Mesnevi’nin Parlak Cevherleri (İlk On Sekiz Beyit Şerhi)

·
Okunma
·
Beğeni
·
35
Gösterim
Adı:
Mesnevi’nin Parlak Cevherleri
Alt başlık:
İlk On Sekiz Beyit Şerhi
Baskı tarihi:
31 Ocak 2020
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057670038
Dil:
Türkçe
Yayınevi:
H Yayınları
Sarı Abdullah Efendi 17. yüzyılın önemli sûfî müelliflerinden biridir. Bıçakçı Ömer Dede ile başlayan; İsmail Mâşukî, İdrîs-i Muhtefî, Sütçü Beşir Ağa gibi isimlerle silsilesi devam eden Bayrâmî-Melâmî (Hamzavî) geleneğe ve Celvetî yoluna mensup müellif oldukça zengin içerikli eserler kaleme almıştır. Bu eserlerin içinde en hacimlisi Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî adını verdiği, Mesnevî-i Mânevî’nin ilk cildinin şerhi niteliğinde olan beş ciltlik kitabıdır. Bu şerh, Mesnevî’nin ilk cildine yapılan en geniş şerh olması yönüyle önemli olduğu kadar tasavvufta konu edinilen birçok meseleye büyük bir derinlikle değinilmesi bakımından da dikkate değer bir nitelik taşımaktadır.
Aslınur Akdeniz Brehmer’in hazırladığı bu eser, Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî’de ilk on sekiz beytin şerhini içermektedir. Eserin transkripsiyonu matbu nüsha üzerinden yapılmış, herkes tarafından okunabilmesini sağlamak amacıyla metnin hem transkripsiyonu hem de günümüz Türkçesindeki karşılığı okura sunulmuştur.

Mesnevî’nin Parlak Cevherleri adıyla yayımladığımız bu kitap, anlam arayışında olan bugünün insanını büyük bir manâ yolculuğuna davet ediyor. Hazret-i Mevlânâ’nın “Dinle!” kelamıyla başlayan eserinden ilham alan Sarı Abdullah Efendi de “ey benim rûhum”, “gözümün nûru” diye hitap ettiği okuyucusuna, denize benzettiği Mesnevî’den kıymetli cevherler sunuyor…
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Elinizdeki eser, Mesnevinin ilk on sekiz beytine, bir 17. yüzyıl müellifi olan ve Bayrami-Melami geleneğine mensup Sarı Abdullah Efendinin Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevi* isimli eserinde yaptığı şerhtir. Çalışmamızda mezkur eserin matbu nüshası kullanılmış olup, hem bu metnin transkripsiyonu hem de günümüz Türkçesine aktarımı yapılmıştır.** Bu eser, Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevinin Mesnevideki ilk 18 beyti evden uzaktalık konusu bağlamında çeşitli boyutlarıyla ele alan bir tez çalışmasının parçasıdır. ***

Tasavvuf metinleri yabancı gözlere sergilenen performans alanlarından ziyade, hemhâllerin belli bir niyetle, rızayla ve gayretle dahil olabilecekleri mukaddes alanlardır. Sarı Abdullah Efendi Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevide "Benim ruhum!" diye hitap ettiği muhatabını adeta bir eve dönüş yolculuğuna çıkarır. Kulağını isteğince ve istidadınca Sarı Abdullah Efendi'ye açan okur, talip olduğu ölçüde bu okuma ve dinleme eylemini kendisi için içsel bir yolculuğa dönüştürme imkanını elde eder. Bir dini-tasavvufi eser olan Cevâhir-i Bevâhir-i Mesneviyi okumak hem konusu hem de içeriği bakımından entelektüel bir eylem değildir. Bunun da ötesinde okur, metnin sahip olduğu mukaddes alana dahil olur. Metnin müellifi olan Sarı Abdullah Efendi, zaman ve mekan kaydından bağımsız olarak sayfalara emanet ettiği harflerle, harflerin vücuda getirdiği kelimelerle, kelimelerin orkestrasıyla açığa çıkan secilerin ahenkli sedası ile günümüzde dahi okurlarına rehberlik etmeye devam etmektedir. Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevi hâlâ canlıdır. O halde okur, Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevi gibi bir şerh metni ile tekrar nasıl bir ilişki kurabilir? Aradan geçen zamanın ve değişen koşulların getirdiği yabancılaşmaya rağmen, metinden kalanlarla nasıl ve ne şekilde bir sohbete girebilir?

Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevideki manaları anlamak için okurun öncelikle bu yolda talepkâr olması lazımdır. Bu beyitlerin entelektüel bir çabadan ziyade "içe doğuş" yolu ile anlaşılabileceği Sarı Abdullah Efendi'nin dilinden Hz. Mevlânâ'nın söylediği şu sözlerle ortaya koyulmuştur:

...hatta bizim bâtın-ı fâtınımız dahi sizin âhenginizden ihtizâz edip nazm-ı kelimât-ı kudsiyye ve vâridât-ı gaybiyye beyânına şüru' edelim.

İhtizaz kelimesi titreşim ve şevkle harekete geçmek anlamını vermektedir. Kutsal kelimelerin ve gaybi sırların beyan edilmesi için talipli okurun Hz. Mevlânanm ve Mesnevi'nin ruhu ile ahenk halinde titreşmesinin ve devinime girmesinin gerekli olduğu anlaşılmaktadır çünkü bunlar kutsal kelimelerdir ve göze görünmeyen hakikatlerdir. Kutsalın ve göze görünmeyenin alanına dahil olmak ancak bu alanların ahengiyle harekete geçmekle mümkündür. Titreşim meselesi, müellif ve okur arasında kurulan bağı ve bu iki taraf arasında yakalanan uyumu gösterir. Bu uyum yakalandığında, müellifin içine doğanlar okura da açılabilir ve böylece eseri okundukça tekrar can bulan müellif, okura da rehberlik etme şansına erişir.

Çalışmamız esnasında Sarı Abdullah Efendi'nin bu şerhi gönül yolu ile Mesneviden ilham devşirerek ve bu ilhamla içine doğanları söz/ses yoluyla dışa vurarak ortaya koyduğunu gördük. Seci kullanımı da bunu ispatlamakta ve metnin aslında daha çok sözün ve sesin alanında olduğunu ve muhatapların "dinleme" yolu ile metinle daha derinden ilişkiye geçebileceğini göstermektedir. Sarı Abdullah Efendi'nin şerhi böylece "Bişnev!" (Dinle!) hitabının da bir açılımı olmaktadır. Belki de bu eser okunmaktan ziyade derinden dinlenilmeyi talep etmektedir.
Sarı Abdullah Efendi için Mesneviyi şerh etmenin, beyitleri kendince analiz etmenin de ötesinde o beyitlerde içkin olan hikmete kanallık ve aracılık etmek olduğunu söyleyebiliriz. Böylesine bir yazım süreci ile ortaya çıkan metnin muhatabının kimler olabileceği sorusunu cevaplamak bu noktada önemlidir. Tasavvufi metinlerin karakteri doğuş, irşad ve talim odaklı olduğundan, müellifin hitap ettiği kesim hususunda daha hassas ve seçici olma ihtimali yüksektir. Sarı Abdullah Efendi bu okur kitlesine "İmdi benim nûr-ı dîdem!", "İmdi benim rûhum!", "Eybirâder-i cân!" ifadeleriyle hitap eder. Şarih ve rehber pozisyonunun verdiği olası hiyerarşik yapılanmanın önüne geçmek ister gibidir. Seslenişte kullandığı "benim" gibi aitlik sıfatlarının, kendisi ile okur arasında ikilik görmediğine işaret etmesi mümkündür. Bu yüzden Sarı Abdullah Efendi adeta şerhi kendinden kendine yazar gibidir. Bu samimiyet dolu atmosferde aynı zamanda yer yer coşkusunu dışarı vurmakta ve anlamdan kendisine sirayet eden cezbeyle muhatabına seslenmekten geri durmamaktadır. San Abdullah Efendi "âh" çektikçe metinle haşır neşir olan okur, duygusal olarak da okuma sürecine dahil olur. Bir müellif olarak Sarı Abdullah Efendi'nin bu yönünün, şerhin bir talim aracı olarak işlev görmesinde hayli yardımcı olduğunu söyleyebiliriz.

