Müsbet İlim Yönünden Tevrat, İnciller ve Kur'an

·
Okunma
·
Beğeni
·
841
Gösterim
Adı:
Müsbet İlim Yönünden Tevrat, İnciller ve Kur'an
Baskı tarihi:
1991
Sayfa sayısı:
396
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751900821
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları
Baskılar:
Tevrat, İnciller Kur
Müsbet İlim Yönünden Tevrat, İnciller ve Kur
Maurice BUCAİLLE tanınmış bir Fransız operatör doktordur. Önceleri Hristiyanlık dinine mensuptu. Arap dilini öğrenmiş, Kur'an-ı Kerim'i kelime kelime okuyup inceleyerek yakın bir geçmişte Müslüman olmuştur.
Halen hayatta olan Sayın Bucaille 1976 yılında Paris'te Fransızca yayımladığı bu kitabında Musevi ve Hristiyan dünyalarına çağrıda bulunmakta, onlara Tevrat ile İnciller'i bir tarafa bırakarak yeryüzünde tahrife uğramamış tek ilahi kitap olan KUR'AN'ı tetkik etme zahmetine katlanmalarını önemle tavsiye etmektedir.
Bu kitapta, Tevrat, İnciller ve KUR'AN'ın çağdaş ilim ışığında mukayeseli tahlillerini bulacak, Tevrat ve İncillerinbu açıdan nasıl KUR'AN'ın gölgesinde kaldıklarını takdir edeceksiniz.
Fransızca aslından tercümesini sunduğumuz bu kıymetli eser, hak ile batılın ne olduğunu anlama mücadelesini veren yeni nesil için Kur'an-ı Kerim'in tükenmez bir hidayet kaynağı teşkil ettiğini çağdaş ilmin verilerine dayanarak kanıtlamayı hedef almaktadır.
Arka kapaktan
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
İnciller de (Kur’ân gibi), Hz. İsâ’nın biyolojik menşei hakkında, bize aynı bilgileri verirler. Hz. İsâ’nın ana rahmindeki gelişmesi, bütün insanlıkta müşterek olan kanunların dışında cereyan etmiştir. Anasının yumurtalığının meydana getirdiği yumurta, önce bir embriyon, daha sonra da canlı bir bebek teşkil etmek için, babasından gelmesi gereken bir sperma ile karşılaşmak ihtiyacını duymamıştır. Herhangi bir dölleyici eril unsurun müdahalesi olmaksızın normal bir ferdin doğuşuyla sonuçlanan hâdiseye parthénogenèse deniliyor. Hayvanlar âleminde parthénogenèse bazı şartlarda müşahede edilebilir. Bu, bazı böceklerde, omurgasızlarda ve çok istisnaî olarak da bazı kuş türlerinde rastlanan bir durumdur. Bazı memelilerde, meselâ dişi tavşanlarda, deney yoluyla, bir spermanın müdahalesi olmaksızın, son derece basit durumdaki yumurtacığın bir embriyon halindeki gelişmesinin başlangıç durumuna ulaşılmıştır; fakat daha öteye gitmek mümkün olmamıştır. Onlarda deney yoluyla olsun, tabiî yolla olsun, tamamlanmış parthéno genèse’in hiçbir örneği bilinmemektedir. Hz. İsâ’nın durumu da bunlardan biridir. Meryem, bakire anne idi. Bakireliğini de korumuştur. İsâ’dan başka çocuğu olmamıştır. Hz. İsâ biyolojik bir istisnadır .
Burada nakledilen ikinci âyet (Yâsin Sûresi, âyet 38), güneşin kendisi için belirlenmiş bir yere doğru dolaştığını bildiriyordu. Çağdaş astronomi, onu iyice yerine yerleştirmiş, hattâ ona güneş Apex’i (Apex solaire) adını vermiştir. Gerçekten Güneş Sistemi uzayda, koordinatları iyice tesbit olunan Vega yıldızı yakınındaki Herkül burcunda bulunan bir noktaya doğru ilerlemektedir. Bu hareketin, iyice belirlenmiş bir hızı olup saniyede 19 kilometredir.
İlk satırlardan itibaren Luka’yı, eserinden az önce bahsettiğimiz “bayağı yazar” Markos’tan ayıran özellikler farkediliyor. Onun İncil’i ifade hatası bulunmaksızın klâsik Yunanca ile yazılmış, itirazı mümkün olmayan edebî bir eserdir.

