Milena'ya Mektuplar

·
Okunma
·
Beğeni
·
95.654
Gösterim
Adı:
Milena'ya Mektuplar
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
270
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052111888
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dorlion Yayınevi
Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)



Franz Kafka,(d. 3 Temmuz 1883 – ö. 3 Haziran 1924) modern dünya edebiyatının ikonik ve özgün yazarlarından biridir. Temmuz 1883´te Prag’da ufak moda eşyalar satan bir dükkan işleten Hermann ve Julie Kafka´nın 6 çocuğunun ilki olarak dünyaya gelmiştir. İki erkek kardeşi daha bebekken ölmüştür. 3 kız kardeşi de kendinden uzun yaşamıştır. Hukuk okumuş, boş zamanlarında yazmaya başlamıştır. Yazıları, ilk olarak Betrachtung, 1912 yılından itibaren yayımlanmaya başlamıştır. Kafka´nın duygusal deneyimleri ve ailesiyle olan ilişkileri eserlerinde özellikle günlük ve mektuplarında ifade bulmuştur. Babaya Mektup´ta (Almanca: Brief an den Vater) Kafka´nın bakış açısından babasıyla olan ilişkisi gözükmektedir. Hayatta olduğu süre içerisinde 7 kitap yazmıştır, bunların yanında 3 tamamlanmamış roman ve birçok mektup ve günlük bırakmıştır gerisinde. Kafka yakın arkadaşı Max Brod´dan öldüğünde tüm bu eserlerini yakmasını istemiştir. Max Brod´un Kafka´nın bu isteğini yerine getirmemesi sayesinde bugün bu eserleri okuma şansına sahibiz. Kafka tüm eserlerini Almanca yazmıştır. Kafka modernist yazar olarak görülmektedir. Eserlerinde suç, özgürlük, yabancılaşma ve sorumluluk ayrıca otoriteye bireysel karşı koyma gibi temaları işlemiştir. Kafka’nın en tanınmış eserleri Dava, Şato ve Dönüşüm ´dür. Kafka´nın 3 Haziran 1924´teki ölümünün sebebi kalp yetmezliği olarak görülse de vücudunu yıpratan asıl sebep ilerlemiş kanseridir.
Briefe an Milena..
Kitabı çok önce okuduğum için incelemeyi çok önce yapmam gerekirdi ama bu güne kısmetmiş..
Bir sayfa okuduğumda,o sayfanın etkisinden kurtulmam uzun sürdü.Kafka'nın Milena için hissettiği tutkuyu damarlarımda hissettim. beynimden kalbime aktı. metroda, otobüste, kalabalık yalnızlıklar içerisinde Milena' ve Kafka'nın duygularını, eylemlerini ve o tüm mektupları sorguladım, ben ne yapardım diye düşündüm.

Bir erkeğin ne kadar acizlenebileceğini ve çaresizlik içine düşebileceğini gösteren nadir eserler biri..

Kitabı okuduktan sonra, ''ya aşk bu kadar olmalı, ya hiç'' demekten de kendini alamayabiliyorsun, bir diğer düşünce de aşkının ulaşılmaz olduğunu bilmek mi aslında aşkı körükleyen?, elde edemeden, düşlerinde kurduğu hayallerde yaşattığı gibi kalmak mı?, bu yüzden mi Kafka aslında Milena'nın imkansızlığıyla sevgili?.

Kısa keseyim;
Bu mektuplar ile günümüzün what's app konuşmaları arasındaki fark, neden iğrenç bir dünyada yaşadığımızın göstergesidir. bu karşılaştırma, elbette o zamanların mükemmel olduğunu söylemez; fakat şimdinin çöplüğünü en çıplak hâliyle görmemize yardımcı olabilir.
DİKKAT SPOİLER VARDIR !!!

Sevgili Milena,

Sana bu mektubu ruhlar aleminden yazıyorum.Ya da kulağına hatta yüreğine fısıldıyorum diyelim.

