Giriş Yap

Mesnevi

9.210 üzerinden
831 Puan · 148 İnceleme
2070 syf.
·
10/10 puan
Okudum,okudum, okudum.... her günüme eşlik etti uzun zamandır... Bazen mutlu anlarımda bazen sıkıntılı anlarımda bazen gece uykudan uyanıp, bazen uyku tutmadığında, bazen bir sohbet esnasında çıkarıp, çevirip sayfaları okudum. Mana aradım yaşadıklarıma bazen Mesnevi'nin içinde, bazen de mana çıkardım yaşadıklarımdan Mesnevi'den... Eksik olduğumu değil hiç tamamlanamayacağımın korkusunu yaşadım bazen. İnsan olduğumu değil iyi bir insan olamayacağımın korkusunu da tabi. Vicdanımla çok yalnız bıraktı beni, hatalarımla çok yüzleştirdi. Doğru bildiklerimden şüphe ettirdi çoğu zaman da.. Ama hep yol gösterdi okuduğum her kelime her cümle. Okudukça şanslı hissettirdi bana kendimi. Cesaret edememiştim başta okumaya çünkü. ya anlamazsam diye ya anlayıp ders çıkarmazsam diye. Yanlış yaşanmışlıklara en doğru dokunuşlar var her kelimesinde.. Hele de inanan biriysen Yüce Allah'ın varlığına. Okudum bitirdim ama; her anımda dönüp açıp sayfaları unutmamak ve her an hatırlamak için okumaya devam edeceğim. Derinlemesine ve hassasiyetle tercümesini yapan merhum Şefik CAN' a Allah'tan rahmet diliyorum. Mevlana Celaleddin-i Rumi'yi eksik etmeyin hayatınızdan.
·
1 yorumun tümünü gör
Reklam
~HAZRETİ MEVLÂNÂ CELALEDDİN-İ RUMÎ' Yİ ANMA VE ŞEB-İ ARUS ETKİNLİĞİ~
Hamdım, piştim, yandım Bu üç cümleden ibarettir Hayat. İnsan hamdır, nefis ile mücadelesi ile başlar pişmesi, taki Allah'dan gayri herşeye Lâ diyerek başlar sanırım yanması. Bizim haddimiz değildir ki, Derya' yı incelemek naçizane elimizden gelenleri paylaşmak istedim...
MERDÜM İ DÎDE
,1000kitap.com/masaldanalinti ,
lazcuk
, 1000kitap.com/incierdem , 1000kitap.com/minalper_koc ,
Mir'at-ı Cünun
, 1000kitap.com/Metinnn ,
özlem
,
Zeyneb Öztürk
,
Eylül Türk
,
L Büşra A.
ve nice dostlarıma abilerime ablalarıma etkinliğe, paylaşımlarıyla, iletileriyle okudukları kitaplarla, katkıda bulunan herkese yardımların dan dolayı çok ama çok teşekkür ederim. Sayelerinde, hayalim olan Şebi Ârus etkinliğini Allah'ın izniyle yaptık ve o kadar keyif aldım ki, gerçekten hepsine ne desem az.. Alıntılarla size Hazreti Pir'in Mesnevî Şerif'i nasıl yazmaya başladığını, içeriğini ve günümüze kadar olan etkilerini aktarmaya çalışacağım haddim olmayarak. İçeriğini, sırlarını Anlatmaya bizim kelamımız yetmez Vesselam... Mesnevî Nasıl Yazıldı?        Mevlâna"nın ölümünden 45 yıl sonra onun ve ailesinin menkıbelerini yazmaya başlayan Ahmed Eflâkî(ö.1360), Mesnevî"nin yazılmaya başlanmasını Dergâhın Mesnevîhânı Sirâceddin"in dilinden şöyle anlatır: “Hüsâmeddin Çelebi, bir gece Mevlâna"ya gelerek onunla baş başa kaldığı sırada baş koyup dedi ki “Gazel divanı çoğaldı, bunların sırlarının nurları deniz ve karaların, Doğu ve Batı"nın her tarafını kapladı. Allah"a hamdolsun bütün söz söyleyenler, bu sözlerin yüceliği karşısında şaşakaldılar. Eğer Senâî"nin İlâhînâme (Hadîka) tarzında ve Mantıku"t-tayr"ın vezninde bir kitap yazılsa bu, bütün insanlar arasında bir hatıra olarak kalır; âşıkların ve dertlilerin can yoldaşı olur. Bu son derece büyük bir merhamet ve inayet olacaktır. Bu kulunuz da ister ki değerli dostların yüzlerini sizin kutlu yüzünüze çevirip başka bir şey ile meşgul olmasınlar. Artık bundan sonrası Hüdâvendigâr (Mevlâna) ın lûtuf ve inayetine kalmıştır. Bunun üzerine Mevlâna, hemen mübarek sarığının içinden küllî ve cüz"î bütün sırları açıklayan bir cüz çıkartıp, Çelebi Hüsâmeddin"in eline verdi. Bunda Mesnevî"nin başında bulunan on sekiz beyit yazılı idi ~Alıntı~ Tüm Mesnevi İlk 18 beyittin içindedir aslında, o sırrı anlayan Mesnevi yi anlar der büyükler... Ne Zaman ve Kaç Yılda Yazıldı?                      Mevlâna nın diğer eserleri gibi Farsça söylenip yazılan VI ciltlik Mesnevî"nin I.Cildine 1259 yılında başlanıp 1263 yılında tamamlandı. II. cilde başlanmak üzere iken Hüsâmeddin Çelebi"nin eşi vefat etti ve Mesnevî"nin yazılması iki yıl kadar beklemede kaldı. Çünkü; Mesnevî, Mevlâna tarafından sabah, akşam, semâ-sohbet, otururken, ayakta demeden söyleniyor ve Hüsâmeddin Çelebi tarafından da yazılıyordu. Hüsâmeddin Çelebi, eşinin ölümünden iki yıl sonra tekrar Mevlâna"nın huzuruna gelerek vazifesine devam etmek istediğini belirtti. Böylece 14 Mayıs 1264 günü tekrar başlanan Mesnevî"nin kalan V cildi , hiç ara vermeden 1268 tarihinde  tamamlandı. ~Alıntı~ Konuları, Kaynakları ve Amacı Mesnevî"nin konuları hakkında birkaç cümleyle fikir beyan etmek oldukça zordur. Çünkü Mesnevî"de hemen hemen akla gelebilecek her konuda bilgi verilmiş; Âyet, Hadis ve hikayeler yoluyla da bu bilgiler daha iyi aktarılmaya çalışılmıştır “Kur"ân"ın tefsiri” ve “Allah âşıklarının kitabı” olarak da nitelendirilen Mesnevî, Mevlâna"ya göre hakîkate ulaşma ve yakîn sırlarını açma hususunda din temellerinin, temellerinin temelidir. Bu kitap, masal diyene masaldır; fakat bu kitapta halini gören, bu kitap vasıtasıyla kendini tanıyan, anlayan da er kişidir. Mesnevî, Nil ırmağının suyudur; Kıptiye kan görünür, ama Musa kavmine sudur. Bu sözün (Mesnevî"nin) düşmanı, gözüme cehennemde tepe taklak olmuş bir halde görünüyor . Mevlâna Mesnevî"sini aydın gönüllü, görüş sahibi ve ciğeri yanmış âşıklar için süslenmiş bir bahçe ve lezzetli bir rızk olarak nitelendirilir... Mesnevî"nin nurlarla dolu sırlarını ve inceliklerini anlamak, Âyetlerin, Hadislerin ve hikayelerin tertibinden aralarındaki ilgiyi kavrayabilmek için büyük bir itikat, daimî bir aşk, tam bir doğruluk, selîm bir kalp, kıvrak bir zekâ ve anlama gücü ve bazı ilimleri bilmek gerekir ki insan onun  (Mesnevî) sırrının sırrına ulaşabilsin. Eğer doğru bir âşıksa bu özellikler olmadan da Mesnevî"yi anlama hususunda aşkı ona kılavuz olabilir ve bir menzile erişebilir. Mevlâna"ya göre; sûfîlerin söyledikleri, yazdıkları ve sözünü ettikleri konu ne rüya, ne de fal; Allah tarafından gönüllerine doğan vahiy (gönül vahyi, ilhamı)dir. Hal böyle olunca da Allah istemedikçe dil söze gelmez; geldiğinde de "O"nun ilham ettiklerinden başka bir şey söylemez. Bazen de kalbe doğan bu ilhamların söylenmesi yasaklanır; ya da halkın