Luka, kültürlü bir müşrik olup, Hıristiyanlığı sonradan benimsemişti. Onun Yahudilere karşı tutumu meydandadır. O. Culmann’ın üzerinde ısrarla durarak belirttiği gibi Luka, Markos’un, fazlaca Yahudi özelliği taşıyan cümlelerini almayı ihmal etmiştir. Hz. İsâ’nın Yahudilerin inançsızlıklarına karşı söylediği sözleri ve onun, Yahudilerin nefret ettikleri Sâmiriyeliler ile iyi münasebetlerini ortaya koymaya özen göstermiştir. Hâlbuki Matta -demin görüldüğü üzere- Hz. İsâ’nın, havarilerine Sâmiriyelilerden uzak durmalarını söylediğini öne sürmektedir. Bu çarpıcı örnekte görüldüğü gibi, İncil yazarlarının, kendi şahsî görüş açılarına uyacak tarzda Hz. İsâ’yı konuşturmalarının, daha birçok örneği vardır. Buna bakarak, İncil yazarlarının, Hz. İsâ’nın sözlerini -herhalde samimî bir kanaatle- ait oldukları cemaatlerin görüşlerine uymuş şekliyle bize ulaştırdıkları söylenebilir. Bu gibi açık durumlar karşısında, İncillerin -daha önce geçtiği üzere- “mücadele eserleri” yahut “belirli şartların eserleri” olduğu nasıl inkâr edilebilir? Luka İncili’nin genel havası ile Matta İncili’nin genel havasını karşılaştırmak, bunu ispata yeter.
Luka’nın muhtelif hikâyeleri, kendisinden öncekilerle önemli farklar ortaya koyar. Yukarıda buna kısaca temas edilmişti. Ökümenik Tercüme s. 181 ve devamında, bunları bildirmektedir. O. Culmann ise Yeni Ahit (Le Nouveau Testament) eserinin 18. sayfasında Luka’da yer aldığı halde öbür İncillerde bulunmayan hikâyeleri zikreder. Belirtmek gerekir ki buralarda, söz konusu olan hususlar, ayrıntılar değildir.

Hz. İsâ’nın çocukluğuna ait Luka’nın anlattığı hikâyeler, sadece bu İncile mahsustur. Matta, Hz. İsâ’nın çocukluğunu, Luka’dan farklı bir şekilde nakleder. Markos ise bu konuda bir kelime bile yazmaz.

