Memleket Hikayeleri

8,2/10  (5 Oy) · 
16 okunma  · 
1 beğeni  · 
569 gösterim
"Bu kadar çirkinleşen ve kimliğini kendi elleriyle tahrip eden
şehirler bende memleket hissi değil, öfke ve öfkeden yorgun
düşünce de acıma ve teessüf hissi uyandırıyor. Memleket hissi
ile köklere bağlılık arasında bir korelasyon olsa gerek. Bir
bütün olarak ülkeme bağlıysam da köklerime bağlı değilim.
Çünkü köklerimin nerelere uzandığından habersizim. Köklerinin
sızladığını duymayan insan nasıl bir memleket arar ki kendine?"

Kendi şehir arşivini açıyor Ayfer Tunç. Biraz, bu memleketin
doğal ve toplumsal coğrafyasını hor kullanışımıza diz döverek...
Biraz Adapazarı, biraz Karasu, biraz İstanbul... "Memleket nere"
sorusunun cevabını veremeden - bütün memlekete merakî...
Memleket duygusunda bir gezinti; "memleket insanıyla"
yarenlik eden hikâyeler... "Çerkez gelinlerinin hürmetkârlığı,
Bulgar muhacirlerin çalışkanlığı, Boşnak kızlarının güzelliği"
Arnavutların inatçılığı, Lazların siniri, Abhaz erkeklerinin
tembelliği, Gürcü kadınlarının huysuzluğu..." Taşra bandosu,
Büyük Çarşı'daki fotoğrafçı, kadınlar hamamı, mesire yeri...
Yengeler, gelinler, refakatçiler... Çitlenen ayçekirdeklerinin
gürültüsüyle yazlıkçılar... "Sakarya Nehri'nin kıvrılarak
genişlediği manzaraya karşı rakı..." Yemekte mutlaka evvela
çorba... Piknik tüp, "iyi" çay, sonsuz sohbet... Dere tepe düz
giden, kapı kapı gezen, halis muhlis hikâyeler...

Refik Halit Karay'ın 1919'da yayımlanmış Memleket Hikâyeleri'ne selamlar.

Ayfer Tunç'un teferruatçı, gören ve dinleyen kaleminden...
(Tanıtım Bülteninden)
hakan ketrez 
31 Tem 00:11 · Kitabı okudu · 16 günde · Puan vermedi

O günlerde nereden gelmişse sehre bir siyah gelmis içlerinden biri bu “gündüz feneri”ne çarsida rastlamıs, sözde ödü kopmus . Hayatında ilk defa kömür gibi kara bir “zenci” gören kadın, Arap diye tanımladıgı siyahiyi korku süsü verdigi bir alay ve küçümsemeyle anlatıyor. Biri radyoda dinledikleri Bacı Kalfa’nin taklidini yapıyor. Ölüyorlar gülmekten. Zencile rin ugursuz olduklarına dair hurafeler, söylentiler gırla gidiyor. Genç kadınlardan biri, bir insan evladının aklına gelebilecek en korkunç soruyu soruyor: “Zenciler insan sayılır mı, sayılmaz mı?” Tuhaf olan, hiçbirinin bu soruyu korkunç bulmadan, “Tabii kı insan, Allah onları da öyle yaratmıs,” diye cevaplamaları. Alevi oldukları ortaya çıkan bir aileye dünyayı nasıl dar ettiklerini hatırlıyorlar sonra. Övünerek anlatıyorlar. Çocuklarına camlarını taşlatmışlar; yollarını kesmişler; kapılarına tavuk kanı sürmü ler; bakkal, kasap -elbette kahraman, Türk ve Sünni Müslüman- onlara satıs yapmayı reddetmis. Alevilerden e
şeytani tariflerle bahsediyorlar. Bu “dini ve milli” sohbetlere Kürtleri nadiren konu ediyor
lar çünkü sehirlerinde Kürt olduklarını tahmin ettikleri insanlar varsa da, açıkça söyleyen, “Ben Kürt’üm,” diyen yok.

elif dinç 
09 Nis 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

memleket öykülerini bir de Ayfer Tunçtan dinleyin..sizi alıp başka diyarlara götürüyor herkes kendisinden birşeyler bulacaktır diye düşünmekteyim Ayfer Tunç kalemi çok güçlü bir yazar bence.

