Modern Avrupa Halkları TarihiWilliam A. Pelz

·
Okunma
·
Beğeni
·
106
Gösterim
Adı:
Modern Avrupa Halkları Tarihi
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
320
ISBN:
9786055029760
Kitabın türü:
Çeviri:
Nil Tuna
Yayınevi:
Kolektif Kitap
Halkların Gözünden

Avrupa’nın Son 600 Yılının ve Devrimlerinin Öyküsü



Tarihi kim yapar? Kütüphaneleri dolduran ciltlerce kitaba göre reformu din adamları, coğrafi keşifleri seyyahlar, endüstri devrimini dâhiler, savaşları komutanlar yapmıştır; hak ve özgürlükler aydınların, monarşilerin yıkılması burjuvazinin, ülkelerin refahı yöneticilerin başarısıdır. William A. Pelz Modern Avrupa Halkları Tarihi’nde bu geleneksel anlatının karşısında durarak halkların tarihin nesnesi değil öznesi olduğunu savunuyor.



“Peki ya halk? Halk bu gelişmeleri nasıl ele alıyordu? Halk ne düşünüyordu? Halk nasıl hissediyordu?” sorularına cevap ararken ortaçağdan günümüze Avrupa’nın yaşadığı radikal dönüşümü sınıfsal çatışmalar ekseninde ele alıp üreten, sömürülen, isyan eden kadın ve erkeklerin hikâyesini anlatıyor. Derebeylerinin “ilk gün hakkı”na karşı çıkan köylülerden dünya savaşı cephelerinde vatanperverliği reddeden askerlere uzanan bir direniş hattı çizen Pelz, halkların pasif ve itaatkâr olduğu önyargısına karşı koyuyor. Köylü ayaklanmalarını, fabrika işgallerini, genel grevleri, kadın hareketlerini tarihin motoru olarak kabul ederken Brecht’le aynı soruyu soruyor:



“Kim inşa etti Tebai’nin yedi kapısını?

Kitaplar kralların isimleriyle dolu.

Krallar mı taşıdı sanki

Yontulmamış dev kayaları?”
Tarihin yüzyıllardır büyük liderler, ünlü komutanlar, zengin asillere odaklandığını ve bu anlatıda sıradan ve sahici bireylerin duygularının, düşüncelerinin, sosyoekonomik durumunun, politik süreçlere katılım iradesinin ıskalandığını savlıyor kitap. "Robespierre liderliğindeki Jakobenler iktidarı ele geçirdi." ya da "Bismarck 1871'de Alman Birliği'ni kurdu." yerine Paris'teki küçük zanaatkar Pierre'in ya da Münih'in bir dağ köyünde çiftçilik yapan Hans'ın hali pür melali neydi sorusuna odaklanıyor. Eldeki kaynakların kısıtlılığı göze alındığında gayet ağır bir iddia olan bu hedefe yazarın 'kısmen' ulaşılabildiğini söyleyebilirim.

William Pelz Amerikalı bir tarihçi. Merkezi Chicago'da bulunan İşçi Sınıfı Tarihi Enstitüsü'nün yöneticiliğini yapıyor. Buradan da anlaşılacağı üzere siyasi tarih, Avrupa tarihi, kapitalizm tarihi ve işçi sınıfı tarihi birincil ilgi alanları arasında. Yazarın bu formasyonu kitabın seyrine de doğrudan müdahale ediyor. İddiasını 'kısmen' yerine getiriyor deme sebebim tam da bu. Kitap her ne kadar modern Avrupa halklarının tarihi olma iddiasındaysa da aslında Avrupa'daki toplumsal mücadelelerinin, Avrupa solunun, Avrupa işçi hareketinin tarihine odaklanmış durumda; kadınlara ve kadın hareketlerine de her bölümde ayrı bir başlık açıp bu alandaki gelişmeleri titizlikle inceliyor. Buradan bakınca modern Avrupa'nın ötekileri ya da ezilenleri tarihi desek karnımız ağrımaz.