Bildiğin gibi ben öleli 3 sene oldu , neden bu kadar beklediğimi soracak olursan sebebi basit. Burada işler pek dünyadaki gibi değil, önce her fani gibi verilmesi gereken hesaplarımla meşguldüm.Asıl hesap kıyametten sonra görülecek olsa da bazılarımız için ölünce başlıyor. Bu süreç bizim gibi okuyan yazan kişilerde biraz uzun sürüyor, kalem deyip geçme.. Sorumluluğu olduğunu bilirdim ama ölünce daha iyi anladım.

İlk bir yılım böyle geçti. İkinci yılım ise benden önce ölen bütün akrabalarımla tanışma ,konuşma, muhabbet faslıydı. Bir görsen herkes nasıl yolumu gözlemiş, bizim çocuk ne güzel ne vicdanlı adam diye hep övünmüşler buradan
dünyaya bakıp bakıp.

Üçüncü yılım ise benim için bambaşkaydı. Gelmiş geçmiş büyük yazarlarla tanıştım, tabi hep dünyadan konuştuk. Meğer bizim burun kıvırdığımız dünya hayatı, kısacık oluşuyla ve tam da bu nedenle biricikliğiyle ne de kıymetliymiş. İnsan bazı şeyleri ölmeden anlayamıyor.

Kimlerle tanışmadım ki, Dostoyevski başta olmak üzere beş bin yıllık filozoflara kadar. Detaylara giremiyorum üzgünüm, katı kurallar var. Sen henüz dünyada olduğun için fazla bir şey anlatamam, gelince kendin görürsün. Sanırım seni ölene dek yeni acılar bekliyor olacak, sabretmekten başka çaren yok.

Bütün bu söylediklerim asıl söylemem gereken şey için bir giriş. Nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum, söylemesi bir ölüye bile öyle ağır geliyor ki, hele de sen henüz hayattayken. Yani ölmüş olsan belki işim daha kolay olurdu, beni anlayabilirdin.

Milena! Aramızdaki her şey çok büyük bir yalandı. Aslında ben bunu dünyadayken de seziyordum ama burada apaçık anladım, anlamak ifadesi hafif kalır gerçi. Bana bildirildi, sözsüz ve kelimesiz üstelik.

Elim kırılsaydı da sana o mektupları yazmasaydım diyecek oluyorum ama yazmışım işte ne fayda. Bizden sonraki nesilleri zehirlemekten başka bir işe yaramayacak. Yalnızlığımın beyhude haykırışlarıydı onlar. Yok yere senin de kafanı karıştırdım, üzdüm,hırpaladım.

Bunları sana ulaşmanın tek yolu olan rüyanda anlatıyorum. Milena lütfen beni bağışla , hakikati sadece Tanrı bilir ve izin verdiği kadarıyla da ikimiz. Senin ne zaman bu tarafa yani gerçek hayata adım atacağını bilmiyorum. Sağlığında olmasa da ölünce o mektupları birileri okuyacaktır.Belki de kitap haline dönüşür de milyonlarca kişi okur, ne kadar da ızdırap verici ah.

Sabah uyandığında bütün ayrıntıları hatırlıyor olacaksın, senden ricam kimseyle bu konu hakkında konuşmaman. Ne kadar tedirginim farkında mısın? Bu huyumu ölüm bile değiştiremedi.

Ama her şeye rağmen dostluğumuz gerçekti Milena! Dostluk ki aşk,arzu,hayal gibi kavramların ne kadar beyhude olduğunu gösteren yegane yakınlık biçimidir. İşte bunu dünyadayken de anlamaya başlamıştım.

Hatırlar mısın bir zamanlar sana, “En çok seni seviyorum diyorum; ama gerçek sevgi bu değil sanırım, sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki… ” diye yazmıştım.

Aslında insan yalnızlığına bir tanık, hatalarına da bir suç ortağı arar hepsi bu. Yalnızlığından ayrılmak istemeyen ve hatalarını tekrar etmekten vazgeçmeyen benim gibi birisi de hayatını boş yere tüketir işte böyle . Tek tesellim düşünen,okuyan ve yazan biri olmuşluğum. Böylece gelecekte benimle gönül bağı kuran pek çok dostum olacak. Ölüler aleminde gördüğüm saygıyı ve değeri de buna bağlıyorum.

