Muhabbet (Gönüller Sultanı Efendimiz'e (S.A.V))

·
Okunma
·
Beğeni
·
23
Gösterim
Adı:
Muhabbet
Alt başlık:
Gönüller Sultanı Efendimiz'e (S.A.V)
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944838559
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Erkam Yayınları
ÖNSÖZ


Bizleri, lûtf u keremiyle yoktan var eden, sayısız mahlûkat içinde en mükerrem varlık kıldığı “insan” olarak yaratan, îman nîmetiyle şereflendiren, “Habîbim” buyurduğu En Sevgili Rasûl’üne ümmet olma bahtiyarlığını ihsân eden, sözlerin en güzeli Kur’ân-ı Kerîm’e muhâtap kılan Allah Teâlâ’ya nihâyetsiz hamd ü senâlar olsun…
Zulüm ve cehâlet karanlığında kaybolmuş, nefsin sultası altında insanlık vakar ve haysiyetini kaybetmiş gönülleri İslâm ile buluşturan, kulu Rabbine yaklaştıran, en güzel muallim, en zirve peygamber, emsalsiz örnek şahsiyet, hidâyet rehberimiz Hazret-i Muhammed Mustafâ r Efendimiz’e, O’nun Ehl-i Beyt’ine ve ashâbına, sonsuz salât ü selâm olsun…
Dînin; aşk, vecd ve şevk ile yaşanabilmesi için, Kur’ân ve Sünnet’in, hayatın her safhasına yaygınlaştırılması zarûrîdir. Böyle bir mânevî tekâmülün en mühim vesîlesi de, kalbin “îman muhabbeti” ile donanmasıdır. Zira bu muhabbet; Allah ve Rasûl’üne itaati, İslâm yolunda fedakârca gayreti, tabiî olarak beraberinde getirir.
Muhabbetin menşei, “el-Vedûd” olan Cenâb-ı Hak’tır. O, yarattığı her insanın kalbine ilâhî muhabbetin tohumunu atmıştır. Bu bakımdan mü’minin Hakk’a vuslat yolculuğunda en mühim vâsıtası, yaratılışından gelen bu muhabbet istîdâdıdır.
Fakat muhabbetin hakîkîsi ve mecâzîsi vardır. Hakîkîsi, Allah muhabbeti; mecâzîsi ise, Allah’tan gayrısına duyulan muhabbetlerdir.
Esâsen, Hak Teâlâ’nın râzı olduğu ölçüler için­de yaşanan mecâzî muhabbetler de hakîkî muhabbete birer basamaktır. Yeter ki mecâzî muhabbetler, kalp için son durak olmasın! Zira mal-mülk, makam-mevkî, âile ve evlât gibi -meşrû da olsa- fânî mu­hab­bet merhalelerinden birine takılıp kalarak bu­nları Hakk’a vuslat yolculuğunda son durak edinmek, Allah muhabbeti için yaratılmış olan gönlün ve muhabbet sermâyesinin ziyân edilmesi demektir.
Cenâb-ı Hakk’a ve O’nun Habîb’ine muhabbet ihtiyacını hissetmeyecek kadar katılaşmış bir kalbin, Allah katında ne kıymet ve şerefi olabilir ki? İşte asıl tehlike de; kalbi ve muhabbet istîdâdını, lâyık olmayan varlıklara hasrederek ziyân etmektir. Zira her insan, hayatta muhabbet duyduğu varlığın, buna liyâkati nisbetinde bir mânevî seviye elde eder.
Muhabbetin lâyıkından başka yerlere sarf edilmesi, âdeta pırıl pırıl bir pınarın, bir bataklığa yahut bir mezbeleliğe dökülmesi kadar fecî bir durumdur. Nihâyeti Hakk’a varmayan, yanlış adreslerde aranıp çıkmaz sokaklarda hebâ edilen bütün muhabbetler, ruh için beyhûde bir yorgunluk ve sıklet sebebidir.