Tasavvuf geleneğine bağlı metinlerin, hangi yüzyılda kaleme alınmış olurlarsa olsun, postmodern çağın endişelerine ve beraberinde getirdiği problemlere kaynaklık edebileceğine ve bu problemlere sistematik bir yol haritası çizebileceğine inanıyorum. Dini tasavvufi bir metin olan Mesnevi'nin içerdiği meselelerin hâlâ geçerliliğini ve tazeliğini koruduğu açıktır. Post-modern toplumda yaşayan bireyler, tecrübe ettikleri yabancılaşma, umutsuzluk, yalıtılmışlık, benmerkezcilik ve yalnızlık gibi problemlerden dolayı kendi hakikatlerinden ve hayat amaçlarından uzaklaşmaktadırlar. Bu yabancılaşma sonucunda bireyler içine düştükleri boşluğu ve bunalımı gündelik alışkanlıklar, rutinler, meşgaleler, statü, maddiyat ve inşa ettikleri diğer kimlikler üzerinden telafi etmeye çabalamaktadır. Mesnevi'nin ilk 18 beytinde anlatılan ve asıl vatanından uzak
düştüğü için inlemekte olan "ney"in hikayesi bu yüzden hiç olmadığı kadar güncel bir hikayedir. Bu metinler, sadece kendi devirleri ve toplumsal koşulları çerçevesinde değerlendirilmenin de ötesinde günümüzde yaşanan sorunlara da yaratıcı çözümler üretme kapasitesine sahiptir. Bu yüzden elinizdeki şerh sadece tarihte kalmış bir metin değildir. Şu anda içinizde canlı olan meselelere ve sorulara cevap verebilecek bir kaynaktır.
.......

Aslınur Akdeniz Brehmer
Üsküdar,2020




* Bu eserin künyesi .şu şekildedir: Sarı Abdullah Efendi (1288), Cevahir-i Bevahir-i Mesnevi, Istanbul: Matbaa-i Amire, 288 s.

** Cevahir-i Bevahir-i Mesnevi'nin tamamı Türkiye Yazma Eserler Kurumu altında, İstanbul Üniversitesi Türk İslam Edebiyatı doktora öğrencileri tarafından hazırlanmaktadır.

** Aslınur Akdeniz Brehmer, Bir Telafi ve Ağıt Aracı Olarak Çeviri: Sarı Abdullah Efendi'nin Cevahir-i Bevahir-i Mesnevi'sinin ilk 18 Beyit Şerhine Bir Ağıt-Çeviri, basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2018.
Sarı Abdullah Efendi
Sayfa 7 - H YAYINLARI - 1. Baskı: Şubat, 2020

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mesnevi’nin Parlak Cevherleri
Alt başlık:
İlk On Sekiz Beyit Şerhi
Baskı tarihi:
31 Ocak 2020
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057670038
Dil:
Türkçe
Yayınevi:
H Yayınları
Sarı Abdullah Efendi 17. yüzyılın önemli sûfî müelliflerinden biridir. Bıçakçı Ömer Dede ile başlayan; İsmail Mâşukî, İdrîs-i Muhtefî, Sütçü Beşir Ağa gibi isimlerle silsilesi devam eden Bayrâmî-Melâmî (Hamzavî) geleneğe ve Celvetî yoluna mensup müellif oldukça zengin içerikli eserler kaleme almıştır. Bu eserlerin içinde en hacimlisi Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî adını verdiği, Mesnevî-i Mânevî’nin ilk cildinin şerhi niteliğinde olan beş ciltlik kitabıdır. Bu şerh, Mesnevî’nin ilk cildine yapılan en geniş şerh olması yönüyle önemli olduğu kadar tasavvufta konu edinilen birçok meseleye büyük bir derinlikle değinilmesi bakımından da dikkate değer bir nitelik taşımaktadır.
Aslınur Akdeniz Brehmer’in hazırladığı bu eser, Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî’de ilk on sekiz beytin şerhini içermektedir. Eserin transkripsiyonu matbu nüsha üzerinden yapılmış, herkes tarafından okunabilmesini sağlamak amacıyla metnin hem transkripsiyonu hem de günümüz Türkçesindeki karşılığı okura sunulmuştur.

Mesnevî’nin Parlak Cevherleri adıyla yayımladığımız bu kitap, anlam arayışında olan bugünün insanını büyük bir manâ yolculuğuna davet ediyor. Hazret-i Mevlânâ’nın “Dinle!” kelamıyla başlayan eserinden ilham alan Sarı Abdullah Efendi de “ey benim rûhum”, “gözümün nûru” diye hitap ettiği okuyucusuna, denize benzettiği Mesnevî’den kıymetli cevherler sunuyor…

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • lazcuk

Kitap istatistikleri