Milena sevgili dostum !
Şimdilik araftayım ve gelişin cennetim olacak, seni bekliyorum..

Haziran 1927 , Franz K.
Mektuplar...
Yeni neslin çok da aşina olmadığı, eski devirlerde yaşayan insanların telgraftan sonra, gelen tek haberleşme kaynağı. Özellikle sevgiliye yazılan mektuplar...
Söze dökülmekte zorlanılan hislerin, yazıya dökülmesiyle daha bir anlam kazanır. Özellikle de kullanılan yazım dili, etkin bir yazım dili ise. Boşuna dememiş atalarımız, " Söz uçar, yazı kalır. " diye!...

Milena'ya Mektuplar, Kafka tarafından Milena Jesenska'ya yazılan mektuplardan oluşmaktadır. Bir tesadüf eseri tanışan Kafka ve Milena'nın arkadaşlığı mektuplar vasıtasıyla, ilerleyen zaman içerisinde tutkulu bir ilişkiye dönüşür. Ama gelin görün ki Milena, babasına inat kendisinden on yaş büyük olan, Ernst Pollak isimli bir muhabir ile evli; Kafka ise hastanede tanıştığı ve evlendikten sonra birlikte yaşayacakları evi dahi tuttukları Julie ile nişanlı. Milena ve Kafka'nın medeni durumları, başlarda görüşmelerine bir engel teşkil etmez. Çünkü Milena hayatın baharı dediğimiz yirmili yaşlarında, entelektüel ve hayat dolu olmasına rağmen, olaylı bir geçmişe sahip skandallarıyla ün salmış, sürekli kendisini aldatan bir adamla evli. Kafka ise otuz yedi yaşında, hastalıklardan yıpranmış üstüne üstlük Julie ile olan ilişkisinin gidişatından son derece yorulmuş sığınacak bir liman arar vaziyettedir.

1920 yılında başlayan mektuplar 1923 yılına gelindiğinde git gide azalarak sonlanır. Dolayısıyla aralarındaki ilişkide nihayete erer. Sebep Kafka'nın nişanlısından ayrıldığı halde, Milena'nın eşinden boşanmak istememesi mi, yoksa Kafka'nın azar azar artarak ilerleyen hastalığı mıdır, bilinmez ama sebep ne olursa olsun, bir ilişki daha yarım kalmış ve tarihin tozlu sayfalarında yerini almıştır. Bir okur olarak ne Kafka'yı, ne de Milena'yı yargılama hakkına sahip değiliz. Çünkü elinde değildir ki, insanoğlunun yüreğine söz geçirmesi.
Ama bir nokta da Milena'ya hak vermiyorum. Madem ki evliliğinde ters giden bir durum söz konusuydu, neden eşinden boşanmayı tercih etmedi. Yaptığım araştırmaların neticesinde, Kafka vefat ettikten sonra, eşinden ayrılıyor. O zaman hangi düşünceyle hareket etti de, çok sevdiği halde Kafka ile birlikte olabilmek adına eşinden ayrılmadı yada ayrılamadı. Kim bilir...

Mektuplar tek taraflı olmasına karşın, Kafka'nın hayatına az da olsa bir bölümüne ışık tutmaktadır. Mektuplarda sevgiliye duyulan özlem dile getirilmiş olsa da, Kafka'nın yazdıkça varlığına aşık olduğunu apaçık beyan etmiş olması, okura Kafka hakkında ip uçları vermekte. Nitekim sayfa doksan yedi de ki mektupta Kafka, Milena'ya ithafen " Aslında ben seni değil, bana senin aracılığınla bana armağan edilen varlığımı seviyorum. " der.

Kafka'yı Kafka yapan bu eserleri değil midir? Değerli okurlar, Kafka'yı daha iyi anlayabilmek adına, bu eseri okumanızı tavsiye ederim.
Bir kitabın yarısında inceleme yazılır mı ?
Yazılır ..
Sevgili Kafka ben sana Nikola desem sanırım kızmassın. Çünkü aslolan Kafkalar Minela'lar değil sen'ler ve ben'ler ...

