyası derken de tamamen kendinden menkul olan Tanpınar'ı bu kategorinin içine dahil edemeyiz. İşbu müfredatımız dahil ederek Tanpınar'ın dili ve anlatımına büyük bir saygısızlıkta bulunmuş...

Şimdi Türkali'ye tekrar dönelim. Aslında edebiyat dersinde görmemiz gereken en önemli ve orjinal yazarlardan biriyse de eğitimin ideolojik tavrı nedeniyle hiçbir öğrenci adını bile bilmiyor. Bir zamanlar Nazım Hikmet de böyleydi. Fakat eminim ki o da bir gün Nazım gibi unutulan raflardan alınacak ve okunacak. Unutulmaması adına Türk Dili ve Edebiyatı dersinde proje olarak bu yazarı aldım ve okuduğum eserleri neticesinde yapacağım bir sunumla yazarın ismini duyuracağım. O zamana kadar olabildiğince tüm eserlerini okumaya gayret ediyorum. Hocaya şimdilik Güven kitabına kadar söz verdim. Şimdi bu incelemenin esas konusu olan Mavi Karanlık kitabına geçebiliriz.

Mavi Karanlık, Bir Gün Tek Başına kadar başarılı olmasa da yazarın küçük burjuva aydın bunalımını merkeze aldığı bir eser. Bodrum'da geçiyor. O dönemlerde ülkenin kaotik ortamından kaçan insanların sığındığı yer. Nergis, Özgür, Korhan ve Muhtar bu niyetle Bodrum'dalar. Tabii Korhan ve Bodrum'da işçi olarak çalışan İbraam farklı. Onlar sınıf bilinçli insanlar. Tehlikeden kaçmanın tehlikeyi ortadan kaldırmadığının farkındalar. Özgür, Nergis ve Muhtar ise farkında değil. Oysa hepsi sürekli bir tehlikenin ve mücadelenin ortasındalar. Özgür'ün başına gelenler bunu kanıtlayacaktır. Sonra gene o bölgedeki patronlardan Recai Bey, Malik Bey gibilerinin çıkar çatışmasının ortasında olduklarını da farkedecekler. Fakat Nergis ve Özgür? Onlar sadece canlarını düşünen, sözde devrimci ama özde küçük-burjuva, yer yer romantik çıkışlar yapsalar da bunların hiçbir faydasının olmadığını bilen insanlar. İkisinin başına gelen olaylar doğal olarak onları yerden yere savuracak. Korhan ise Özgür'den farklı. Kitapta sürekli ikisinin kıyaslanması söz konusu. Korhan, Nergis'in ısrarıyla, kendisi hakkında suikast söylentileri çıktığı için Bodrum'a gelmiştir. Ancak hayatın mücadele etmek olduğunun bilincinde olan Korhan, bir süre sonra Ankara'ya geri dönmüştür. İbraam da aynı şekilde mücadelenin sürekli devam ettiği İstanbul'daki fabrikaya çalışmak için gidecektir. Hayal aleminde tehlikeden kurtulduğunu sananlar ise her daim tehlikeyle burun buruna olacak ve mücadele etmektense işi şansa bırakacaklardır(son bölümdeki lodoslu havada özellikle tekneyle İstanbul'a gitmek istemeleri, İbraam'ın ise işini şansa bırakmayarak otobüsle gitmesi bunu anlatır). Bu hayal aleminde devamlı birbirini aldatan aşıklar(Fatoş, Muhtar, Nergis, Özgür), sözde aydınlar(Özgür), her attığı adımda kararsız kalanlar(Nergis), burjuva olmaya özenenler ve burjuvazinin ihtişamına kapılıp pis tarafını görmeyenler(Muhtar) vardır. En nihayetinde hepsinin olaylar karşısında nasıl hareket ettikleri görülecektir. Vedat Türkali böyle karakterlerle okuyucuya derin bir içerik sunmuştur.