Muhabbette nihâî gâye ise, kalbin Rasûlullah r Efendimiz’in muhabbetinde derinleşerek “Hakk’a vuslat”a nâil olmasıdır. Zira kulu, Allâh’a mu­habbet deryâsına ulaştıracak olan yegâne rahmet ve muhabbet pınarı, Peygamber Efendimiz r’dir. Bu itibarla beşerî muhabbet merhalelerinde ulaşılabilecek zirve de, Rasûlullah r Efendimiz’e duyulan muhabbettir. O’na muhabbet ve hürmet göstermeden, Efendimiz’i gerçek mânâda tanımak da, O’ndan lâyıkıyla istifâde etmek de mümkün değildir. Zira tanımak için yakınlaşmak, yakınlaşmak için de sevmek şarttır.
Ayrıca muhabbetin şiddeti ölçüsünde, âşık ile mâşuk arasında bir hissiyat benzerliği yaşanır. “Kişi sevdiği ile beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96) hadîs-i şerîfi de bu kalbî beraberliği ifâde etmektedir. Yani seven, sevgisi nisbetinde sevdiğine benzemeye, onun şahsiyetinden hisse almaya başlar.
Fahr-i Kâinât Efendimiz’e duyulan muhabbet; ibadetlere huşû, beşerî davranışlara nezâket, ahlâka zarâfet, gönüllere rikkat, sîmâlara nûrâniyet, lisanlara hikmet, nazarlara ibret olarak akseder.
Rasûlullah r Efendimiz’den elde etmemiz gereken en mühim mânevî tahsil, iç dünyamızı O’nun gönül dokusundaki hissiyât ile müşterek hâle getirebilmektir. Nitekim Rabbimiz, kendi muhabbet ve mağfiretini, Habîb-i Ekrem’ine itaat şartına bağlamış olduğunu şöyle beyân etmektedir:
“(Rasûlüm!) De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…” (Âl-i İmrân, 31)
Ayrıca Allah Rasûlü’ne olan kalbî yakınlığımız, O’nunla hissiyat, fikriyat, hâl ve fiil beraberliğimiz, velhâsıl muhabbetimiz; azâb-ı ilâhîden de kurtuluş vesîlemizdir. Zira Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
“(Ey Rasûlüm!) Sen onların içinde iken Allah, onlara azâb edecek değildir!..” (el-Enfâl, 33)
Günümüzde merhamet can evinden vurulmuş kıvranırken, muhabbet süflî gâyeler uğrunda pervâsızca harcanırken, şefkat, diğergâmlık, îsar vb. güzel hasletler unutulmaya yüz tutmuşken, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilmiş olan o Rahmet Peygamberi’nin hayat veren düsturlarına her zamankinden daha fazla muhtacız. Bilhassa şu âhirzaman hengâmında, her geçen gün, bir önceki günden daha fazla muhtacız…
Çünkü; âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasûl-i Ekrem r Efendimiz’le beraber olmayan her devir, câhiliye…
O’nunla birlikte çarpmayan her yürek, derin bir gaflet karanlığında…
O’nu takdir edemeyen her vicdan, zavallı…
Bu itibarla, gönlümüzdeki hiçbir sevgi, Allah ve Rasûlullah sevgisinin önüne geçmemeli. Ne mal-mülk, ne çoluk-çocuk, ne de can sevgisi…
Unutmayalım ki, Rasûlullah r Efendimiz, bizim en büyük gönül servetimiz. Bütün dünya nîmetleri bizim olsa, fakat Allah Rasûlü’nü tanımamış olsaydık, bunun ne kıymeti olurdu?! Zira bu dünyadaki ömrümüz de, dünya da fânîliğe mahkûm… Fakat Rasûlullah r Efendimiz’i tanıyıp O’na cân u gönülden tâbî olmanın getireceği huzur ve saâdet ise ebedî...
İşte gönülleri bu şuur ve idrâk ile yoğrulmuş olan ashâb-ı kirâm, Peygamber Efendimiz’in en ufak bir arzusunu dahî yerine getirebilmek için büyük bir aşk ile dâimâ:
“Canım, malım, her şeyim Sana fedâ olsun yâ Rasûlâllah!” demişlerdir.