Sana
giriş gelişme sonuçsuz hikayeler yazabilirim .. mesela bu sabah yüzümü yıkarken aynaya baktığımda "hüzün de yakışmış yüzüme" kelimesinin altından bir otobiyografi çıkartabilirim. bedensel hareketlerim hızını kaybettiğinde kafamın sürekli çalıştığını ve bunun beni karşı koyulmaz bir yazma eylemine ittiginden bahsedebiliriz ..ama bunu yapmak istemiyorum..yazmak da istemiyorum ..mümkün olduğunca kısa kesip gideceğim ... mektuplarını okumak beni huzursuz ediyor ..eminim ki sen de okunduğu için mutsuzsun. ..ne kadar kırılgan olduğunun ilk kez farkına varıyorum (ve kepçe kulaklarının )..
Bunları düşünürken eve dönmek için yollardayım ..senin gibi dört gündür uykusuz değilim ama artık zamanın nasıl geçtiği anlayamıyorum ..ne zaman sabah ne zaman akşam ....

Zaman .

ipi salınmış uçurtma gibi uçup gidiyor ..

Ne hakla mektuplarını okuyorum ..
senin duygularını, mahremiyetini ,evinin çitlerini ezip geçmeye çalışmak ..iyimisin diye merak etmek ne hadsizlik. ..ne densizlik kendime cok kızıyorum. .
Yaz diyorsun ...
Yazmam ..
yazmanın ne demek olduğunu tüm yaşamım boyunca bildim ,yüz yıllarca günlükler tutmuş bir kalem olarak kelimelerin nasıl ard arda dizildiginde "ben" i oluşturduğunu fark ettiğim gün senin tabirinle____haydi baruta yanmış kibrit atalım _____ diyerek yok ettim ...şiir yazmayı da bırakalı çok oldu ..yani ..kısacası insanı duygulardan sıyrılalı asırlar geçti / gitti / bitti ..

Şunu da söylemeden geçemeyeceğim Milenadan nefret ettim ..hatta tiksindim şimdi bir sığ görüş olarak "kıskandı" dersen ..buna sadece tebessüm ederim :)
Unutmadan ..
Lavobaya tükürüyorum mütemadiyen sanırım benim oksürüğüm sadece mevsim dönümü allerjisi ..sen cigerlerine dikkat et özellikle sol daki yara büyümesin ..

Beni benden cok düşünme ..ve lütfen uyumaya çalış .
Hoşçakal ..
Belki yine yazarım
belki ..
ama şimdi dinlenmem lazım. ..

.
Gerçekten aşk var mı? Yoksa bu sadece bize öğretilmiş bir kavram mı???

Aşk, bazı insanların varlığına inandığı ve yaşadığını iddia ettiği bir duygu, bazılarımızın ise sadece filmlerden ve kitaplardan tanıdığı ve varlığından şüphe duyduğu bir kavram...

Gelelim yazarımıza... Peki o gerçekten aşık mıydı Milena'ya? ya da Felice'ya? (ha bir de Grete'de vardı di mi ) :))
Ben Kafka'nın bu kadınları hayata tutunma adına ya da en iyi yapabildiği yazma eylemini gerçekleştirmek adına bir araç olarak kullandığını düşünüyorum. Ha burdan kesinlikle yazarımızı yargıladığım anlamını da çıkartmayın lütfen!! Bu kadınların onunla hangi amaçla beraber olduğunu bilemiyoruz (Gerçi Milena'da evli olduğu halde onunla mektuplaştığına göre onun da vardı bir dertcağızı) :)) Ya kendimi dedikodu yapıyor gibi hissettim ama ne yapim buraya kitabın bizde uyandırdığı hisleri yazacağız sonuçta...

