Meydan Ortaya Çıktığında - Hikayeler 1

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.470
Gösterim
Adı:
Meydan Ortaya Çıktığında - Hikayeler 1
Baskı tarihi:
Ocak 2005
Sayfa sayısı:
74
Format:
Karton kapak
ISBN:
0000IDE364399
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diriliş
Bu kitabı oluşturan hikâyelerden "Meydan Ortaya Çıktığında" aylık Diriliş Dergisi`nde Ocak 1970 - Haziran 1970 tarihleri arasında, İz, Ölü isimli hikâyeler Diriliş Pazartesi-Perşembe Günlüğü`nde 1977 tarihinde yayınlanmış, Ziyaret ve Kartal isimli hikâyeler ise dergide yayınlanmadan doğrudan kitaba girmişlerdir.
74 syf.
·1 günde
Sezai Karakoç'un bir de hikayelerini okuyun. Meydan Ortaya Çıktığında iki hikaye kitabından biri. 5 hikayeden oluşuyor kitap. Hikayeler tahmin ettiğiniz gibi yoğun imge içeriyor, anlamak için baya dikkatli okumak gerekiyor. Sezai Karakoç'un kaleminden farklı bir tür okumak heyecan verici ve güzeldi.
Tabi Sezai Karakoç'un hikayeleri bildiğimiz tarzda hikayeden ziyade deneme türüne yakın metinler biraz. Bu yönden eleştiride almış. Belki de bu yüzden sadece iki hikaye kitabı var.
İlk hikaye en uzun olan ve kitaba da ismini veren Meydan Ortaya Çıktığında, diğer hikâyelerin de isimleri İz, Ziyaret, Ölü ve Kartal. Hikâyelerin verdikleri mesajlarla fikirleri yansıtmış üstad. Benim en beğendiğim hikayeler ise İz ve Kartal oldu.
Meydan Ortaya Çıktığında, hikayesinin kahramanı Ahmet'in şahsında Diriliş düşüncesini anlatmış Karakoç. Bu sebeple hikayeye bir diriliş hikayesi diyebiliriz.
Sait Köşk
Sait Köşk Meydan Ortaya Çıktığında - Hikayeler 1'i inceledi.
74 syf.
·10/10 puan
Sezai Karakoç’tan okuduğum bu ikinci kitap. Bütün şiirlerinin bir arada olduğu Gün Doğmadan kitabını da henüz bitirmedim. Ama ilerledim. Yakında bitirmeyi umut ediyorum. Şiir bu, roman gibi okunmuyor ki. Bir şiir okuyorsun, on şiir yazacak kadar düşünüyorsun.

Bu okuduğum kitapta da aynı duyguları yaşadım. Bir anda akıp gitmiyorsunuz. Bu sebeple her öyküyü farklı zamanlarda okumayı denedim. En azından hazmedebilmek için. Anlayacağınız şairin öyküleri de şiir gibi. Kitabı bitirdiğimde bir baktım, şairin bütün kitaplarını sipariş olarak geçmişim bile. Şu önümüzdeki bir yıl içerisinde demek ki her okumamda yanımda bir Sezai Karakoç kitabı olacak. Geçen Yıl da Nuri Pakdil kitaplarını almıştım Fuar’dan. Yarısı bitti. Yine İşte Metin Karabaşoğlu’nun okumadığım kitapları da masamda. Onun da yarısını okumuşum. Ömer Sevinçgül de öyle. Ya Mustafa Kutlu? Onun yazmadığı kitaplarını okumadım henüz. Diyordum ki Hesap Günü çıkmış. Şimdi yolda, bugün yarın gelir. Her yazardan bir kitap okumaktansa bir yazardan bütün kitaplarını okumak daha verimli.