Türkali romanlarındaki siyasi unsur, psikolojik tahliller ve her sınıftan insanlarla birleştiğinde mükemmel bir edebiyat silsilesi ortaya koyar. Edebiyatın ideolojiden ve siyasetten uzak kalacağını düşünenler, yanılıyorsunuz. Vedat Türkali okuyan bir kimse için bu düşünce geçersizdir. İyi okumalar.
422 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Mavi Karanlık Vedat Türkali’nin ikinci romanı. Kahramanlar Bodrum’da yaşasa da aslında 80’lerin karışık ortamını çok iyi yansıtmış. Siyasi cinayetler, tehditler, örgütler vs. Dil olarak yine sade ve akıcı hatta argo ve yerel söyleyişler de işin içinde. Daha ayrıntılı bilgi için YouTube videomun linki :
https://youtu.be/8GghzD_GzYk

Yorumlarınızı bekliyorum:)
448 syf.
·5 günde·8/10 puan
Okurken seksenlerin o zorlu süreçlerini hissedebiliyorsunuz kitapta.Akıcı,insanı düşündüren ve bir o kadar da hüzünlendiren başarılı bir eser.Okunmalı ki ne zor dönemlerden geçildiği unutulmamalı.
448 syf.
·12 günde·Beğendi·Puan vermedi
Sıcacık başlamıştı Mavi Karanlık. Adından da belliydi beni neler beklediği ama yine de sürüklendim Akdenizin maviliklerinde sürüklenir gibi. Korhan, Nergis, Özgür, Muhtar, İbraam, Banu... Hepsinde kalbime dokunan şeyler oldu ama Korhan bambaşkaydı. Güldürdü, düşündürdü, ağlattı, acıttı en çok da. Kitap ne anlatıyor deseniz inanın özetleyecek cümleleri bulmakta zorlanırım ama bana hissettirdikleri hep kalbimin bi köşesinde asılı duracak. Korhan da öyle...
*
Aylardır kitaplığımda duruyordu bu kitap ama nedense Vedat Türkali ismi beni korkutuyordu. Ağır bir edebiyat beklerken ağır bir yaşanmışlık karşıladı beni. Keşke daha önce okusaydım dedirtti. Yine de diğer kitapları için sabırsız davranmayacağım, önce bunu sindireyim, yeni yaralar için öncekileri biraz iyileştirmem gerekecek.☺ Kitapla kalın.
448 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Vedat Türkali ile tanışmam geç olsa da o zaman 25 yaşındaydım... ankara'da ibni sina'da kayıp romanlar'da bulmuştum kendimi... evet o zamanlar beynim pek algıla(ya)mazdı olayları ve insanları, ama Bir Gün Tek Başın(m)a kaldığımda, işte o zaman anlamaya başladım onları, ve hayatı yaşamayı... sonra da sevmeye başladım Vedat üstadımızı... oğuz atay'ın Tutunamayanlar'ıyla, sabahattin ali'nin Kürk Mantolu Madonna'sı ile dewam ettim türk edebiyatına... yaşar kemal'in yeri çok ayrı, hele de o ada romanları... herneyse kendi düşkünlüğümü bir kenara bırakıp kitap hakkında bir kaç düşüncemi yazıp dinlenme aşamasına geçeyim... Mavi Karanlık okuduğum diğer kitaplar gibi beni etkilemese de (belki ruh halimden dolayıdır; son zamanlarda biraz coşkuluyum da) 1980 darbe dönemi öncesi ülkemizde yaşanan kaoslar ile roman kahramanlarının; nergis'in, korhan'ın, özgür'ün ve muhtar'ın iç hesaplaşmaları o kadar güzel bir dille anlatılmış ki; sanki insan kendisiyle konuşuyor da, kendisini sorgulayıp, kendisiyle yüzleşiyor gibi... evet kadın olmanın, aydın olmanın, farklı sınıflar arasında çelişkiler yaşayıp kabuk değiştirmenin savaşıdır YAŞAM...
Sevgilerimle, bol kitap okumaları günler...
448 syf.
·5 günde·10/10 puan
İçi bu kadar doldurulmuş bir eser hakkında naçizane birkaç söz etmeden geçemeyeceğim. Vedat Türkali’yi ilk defa okudum fakat dilini, anlatmak istediği şeyleri çok sevdim.