Neyse efendim bu kitabı ben sadece bir aşk hikayesi olarak görmedim. Kafka Yahudi asıllı olmasıyla maruz kaldığı zorlukları ya da hastalığının sebep olduğu rahatsızlıkları o kadar güzel bir dille anlatmış ki, beni bu kitapta etkileyen en çok o bölümler oldu...Ha bi de kendisi çok zayıf olduğu için şişman insanları sempatik ya da sağlıklı bulması çok hoşuma gitti...

Son olarak Kafka ister bu kadınları gerçekten sevmiş olsun, ister onlar üzerinden bütün dünyaya haykıramadıklarını bu mektuplarla dile getirmiş olsun, ben bu kitabı hiç sıkılmadan severek okudum diyebilirim.

Burdan etkinliği düzenleyen arkadaşlara beni bu eserle buluşturdukları için teşekkür ediyorum...Kitabımıza uyan bonus şarkımızı da lütfen dinleyin efendim.:))
https://youtu.be/BDjzHk2t1yw
Dikkat spoiler içerebilir!!!

*Bilgilendirme*

Kafka'nın yapıtlarını Çekçeye çeviren Milena'ya yazdığı mektupların tamamının bir araya getirildiği eserdir. Milena'ya Mektuplar, mektuplarla örülmüş bir aşk romanıdır. Kafka'dan Milena'ya ilk mektup Nisan 1920 'de gönderilmiştir.

*Konu*

Kafka yapıtlarını Çek diline çeviren Milena Jesenska' ya mektuplar yazar ve dostça başlayan mektuplaşmalar bir süre sonra tutkulu bir aşka dönüşür. Milena ile Kafka mektuplaştıkları üç yıl boyunca iki ya da üç kez buluşmuştur. Kafka her buluşmadan sonra suçluluk hisseder;ancak buna rağmen bir sonraki buluşmayı hep büyük bir aşk ve özlemle bekler. Milena'nın evli, kendisinin nişanlı olması dahi bu aşkın ve özlemin önünde engel değildir. Bu kitap aşkın hem soylu hem de soysuz yönlerini tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor.

*Düşüncelerim*

Aslında Kafka ve Milena'nın aşkı her ne kadar yasak bir aşk olsa dahi, kitapta Kafka aşkını o kadar samimi ve gerçekçi cümleler ile yansıtıyor ki aralarında yaşanan bu yasak aşka kızmak yerine, saygı duymaktan başka yapabileceğimiz bir şey kalmıyor. Sevginin hem kutsal hem de aşağılık yanlarını aynı anda okuyucuya yansıtan güzel bir kitap... Çok severek yaklaşık iki, üç günde okudum. Sonlarına doğru biraz sıkıcılaşıyor, özellikle son yüz sayfa filan... Kitabın başka bir Negatif yönü ise Milena'nın Kafka'ya yazdığı cevap mektuplarının Milena'nın kendi isteği ile yayımlanmamış olması...konu hep eksik kalıyor. Ben bunlara rağmen kitabı okumamdan dolayı çok memnunum ve zaten en çok alıntı paylaştığım kitap oldu. Özellikle Kafka severlerin, Kafka'yı daha yakından tanımak isteyenlerin kesinlikle okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Buraya bir alıntı bıraktım
#31841287

Okuduğunuz için teşekkür ederim
Sevgilisinin yazdığı mektupta sırf onu okumakla kalmayıp ona mektupların içinden bakabilen Sevgili Kafka ve içinde yaşadığından , yaşayacağından çok daha başka bir hayata çılgınca bir özlem duyan Sevgili Milena’ nın aşkı ve korkularını anlatan mektuplar ile karşı karşıyayız... Günümüzde her şey çok çabuk tüketiliyor, şimdi bile insan hayatında olan insana sevgili, eş veya arkadaşta olabilir içten günaydın demekten bile acizken Franz Kafka’ nın sevdiği kadına kendi benliğini tüm içtenliğiyle dökmesi olağanüstü bir duygu. Bu zamana kadar hep kendi hayatımla ilgilendim ve Franz Kafka ve Milena Jesenskâ ‘ dan da özel hayatları öğrendiğim için de gıyabında kendilerinden özür diliyorum. Kitabın son bölümünde ise Milene Jesenskâ ‘ nın Yuvadaki Şeytan adlı bölümün okunmasını , güzellikle tavsiye ediyorum. Çünkü o 4 sayfalık bölümde hayatta ne istediğim , ne olduğumu sanki bana anlatılmış hissi verdi sizlerin de kendinizden muhakkak bir şey bulacağınızdan eminim. Tüm Sevgili Kitapseverlere saygılarımla...
Franz Kafka’nın ismini bile kendi seçemediği kitabı Milena’ya Mektuplar. Acaba bilse idi ne yapardı. Bence kesin hiç hoşuna gitmezdi. Kimin giderki.