Biz asıl mevzuya gelelim. Meydan Ortaya Çıktığında kitabındaki öykülerde yazarın diriliş düşüncesi her daim ayakta ve canlı. Öykülerdeki betimlemeler ve öykülemeler ancak yaşanmışlığın eseri olabilir. Yaşanmadan yazılamayacak cümleler çok. Kitaptaki en uzun öykü, kitaba ismini veren öykü, Yürüyüş’le başlıyor, Çağırış’la devam ediyor, Dönüş’le son buluyor.

Kitaptaki öykülerin tamamına baktığımızda konular hayat, ölüm ve yeniden diriliş’ten oluşuyor. Kitapta en sevdiğim yerler tabiat tasvirleri oluyor. Gördüğümüz ve bildiğimiz manzaraları gözlerimizle bir anda betimleyip “ah ne kadar hoşmuş”u kelimelerle de görmek bana heyecan veriyor. Doğaya ne kadar yaklaşırsak o kadar doğal kaldığımızın farkındayım.

İşte kitaptan altını çizdiğim satırlar:

Ama neden anlayan kişi hep susuyor? Anlayan kişi, şifadan başka bir şey olmayacak olan kelimelerini neden tutuyor, bırakmıyor gelsin bana.
*
Ölmek, ağacın yaprağının dökülmesi midir? Çiçeğin düşmesi midir? Ağacın kökü ne olmuştur? Yemiş ve tohum hangi dünyadadır? Bütün iş, öldükten sonra bile ülküyü yitirmemekte; nasıl, akşam uyurken sabah kalkıp sürüyü çobana götüreceksin, bunu biliyorsun çocukken, böyle bir ülkün var senin. Onun gibi ölürken de uyanış ülküsünü kaybetmemişsen, diriliş’ten haberliysen, ta meydana çağrılacağın ana kadar, hep uyanacaksın, hep uyandırılacaksın.
*
Gölgemi güneşin boylu boyunca uzatmasına bırakabilir miyim? Gül koklayabilir miyim? Çocuklara öğreteceğim kelimeler kalmış mıdır? Ev onarabilir miyim? Nar koparabilir miyim ağaçtan? Saate durgun bir suya bakar gibi bakabilir miyim? İnsan yüzleri yanımdan otomobiller gibi akıp gider mi kentin büyük caddelerinde? Büyük kitapçılara girip kitapçı kızlardan korka korka kitap karıştırabilir miyim?
*
Evet, doğdum, büyüdüm, haykırdım; sesimin uzaklara ulaştığını gördüm; sesim sert kayaları bile etkiledi; öylesine etkiledi ki, onlar o sesleri geri çevirmeyi uygun buldular. Ağladım, güldüm, gözyaşlarıyla çok tren camı ıslattım; çok mektup yazdım ve yaktım; çok kez dolaştım yapay bir kentin caddelerinde birini arayarak. Yıllarca arayarak. Ve kimsenin inanamayacağı kadar arayarak. Parklardan, bulvarlardan geçtim. Her gün aynı yerlerden geçer diye geçtim. Yıllarca geçtim. Çok kişiye benzettim. Binlerce kere benzettim. Sonra binlerce kez yanıldığımı anladım ve yine uslanmadım.
*
Gramer kurallarına uygun konuşmalardan, yani içinden dikkatle baktığınızda gramer iskeleti görünen söz israfından nefret ediyorum.
*
İnsan, çağımızda şeytansı bir arının bir takım hazır şeker görünüşlü eriyiklere konarak ve yine hazır peteklere döktüğü, doldurduğu bir tür yapma bal.
*
Elini suyun içinde unutmuştu. Sonsuz sayıda çocuğun, şefkatli bir babanın elini öpmek için sıraya girişi gibi, su taneleri, ard arda kayıyor, elinin üstünden, kutsanarak ayrılıyorlardı. “Su, abdest alıyor.” fikri doğdu birdenbire içine. “Evet, insan, suyla abdest alır, su da insanla.” Ya ev? Evin abdesti daha görkemli bir bakıma. Gökçe, bulutlarla, yağmurlarla abdest alır o. Güneş'te kurunur. Güneşi bir bornoz gibi sarınız ev.
*
Evet, mum, kendini, bir bakıma, yine kendisi olarak ve kendisi olmak uğruna tüketiyordu.

Not: Yayıncısından kitabın iç baskısına biraz daha özen istemek, sanırım bizden ziyade yazarımıza saygı olacaktır.
74 syf.
·Puan vermedi
Kitap nicelik olarak kısa olsa da nitelik olarak pek öyle değil. Okumaya başlarken hikaye olarak geçtiği için hızlı, akışkan bir okuma ile tek solukta biter diye umuyordum. Ancak pek öyle olmadı. İlk 20 sayfayı okuduktan sonra hala ne kitabın hikaye kitabı olduğunu ne de olayları anlayamadığım için okumaktan vazgeçtim. Ertesi gün tekrar baştan okumaya başladım. Başlangıç biraz zor olsa da sonu gayet güzel oldu. Kitap 5 hikayeden oluşuyor ve hikayeler genel olarak ölüm ve diriliş teması etrafında şekillenmiş durumda. Hikayeler arasında sanki ince bir bağlantı varmış gibi hissettim okurken. Hikayelerde Sezai Karakoç olay örgüsünden daha çok derdini yani Dirilişi daha çok ön planda tuttuğundan daha yoğun ve imgelerle bezeli bir kitap olmuş. Bana göre biraz olsun Sezai Karakoç öğrenmek isteyenlere tavsiye edilebilecek bir kitap.
74 syf.
Meydan Ortaya Çıktığında - Hikayeler 1 Sezai Karakoç

Sezai Karakoç'un ilk Hikaye kitabı olan bu kitap beş tane hikayeden oluşuyor. Hikayelerde yoğun imge ve semboller var. Hikayelerin ana teması İslam'la dirilmek ve İslâmla ihya olmaktı. Sezai Karakoç, diriliş ruhunu hikayelerine de yansıtmış. Beş tane yoğun anlamlı hikayeden oluşan güzel bir kitaptı...
Gülce
Gülce Meydan Ortaya Çıktığında - Hikayeler 1'i inceledi.
74 syf.
·2 günde·9/10 puan
Düşünce yazılarından tanıdığım yazarı bir de hikayelerini okuyayım diye almıştım kitabı ama fark ettim ki hikayelerinde bile yoğun imgeler ve sorulması gereken sorular ile yine beni yordu. Bazen cümlelerinde acaba buradan neyi işaret etmek istedi diye düşünürken kendi bilgi birikimin azlığından utanç duydum. Hikayelerde hep bir meydan var bu meydan mahşer diye düşünüyorum. Ölüm teması üzerine düşünülen konular. Yitirilen dünya ve insanlık adına konuşulması gerekenler. Başlarda anlaşılmakta zorlanan metinler sonlara doğru güzel bir ders verici nitelikte.
Beni uğraştıran, kafamı açan eserleri seviyorum Sezai Karakoç bunu çok iyi başarıyor.

İyi okumalar dilerim (:
74 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Deneme kitapları ile aşina olduğum Sezai Karakoç'un dünyasına bu sefer hikayesi ile yolculuk yapmak istedim.

Hikayelerinin imgelerle bürünüşünden mi yoksa zaman ve mekanın olmayışından mı bu gizem duygusu bilmiyorum. Ama genel olarak hikayelere baktığımızda normalin dışında başka bir şey ile karşılaştığımızı seziyoruz.Aslında bu Sezai Karakoç'un kitaplarında alışageldiğimiz bir üslup.

Bu hikayelerde merceğin odaklandığı kısım insan ya da onun hisleri, hissettikleri değil. Evet yine insanın hissettikleri anlatılıyor ama bir anlamın bir hakikatin ışıkları altında kalmış hisler. Yine insanı okuyoruz ama okuduğumuz şey aslında onda yankısını bulmuş hakikat, hakikatin insana yansımalarını okuyoruz.

