Mekke'ye Giden Yol

8,9/10  (18 Oy) · 
57 okunma  · 
23 beğeni  · 
1.246 gösterim
Libya bağımsızlık mücadelesine katılan ve Pakistan'ın Birleşmiş Milletler'deki delegesi görevine getirilen Yahudi asıllı Avusturyalı gazeteci ve yazar Muhammed Esed, batılı dostlarının ısrarı üzerine bütün hayatını dolduran bu eşsiz macerayı yazmak için B.M.'deki görevinden istifa etti ve dünyanın belli başlı dillerine çevrilen bu kitabı yazdı. Mekkeye Giden Yol, İslâm dünyasının iç yüzünü, canlı gerçeğini ve batıya karşı direniş destanının anlatan üstün bir belgesel olmak yanında eşsiz bir edebi metindir.
(Önsöz'den)
  • Baskı Tarihi:
    2002
  • Sayfa Sayısı:
    483
  • ISBN:
    9789757732464
  • Orijinal Adı:
    The Road To Mecca
  • Çeviri:
    Cahit Koytak
  • Yayınevi:
    İnsan Yayınları
  • Kitabın Türü:
Betül 
03 Ara 2014 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Muhammed Esed kendi hayatını, müslüman oluşunu, öncesini ve sonrasını muhteşem bir uslubla anatmış. Hayatımda okuduğum en sürükleyici, en etkileyici kitaplardan biri diyebilirim. Tekrar tekrar okunabileceklerin arasındadır.

Kübra 
22 Haz 2014 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Yer yer biraz zor okunsa da, sabırlı olanlara öneririm. Çok ilginç tespitler, ''ben bunu daha önce nasıl düşünemedim'' dediğim yerler var kitapta.

Menderes Urhan 
 30 Kas 2015 · Kitabı okudu · 31 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yahudi asıllı Avusturyalı gazeteci ve yazar mühtedi Muhammed Esed'in; Doğu-Batı kültürü, İslam ve Ehl-i Kitap (Yahudi, Hristiyan) ruhu, karakteri, bakışı arasındaki farkları, İslam dünyasının iç yüzünü, sıkıntılarını ve Batı'ya karşı direniş destanını eşsiz bir edebi üslupla kaleme aldığı çok değerli bir eser.

Osman Zeki Yüksel 
08 Eyl 22:28 · Kitabı okuyor · Beğendi · Puan vermedi

iyi bir inceleme en az iki cümleden oluşan, kitap hakkinda biraz da olsa
bilgi veren, spoiler varsa spoiler uyansl içeren özgün cümlelerden
oluşmalıdir.!

Şeyma Seymen 
03 Tem 13:55 · Kitabı okudu · 10 günde · Puan vermedi

''Benim Müslüman oluşum, Müslümanlar arasında uzun yıllar yaşamış olmamdan ileri gelmiyordu; tersine İslam'ı benimsediğim için Müslümanlar arasında yaşamayı seçtim ben.'' diyen Leopold Weiss sonraki adıyla Muhammed Esed'in kaleme aldığı müthiş bir hatırat.

Kitaptan 5 Alıntı

Betül 
07 Ara 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

''Müslümanlar değildi İslam'ı yücelten, büyük kılan; tersine İslam'dı müslümanları yücelten. Ama ne zaman ki, İslam onlar için bilinçle izlenen bir hayat programı olmaktan çıkıp da bir alışkanlık haline geldi, işte o zaman uygarlıklarının temelinde yatan yaratıcı dinamizm de yok olup yerini uyuşukluğa, kısırlığa ve kültürel yozlaşmaya bıraktı.''