Yazarların hayatı hep ilgimi çekmiştir. Okumadan önce bir göz gezdiririm hayatlarına. O yüzden bu kitap severek okuduğum bir kitap oldu. Franz Kafka gibi bir yazarın, gerçek duyguları... Masaya oturup saatlerce kendini ifade çabaları. Hep gözümün önünde bir Kafka tiyatrosu eşliğinde okudum kitabı.

Kitapta genellikle o günde yaşadığı olayları,iç sıkıntılarını, hastalıklarını-ki ikiside verem hastası imiş- ve tabi ki aşkını anlatıyor.

Kitabı okumaya başlamadan önce yorumları okumuştum kitap hakkında. Ben denildiği gibi hiç sıkılmadım. Elbette roman olsun diye yazılmış yazılar değil bunlar. Ama Kafka’nın özeli. Bir edebiyat parçası okur gibi okunmuyor, o tesiri vermiyor. Yine de ben çok sevdim.

Aşkını, özlemini anlayışı ve anlatışı gerçekten beni etkiledi. Bazı cümleleri parçalar gibi geliyor. Hep alıntı yapmak istedim. Huyum bu ki ben bir şeyi seversem bunu paylaşmayı, gülersem bunu da paylaşmayı çok severim . Ama okuyacak diğer arkadaşlara haksızlık olurdu :)

“Durumumuz aşağı yukarı şöyle. Ben. bir yerlerde, pis bir çukurda yaşayan (çukurun pisliği benim orada oluşumdan), ormanları tanımayan yabanıl bir hayvandım. Birden seni gördüm ışıklar içinde, aydınlıkta, o güne değin gördüğüm en güzel şeyi, seni: Unuttum olup bitenleri, kendimi unuttum, kalktım ayağa, sana yöneldim.”

