Mirina Kalekî RindMehmed Uzun

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.119
Gösterim
Adı:
Mirina Kalekî Rind
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752733701
Kitabın türü:
Çeviri:
Kürtçe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Mirina Kalekî Rind
Yaşlı Rind
"Mehmed Uzun di nav nivîskarên hemdem yên Kurd de, bêşik yê herî berbiçav e. Ji bo ronesansa zimanekî ku demeke dirêj e di bin gefên tunekirinê de ye wî gelek tişt kirin..."
Her ne kadar geç kalmış bir buluşma olsa da öncelikle Mehmed Uzun'la ve kitabıyla beni buluşturan #30997659 etkinliğinde Esra hanım başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ederim...

En baştan vurgulamak isterim ki; konu olarak çok farklı, dil ve anlatım yönünden çok zengin, zihnimde bıraktıkları açısından çok değerli bir kitap okudum arkadaşlar... Bunca karmaşa ve ayrıştırmanın içinde; insanlar sürekli birbirinden uzaklaştırılmaya ve birbirine düşürülmeye çalışılırken, her şeye inat, bir Kürt yazarı tanımanın, Mehmed Uzun özelinde Kürt edebiyatına bir nebze olsun yaklaşmanın keyfini yaşadım...

Bu etkinlik bir yazar etkinliği olduğu için Mehmed Uzun'a birkaç satır değinmeden geçmek olmaz diye düşünüyorum. Hayatını ana dilini savunarak, dilinin, edebiyatının mazisini araştırarak, bir dilin neden yasak olduğunu sorgulayarak ve kendi dilinde edebiyatın tüm zenginliğini, tüm güzelliğini içinde taşıyan eserler vererek geçirmiş bir yazar Mehmed Uzun... Yıllarca sürgünde yaşamak zorunda kaldığı İsveç'te dahi bu sevda ve gayretinden asla ödün vermemiş; hem yurt içinde hem de yurt dışında çok geniş bir çevrenin saygısını kazanmayı başarmış bir aydın... Her ne kadar kendisi yaşarken yaptıklarının, yazdıklarının tam karşılığını alamamış olsa da, ben inanıyorum ki bugün var olan ve bundan sonra gelecek olan nesiller bu değerli aydına gecikmeli de olsa hak ettiği değeri verecek ve onun daha fazla kitap dostu tarafından tanınmasına katkıda bulunacaktır...

Uzun'la tanışma kitabım Yaşlı Rind'in Ölümü ise yazarın 1987'de yayınladığı bir kitap... Bana yazıldığı tarihten 30 yıl sonra okumak kısmet oldu nedense!

Kitabın iki baş karakterinden biri olan Serdar, kitabın yazarı Uzun'un yaşadığına benzer bir sürgün hayatı sürüyor. O da kendi topraklarını terk edip İsveç'e gidiyor ve o da Uzun gibi orada kendi dili ile ilgili araştırmalar yapıyor. Yaşlı Rind ise sürgün yolculuğu esnasında köyün birinde tesadüfen tanıştığı kör bir bilge... Aralarında öyle sıcak bir ilişki kuruluyor ki, siz de üçüncü kişi olarak onların yanında bulunmak, sohbetlerinin bir parçasından tutup o anlara tanıklık etmek istiyorsunuz kitabı okurken...

Kitap gerçekten de çok güçlü bir dil ve anlatıma sahip... Sizi edebi anlamda fazlasıyla doyuruyor. Kitabı bitirdiğinizde 'dolu dolu' geçen edebi bir yolculuğun tatlı yorgunluğunu hissediyorsunuz...

Daha fazla detaya inmeden bunan sonrasını size bırakıyorum. Kitaba adını veren Yaşlı Rind'i özellikle tek cümleyle geçtim. Çünkü Yaşlı Rind'i, tıpkı kitapta işlendiği gibi kısık ateşte yavaş yavaş tanıma keyfini sizden almak istemedim...

----------------------------------

Madem bize çok yakın ama fazla uzak olan 'Kürt edebiyatı'na bir giriş yaptık, o zaman bu kitap vesilesiyle birkaç genel düşüncemi de sizinle paylaşmak isterim...