Hikayelerin her biri zaman ve mekandan soyutlanışıyla adeta bizim ayaklarımızı yerden kesiyor ve bambaşka bir aleme gidiyoruz.Zira olaylar nerede geçmiş, ne zaman ve kimlerle belli değil. Yerler belli değil ama anlatılan yerler benim köyüm senin kentin, bildiğimiz kış ve bahar.
Bildiğimiz şeyleri bize bilmediğimiz alemlerde bir kez daha anlatıyor, başka bir şeye dikkatimizi çekmek istercesine. Bu anlatılan ise bizim anlam katmanımızda bir başka yere tekabül ediyor. Bu bana biraz fantastik bir zaman hissini uyandırıyor ya da fizikötesi bir gerçeklik ama anlattıkları o kadar gerçek ve o kadar hakikat ki. Başka bir kitapta bu durumu şöyle açıklamıştı.
"Fizik ötesi gerçeklikler birer sembol veya mit olmayıp fizik gerçeklikler gibi reel, hatta realiteden ve tabiattan daha reel gerçeklerdir."
Bambaşka alemlerden "şeyler" ile aramızdaki perdeleri kaldırma uğraşı diyorum hem de imge ve soyutlama ile.

Mesela bir hikayede bilinmeyen bir dağda uyanan ölülerin bir kentin ölümüne şahit oluşunu okuyoruz. Dopdolu çarşıları ve kahvehaneleri ile insanlar yaşıyordur ve fakat orada işareti veriyor.Kapkaranlık ve sessiz bir camii.Evet kent ölmüştür.

Veya bir kartalı okuyoruz güneşsiz yapamayan, güneş ile hayat bulan bir kartal. Ve hikayenin sonunda yine bir gerçekliğe oturuyoruz.

Veya satır aralarında karşılaşıyoruz. Bir bayramı anlatıyor, hepimize tanıdık gelen hatıralar... Sonra buruşmuş, yeşil damarları ortaya çıkmış bir yaşlının elleri ile bir çocuğun ellerinin buluşmasını ve ikisinin arasından akan şelalenin hayat olduğunu okuyoruz.

Yine bir kentte tek başına kalmış bir adam ve onun evini terk etmeyişini.Bana bir çok şeyi çağrıştıran bir hikâyeydi.
Bu hikayelerde baş yok, son ise ardında bir merakı bırakıyor. Bir düşünce bulutunun içinde buluyorsun kendini.

Bu kitaba ve S. Karakoç'a dair yine bir çok şey eksik kaldı. Hala başlarda olduğumu hissediyorum. Nasıl bir deryaya daldım acaba!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Meydan Ortaya Çıktığında - Hikayeler 1
Baskı tarihi:
Ocak 2005
Sayfa sayısı:
74
Format:
Karton kapak
ISBN:
0000IDE364399
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diriliş
Bu kitabı oluşturan hikâyelerden "Meydan Ortaya Çıktığında" aylık Diriliş Dergisi`nde Ocak 1970 - Haziran 1970 tarihleri arasında, İz, Ölü isimli hikâyeler Diriliş Pazartesi-Perşembe Günlüğü`nde 1977 tarihinde yayınlanmış, Ziyaret ve Kartal isimli hikâyeler ise dergide yayınlanmadan doğrudan kitaba girmişlerdir.

Kitabı okuyanlar 166 okur

  • murat
  • Davut BAYRAKLI
  • S
  • Ayşegül
  • Başak Tanas
  • Çağla
  • Merve K
  • Sevgi
  • Ayşe
  • Hazal

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.3 (10)
9
%16.1 (5)
8
%25.8 (8)
7
%19.4 (6)
6
%3.2 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%3.2 (1)