Mektuplar güzeldir... Mektuplaşmak güzeldir... ;)
Bu yazıyı okuyan sizlere bir sorum olacak. Acaba kaçınız hiç görmediğiniz veya 3-4 kere gördüğünüz birisini büyük bir aşkla sevebilirsiniz? Belki herkesin cevabı sevebilirim olacaktır. Ancak yanılıyorsunuz. Çoğumuz böyle bir aşkı yaşayacak yapıda ve belki de kapasitede değiliz. Eskiden babalarımız, dedelerimiz evlenecekleri insanları görür aşık olur ve sonra da evlenirler miymiş? Hayır. Eski dönemlerde şu anda unutulan çok güzel bir haberleşme yöntemi varmış. Mektuplar... İşte sevenler birbirlerini satırlar ile severler ve bu satırlar ile aşık olurlarmış. Bu kitap bir mektup aşkının belgesidir.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
Franz Kafka ile Milena bir ortamda birbirlerini görmüşler ve Kafka'nın eserlerinin Çekçe'ye çevirisi konusunda fikir birliğine varmışlar. Bu anlamda da mektuplaşmaya başlamışlar. Bu mektuplaşmalar daha sonradan büyük bir aşka dönüşmüş. Fakat bu aşk imkansız bir aşk imiş ki Kafka nişanlı, Milena ise evliymiş. İşte böyle bir durumda sadece mektuplar ve birkaç görüşme ile bu büyük aşk doğmuş ve Kafka'nın ölümü ile de bitmiş.
Bu kitapta sadece Kafka'nın mektuplarını ve Milena Jesenska'nın ise çok az sayıdaki Kafka'nın arkadaşı Max Brod'a, Kafka hakkındaki yazdığı mektupları bulacaksınız. Sadece Kafka'nın mektuplarının olması çok kötü. Zira sadece Kafka'nın mektuplarını okuyarak bu büyük aşkın yalnızca küçük bir kısmını anlayabiliyoruz. Fakat kitabın son kısmındaki Milena'nın Max Brod'a yazdığımı mektuplardan Kafka ile Milena'nın aşkını daha bir hazmediyorsunuz.
Mektupların sadece aşk temalı olduğunu sanmayın. Zira bu mektuplar söylediğim gibi Milena ile Kafka arasında çeviriler için yazılmış mektuplar. Aşkı satır aralarında bulabilirsiniz. Ancak Kafka'nın Milena'ya aşkını anlatışı bile ayrı bir güzellik. O kadar saf ve derin bir aşk var ki ortada. Düşünün... İki insan birbirine aşık ancak aşkın büyüklüğünden buluşmaya bile çekiniyorlar.
Mektuplar Nisan 1920 tarihinde başlayıp Kasım 1923'te son buluyor. Son sayfalardaki mektuplara gelinceye kadar Kafka neredeyse her gün Milena'sına yazmış. Göremediği aşkına bir insan her gün nasıl yazabilir? Kafka yazmış ve iyi ki de yazmış.
Benim için çok ama çok anlamlı ve özel bir kitaptır Milena'ya Mektuplar. Hazmederek okuyun bu kitabı ve kesinlikle okuyun. İyi okumalar.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
Kafka'nın "Dönüşüm" kitabından sonra okuyupta hayal kırıklığına uğradığım ikinci kitap oldu. Sanırım doğru zamanı tutturamıyorum. :)

Kitap Kafka'nın yasak aşkı Milena'ya yazdığı mektuplardan oluşuyor. Kafka'nın arkadaşına ölümünden sonra yakılması için emanet ettiği bu mektuplara arkadaşının kıyamamasıyla (!) basılmış. Benim gibi özel hayatın gizliliğini savunan birinin de bu mektupları okuması büyük çelişki. Belki bu duygudan ötürü kitaba bağlanamamışımdır kim bilir?

Sadece Kafka'nın yazdığı mektuplardan oluşması okumayı zorlaştırıyor, ilerleyen sayfalarda sıkıcı hale geldi benim için. Elbette Milena'nın verdiği cevapları tahmin edebiliyoruz. O da bir yere kadar tabi...

Zaten okur kitlesine düşünülerek yazılmamış bir kitabı edebi yönden tartışmak gereksiz. Okurların yorumlarındaki yoğun duyguları da hissedemediğimi üzülerek belirtmek istiyorum. Kafka'nın hayatına dair az çok fikir edinmek için okunabilir.

Keyifli okumalar dilerim.
Alıntı yapmaktan okuyamadığım, hatta bütünüyle bir alıntı olan kitap. Kafka' nın iç dünyasına, düşüncelerine tutulmuş dev bir büyülteç gibi. Mutluluğun en üstünden korkunun en altına savruluşunu nasıl bu kadar içten, acıklı ve mükemmel ifade edebildiğinin şaşkınlığı içindeyim.
Kendimi bildim bileli mektuplara ayrı bir sempatim vardır. Ama işte zamane genci olduğumdan mıdır nedir, zahmet edip de sevdiklerime iki satır mektup yazamıyorum. (Bir de yazar olmak istiyorum. Peh bana) Bundan sonra en az ayda bir mektup yazmak ödev olsun bana. ^^

Mektup tarzında yazılan kitapları hep samimi bulurum ve daha çok severim. Ama ilk defa birine yazılmış gerçek mektuplardan oluşan bir kitap okudum. İlkler de her zaman biraz sıkıntılı olur ne yazık ki..
Bazı mektuplar çok güzeldi. Kafka'nın sevgisini ifade ediş biçimi, mektupların sonuna ismi yerine "senin" yazması ve güzel konulara değinmesi çok hoşuma gitti.
Ama bazı mektuplar çok sıkıcı ve bunaltıcıydı. Sürekli hastalıktan bahsetmesi, neredeyse her mektupta bahsettiği uykusuzluk problemi ve yersiz abartıları beni boğdu. Kafka amca, sen bir psikoloğa görün derim. Resmen hastalık hastasısın..
Ha birde, kendimi sanki başkalarının özel hayatını dikizleyen 3. şahıs gibi hissettim. "/