Matta ile Luka, Hz. İsâ hakkında değişik soy kütükleri verirler. Çelişki o derece önemli, bilimsel yönden tutarsızlık o kadar büyüktür ki, bu konuya ileride ayrı bir fasıl tahsis edeceğiz. Bu fark şöyle açıklanabilir: Matta Yahudilere hitap ettiğinden, şecereyi Hz. Dâvud vasıtasıyla Hz. İbrahim’e çıkarır. Müşriklikten Hıristiyanlığa giren Luka ise onu daha ileriye çıkarmak endişesini taşır. Fakat yerinde görüleceği üzere, Hz. Dâvud’dan sonra, her iki şecere birbiriyle çelişmektedir.
Kitab-ı Mukaddes’in geniş kitle için hazırlanan basımlarında, giriş kısımlarında yer alan ifadeler, okuyucuyu, farklı
İncilleri kaleme alanların şahsiyetlerinin, metinlerin sıhhati
ve rivâyetlerin doğrulukları konusunda İnciller yönünden
hiçbir problem doğurmadığı konusunda ikna etmeye çalışırlar. Oysa güvenilir kimlikleri bile bilinmeyen İncil yazarları
hakkında nice meçhuller bulunmaktadır. Bu tür notlarda, aslında basit bir hipotezden ibaret olduğu halde, kesin bilgi olarak sunulan birçok hususlar vardır. Falan İncil yazarının,
olayların görgü tanığı olduğu bildirilirken ihtisas eserleri bunun zıddını öne sürerler. Hz. İsâ’nın risaletinin sona erdiği tarih ile kitapların ortaya çıktığı tarih arasındaki süre, tamamen
mübalağalı olarak azaltılır. Sözlü bir rivâyet esas alınarak bir
tek redaksiyon yapıldığına inandırılmak istenir, halbuki metinlerin değiştirildiği uzmanlar tarafından ispatlanmıştır.
Şundan bundan, bazı tefsir güçlüklerinden bahsedilip durulur, fakat düşünen kimsenin gözlerine çarpan apaçık çelişkiler kurcalanmaksızın geçilir.
Böylece ekseriya, İ.Ö. 6. yüzyılda yerin kendi etrafında döndüğünü ve gezegenlerin de güneşin etrafında hareket ettiklerini savunan Pitagorcuların durumu öne sürülür. Şayet Hz. Muhammed’in durumu Pitagorcularınkine yaklaştırılacak olursa, çağdaş bilimin, kendisinin vefatından asırlarca sonra keşfedeceği konuları, kendiliğinden tasavvur eden “dâhî düşünür Hz. Muhammed” hipotezi rahatlıkla ortaya atılabilir. Bu yapılırken, felsefî düşünce dâhîlerinin, fikir ürünlerinin öbür yönlerini ve eserlerini öbek öbek dolduran kocaman hatalarını zikretmek hemencecik unutuluyor. Bu cümleden olarak unutmamalıdır ki Pitagorcular, aynı zamanda güneşin uzayda sabit olduğunu kabul ediyorlar ve onu, kâinatın merkezi sayarak gök nizamının ancak onun etrafında düzenlenmiş olduğunu düşünüyorlardı. Antik dönemin bu büyük filozoflarında, kâinat hakkında doğru ve yanlış fikirler karışımına sık sık rastlanır. Bu beşerî eserlerin ihtiva ettiği ileri görüşlerden meydana gelen göz alıcılık, yine o eserlerin bize miras bıraktığı yanlış anlayışları unutturmamalıdır. Sadece tabiat bilimleri alanında bile, çağdaş bilgilerle ilgili birçok konuya Kur’ân’da temas edildiği halde, bunlardan hiçbiri, çağımız biliminin kesinlikle ispatladığı herhangi bir husus ile çelişmemektedir. İşte Kur’ân’ı, öteki eserlerden ayıran önemli nokta da budur.
Şahsen ben, Hz. İsâ’nın cüzzamlıları iyileştirebileceğine seve seve inanırım, fakat Luka İncili’nin bize söylediği (Luka, 3, 23-28) gibi ilk insanla Hz. İbrahim arasında sadece yirmi neslin olduğunu söyleyen bir metnin, sahih ve Allah tarafından vahyedilmiş olduğuna inanamam.

Luka’nın bu metni ile aynı konudaki Eski Ahit metninin, sâfiyane olarak insan hayalinden çıktığını ispatlayan hususlar, ileride görülecektir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Müsbet İlim Yönünden Tevrat, İnciller ve Kur'an
Baskı tarihi:
1991
Sayfa sayısı:
396
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751900821
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları
Baskılar:
Tevrat, İnciller Kur
Müsbet İlim Yönünden Tevrat, İnciller ve Kur
Maurice BUCAİLLE tanınmış bir Fransız operatör doktordur. Önceleri Hristiyanlık dinine mensuptu. Arap dilini öğrenmiş, Kur'an-ı Kerim'i kelime kelime okuyup inceleyerek yakın bir geçmişte Müslüman olmuştur.
Halen hayatta olan Sayın Bucaille 1976 yılında Paris'te Fransızca yayımladığı bu kitabında Musevi ve Hristiyan dünyalarına çağrıda bulunmakta, onlara Tevrat ile İnciller'i bir tarafa bırakarak yeryüzünde tahrife uğramamış tek ilahi kitap olan KUR'AN'ı tetkik etme zahmetine katlanmalarını önemle tavsiye etmektedir.
Bu kitapta, Tevrat, İnciller ve KUR'AN'ın çağdaş ilim ışığında mukayeseli tahlillerini bulacak, Tevrat ve İncillerinbu açıdan nasıl KUR'AN'ın gölgesinde kaldıklarını takdir edeceksiniz.
Fransızca aslından tercümesini sunduğumuz bu kıymetli eser, hak ile batılın ne olduğunu anlama mücadelesini veren yeni nesil için Kur'an-ı Kerim'in tükenmez bir hidayet kaynağı teşkil ettiğini çağdaş ilmin verilerine dayanarak kanıtlamayı hedef almaktadır.
Arka kapaktan

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0