Kıymetli okuyucularımız!
Şu bir hakîkattir ki, müstesnâ bir yaratılış hâ­ri­kası olan Fahr-i Kâinât Efendimiz’i beşerî tâkat dâhilinde bütünüyle idrâk edebilmek mümkün değildir. Bu âlemden alınan intibâlar, O’nu idrâkte kifâyetsiz kalır. Zira sahili olmayan bir ummânı bir bardağa sığdırmak imkânsızdır.
Hakîkat-i Muhammediyye’nin azameti karşısında bizim idrâkimiz, yüksek metafizik hâdiseleri kavramak husûsunda bir çocuğun sahip olduğu idrâkten farksızdır. Zira Cenâb-ı Hak, Sevgili Rasûl’üne öyle muazzam bir mevkî lûtfetmiştir ki, insanlığın, O Azîz Peygamber’in fazl u kemâline bütünüyle vâkıf olması da, O’nu kelimelerin mahdut imkânlarıyla tam olarak îzah edebilmesi de mümkün değildir. O’nun, bizim lisânımızdaki ifâdesi de ancak deryâdan bir damla kabîlindendir.
Çünkü O;
Öyle bir rahmettir ki bütün varlıklar O’nun hürmetine yaratılmış ve O’na olan muhabbeti nisbetinde Hak katında kıymet bulmuştur.
Öyle bir rahmettir ki, O olmasa bütün âlemler ıssız çöllere dönerdi.
Öyle bir rahmettir ki, yaratılışın başlangıcı O’nun nûru ile vücut bulmuş; bütün peygamberler, O’nun nûrunun feyz ve berekâtını taşımışlardır.
Öyle bir rahmettir ki, nerede bir güzellik varsa, O’ndan bir akistir. Âlemde bir çiçek açılmaz ki, O’nun nûrundan olmasın! O ki, solmayan, aksine gün geçtikçe tazelik ve tarâveti daha da artan, serâpâ nurdan ibâret bir gonca-i ilâhîdir.
Bundan dolayıdır ki sahâbe-i kirâm, evliyâullah, ârifler ve sâlihler; gönül aynalarında en saf ve latîf nakışlar görülebilsin diye ruhlarını dâimâ O’nun muhabbet nûruyla parlatmışlardır.
Biz de bu nâçizâne kitapçıkta, Rasûl-i Ekrem r Efendimiz’i yakından tanıyıp gerçek mânâda sevenlerin hâlinden bâzı manzaraları derlemiş bulunuyoruz. Tâ ki, Gönüller Sultânı r Efendimiz’in muhabbetiyle gönüllerimiz yoğrulsun, kalplerimiz O’nunla hayat bulsun. O’nu sevenlerin gönül aynasında kendi hâlimizi gözden geçirip hata ve kusurlarımızı telâfî gayretine girmemize vesîle olsun.
İşte bu temennî ile, “Fazîletler Medeniyeti” isimli eserimizde yer alan “Allah Rasûlü’ne Muhab­bet” bölümünü bâzı ilâvelerde bulunarak sizlere takdim ediyoruz.
Rabbimiz, Gönüller Sultânı Efendimiz’in feyz ve rûhâniyetinden hisseler alabilmeyi, bir ömür O’nun hâliyle hâllenme gayreti içinde bulunabilmeyi, cümlemize lûtf u keremiyle ihsân eylesin.
Âmîn!..
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde;
“Kişi, sevdiği ile beraberdir.” buyurmuşlardır. (Buhârî, Edeb, 96) Peygamber Efendimiz’le âhirette beraber olabilmek, O’nun yakınında bulunabilmek; her mü’minin en büyük arzu ve hasretidir. Bu nîmete erebilmek ise Efendimiz’i gerçek mânâda sevmekten geçmektedir. Fakat sevginin kantarı fedakârlıktır. Efendimiz’le beraberlik; O’nunla hissiyat ve fikriyat beraberliğidir, hâl ve ahlâk beraberliğidir, fiil ve amel beraberliğidir.