80’li yıllarda ülke bir çıkmaz içinde debelenirken, burjuva kesiminin Bodrum’da kendilerini mavi sulara bırakışı anlatılıyor, aynı zamanda arka planda ülkede insanların ölüm nedenlerinin sorgulanmadığı, öldürülen bir kişiye gazetelerde en fazla 2 satır yer ayrıldığı, ortalarda sözde dava savunucularının gezindiği bir dönemi romanın işleyişine öyle güzel yedirmiş ki Türkali, ne tamamen bu olaylara boğuluyoruz okurken ne de yadsıyoruz. Gerçekten çıkarları için her şeyi yapabilen hakiki zenginler, onlara özenen arada kalmışlar, neyi savunduğunu bilmeden yaşayanlar, gerçekleri görerek acı çekenler ve tüm bunların ortasında daha birçok iğrençliği de görerek hayatını anlamaya çalışan bir genç kadın. Nergis…
Tüm bu olayların içinde kendini bulunduğu konuma ait hissetmeyen ve bu zamana kadar benimsemiş ya da benimsetilmiş olduğu çaresizliğiyle Nergis, aslında birçoğumuzun tanıdığı ya da bir parçamızın benzediği karakter. Nergis’in kendi ile konuşmaları, yaşadığı değişim çok iyi bir psikolojik temelin üzerine oturtulmuş. Özgür, Korhan, Nergis her biri sanki gerçekte var olmuş gibi.

Sevgi, merhamet, çaresizlik, boş vermişlik, umut daha birçok duyguyu çok derinden hissedebileceğiniz bu kitap, okuyana aradığı şeyi verecek.
İyi okumalar.
448 syf.
Uzun süredir inceleme yazmıyordum içimden geldi bu kitap için yazacağım çünkü buradaki bilgiye göre sitede bu kitabı okuyan sayısı az.

Roman '80 darbesi öncesinde, ancak olayların alevlendiği bir zaman diliminde geçiyor. Nergis, üniversitede araştırmacı olan erkek arkadaşı Korhan'ı korumak için Ankara'dan kaçırıp uzun yıllardır ailecek tatile gittikleri ve pek çok tanıdıklarının olduğu Ege Bölgesi'nde bir şehre kaçırıyor. Roman bilinç akışı tekniğine oldukça yakın bir teknikle yazılmış çünkü çoğunlukla Nergis'in ve bazen de Nergis'in babası Muhtar Bey'in kafasından geçenleri okuyoruz.

Öncelikle şunu söylemek isterim ki okuması çok kolay bir kitap değil, çünkü neredeyse her cümlede altı çizilecek bir düşünce yumağı var. Ancak okuduğunuzda keyif alacağınıza da emin olduğum bir kitap.

Peki Nergis'in kafasından neler geçiyor? '80 darbesi öncesinde geçmesi sebebiyle tabi ki bu olayların neden başladığı, nasıl bitirilebileceği, bu olaylara nasıl bakılması gerektiği, gencecik üniversite öğrencilerinin işkenceye maruz kaldıktan sonra yaşadıkları, hissettiklerine dair gözlemleri, onlara bu işkenceyi uygulayanların elini kolunu sallayarak dolaşması, ülkenin sözümona aydın kesiminin aslında kendi ülkesinden ne kadar bihaber yaşadığı, elinde güç olsa da zor durumda olan insana yardım etmek söz konusu olunca üç maymunu oynayan zenginler, sırtını devlete dayamış ama işçiyi sömüren para babaları, mafyalar vb. konular.

Ha bu arada unutmadan kızımızın gençlik aşkı Özgür de olaya dahil oluyor ve arka planda memleket meseleleri tartışılırken, önde Nergis, Korhan, Özgür aşkının akıbetini okuyoruz.