Fatih DOĞANCI 
16 Kas 2014 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Türkiye 'nin bir döneminden fotoğraflar, anılar, öyküler anlatmış Ayfer Tunç..ama her öyküde, sanki birdenbire eski bir dostu anımsayıvermenin şaşkınlığı ve mutluluğu yerleşiyor insanın zihnine..Çok keyifli..su gibi bir kitap..

Kitaptan 9 Alıntı

“Geçmiş, her anlattığımızda kılık değiştiren bir uydurmadır. Kulaktan kulağa oyununa benzer. Yaşanmış, geçip gitmiş zaman her aktarmada bir parçasını kaybeder, değişir, sonunda hiç kimsenin aslını tam hatırlayamadığı bir hikâyeye dönüşür.”

Memleket Hikayeleri, Ayfer TunçMemleket Hikayeleri, Ayfer Tunç

doğa kimsenin umurunda değil zaten. sonraki yıllarda da olmayacak, hatta daha vahşi bi açlıkla, düşmanlarıymış gibi yok edecekler. koca koca adamlar zambak tarlarının üstünde araba yarışları yapacak.

Memleket Hikayeleri, Ayfer Tunç (Sayfa 178)Memleket Hikayeleri, Ayfer Tunç (Sayfa 178)

sait faik'le aynı memleketten olmakla övünüyorum mesela, bunun külliyen saçmalık olduğunu düşündüğüm halde. aynı şehirde doğmuş olmamız kime ne gibi bir değer kazandırabilir ki? üstelik yazdıklarına bakacak olursak, ailesi doğduğu şehrin tarihinde de, bugününde de yer tuttuğu halde, sait faik kendini hiçbir zaman bir şehre, bir memlekete ait hissetmedi. yaşadığı yerlerin tabelalardaki adlarını umursamadı. onun memleketi sıradan insanların kalbiydi. adapazarı'nın bugün kendini nasıl sahiplendiğini görse muhtemelen çok şaşardı, tıpkı kastamonu'nun oğuz atay'ı sahiplenmesi gibi. ama şehirler, ''memleketler'' bunu yapmalı, değerli evlatlarının anısını bağrına basmalı, geç bile kaldılar.

Memleket Hikayeleri, Ayfer Tunç (Sayfa 22)Memleket Hikayeleri, Ayfer Tunç (Sayfa 22)

öyle bir zaman gelecek ki, bazı mola tesislerinin yerini outlet magazalarıyla dolu ruhsuz alışveriş merkezleri alacak mcdonalds'larda veya franchising köftecilerde karın doyurulup icetea, neskafe, kola içilecek. gece molalarında dörtte üçü karanlıga gömülmüş bu avm'ler, kapanmış dükkanların önüne çekilmiş şeritleriyle durdurulmuş yürüyen merdivenleriyle gece molalarının keyfini öldürecek Içeride, dışarıda bir yerlere sığışmış depresif yolcular tüm zevki kaçmış molalar bilmeden otobüslerin dönecekler, hortumla ve uzun saplı fırçalarla otobüslerin ön camlarını yıkayan işçileri seyreden olmayacak. otobüsler bir şehrin girişinde durduğunda araba tutanlara nane şekeri, acıkanlara simit satan seyyar satıcıların binmesine izin verilmeyecek. amerikan yol filmlerindeki tesislere benzeyecek dünya. kimsenin kimseyi umursamadıgı, yanda oturan yolcuya açtır, canı çekmiştir diye yiyecek ikram edilmediği, dostça bir sohbet dahil hiçbir şeyin paylaşılmadıgı, yalnızlığın cisimleştiği bir yer olacak. her insan bir ada haline gelecek kimse kimseye ulaşamayacak, zaten bunu istemeyecek de.