Kendi kişisel tarihimde, Türkler ve Kürtler arasında süregelen sorunlara 'Arkadaşlar benim Kürtlerle hiçbir sorunum yok, hatta benim pek çok Kürt arkadaşım var' sığlığında yaklaşmaktan vazgeçeli uzun yıllar oldu...

Her konuda olduğu gibi bu konuda da siyaseti kılavuz edinmek yerine, kendim görüp keşfetmenin, tanıyıp da karar vermenin yollarını aradım her fırsat bulduğumda... Çünkü bana göre siyaset sorun çözen değil, sorunla beslenen bir kurum... Tabağına bir lokma da ben ekleyip kendi ellerimle beslemek istemedim açıkçası...

Bilmek, empati kurmak, anlamak veya sevmek... Niyetiniz ne olursa olsun bana göre başlangıç noktası tek bir kapıya çıkıyor;

TANIMAK...

Tanımak bence insanı fikirsel özgürlüğe davet eden önemli bir istasyon... İnsanların başkalarından devşirme, kaynağı belirsiz hazır fikirlerle ortamlarda asıp kesmesi yerine tanıyıp kendi fikirlerini üretmenin, bu fikirleri savunmanın peşine düşmesi gerekiyor artık...

İşte bu yüzden siyaset yerine sanatı, edebiyatı, kültürel çeşitliliği, varsa imkan gezip görmeyi kılavuz edinmek zorundayız... Siyaset bizi ayrıştırmak, bölmek, parçalamak için sorun üstüne sorun bina ederken, sanatın, edebiyatın, kültürün de o ölçüde bizi yerden kaldırıp, toplayıp, birleştirmesi gerekiyor. Ancak unutulmamalı ki, siyaset bulduğu her delikten girip yakaladığı yerde karşımıza çıkarken, sanatın, edebiyatın maalesef böyle bir lüksü yok. O yüzden gerekli çabayı gösterip ve önyargılarımızı bir kenara atıp bizim onlara gitmemiz, rotamızı o yöne çevirmemiz, keşfetmemiz gerekiyor!

------------------------------------

Özellikle mesleğe yeni adım attığım ilk muhabirlik yıllarımda zaman zaman Doğu ve Güneydoğu'ya iş vesilesiyle çeşitli ziyaretler yaptım. Bu ziyaretlerimde konuya bakış açımı değiştirecek, her şeyin bize anlatıldığı (ya da dayatıldığı) gibi olmadığını gösteren çok önemli kazanımlar elde ettim. Mesela ziyaretlerimden birinde tatsız bir olaya tanık oldum. Bir ilkokulun bahçesindeki trafoya(!) topu kaçan bir çocuk topunu almak isterken elektrik akımına kapılıp can verdi. Olayı haber yapmak için hemen okula koştum önce... Gittiğim yerin okul olduğuna ikna olmam baya uzun sürdü. Ancak içeri girip de sıraları, yazı tahtasını görünce anladım doğru yerde olduğumu...

Aynı günün gecesi bana rehberlik eden yerel gazeteci abimden beni çocuğun evine götürmesini rica ettim. Eve gittiğimde gördüğüm manzara çok daha ürperticiydi. Hayatımda gördüğüm en varoş, en bakımsız mahallenin dibinde ev adını verdikleri bir yerde yaşıyordu aile... O gece burada paylaşamayacağım başka şeylere de tanık oldum... Ve nihayetinde bu olay bana 'Kürt sorunu' denen şeyin salt bir dil veya kimlik sorunu olmaktan öte, temelinde bir 'insanlık' sorunu olduğunu öğretti... O evde yaşayan bir çocuğun okuduğu okulun bahçesine trafo koyma hakkını kim kendine reva görmüştü acaba?

İşte o yıllarda böyle başladı 'tanıma' hikayem... Bir başka gün, tanıdığım herkesi devreye sokup o çok istediğim Dengbej dinletisinde buldum kendimi... Dinletinin olacağı gün alana ilk gidenlerden biri bendim... Etkinlik saatine yakın adım atacak yer kalmadı alanda... Dengbejlerin Kürt kültüründeki önemini biliyordum ama bunu tecrübe etmek çok daha önemliydi benim için... Etkinlik bittiğinde ben de Meltem Cumbul gibi (Gönül Yarası filmindeki meşhur sahne:) tek bir kelime anlamadığım bu dinletiden inanılmaz etkilenmiştim. Etkinlik sonunda röportaj yapmak için Dengbejlerden birinin yanına giderken o atmosferin etkisiyle müthiş bir heyecan dalgası yaşadım. O an bana 'Tarkan'la mı yoksa o dengbejle mi röportaj yapmak istersin' diye sorsalardı tartışmasız dengbeji seçerdim. Çünkü o an İstinye Park'ta değil, oradaydım. O kültürün, o atmosferin bir parçasıydım. Kürt değildim, ama yabancı da değildim... Sadece 'tanımanın' büyülü koridorları arasında yürüyen sıradan bir insandım...

Size buna benzer çok daha fazla deneyim anlatabilirim ama bu yazının bir kitap incelemesi olduğunun da farkındayım:) Bazen böyle oluyor işte, kitabı değil de kitabın bana anlatmak istediğini ya da benim ondan anladığımı gelip yazıyorum buraya... Sanki Mehmed Uzun'un bana sunduğu edebi lezzetin karşılığını bu şekilde vermem, hayatta olsaydı eğer, onu çok daha mutlu ederdi diye hissediyorum...

---------------------------

Tüm bunlar bir yana, Mehmed Uzun'u 35 yaşımdan sonra tanıdığımı, Kürt sanatçı Dodan'ı, ancak 40 yaşında katılabildiği, ülkenin popüler kültür deyince akla gelen ilk TV şovunda keşfettiğimi, pek çok Kürt yönetmenin tek bir filmini dahi seyretmediğimi hesaba kattığımda, daha yolun çok başında olduğumu, önümde tanımak ve anlamak için çok uzun bir yol olduğunu tüm samimiyetimle belirtmeden de geçmek istemem açıkçası... Halklar siyasetin kendilerine çizmiş olduğu dar alandan çıkıp yola kendi başlarına devam etmeye çaba gösterdikçe, bu kültürel zenginliğin daha fazla içine gireceğimizden hiç kuşkum yok. Birbirimize her ortamda küfür ve hakaret ettiğimiz günleri geride bırakıp birbirimize daha fazla kitap, film, şarkı tavsiyeleri verdiğimiz, sahnedeki sanatçının ırkına bakmadan aynı konserlere gidip eğlenebileceğimiz, bulduğumuz her 3 günlük tatilde soluğu Mikanos'ta almak yerine ortak kültür ve tarihle varettiğimiz kendi kentlerimizi, kendi lezzetlerimizi keşfedeceğimiz günler de gelecektir elbet...

Eğer siz de o günlerin hasretini çekiyor ve bunun için bir 'ilk adım' arıyorsanız, ilk fırsatta Mehmed Uzun'un bir kitabını okuyarak atabilirsiniz bu adımı...

Silahların sustuğu, sadece kelimelerin ve ezgilerin konuştuğu daha güzel bir dünyada buluşmak dileğiyle...

Herkese keyifli okumalar dilerim...
Düşünüyorum da bir kitap bu kadar mı etkiler? Olay örgüsü fazla olmadığı halde bu kadar mı akıcı olur? Dili hem sade hem bu kadar mı coşkulu...
Kitap iki ağızla anlatılıyor bir; sürgün edilen Serdar'ın Yaşlı Rind'i bize anlatması bir de; Serdar'ın doğruca Yaşlı Rind'e hitap etmesini. Önce Rind'in ne demek olduğunu anlamadım, sonra Rind'in Kürtçe'de ki güzel olduğunu sandım meğersem öyle değilmiş okuyup görün. Kesinlikle okunulması gerekilen bir kitap ben çok beğendim. Size de tavsiye ederim.
"Bizim ülkemizde de mutluluklar var ama insan aramalı onları" demiş Mehmet Uzun. Yaşlı Rind'in Ölümü mutlaka okunacak kitaplardan. Yalın ve canlı yazılmış romanın edebi yönü övülmeye değer.
Oldukça sade ve macera içeren şiirinde yer aldığı ve dünyayı yutmuş yaşlı bir insanın yeni nesil birriyle olan diyalog ve yaşam tarzını ele alıyor hemen bitirmek isteyeceğiniz türden bir kitap
Mehmet Uzun yine bu kitabında sürgünlüğü, bir yerde olmanın ve bir yere ait olmanın farkını, kimliği, dengbejliği, hayatı tüm çıplaklığıyla anlatıyor. İnsanı etkisi altına alan bir kitap. Yaşar Kemal boşuna "Bu güç işin altından, Mehmed Uzun alnının akıyla çıkmıştır." dememiş. Yaşlı Rind'e ve Serdar'a selam olsun... Herekese iyi okumalar.
//
"Ruhunu dış dunyanın kirinden temizlemek ve ondan uzaklaşmak istediğin zaman köylülerin yanına gelmeli ve bir süre onlarla kalmalısın. Onlar dış dünyadan çok uzaklar..."
Diyor yaşlı Rind. Tadı hala dimağımda güzel bir kitap. Öncelikle "rind" ve "rindlik kavramı üzerine bir kaç cümle söylemek istiyorum. Rind kelimesi bana göre alt kavramı çok geniş olan bir arketip (öz ilk anlam) Tek başına "iyi" anlamı taşıyor. Rindlik kavramı ise hoşgörülü, bilgisine güvenilen, yüreği güzel, çoğunlukla kendi içinde yaşayan tek olmaktan hoşlanan barış yanlısı insanlar için kullanılıyor. Kitap böyle bir insanı anlatıyor. Dünyanın birçok ülkesini gezmiş görmüş sonunda bir sınır köyüne yerleşmiş yaşlı rind.
Kitabın kahramanı yurt dışına gitmeden bu köyde sabahlar ve bu değerli yaşlı ile karşılaşır. Ondan o kadar etkilenir ki bir yıl sonra yeniden köye gelerek; kaval, stran ve destan, rüya, fantazi, geçmiş günler, edebiyat ve 17 ve 18. yüzyıl müziğinden oluşan yaşlının hayatını onun ağzından dinler. Onun bilgisi ve deneyimlerinden faydalanır. Kitabı okumayan dostlar varsa tavsiye ederim. Dili akıcı ve hikaye öyle büyülüyor ki elinizden bırakmıyorsunuz.
Yaşlı Rind`n Ölümü, hüzün ve kederle işlenmiş bir kaçışın, ülkeyi terk edişin ve sürgün öyküsü. Aynı zamanda da yeni heyecanların, coşkuların ve umutların...Aslında Mehmed Uzun bu romanında kendi hayatını ,yaşadığı sıkıntıları ve sürgün yıllarını anlatıyor
Okuduğum zaman çok ön yargı ile okudum lakin okuduğunuz zaman sizde anlayacaksınız ki çok farklı ve muhteşem bir kitap. Siz siz olun ön yargılı davramayın Kürt yazar diye okumamazlık yapmayın!
Mehmed Uzun... Elbette yazılacak çok şey var bu şahsiyet hakkında. Lakin kendisini kendi sözüyle özetlemeyi uygun buluyorum. Der ki Uzun; "Ben yasaklı bir dilin yazarıyım..." Bu sözün üzerine çokta yazılacak bişey yok bence.Bu kitabı okumadan önce Uzun'un sürgünle geçen yaşamına rağmen ödül ve başarılarını bilmenizi tavsiye ederim. Yaşlı Rînd 'in Ölümü kitabında oluşturduğu Serdar Azad karakteriyle kendi sürgün yıllarına ait kesitler mevcut. Romanın Türkçe çevrisinde de dili oldukça sade ve akıcı. Yapacağım ilk şeylerden biri Kürtçesini temin edip okumak olucak.
Mehmed Uzun'un göçmenlik, sürgünlük, ülke özlemi ve aidiyetlik duygusunu en iyi anlatan kişilerden biri olduğunu yaşlı Rind ve Serdar'ın aracılığıyla gayet açık görebileceğimiz bir kitap.
Öncelikle kitabın incelemesine başlamadan önce Mehmet Uzun abimizden biraz bahsetmek istiyorum.
Mehmet Uzun son dönemlerin en büyük yazın ustalarından biridir bence çektiği zoluklara sürgün edilişine rağmen yaptığı çalışmalar ortaya çıkarmış olduğu eserler onun ne kadar büyük bir insan olduğunu kanıtlar nitelikte bunu açıkça görebiliriz ama gel gelelim ki günümüzde değeri çok az anlaşılmış bir yazarımız onun en az bir eserini okumuş bir insan bile ne kadar büyük bir yazın ustası olduğunun hemen farkına varabilmekte. Kürt dili ve edebiyatının önünü açmış biridir Mehmet Uzun. Yaşar kemal ustamızın dediği gibi "kürt romanının dilinin dikenli yolunu açmıştır " sözüyle onun ne kadar büyük bir usta olduğunu göstermekte Mehmet abi hakkında yazılacak o kadar çok şey var ki bunu buraya sığdıramam galiba
Kitabın incelemesine yani Yaşlı Rindin Ölümüne gelecek olursak Mehmet Uzun yine diğer eserlerinde olduğu burda da usta bir kalem olduğunu göstermiş bizlere. Kitap Mehmet Uzunun sürgün ediliş yılları esnasında yolda konakladığı bir köydeki gizemli yaşlı bir adam üzerine kurulu diyebiliriz kitabın çok fazla içeriğine girmek istemiyorum ancak yazar kitapta yer yer bilgiler vermekte kurgusu mükkemel bir şekilde yapılmış gerçekten okumak isteyenler hiç pişman olmayacaksınız bir solukta bitireceğiniz bir kitap şimdiden iyi okumalar ...
İnsan belirli sebeplerden sürgünde, yabancı bir yerde olabilir, ancak özünün, sözünün alt yapısı olan bir kimliği, kültürü vardır. Serdar'ın yurdunu terk edişi, yaşlı Rintle yapılan aidiyet duygusu diyalogları, yazarın belli ki sürgün, göç koşullarının edebi bir kalıba kavuşmuş olduğu bir yapıt bize sunulmuş.
İnsan gözlerini uzaklara gündüzse güneşe, geceyse aya çevirmeli ve mutlu haberler ummalı ki ruh biraz daha coşup sağabilsin. İnsan, sözünü ettiğin o köklerin, izlerin peşine düşmeli. Onları aramalı. O eski, geçmiş zamanlara yeniden ulaşabilmek için yeni tohumlar ekmeli.
Gurbet… yabancılık… evet, insan bir yabancı olmalı, gurbet ülkesinde bir garip olmalı. Ruh kendini yeni duygulara açmalı, onlara sığınmak ve gurbet yabancılığı yaşamalı… yaşamalı.

(Mehmed Uzun) Yaşlı Rind’ın Ölümü
"Evet insan mutlu olmalı, hüzünlü olmalı, gülmeli, ağlamalı...Her şeyi yapmalı, her şeyi yaşamalı, ama yarım yamalak, her zaman yarım, hep eksik, her zaman solgun"
“Kederle sığındım o sözcüklere. O zaman, o an pek çok şey arzuladım. Bu sözcüklerin anahtarlara dönüşerek üstümüze kilitlenmiş kapıları birer birer açmalarını istedim.”
Mehmed Uzun
Sayfa 55 - İthaki Yayınları, 12.Baskı, Ç: Selim Temo

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mirina Kalekî Rind
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752733701
Kitabın türü:
Çeviri:
Kürtçe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Mirina Kalekî Rind
Yaşlı Rind
"Mehmed Uzun di nav nivîskarên hemdem yên Kurd de, bêşik yê herî berbiçav e. Ji bo ronesansa zimanekî ku demeke dirêj e di bin gefên tunekirinê de ye wî gelek tişt kirin..."

Kitabı okuyanlar 377 okur

  • Hasan Yıldırım
  • Felat Aya
  • Poyraz Kurt
  • Ahmet Kaya
  • Ruhsuz Beden
  • Mehmet Zana Başkan
  • Osman ÇetinSoy
  • ZÜBEYDE BOZTEMİR
  • MAZLUM OKAN
  • .

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%11.9 (12)
9
%4 (4)
8
%1 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0