Mekke'ye Giden Yol, Muhammed EsedMekke'ye Giden Yol, Muhammed Esed

1926 yılının Eylül günlerinden biriydi; Elsa'yla birlikte Berlin metrosunda, birinci mevki kompartımanlardan birindeydik. Birden karşımda oturan adama takıldı gözlerim; görünüşe bakılırsa varlıklı, başarılı bir işadamına benziyordu; dizlerinin üzerinde pahalı cinsten güzel bir çanta, bir parmağında kocaman bir elmas yüzük vardı. Düzgün kılığı, göz dolduran görünüşüyle bu adamın, o günlerde Orta Avrupa'nın her yerinde göze çarpan refah havasını çok iyi yansıttığını düşünüyordum; ekonomik hayatı altüst eden ve halkın görünüşünde genel bir pejmürdeliğe yol açan o çetin enflasyon yıllarından sonra geldiği için hemen göze çarpan bir refah havası... Halk şimdi iyi giyiniyor, iyi besleniyordu ve karşımda oturan adam da bu bakımdan bir istisna değildi. Ama adamın yüzüne bakınca, onun hiç de mutlu bir adam olmadığını sezinledim. Yorgun görünüyordu; sadece yorgun değil, vahim denebilecek ölçüde mutsuz. Gözleri ilerde, belirsiz bir noktaya boş bakışlarla takılıp kalmış, dudakları adeta ıstırap içinde kasılmıştı. Fakat bu ıstırap bedeni bir ıstırap gibi görünmüyordu şüphesiz. Sürekli adamı izleyerek kabalık etmiş olmamak için gözlerimi yana çevirdim ve onun yanındaki şık giyimli bayana çevirdim gözlerimi. Ağzı sert, çarpık ve eminim alışkanlık eseri, anlamsız bir tebessümle kasılıp kalmıştı bu bayanın. Ve o zaman gözlerimi kompartımanda dolaştırıp bütün öteki yüzlere, bu istisnasız hepsi iyi giyimli, iyi beslenmiş şehirli insanların yüzlerine baktım birer birer. Ve hepsinde, bu yüzlerin hepsinde aynı hüznün kalemiyle çizilmiş derin, gizli bir acı vardı; öylesine gizli ki, yüzlerin sahipleri bile farkında değildi bunun.

Gerçekten garipti bu. Hiç bir zaman çevremde bu kadar çok mutsuz, bu kadar çok hüzünlü yüzü bir arada görmemiştim; ya da acısını sessiz çığlıklarla haykıran bu yüzlere daha önce hiç bu gözle bakmamıştım. Bu müşahede öylesine sarsıcıydı ki, Elsa'ya açmadan edemedim. Ve bir portre ressamının dikkatiyle, Elsa da çevresindeki yüzleri incelemeye koyuldu. Sonra şaşkınlıkla dönüp "Haklısın." dedi, "Bir cehennem azabı çekiyorlar sanki... Acaba kendileri bunun farkındalar mı?"

Farkında olmadıklarını biliyordum, çünkü eğer farkında olsalardı, her gün daha fazla refah, daha yeni alet edevat ve belki birbirlerinin üzerinde daha fazla tahakküm gücü elde etmekten başka umutları, 'hayat standartlarını' yükseltmek arzusundan başka bir amaçları ve gerçeklerle örülmüş bir inançları olmadan, hayatlarının böylesine boş, böylesine müphem acılar içinde sürüp gitmesine göz yumamazlardı herhalde...
Eve döndüğümüzde, masamın üzerinde açık duran Kur'an nüshasına gözüm ilişti. Mekanik olarak, kitabı kapatıp kaldırmak için elime aldım, fakat tam kapamak üzereydim ki, açık sayfadaki ayetlere gözüm takıldı; okumaya koyuldum:

Daha çok, daha çok (şeye sahip) olmak hırsına tutuldunuz,
Tâ ki, kabirler (iniz) i ziyaret edinceye, (oraya ininceye) kadar.
Yo, öyle değil, ilerde bileceksiniz!.
Hayır, hiç öyle değil, ilerde bileceksiniz!
Hayır, bir bilseniz kesin (bir) bilgiyle,
And olsun ki, cehennemi göreceksiniz.
And olsun ki, günü gelince apaçık göreceksiniz onu:
Sonra, and olsun ki, (size verilen) nimetten sorulacaksınız.

Bir an öylece sessiz kaldım. Kitabın elimde titrediğini görüyordum. Sonra onu Elsa'ya uzattım. "Oku," dedim "Bugün metroda gördüğümüz tablonun bir yankısı değil mi?"