Memleket Hikayeleri, Ayfer Tunç (Sayfa 221)Memleket Hikayeleri, Ayfer Tunç (Sayfa 221)

yıkımlar bizi heyecanlandırır. şölenlerle kutlarız. ölçüp biçmediğimiz, tasarlamayı düşünmediğimiz bir gelecek için tarihle dolu olanı yok etmekte tereddüt etmeyiz.
geçmişin nesnelerini ve belgelerini yok edince gerçeği de yok ettiğimizi zannederiz.
dünyanın mirasına ve tarihine ortak değilmişiz gibi yaşarız. mesela tarihi camiler depremlerde sarsılınca dökülen sıvaların ardından ortay çıkan, sanat tarihini yeniden yazdıracak kadar değerli ikonaları ucuz harçla sıvamakta bir sakınca görmeyiz.
en başarlı tarafımız dünyada bizden başka bir ülke yokmuş, biz görmedikçe gerçekler var olmamış gibi davranabilmemizdir. kendimizi bu kadar kolayca kandırabiliyor oluşumuz takdire şayandır. devekuşunun resmedildiği bir ulusal simgemiz olmaması yazıktır.

Memleket Hikayeleri, Ayfer Tunç (Sayfa 11)Memleket Hikayeleri, Ayfer Tunç (Sayfa 11)

biz dağların taşların suskun dilini bile susturmak isteriz.
tarihi tahrif edilmiş bir vatanın dağlarına beyaza boyanmış taşlarla ''her şey vatan için'' yazarız.

Memleket Hikayeleri, Ayfer Tunç (Sayfa 12)Memleket Hikayeleri, Ayfer Tunç (Sayfa 12)

1999 depreminden birkaç gün önce adapazarı'na gitmiştim ve doğduğum şehrin çirkinliği ve haşinliği karşısında içimde taşkın bir öfke kabarmıştı. zihnimde bir bir yıkmıştım çocukluğumdaki güzelliğinden en küçük bir iz bile taşımayan bu şehrin yeni yapılarını. ardından deprem oldu, o çirkin yapılar gerçekten yıkıldı. müthiş bir suçluluk duydum, sonra bu hissi unuttum. derken 2009'da van'a gittim. ilk kez gittiğim bu şehrin çirkinliği yine aynı şekilde içimde bir öfke doğurdu. bir an önce bu çirkin şehirden gitmek istedim. van da aynı şekilde yıkıldı, yerle bir oldu. zihnimde yıktığım bu çirkinlikleri yıkan şey benim lanetim değil elbette, kötü yapılaşmanın bedeli. öyle parapsişik güçlerim yok, ama yine de gittiğim şehirlerin çirkinliği karşısında öfkelenmeyeceğime dair kendime söz verdim, sanki tutabilirmişim gibi.

Memleket Hikayeleri, Ayfer Tunç (Sayfa 24)Memleket Hikayeleri, Ayfer Tunç (Sayfa 24)
hakan ketrez 
01 Ağu 14:40 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Hikâye şu: Abhaz ailenin iyi ürün veren elma ağaçları ve yığınla borçları varmış. Aile bireyleri bir gün bahçenin ortasında, borçlarına rağmen eksiksiz donatılmış sofrada oturmuş yemek yerlerken, ağaçlara bakmışlar ve “Elmalar çiçeklendi, iyi ürün verecek. Bu sene ihmal etmeyelim de toplayıp satalım,” demişler. Çiçekler meyveye durmuş. “Elma çok olacak, bu sene ihmal etmeyelim de toplayıp satalım,” demişler. Elmalar dallarda olgunlaşmış. Aile bu kez “Şu elmaların güzelliğine bak, bari bu sene ihmal etmeyelim, yarın toplamaya başlayalım da satalım,” demişler. Elmalar dallardan düşmüş, düştükleri yerde çürümeye başlamış. Yine aynı masada oturup, yine borçlarına rağmen yiyip içerken ailenin babası ağaçlara bakmış. “Bu sene de ihmal ettik,” demiş, “ama seneye etmeyelim, toplayıp satalım.”

Memleket Hikayeleri, Ayfer TunçMemleket Hikayeleri, Ayfer Tunç