Protestanlığın doğuşundan başlayıp Alman köylü isyanlarına, Fransız İhilali'ne, Alman ve İtalyan birliklerinin kuruluşuna, I. Dünya Savaşı'na , faşizmin doğuşuna, oradan II. Savaşı'na, oradan Soğuk Savaş'a, nihayet Soyvetler'in çözülüşüne ve nihayet 21. yüzyıla uzanıyor kitap. Her bir konu ayrı bir başlık altında kronolojik sırayla inceleniyor. Yukarıda bahsettiğim gibi Avrupa toplumsal mücadeleler tarihi kitabı olarak kabul edilip okunmak kaydıyla alanında önemli bir yer edinen bir çalışma.
Kitabı ilk gördüğümde çok heyecanlanmıştım fakat okuduğumda birşeyi farkına vardım tarihsel gerçeklikte bir uzman olarak bir konu hakkında bir kitap yazacaksak ve bunu dünyanın heryerinde okunacağını biliyorsak bazı radikal fikirlerimizden arınmalı ve her konuya objektif bakabilmeliyiz. Yazarın bahsettiği olaylar sizi konunun içine çekiyor tam ne güzel yazmış derken kendinizi bir radikal düşüncenin baktığı pencerede buluyorsunuz. Bu kitap anlattığı dönem ait bilgi ve belge kıtlığına rağmen çok güzel yazılmış. Bahsettiğim fikirleri ise kitabı kesinlikle okumanıza engel olamaz eğer kısa bir zaman içinde Avrupa Halkları hakkında azımsanmayacak kadar bilgiye erişmek istiyorsanız yeterli olacaktır.
Sovyet halklarındaki insanlar hükümetin "reel sosyalizm" hakkında söylediği çoğu şeyin yalan olduğunu öğrenmişti. Fakat kapitalizm hakkında söylenen her şey doğruydu.
Parti liderleri birer deha olmalarına rağmen ne yapılması gerektiği hakkında en ufak bir fikre sahip değildi. Liderler bu duruma bir suçlu tayin etmek adına kabahati zaman zaman nesnel koşullarda arıyordu. Parti liderlerinin işçi sınıfının artık var olmadığını öne sürdüğü bir toplantıda, Bolşevik bir muhalif acıyla şu sözleri sarf ediyordu: "Var olmayan bir sınıfın önderi olduğunuz için sizi tebrik etmeme izin verin." Bir tarihçi Bolşeviklerin ikilemini şöyle dile getirmişti: "Tüm engellere rağmen, bir işçi devrimi yapmayı başardılar. Daha sonra, zaferin henüz başındayken, Rus proletarya aniden ortan kayboldu ve geriye sadece otuz iki dişiyle birlikte gülen önderleri kaldı."
Peki, Paris halkı neden bu kadar öfkeliydi? (...) Aslında Paris'teki bu öfkenin altında çok daha belirgin bir neden yatmaktaydı: ekmek. (...) Yüzyıl başında maaşlı çalışanlar kazançlarının neredeyse yarısını ekmeğe veriyordu. Ne var ki 1788-89'daki ekonomik kriz esnasında bir maaşın ekmeğe giden kısmı ortalama %58'e yükseldi. Açlıkla ve 1789'un fahiş fiyatlarıyla geçen aylar, bu oranı %88 gibi olağanüstü bir değere taşımıştı. Bastille'in düştüğü günün tahıl fiyatlarının doruk noktasına ulaştığı güne denk gelmesi bir tesadüften çok daha fazlasıydı.
En temelde Avrupalıların savaşmasına ve kolonileri de savaşmaya zorlamasına rağmen, olay ırkla ilgili değildi. Fransız Katoliklerin Alman Katolikleri öldürdüğü, Alman Protestanların İngiliz Protestanları katlettiği, Arap Müslümanların Türk Müslümanlara saldırdığı ve Yahudilerin baskın inançlarına aldırmadan kendi milletleri için savaştığı göz önünde bulundurulduğunda, savaşın din yüzünden çıktığı da söylenemezdi. Diğer bütün koşullar, savaşı ateşlemek adına uyum içinde çalışmıştı. Savaşı mümkün kılan asıl faktör, Avrupalı hükümdarların savaşın ne kadar yakıcı olabileceğini büyük ölçüde unutmuş olmasıydı.
Paris'te 1750-99 yılları arasında refah endeksi 1,20 olan inşaat ustaları güç bela yaşayabilenlerden daha iyi olsa da bu endeks Londra (2,21) ve Amsterdam (1,83) kentlerine kıyasla oldukça düşüktü. Böyle becerileri olmayanlar için endeks düşüyor, Paris'te çok daha düşük bir yaşama denk geliyordu. Fransa'nın başkentindeki işçilerin refah endeksi 0,74 iken, Londralı meslektaşlarının yaşam standardı 1,42 seviyesindeydi, Amsterdam ise 1,41'lik oranla Londra'nın hemen arkasından geliyordu. Başka türlü ifade etmek gerekirse, Parisli işçiler tıpkı geliri açlık sınırırının altındaki çalışanlar gibi umarsız bir hayat sürüyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Modern Avrupa Halkları Tarihi
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
320
ISBN:
9786055029760
Kitabın türü:
Çeviri:
Nil Tuna
Yayınevi:
Kolektif Kitap
Halkların Gözünden

Avrupa’nın Son 600 Yılının ve Devrimlerinin Öyküsü



Tarihi kim yapar? Kütüphaneleri dolduran ciltlerce kitaba göre reformu din adamları, coğrafi keşifleri seyyahlar, endüstri devrimini dâhiler, savaşları komutanlar yapmıştır; hak ve özgürlükler aydınların, monarşilerin yıkılması burjuvazinin, ülkelerin refahı yöneticilerin başarısıdır. William A. Pelz Modern Avrupa Halkları Tarihi’nde bu geleneksel anlatının karşısında durarak halkların tarihin nesnesi değil öznesi olduğunu savunuyor.



“Peki ya halk? Halk bu gelişmeleri nasıl ele alıyordu? Halk ne düşünüyordu? Halk nasıl hissediyordu?” sorularına cevap ararken ortaçağdan günümüze Avrupa’nın yaşadığı radikal dönüşümü sınıfsal çatışmalar ekseninde ele alıp üreten, sömürülen, isyan eden kadın ve erkeklerin hikâyesini anlatıyor. Derebeylerinin “ilk gün hakkı”na karşı çıkan köylülerden dünya savaşı cephelerinde vatanperverliği reddeden askerlere uzanan bir direniş hattı çizen Pelz, halkların pasif ve itaatkâr olduğu önyargısına karşı koyuyor. Köylü ayaklanmalarını, fabrika işgallerini, genel grevleri, kadın hareketlerini tarihin motoru olarak kabul ederken Brecht’le aynı soruyu soruyor:



“Kim inşa etti Tebai’nin yedi kapısını?

Kitaplar kralların isimleriyle dolu.

Krallar mı taşıdı sanki

Yontulmamış dev kayaları?”

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Omer Demir
  • Serkan Öztürk

Kitap istatistikleri