Bir yankıydı, evet, bir cevaptı: bütün şüpheleri bir hamlede gideren bir cevap. Şimdi artık, bütün şüphelerin ötesinde, biliyordum ki, elimde tuttuğum kitap Allah kelamıydı; insanoğluna onüç yüzyıl önce vahyedilmiş olmasına rağmen, açıklığından, vüs'atinden hiç bir şey kaybetmeden, ancak bugün, karmaşık, mekanize fezalarda cirit atan bir çağın ortasında tezahür eden bir gerçeği haber veriyordu açıkça.

Bütün Çağlarda insanlar tamahı, açgözlülüğü tanımışlardır: ama tamah ve açgözlülük başka hiç bir çağda bugün olduğu kadar, eşyaya yönelmiş ölçüsüz, taşkın, başka her türlü duyguyu gölgede bırakırcasına ciğer sökücü bir hırs halinde kendini açığa vurmamıştı. Daha çok şeye sahip olmak, daha çok şey yapmak, daha çok şey başarmak... Bugün dünden daha çok, yarın bugünden daha ilerde. İnsanların boyunlarına binmişti ifrit; kamçısını tam yüreklerinin başına indiriyor ve uzaklarda alayla göz kırpan yalancı hedeflere doğru dehliyordu onları; daha yanına varır varmaz çözülüp yok olan ve aşağılayıcı bir biçimde hiçleşen hedeflere... Her başarıyı yeni ve daha parlak hedefler izliyor ve her hedefin başında onları daha acı, daha tüketici bir hiçlik bekliyordu. Ve bu, dinmez bir susuzluk halinde insan ruhunu kemire kemire tâ mezara kadar böylece uzayıp gidiyordu; ama kimse bu amaçsız koşunun farkında değildi, görmüyorlar, bilmiyorlardı.

Mekke'ye Giden Yol, Muhammed Esed (Sayfa 401)Mekke'ye Giden Yol, Muhammed Esed (Sayfa 401)
Betül 
07 Ara 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

"Dua kadar insanları birbirine yaklaştıran, bir araya getiren çok az şey vardır hayatta. Bu, inanıyorum ki, bütün dinler için, özellikle de, Allah'la insan arasında herhangi bir aracının varlığını zorunlu görmeyen İslam dini için bütünüyle doğrudur. İslam inancında ruhbanlığa, papazlığa ve hatta örgütlü bir 'kilise' kurumuna yer verilmemesi, cemaatle namaz kılarken her müslümanın kendini, ortak bir ibadet eylemine sadece katılan biri olarak değil, onu bizzat gerçekleştiren, ikame eden etkin bir özne olarak hissetmesini sağlamıştır. İslam'da törensel tapınma formları olmadığı için, cemaat namazına imamet etmek olsun nikah akdetmek yada cenaze namazını yönetmek olsun, herhangi bir ibadetin icrasında yetişkin ve akıl sahibi bir müslüman önderlik yapabilir. Allah'a ibadet için özel olarak 'görevlendirimiş' kimselere ihtiyaç yoktur İslam'da. Ulemanın yada müslüman topluma liderlik yapan kimselerin, sıradan müslümanlara göre, akaid ve hukuk alanında bir uzmanlık bilgisine sahip olmaktan başka bir ayrıcalıkları yoktur.''

Mekke'ye Giden Yol, Muhammed EsedMekke'ye Giden Yol, Muhammed Esed
İştah 
21 Nis 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Sidi Ömer'in küçük, titrek bir ateşe eğile yüzünü görüyor, "İmanımız ve özgürlüğümüz için sonuna kadar döğüşmek zorundayız; ya istilacıları sürüp atarız ya da bu yolda ölürüz... Başka seçeneğimiz yok..." diyen boğuk ve vakur sesini işitiyor gibiyim.

Mekke'ye Giden Yol, Muhammed Esed (Sayfa 394)Mekke'ye Giden Yol, Muhammed Esed (Sayfa 394)

Kitapla ilgili 1 Haber