Yani “–Ben Allah ve Rasûl’ünü seviyorum!” demekle iş bitmiyor. Çünkü gerçek mânâda seven birine, sevdiğinin husûsiyetleri sirâyet eder.
Rasûlullah Efendimiz’i seviyorsak, O’nun ahlâkı, takvâsı, hassâsiyetleri bize ne kadar sirâyet ediyor? O’nu seviyorsak, merhametimiz, şefkatimiz, Allah yolundaki hizmet, gayret ve fedakârlıklarımız hangi seviyede? Bencillikten, cimrilikten, nâdanlıktan kurtulabiliyor muyuz? Ümmetin dertleri bizi ne kadar alâkadar ediyor? Efendimiz’in Sünnet-i Seniyye’sini hayat kitabımızın her yaprağına nakşedebiliyor muyuz? Yoksa hayatımızın bazı safhalarında O’nu unutuyor veya göz ardı mı ediyoruz?..
İşte “Kişi, sevdiği ile beraberdir.” hadîs-i şerîfinin muhtevâsına girebilmek için sevgimizi, beraberliğimizle ölçmeli; beraberliklerimizi, sevgimizle mukâyese etmeliyiz.
Kadı Iyaz şöyle der: "Rasûlullah ’i sevmenin, O’na muhabbet beslemenin gereklerinden biri de; O’nun Sünnet’ine sarılmak, tebliğ etmiş olduğu dîni korumak, O’na yönelen saldırıları bertaraf etmek, O’nun uğrunda gerekiyorsa malını ve canını fedâ etmektir.”
Kendimize bir soralım: Allah Rasûlü ’in gönül dünyasından ne kadar hisse alabildik? O Varlık Nûru’nun hayatından, rûhâniyetinden, şahsiyetinden bizlerde ne kadar nasip var?
Meselâ;
"İbadetlerimizdeki rûhâniyet” hangi gönül kıvâmında?
Yani ibadetlerimiz; bizleri vecde, duygu derinliğine götürüyor mu? Huşû ve kalp huzuruna ne ölçüde varabiliyoruz? "Muâmelâtımızdaki zarâfet” hangi seviyede?
Yüreklerimiz ne kadar bir rahmet dergâhı hâlinde? O dergâhtan ne kadar merhamet tevzî edebiliyoruz? Muâmelâtımız, “Allah râzı olsun!”larla mı taçlanıyor; “Hakkım harâm olsun!”larla mı neticeleniyor?
“Ahlâkımızdaki nezâket” hangi ölçülerde? Başkalarına gösterdiğimiz nezâket, onlardan beklediğimiz incelikle aynı seviyede mi? Nefsâniyetten, enâniyetten, kibirden kurtulabildik mi? Tevâzuumuz samimî mi?
“Gönüllerimizdeki letâfet” hangi derinlikte?
Yaratan’dan ötürü yaratılanları ne kadar bağrımıza basabiliyoruz? Yüreklerimizi muhtaçlar için, garipler için ne kadar rahmet dergâhı hâline getirebildik? Merhametimiz ne kadar şâmil, ne kadar faal? “Sîmâlarımızdaki nûr-i melâhat” hangi parlaklıkta?
Peygamber Efendimiz ’le beraber olan mü’minlerin vasıflarının sayıldığı âyet-i kerîmede geçen;
“…Onların nişanları, yüzlerindeki secde izidir…” (el-Fetih, 29) tarifinden nasîbimiz ne kadar? Sîmâmızda secdelerden ne kadar akisler var?
“Lisanlarımızdaki selâset” hangi âhenk ve akıcılıkta?
Lisânımız ne kadar ruhlara huzur tevzî ediyor? Sözlerimiz, muhâtaplarımıza ne kadar ferahlık veriyor?
“Duygularımızdaki incelik” hangi derecede?