Kısa bir Not: Sevdiklerinize mektup yazın sevgili okurlar. ^^

Keyifli okumalar..
Keyifli yazmalar..
Mesela neden senin odanda duran, sen sandalyende ya da çalışma masanda otururken, uzanırken, ya da uyurken, seni bütünüyle gören mutlu bir dolap değilim? Neden değilim?
''Palto giymeye üşenirken bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben? İçinde bulunduğum durumu kimseye anlatamam. Sen de anlamazsın Ben bile anlamıyorum ki başkasına nasıl anlatırım?"
"İki saattir kanepede uzanmış yatıyorum ve bu süre boyunca
senden başka hiçbir şey düşünmedim..."
"Evet, seni seviyorum budala! Tıpkı denizin, kendi dibindeki bir çakıl taşını sevmesi gibi... Evet, işte sevgim seni böyle kaplıyor! Ve Tanrı izin verirse, senin yanında bu kez ben çakıl taşı olacağım..."
Yanımda yürüyordun Milena, düşünsene, yanımda yürümüştün!
aşık biri için ne büyük nimet değil mi?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Milena'ya Mektuplar
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
270
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052111888
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dorlion Yayınevi
Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)



Franz Kafka,(d. 3 Temmuz 1883 – ö. 3 Haziran 1924) modern dünya edebiyatının ikonik ve özgün yazarlarından biridir. Temmuz 1883´te Prag’da ufak moda eşyalar satan bir dükkan işleten Hermann ve Julie Kafka´nın 6 çocuğunun ilki olarak dünyaya gelmiştir. İki erkek kardeşi daha bebekken ölmüştür. 3 kız kardeşi de kendinden uzun yaşamıştır. Hukuk okumuş, boş zamanlarında yazmaya başlamıştır. Yazıları, ilk olarak Betrachtung, 1912 yılından itibaren yayımlanmaya başlamıştır. Kafka´nın duygusal deneyimleri ve ailesiyle olan ilişkileri eserlerinde özellikle günlük ve mektuplarında ifade bulmuştur. Babaya Mektup´ta (Almanca: Brief an den Vater) Kafka´nın bakış açısından babasıyla olan ilişkisi gözükmektedir. Hayatta olduğu süre içerisinde 7 kitap yazmıştır, bunların yanında 3 tamamlanmamış roman ve birçok mektup ve günlük bırakmıştır gerisinde. Kafka yakın arkadaşı Max Brod´dan öldüğünde tüm bu eserlerini yakmasını istemiştir. Max Brod´un Kafka´nın bu isteğini yerine getirmemesi sayesinde bugün bu eserleri okuma şansına sahibiz. Kafka tüm eserlerini Almanca yazmıştır. Kafka modernist yazar olarak görülmektedir. Eserlerinde suç, özgürlük, yabancılaşma ve sorumluluk ayrıca otoriteye bireysel karşı koyma gibi temaları işlemiştir. Kafka’nın en tanınmış eserleri Dava, Şato ve Dönüşüm ´dür. Kafka´nın 3 Haziran 1924´teki ölümünün sebebi kalp yetmezliği olarak görülse de vücudunu yıpratan asıl sebep ilerlemiş kanseridir.

Kitabı okuyanlar 7.662 okur

  • Feyaz Avşar
  • Taha Demirtaş
  • Fatma Yıldırım
  • Slymn Brn
  • 'Kübra Gülhatun
  • M U A M M A
  • Melike AKAY
  • seher fidan
  • Selcan Beyazit
  • ibrahimkarakaş

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%74.2
Erkek
%25.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.2 (5)
9
%0 (1)
8
%0 (1)
7
%0
6
%0
5
%0 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları