Nermin Yıldırım’ın Misafir romanında okur, başta anlatılan mekânı bir ev gibi algılar. Abla, baba, misafirler ve günlük düzen bu algıyı destekler. Ancak ilerledikçe fark edilir ki bu “ev” aslında bir akıl hastanesidir. Hemşireler “abla”, hastalar “misafir”, başhekim ise “baba” olarak adlandırılır. Bu bilinçli adlandırma, romanın en çarpıcı kırılma noktalarından biridir ve okurun bakışını tamamen değiştirir.
Romanın merkezinde Rikkat karakteri yer alır. Rikkat, hayatın kenarında kalmış, yaşadıklarını yüksek sesle dile getirmek yerine içine gömmeyi tercih eden bir kadındır. Onun hikâyesi, dış dünyada olup bitenlerden çok iç dünyasında yaşadığı kırılmalar üzerinden ilerler. Rikkat, çoğu zaman kendi hayatında bile bir “misafir” gibi hisseder.
Nermin Yıldırım’ın anlatımı sade, doğrudan ve yer yer serttir. Yazar, süslü cümlelerden kaçınarak duyguyu çıplak hâliyle okura sunar. Psikolojik çözümlemeler güçlüdür ancak abartıya kaçmaz; sessizlikler, söylenmeyenler ve ima edilen duygular anlatımın temel yapı taşlarını oluşturur. Bu yönüyle Misafir, okuru yormayan ama düşündüren bir romandır.
Sonuç olarak Misafir, aile, ev, evlilik ve bireyin yalnızlığı üzerine kurulu, sade ama derin bir eserdir. Nermin Yıldırım, büyük laflar etmeden, bağırmadan, sessiz bir dille insanın kendine bile yabancılaşabileceğini gösterir. Kitap bittiğinde geriye şu his kalır:
Aynı evin içinde olmak, aynı hayata ait olmak anlamına gelmez.
Keyifli okumalar, kitaplarla kalın :)