anlayabileceği, akılların alabileceği ölçü ve seviyede söylenir... Fakat “Söyle, bu söz ayıp olmaz. Senin sözün, gayb âlemindeki kaza ve kaderin zuhurundan başka bir şey değildir” demekte. Ya beni bırak, hiç söylemeyeyim; ya da izin ver, tamamıyla açıklayayım. Yine de ne bunu, nede onu istiyorsan ferman senin...” Ey doğacak çocuğun oynaması gibi bu mânâları içimde oynatıp duran Allah"ım! Madem ki bunun (Mesnevî) tamamlanmasını diliyorsun; Kolaylaştır, yol göster, başarı ver; ya da bu isteği, bu arzuyu gider, bizi suçlama. Sen olmadıkça, senin inayetin lûtfetmedikçe gece-gündüz nazım ve kafiyenin ne değeri olabilir; (Sen olmadıkça) meydana getirilen şiire kim bakar ki? Yukarıdaki beyitlerden de anlaşılacağı gibi Mesnevî"nin sadece kendi fikirlerinden oluşmadığını vurgulayan Mevlâna VI. cildin sonlarına doğru «Bu bahisler ancak buraya kadar söylenip, açıklanabilir; bundan sonrakilerin gizlenmesi gerekir.» (b.4620) der ve aşağıdaki beyitle eserini tamamlar: Gönlümden kopup gelen o söz, o taraftan gelmededir. Çünkü gönülden gönle pencere  vardır.... Tercüme ve Şerhleri        Şu ana kadarki tespitlere göre Mesnevî"nin Türkçe ilk tam tercüme ve şerhleri Şem"î"nin (ö.1600"den sonra) ve Sûdî"nin (ö.1596) eserleridir. İlk yapılan bu tercüme ve şerhlerden sonra “Fâtihü"l-Ebyât” adlı eseriyle Hz.Şârih unvanı alan İsmail Rüsûhî Dede (Ankaravî) (ö.1631) bu konuda haklı bir şöhrete kavuşmuş; eseri günümüzde dahi Mesnevî"yi anlama hususunda en önemli kaynak olarak kabul edilmiştir. Bu değerli eser önce Mısır"da (1836) ikinci defa da İstanbul"da (1872) basılmıştır. 16 yy"dan günümüze kadar hâlâ devam eden Türkçe tercüme ve şerhlerin en önemlileri ise aşağıda sunulmuştur : 1-Sarı Abdullah (ö.1660), Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî, I-V c. (Mesnevî"nin sadece I. cildini kapsar), İstanbul, Matbaa-yi Âmire, 1287-1288/1870-1871 2-Bursalı İsmail Hakkı (ö.1725), Rûhu"l- Mesnevî, I-II c. (Mesnevî"nin bir bölümü), İstanbul, Matbaa-yi Âmire, 1287/1870 3-Âbidin Paşa (ö.1908), Tercüme ve Şerh-i Mesnevi-yi Şerîf, I-VI c. (Mesnevî"nin sadece I. cildini kapsar), İstanbul, 1324/1906 4-Ahmed Avni Konuk (ö.1938), Mesnevî Şerhi, 1937 yılında tamamlanan bu tam şerh henüz basılmamış, Mevlâna Müzesi"nde bulunmaktadır. 5-Tâhirü"l-Mevlevî (Tahir Olgun, ö.1951), Mesnevî"nin Tercümesi ve Şerhi, Mesnevî"nin ilk IV cildini ve V. cildin bir kısmını kapsayan bu eser, F. Sezai Türkmen"in teşebbüsüyle 1963-1975 yılları arasında XIV cilt halinde neşredilmiş; daha sonra bu neşir, Şamil Yayınları tarafından tekrar yayınlanmıştır (2000). Bu eksik tercüme ve şerhin kalanı Tâhirü"l-Mevlevî"nin öğrencisi Şefik Can (d.1910) tarafından yapılarak yayınlanmıştır. 6-Abdülbâki Gölpınarlı (ö.1982), Mesnevî ve Şerhi, I-VI c., Mesnevî"nin tamamının tercüme ve şerhini kapsayan bu eser de birkaç kez değişik yayınevleri tarafından basılmış, son olarak da Kültür Bakanlığı tarafından üç defa yayınlanmıştır. (I-VI c., Ankara, 2000, 3.Baskı) ~Alıntı~ Etkileri Şüphesiz Mesnevî"nin ilk tesiri Mevlâna"nın oğlu Sultan Veled"e (ö.1312) olmuş ve onun ilk mesnevîsi olan İbtidânâme (Velednâme) (1291, 8760 beyit) meydana gelmiştir. Sultan Veled bu konuda, babasına her hususta çok benzediğini mesnevî usulünde de onun yolunu takip etmek istediği için bu eserini meydana getirdiğini söyler ve “Gücüm yettiğince o Hazrete benzemeye çalıştım, ama buna imkan yoktu” der. Mesnevî"yi ilham kaynağı alarak Türkçe mesnevîler oluşturan bazı önemli şairler ve eserlerinin te"lif tarihi de şu şekildedir: 1-     Gülşehrî (ö.XVI yy.), Mantıku"t-tayr (Gülşen-nâme, 1317) 2-     Âşık Paşa (ö.1333), Garîb-nâme, 1330 3-     Şeyh Gâlib (ö.1799) Hüsn ü Aşk, 1782 Bu eserler defalarca basılmış, günümüz diline aktarılmış ve haklarında gerek tez ve gerekse kitap olarak birçok araştırmalar yapılıp, yayınlanmıştır. ~Alıntı~ Bu kadar bilgi yeterli sanırım bilgilendirmek amaçlıdır inceleme kesinlikle benim haddim değildir...
·
8 yorumun tümünü gör
616 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Mesnevi felsefi bakımdan önemli bir eser olduğu gibi, kitaplığınızda yer alması mutlaka gerekli bir baş yapıt. Ayrıca yazar, senarist, tarih ve sanat tarihçi gibi bir çok meslek grubu içinde bir başvuru kaynağı sayılabilir. Umarım inancınız ne olursa olsun kitabı ve eseri önyargısız bir şekilde okuyabilirsiniz.
·
%12 (272/2200)
Mesnevi 1. Cilt
بِسْمِ اللَّـهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ Bütün hamdler Allah (celle celalühü)'a  mahsustur. Salat ve selam, Rasulüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize ve onun mübarek âl ve ashabının, kıyamete kadar onlara tabii olanların üzerine olsun. Mesnevi bana öyle farklı hissettiren bir kitap ki, nasıl anlatsam nasıl izah etsem bilemiyorum. Daha doğrusu anlatılabilir mi?.. Ah Mesnevi... Ah kalbimin sızısı; ah ruhumun gurbeti.. Kalbimin çırpınışları, lâyık olamayan, Rabbine ulaşmayı beceremeyen kalbimin sızısı.. Seni okurken ne çok acıdı içim, ne çok uzak kalmışım Rabbim'den ne çok perde var aramızda ve bu perdeleri ben örmüşüm ilmek ilmek ellerimle; amellerimle.. Oysa  nazargahı ilahiydi kalp! "Bu akip duran ve gönlün hükmü altında, canın fermanına tabi bulunan iki göz çeşmesi gibi... Gönül dilerse gözler, zehrin, yılanların bulunduğu tarafa gider gönül dilerse baktığı şeylerden ibret alır. Gönül dilerse görülen şeylere bakar gönül dilerse örtülü, gizli şeylere akar. Gönül dilerse gözleri külliyat tarafına sevk eder gönül dilerse cüziyatta hapseyler. Bu beş duygu da (Çeşmelerdeki lüleler nasıl çeşmeye tabi ise) aynı tarzda gönüle tabidir. Onun muradınca ve onun emrine göre iş görür. Gönül ne tarafı işaret ederse beş duygu da eteklerini toplayıp o tarafa gider. Musa'nın elindeki sopa nasıl Musa'ya tabi ise el ayak da apaçık gönlün emrine tabidir. Gönül isterse ayak, raksa girer yahut yavaş yürürken hızlı yürümeye başlar. Gönül isterse el, parmaklarla hesaba girişir yahut kitap yazar. El, gizli bir elin hükmündedir. O gizli el içeridedir, dışarıya teni dikmiş, kendisine onu vekil etmiştir. Gönül dilerse el, düşmana bir ejderha kesilir. Gönül dilerse sevgiliye yardımcı olur. Gönül dilerse el, yemek için kepçedir, on batmanlık gürz. Acaba gönül, bunlara ne söylüyor ki? Bu ne şaşılacak vuslat bu ne gizli sebep! Gönül, acaba Süleyman mührünü mü ele geçirdi ki bu beş  duygunun yollarını istediği gibi işaret etmekte!... " (Syf: 213) Ve ruhum.. Gurbetçi ruhum, dostundan ayrı düşmüş, yardan ayrılmış ağyarın eline kalmış zavallı ruhum.. Hiç bu kadar duymamıştım ayrılık çığlıklarını.. Ne çok acı çektirdim sana, ne çok Izdırap verdim sana hain nefsimle bir olup. Izdırabın yetmezmiş gibi dünya zındanında... Dosta kavuşmayı arzularken sen, ben aranıza yollar ekledim kilometrelerce... Özür dilerim, affet beni!... Ahh nefsimin kiri.. İçen, içtikçe kendinden geçen, bu geçici sarhoşlukla dertlerini, sorunlarını çözdüğünü sanan bir ayyaştan ne farkın kaldı? Kadeh kadeh içtiğin dünya sevgisi sana şifa olmadığı gibi derdini artırmaktan başka ne işe yaradı? Bir veli kulun dediği gibi, "Ahh nefsim ah, heder ettin kendini. Ahh (Hasan) ah, yazık ettin kendine!". Ne çok yazık ettin kendine.. Bu dünya çöplüğünü gözünün gördüğü suretten ibaret sandın, inemedin derinine, göremedin hakikatini.. Boş hayaller, gereksiz emeller peşinde koştun. Sahte sevgiler, samimiyetsiz ilgilerle avuttun kendini. Sahi kim seviyor seni? Seni seven kim? Hakiki sevgili, gerçek yâr kim?! Şu fani alemde seni en çok seven kollayan bildiğin anne ve babandan daha çok seven, anne ve babandan daha çok acıyan kim? (Ey nefsim) Gafletin gözünü kör kulağını sağır etmiş. Ben de bu köre bu sağıra kendimi teslim etmişim... "Rabb'im, sen gaipleri bilirsin. Günahtan dolayı bizden intikam alma!"(Syf: 75) Ey dost! Kim demiş Allah'a dost olan canlar ölür diye.. Kim demiş unutulup gider diye, kim demiş?  Ben sanki her kitabı elime aldığım da aşk eri Mevlâna Celaleddin-i Rûmî'nin sohbetindeydim... Asırlar önce yazılmış bir eser bu kadar diriyken ya onu yazan? Onu yazan diriliğinden bir şey kaybetmiş midir? Bir başka Hak aşığı ne buyurmuştu: "Yunus öldü diye salâ verirler Ölen hayvan imiş âşıklar ölmez."                          (Yunus Emre (k.s.)) "Aşk, Allah sırlarının usturlabıdır." (Syf:11) Ya Erhamerrahimin! Sana dost olmak ne kadar zor! Ve ne kadar kolay Sana dost olmak. "Ey kişi! Sen, bu dünya kuyusunun dibinde mahpus kalan bir aslansın. Tavşan gibi olan nefsin, seni nasıl kahretti?"                                (Syf:83) "Velilerde Allah'tan öyle bir kudret vardır ki atılmış oku yoldan geri çevirirler."                                                           (Syf:102) "Allah erlerinin ayakları altına toprak ol!"                                                    (Syf:29) Ya Rabbi! Tut elimizden! Bizi dostlarından, âşıklarından ayırma! Bizi bize terketme, dünya ve sevgisine terketme bizi... Âşkından bir zerre de olsa bizleri nasiptar eyle... "Kimin aşka meyli yoksa o kanatsız bir kuş gibidir, vah ona!"   (Syf:6) "Şüphesiz, arayan bulur." (Syf:87) Bulmak duasıyla... Selametle...
·
5 yorumun tümünü gör
Reklam
Reklam
2
16
154 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42