Cem Bey’in ilk romanı. Bir arkadaşım önerdi.
Kitabın kapağı çok ilgimi çekti. Uzun uzun düşündüm, okuduktan sonra da düşündüm. Eminim sizler de düşünürsünüz.
Okuduğum kitapları edebi olarak eleştirecek kadar bilgim olduğunu düşünmüyorum. Onları ben kalben eleştiriyor ona göre yazıyorum düşüncelerimi.
Kullandığım resimde “canım annem” fincanı var. Annesizlik ne büyük yara, kitapta da yer yer hep vurgulanıyor. Bazısınız annesi yok, bazılarının var ama yok, bazılarının annesi yoksa da “anne” diyebileceği birileri var. Kitap yine anneyi biraz daha düşünmemi sağladı.
Kurtuluş savaşı zamanı, Cahide’nin hikayesi ile başlıyor roman, sonra birden kendimizi kadınların hikayelerinde buluyoruz. Okurken aslında güncel hayatta hep sorduğumuz şeyi bir kez daha soruyorum kendime “en çok hemcinslerimiz mi merhametsiz?”
Roman akıp giderken benim düşündüğüm gibi son bulmuyor. Yazar Merhamet’in izine düşmüş uzun zamandır. Yakın geçmişimize bakınca çoook uzaklaştığımız bir duygu kesinlikle. Ne zaman bu kadar kaybolduk? Ben de soruyorum çoğu zaman.
Romanın çok duygusu var, soğuğu, karı bile iliklerimde hissettim diyebilirim. Camları olmayan tren yolculuğuna sanki ben çıktım. Ama böyle dolu dolu okumak istedim daha, Rabia’nın duygularını, Rabia’nın yolculuğunu. Olur mu ikinci kitap Rabia?
Ve bazı insanların hiç eğitilemeyeceği gerçeği ile tekrar tekrar yüzleşmek…
Yazarın erkek olması ama daha çok kadınların dilinden anlatması, onların duygu ve düşünceleri ile devam ettirmesi değişik geldi bir kaç kitapta daha gördüm bunu.
Bir de neden kargalar? Bunu sormak isterim yazara.
Keyifli Okumalar