Bütün mahlûkatın bize emânet olduğunun şuurunda mıyız? Allâh’ın âyetleri karşısında, mes’ûliyetlerimiz karşısında, yaklaşan ecel ve kıyâmet karşısında hassâsiyetimiz hangi kıvamda? Kalplerimiz titriyor mu? Gözlerimiz yaşarıyor mu? “Nazarlarımızdaki derinlik” hangi ufuklarda?
Gönüllerimiz, ilâhî azamet tecellîlerini, kudret akışlarını ve ilâhî nakışları ne kadar seyredebiliyor? «Oku!» (el-Alak, 1) tâlimâtının ne kadar içindeyiz? Zâhirden, kuru bilgiden, faydasız ilimden ne kadar kurtulabildik? İlâhî sır ve hikmetlere ne kadar muttalî olabildik?
Velhâsıl;
"(Ey Rasûl’üm!) Şüphesiz ki Sen yüce bir ahlâk üzeresin…” (el-Kalem, 4) âyet-i kerîmesi ile medh ü senâ buyrulan Rasûlullah ’in yüce ahlâkından ne kadar hissedârız? O’nun engin gönül deryâsından hangi ölçüde nasiplenebiliyoruz? Gönlünden âlemlere rahmet taşıran Nebîler Serveri’nin güzelliklerinden bizlerde ne kadar var?
Bu yakıcı sualleri, bu derin muhâsebeleri, müsbet neticelere bağlayabilen ve hüsn-i hâtimeye ulaşabilen ümmet-i Muhammed’e ne mutlu! Âlemlere Rahmet Efendimiz’in birer vârisi, Cenâb-ı Hakk’ın birer şahidi olarak cihandan cinâna uçup gidenlere ne mutlu!
Cenâb-ı Hak, yüce Zât’ının ve Sevgili Rasûl’ünün muhabbetini gönüllerimizin tükenmez hazinesi eylesin. Bu dünyada Âlemler Sultânı Efendimiz’in “kardeşlerim” iltifâtıyla şereflenebilmeyi, âhirette de O’nun havz-ı Kevser’inde serinleyip Hamd Sancağı altında şefâatine erebilmeyi, cümlemize lûtf u keremiyle ihsan buyursun.
Âmîn!..
Osman Nuri Topbaş
Sayfa 99 - Erkam Yayınları
Fahr-i Kâinât Efendimiz’e duyulan muhabbet; ibadetlere huşû,
beşerî davranışlara nezâket,
ahlâka zarâfet,
gönüllere rikkat,
sîmâlara nûrâniyet,
lisanlara hikmet,
nazarlara ibret olarak akseder.
Hazret-i Hüseyin ’in oğlu Zeynelâbidîn şöyle buyurmuştur: “Biz Peygamber Efendimiz’in gazvelerini, tıpkı Kur’ân’dan bir sûre öğrenir gibi öğrenirdik.” (İbn-i Kesîr, Sîret , II, 352)
Osman Nuri Topbaş
Erkam Yayınları
Mevlânâ Hazretleri şu nasihatlerde bulunur:
“Şunu bilesin ki , Cenâb-ı Hakk’ın kendine lûtufta bulunduğu kul, cihânın gel-geç sevdâlarını umursamayıp yüzünü asıl maksûd olan Hakk’a döndürür .”
Osman Nuri Topbaş
Erkam Yayınları
Muhabbetin lâyıkından başka yerlere sarf edilmesi, âdeta pırıl pırıl bir pınarın, bir bataklığa yahut bir mezbeleliğe dökülmesi kadar fecî bir durumdur. Nihâyeti Hakk’a varmayan, yanlış adreslerde aranıp çıkmaz
sokaklarda hebâ edilen bütün muhabbetler, ruh için beyhûde bir yorgunluk ve sıklet sebebidir.
Muhabbetin en büyük alâmeti, itaattir. Seven, sevdiğine gönlündeki muhabbet seviyesinde tâbî olur. Dolayısıyla her iki cihanda da Allah Rasûlü’ne yakın olmak isteyen bir kimsenin, hayatının her safhasını Efendimiz’in gönül dokusundan hisse alarak istikâmetlendirmesi şarttır.
Osman Nuri Topbaş
Erkam Yayınları
“Kim Allâh’a ve Peygamber’ine itaat ederse işte onlar, Allâh’ın kendilerine nîmet verdiği nebîler, sıddîklar, şehîdler ve sâlihlerle beraber olacaklardır. Onlar ne güzel dostlardır!” (en-Nisâ, 69)
Osman Nuri Topbaş
Sayfa 57 - Erkam Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Muhabbet
Alt başlık:
Gönüller Sultanı Efendimiz'e (S.A.V)
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944838559
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Erkam Yayınları
ÖNSÖZ


Bizleri, lûtf u keremiyle yoktan var eden, sayısız mahlûkat içinde en mükerrem varlık kıldığı “insan” olarak yaratan, îman nîmetiyle şereflendiren, “Habîbim” buyurduğu En Sevgili Rasûl’üne ümmet olma bahtiyarlığını ihsân eden, sözlerin en güzeli Kur’ân-ı Kerîm’e muhâtap kılan Allah Teâlâ’ya nihâyetsiz hamd ü senâlar olsun…
Zulüm ve cehâlet karanlığında kaybolmuş, nefsin sultası altında insanlık vakar ve haysiyetini kaybetmiş gönülleri İslâm ile buluşturan, kulu Rabbine yaklaştıran, en güzel muallim, en zirve peygamber, emsalsiz örnek şahsiyet, hidâyet rehberimiz Hazret-i Muhammed Mustafâ r Efendimiz’e, O’nun Ehl-i Beyt’ine ve ashâbına, sonsuz salât ü selâm olsun…
Dînin; aşk, vecd ve şevk ile yaşanabilmesi için, Kur’ân ve Sünnet’in, hayatın her safhasına yaygınlaştırılması zarûrîdir. Böyle bir mânevî tekâmülün en mühim vesîlesi de, kalbin “îman muhabbeti” ile donanmasıdır. Zira bu muhabbet; Allah ve Rasûl’üne itaati, İslâm yolunda fedakârca gayreti, tabiî olarak beraberinde getirir.
Muhabbetin menşei, “el-Vedûd” olan Cenâb-ı Hak’tır. O, yarattığı her insanın kalbine ilâhî muhabbetin tohumunu atmıştır. Bu bakımdan mü’minin Hakk’a vuslat yolculuğunda en mühim vâsıtası, yaratılışından gelen bu muhabbet istîdâdıdır.
Fakat muhabbetin hakîkîsi ve mecâzîsi vardır. Hakîkîsi, Allah muhabbeti; mecâzîsi ise, Allah’tan gayrısına duyulan muhabbetlerdir.
Esâsen, Hak Teâlâ’nın râzı olduğu ölçüler için­de yaşanan mecâzî muhabbetler de hakîkî muhabbete birer basamaktır. Yeter ki mecâzî muhabbetler, kalp için son durak olmasın! Zira mal-mülk, makam-mevkî, âile ve evlât gibi -meşrû da olsa- fânî mu­hab­bet merhalelerinden birine takılıp kalarak bu­nları Hakk’a vuslat yolculuğunda son durak edinmek, Allah muhabbeti için yaratılmış olan gönlün ve muhabbet sermâyesinin ziyân edilmesi demektir.
Cenâb-ı Hakk’a ve O’nun Habîb’ine muhabbet ihtiyacını hissetmeyecek kadar katılaşmış bir kalbin, Allah katında ne kıymet ve şerefi olabilir ki? İşte asıl tehlike de; kalbi ve muhabbet istîdâdını, lâyık olmayan varlıklara hasrederek ziyân etmektir. Zira her insan, hayatta muhabbet duyduğu varlığın, buna liyâkati nisbetinde bir mânevî seviye elde eder.
Muhabbetin lâyıkından başka yerlere sarf edilmesi, âdeta pırıl pırıl bir pınarın, bir bataklığa yahut bir mezbeleliğe dökülmesi kadar fecî bir durumdur. Nihâyeti Hakk’a varmayan, yanlış adreslerde aranıp çıkmaz sokaklarda hebâ edilen bütün muhabbetler, ruh için beyhûde bir yorgunluk ve sıklet sebebidir.
Muhabbette nihâî gâye ise, kalbin Rasûlullah r Efendimiz’in muhabbetinde derinleşerek “Hakk’a vuslat”a nâil olmasıdır. Zira kulu, Allâh’a mu­habbet deryâsına ulaştıracak olan yegâne rahmet ve muhabbet pınarı, Peygamber Efendimiz r’dir. Bu itibarla beşerî muhabbet merhalelerinde ulaşılabilecek zirve de, Rasûlullah r Efendimiz’e duyulan muhabbettir. O’na muhabbet ve hürmet göstermeden, Efendimiz’i gerçek mânâda tanımak da, O’ndan lâyıkıyla istifâde etmek de mümkün değildir. Zira tanımak için yakınlaşmak, yakınlaşmak için de sevmek şarttır.
Ayrıca muhabbetin şiddeti ölçüsünde, âşık ile mâşuk arasında bir hissiyat benzerliği yaşanır. “Kişi sevdiği ile beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96) hadîs-i şerîfi de bu kalbî beraberliği ifâde etmektedir. Yani seven, sevgisi nisbetinde sevdiğine benzemeye, onun şahsiyetinden hisse almaya başlar.
Fahr-i Kâinât Efendimiz’e duyulan muhabbet; ibadetlere huşû, beşerî davranışlara nezâket, ahlâka zarâfet, gönüllere rikkat, sîmâlara nûrâniyet, lisanlara hikmet, nazarlara ibret olarak akseder.
Rasûlullah r Efendimiz’den elde etmemiz gereken en mühim mânevî tahsil, iç dünyamızı O’nun gönül dokusundaki hissiyât ile müşterek hâle getirebilmektir. Nitekim Rabbimiz, kendi muhabbet ve mağfiretini, Habîb-i Ekrem’ine itaat şartına bağlamış olduğunu şöyle beyân etmektedir:
“(Rasûlüm!) De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…” (Âl-i İmrân, 31)
Ayrıca Allah Rasûlü’ne olan kalbî yakınlığımız, O’nunla hissiyat, fikriyat, hâl ve fiil beraberliğimiz, velhâsıl muhabbetimiz; azâb-ı ilâhîden de kurtuluş vesîlemizdir. Zira Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
“(Ey Rasûlüm!) Sen onların içinde iken Allah, onlara azâb edecek değildir!..” (el-Enfâl, 33)
Günümüzde merhamet can evinden vurulmuş kıvranırken, muhabbet süflî gâyeler uğrunda pervâsızca harcanırken, şefkat, diğergâmlık, îsar vb. güzel hasletler unutulmaya yüz tutmuşken, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilmiş olan o Rahmet Peygamberi’nin hayat veren düsturlarına her zamankinden daha fazla muhtacız. Bilhassa şu âhirzaman hengâmında, her geçen gün, bir önceki günden daha fazla muhtacız…
Çünkü; âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasûl-i Ekrem r Efendimiz’le beraber olmayan her devir, câhiliye…
O’nunla birlikte çarpmayan her yürek, derin bir gaflet karanlığında…
O’nu takdir edemeyen her vicdan, zavallı…
Bu itibarla, gönlümüzdeki hiçbir sevgi, Allah ve Rasûlullah sevgisinin önüne geçmemeli. Ne mal-mülk, ne çoluk-çocuk, ne de can sevgisi…
Unutmayalım ki, Rasûlullah r Efendimiz, bizim en büyük gönül servetimiz. Bütün dünya nîmetleri bizim olsa, fakat Allah Rasûlü’nü tanımamış olsaydık, bunun ne kıymeti olurdu?! Zira bu dünyadaki ömrümüz de, dünya da fânîliğe mahkûm… Fakat Rasûlullah r Efendimiz’i tanıyıp O’na cân u gönülden tâbî olmanın getireceği huzur ve saâdet ise ebedî...
İşte gönülleri bu şuur ve idrâk ile yoğrulmuş olan ashâb-ı kirâm, Peygamber Efendimiz’in en ufak bir arzusunu dahî yerine getirebilmek için büyük bir aşk ile dâimâ:
“Canım, malım, her şeyim Sana fedâ olsun yâ Rasûlâllah!” demişlerdir.
Kıymetli okuyucularımız!
Şu bir hakîkattir ki, müstesnâ bir yaratılış hâ­ri­kası olan Fahr-i Kâinât Efendimiz’i beşerî tâkat dâhilinde bütünüyle idrâk edebilmek mümkün değildir. Bu âlemden alınan intibâlar, O’nu idrâkte kifâyetsiz kalır. Zira sahili olmayan bir ummânı bir bardağa sığdırmak imkânsızdır.
Hakîkat-i Muhammediyye’nin azameti karşısında bizim idrâkimiz, yüksek metafizik hâdiseleri kavramak husûsunda bir çocuğun sahip olduğu idrâkten farksızdır. Zira Cenâb-ı Hak, Sevgili Rasûl’üne öyle muazzam bir mevkî lûtfetmiştir ki, insanlığın, O Azîz Peygamber’in fazl u kemâline bütünüyle vâkıf olması da, O’nu kelimelerin mahdut imkânlarıyla tam olarak îzah edebilmesi de mümkün değildir. O’nun, bizim lisânımızdaki ifâdesi de ancak deryâdan bir damla kabîlindendir.
Çünkü O;
Öyle bir rahmettir ki bütün varlıklar O’nun hürmetine yaratılmış ve O’na olan muhabbeti nisbetinde Hak katında kıymet bulmuştur.
Öyle bir rahmettir ki, O olmasa bütün âlemler ıssız çöllere dönerdi.
Öyle bir rahmettir ki, yaratılışın başlangıcı O’nun nûru ile vücut bulmuş; bütün peygamberler, O’nun nûrunun feyz ve berekâtını taşımışlardır.
Öyle bir rahmettir ki, nerede bir güzellik varsa, O’ndan bir akistir. Âlemde bir çiçek açılmaz ki, O’nun nûrundan olmasın! O ki, solmayan, aksine gün geçtikçe tazelik ve tarâveti daha da artan, serâpâ nurdan ibâret bir gonca-i ilâhîdir.
Bundan dolayıdır ki sahâbe-i kirâm, evliyâullah, ârifler ve sâlihler; gönül aynalarında en saf ve latîf nakışlar görülebilsin diye ruhlarını dâimâ O’nun muhabbet nûruyla parlatmışlardır.
Biz de bu nâçizâne kitapçıkta, Rasûl-i Ekrem r Efendimiz’i yakından tanıyıp gerçek mânâda sevenlerin hâlinden bâzı manzaraları derlemiş bulunuyoruz. Tâ ki, Gönüller Sultânı r Efendimiz’in muhabbetiyle gönüllerimiz yoğrulsun, kalplerimiz O’nunla hayat bulsun. O’nu sevenlerin gönül aynasında kendi hâlimizi gözden geçirip hata ve kusurlarımızı telâfî gayretine girmemize vesîle olsun.
İşte bu temennî ile, “Fazîletler Medeniyeti” isimli eserimizde yer alan “Allah Rasûlü’ne Muhab­bet” bölümünü bâzı ilâvelerde bulunarak sizlere takdim ediyoruz.
Rabbimiz, Gönüller Sultânı Efendimiz’in feyz ve rûhâniyetinden hisseler alabilmeyi, bir ömür O’nun hâliyle hâllenme gayreti içinde bulunabilmeyi, cümlemize lûtf u keremiyle ihsân eylesin.
Âmîn!..

Kitabı okuyanlar 11 okur

  • Enîs Cân
  • Amar Ademi
  • Sümeyra deniz
  • Makbile
  • Üftade Bir Genç
  • Rumeysa Zeynep Syr
  • Ömer Büker
  • zehra ceylan
  • Gülistan Ceryan
  • Seda Çınar

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (4)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0