Vedat Türkali'yi yanlış hatırlamıyorsam ilk defa okuyorum ve bu kadar aydın ve olayları farklı yönlerden ele alma kapasitesi yüksek bir yazarla tanışmak beni mutlu etti. Romanda insana, insanlığa dair, kokuşmuşluğa, çürümüşlüğe dair de pek çok olay veriyor yazar. Tabi ki güzelim Ege Bölgesi'nin doğa harikalarından, sorunlarından bahsetmekten de geri durmamış. Romanı okurken kendinizi güzel bir yaz tatilinde Ege kıyılarında dolaşıyormuş gibi hissedeceksiniz.

Ben okurken çok keyif aldım ve biliyorum ki daha sonra okuduğumda dikkatimi çekecek başka bir sürü yer olacak çünkü kitap o kadar dolu. İçimde güzel hisler bırakan bir kitap oldu, meraklısına tavsiyemdir.
448 syf.
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Genellikle Bir Gün Tek Başına ile kıyaslanmış ve ona göre daha yüzeysel bulunmuş. Evet, bilmediğimiz veya duymadığımız bir şey söylemiyor fakat bana çok hırçın bir şekilde eleştirilmiş gibi geldi. Farklı gözlemlerle dinlemek dönemi çok hoşuma gitti. Bir zamana bağlı olarak konusunu çok güzel harmanlamış.
1980 döneminin karanlığını farklı bir yönden ele almış. Bodrum'un mavi güzel denizi, gizemli koyları ile bol rakılı bir kitap. Bodrum'a kaçan (yaşamayı seçen!) her türden aydının kaotik çelişkileriyle, sorunlardan uzak kalarak, sorunların onlara asla dokunmayacağı sanrılarını yaşadığı, toplumsal ve siyasal mücadele yerine kendi kişisel küçük sorunlarına odaklandığı ama maalesef ki ne kadar uzak olurlarsa olsunlar ortak sorunlardan elbet bir gün nasipleneceklerini fark ettiklerini, inceden iğneleyerek gösteriyor Türkali.

"Aydın kişi toplumunun sorunlarına duyarsız kalarak üretimine nasıl devam eder? O üretim halkı için yararlı olur mu? Halktan beslenip, halkın yaşadığı zulümlere sessiz mi kalmalıdır? Vazgeçilmişlikler ve baskılamalar aydın kişiyi yıldırmalı mı?" gibi birçok soruyu sorduruyor. Bana göre 'sözde aydınları' çok güzel anlatmış.

Ve gelelim kitabın en dikkat çeken kahramanına; Nergis.
Nergis iki erkek arasında kalmış, kendine kızgın çevresine daha da kızgın, çoğu ne yapacağını bilemeyen bir kadın. Kitapta en çok Nergis'in iç sorgulamalarını, kendisiyle kavgalarını ve hesaplaşmalarını görüyoruz. Öyle ki bir yandan Nergis için üzülürken, diğer yandan çok kızıyorsunuz. Hem derin fakat aynı zamanda bu kadar yüzeysel işlemek karakterde yaratılmak istenen muğlaklığı güzelce ortaya koymuş.
Bunlara ek Korhan karakteri daha fazla işlenebilirdi bana göre.

Üslubu çok sevdim. Bir filmin içindeymiş gibi, akıcı ve sürükleyici. Başladığınızda hemencecik bitirebileceğiniz bir kitap.
448 syf.
·3/10 puan
Kitap da akıcılık kesinlikle yok . Kahramanların karakterleri ve duyguları da iyi verilmemiş. Vedat Türkali'nin bu kitabı " Bir Gün Tek Başına " tadında değil. Sanki dağınık ve ruhsal bir çöküntü ile yazılmış bir kitap . Benim için vakit kaybı idi .
448 syf.
12 Eylül 1980 darbesi öncesi ülkenin içinde bulunduğu kaoitik bir dönemde büyükşehirlerden kaçıp Bodrum'a sığınan, burjuva hayatını aydın kimliği altında yaşamaya çalışan, hariçten gazel okuyan sözde aydın sınıfının yaşadıkları anlatılmış.
448 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10 puan
Sırf Nergisin iç monologları için bile tekrar okurum. Çok kıymetli bir eser ve müthiş bir anlatım. Geç kaldığıma üzüldüm. Dönem romanı ve bilinç akışı tekniğini sevenlere öneririm.
“Bir de şurda aklını, yitirdiği toprak parçasına saplamış, dünyaya küskün oturan herife bak. Ne işim var benim bu adamlarla artık. Bu ne biçim yaşam? İnsanlar en güzeli çiğneyip de, hem de körlemesine çiğneyip de, ne b.ktan şeylere kaptırıyorlar kendilerini. Değer mi be?”
Düşündüğünü söylemekten korkmaya başladı mı kişi, düşünmekten de korkmaya başlar.

***

Yolun sonu yok ki... Öyle demez miydi o? Yol hep yeniden başlıyor. Biten biziz. Bitmemek için savaştığımız kadar insanız. Ölüm, hemen bitiverenler içindir.

***

Palavramantarizm Muhtar Ağbi! Ona palavramantarizm derler!.. Parlamentarizm İngiltere’de, Fransa’da, İtalya’da... Bizdeki palavramantarizm...
Basit biri olmaya çalışıyorum ben. Karmakarışık, bulanık, çek çekebildiğin yana şeylerden hoşlanmıyorum. Doğada karmaşıklık, bulanıklık yok. Kafamızda o. Görevimiz onu çözmek, kurtulmak ondan; içine batıp mutluluk düşleri görmek değil...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mavi Karanlık
Baskı tarihi:
Eylül 2015
Sayfa sayısı:
448
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053140191
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Baskılar:
Mavi Karanlık
Mavi Karanlık
Mavi Karanlık
Mavi Karanlık
Bir kez bir ülkede, dedi Özgür, hoşgörü yok, düşünceden, düşünmekten korku yaygınlaştırılıyorsa ne parlamentosu, ne özgürlüğü be; ne demokrasisi?.. 'Ya tam susturacağız; ya kan kusturacağız,' diye bas bas bağırıyor adam. Yani onun gibi düşünmedin mi yasak koyuyor, öldürecek seni… Sonra da elini kolunu sallayarak dolaşabiliyorsa hangi özgürlük be? Bırak ki elini kolunu da sallamıyor boşu boşuna; bomba sallıyor, bıçak sallıyor, kurşun sıkıyor… O sloganı atmaktan daha büyük suç da yoktur aslında, demokrasi deniyorsa…''

Nergis ve Korhan, Özgür'ün ekseninde ülkedeki kaostan kaçıp denizin mavisine sığınanlar… Sadece onlar da değildir. Çevrelerinde kendileri gibi olan aydınlar ve maviyi bir sığınak olmaktan öte gören ülkenin yeni burjuvazisi, yerli halk da vardır. Onlar için sığınakları olan “mavi” ülkenin geri kalanı gibi karanlıktan azade değildir. Çok geçmeden kendileri de bunu yaşayarak öğrenirler. En çok da Nergis öğrenir. Nergis'in kimliğinde kadın olmanın, aydın olmanın, geldiği sınıfın çelişkileri içinde kabuk değiştirmenin savaşı vardır.

‘‘- Gazetelere bakamıyorum, içim kararıyor… Kıyım, öldürme, öldürüşme… Radyoda o, televizyonda o… Koca toplum çıldırmış. Bir deliyi iyileştirmek ne güç bir iştir… Deliler yığınıyla, hem de birbirini azdıran deliler yığınıyla kim baş eder? Sonunda bu bahçeye de soktular… Özgür'ü sevmesem, hani… Valla… İnsan ne halt edeceğini şaşırıyor…''

Kitabı okuyanlar 812 okur

  • Büşra B.
  • Hᥱsᥒᥲ Sᥙᥲ́rᥱz
  • Semih
  • Maideee
  • tamariska
  • Dilek Dursun
  • ezgi
  • Nilay ATAY
  • müge
  • Afra

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2.4 (6)
9
%2.4 (6)
8
%2 (5)
7
%2 (5)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0