Müslüman Kalarak Avrupalı Olmak (Çağdaş Türk Düşüncesinde Din, Siyaset, Tarih, Medeniyet)

·
Okunma
·
Beğeni
·
106
Gösterim
Adı:
Müslüman Kalarak Avrupalı Olmak
Alt başlık:
Çağdaş Türk Düşüncesinde Din, Siyaset, Tarih, Medeniyet
Baskı tarihi:
Kasım 2017
Sayfa sayısı:
539
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759958534
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Müslüman kalarak, hatta daha da İslâmlaşarak Avrupalı veya Batılı olmak... Bu fikir çağdaş Türk düşüncesinin ve çağdaş İslâm düşüncesinin en üst başlığı, en kalın damarı gibi gözüküyor. Belki en büyük iddiası ve davası aynı zamanda... O şairâne deyişle “şarkın akl-ı pîrânesiyle garbın bikr-i fikrini izdivaç ettirmek”

Hem bir müdafaa ve korunma hem de bir hamle ve açılma bu... Hâlâ ciddi bir karşılığı olan kültür medeniyet ayırımı da gücünü ve meşruiyetini bir ölçüde bu anlayıştan ve iddiadan alıyor. (Avrupa Birliği'ne katılma fikirleri ve medeniyetler çatışması-uzlaşması söylemlerinde bile bunun tezahürleri var.)

Peki bu cazip fikir mümkün mü ? İki unsur arasındaki ilişki farklılık mı benzerlik mi ? Bu asırlık sorular hala felsefi ve fiili bir problem olarak önümüzde duruyor. Fakat bunun imkanı yahut ciddi problemleri üzerinde modernleşme tarihimiz boyunca yeterince durulmadığını söyleyebiliriz. Bu kitap, bu soruların ve muhtemel cevaplarının peşindeki araştırmalarından oluşuyor.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Büyük adamlar, kendi benliklerinin dışında hayata başlıyorlar. Dışarıdan harekete başlıyor ve dışlarındaki bir yolculuğun sonunda kendi iç dünyâlarına ulaşıyorlar. Lâkin dış âlemden benliklerine doğru onları seferber kılan bu yolculuk, kendi içlerinde nihâyete ermiyor.

Kendilerini bulduktan, âdetâ kendi içlerindeki bir mâden ocağını iyice açtıktan, kabil olduğu kadar derinine kazdıktan sonra, kendi açtıkları bu yoldan sonsuzluğa ulaşıyorlar. Nisbeten kısa süren dış âlem sondajlarından sonra onların bütün ömürleri, iç dünyâlarındaki bu mâden ocağını kazmakla geçiyor. Bunda her derinine kazma, bir sonsuzluk manzarası yaratıyor.

Bir ilâhî deneme ile nihâyetleniyor. Bu,dehânın mükâfatıdır. Her dâhî,Allah’a kavuşma sevincini,gerçek din adamları olan mistik ve mutasavvıflar kadar samîmi yaşıyor. Sanatta olduğu kadar felsefede, müzikte olduğu kadar heykelde ilâhî sevinç kapısı dâhiye açıktır.
(Nurettin Topçu,Mehmet Akif)
Elmalılı Hamdi Efendi, PaulJanet-Gabriel Séailles’den tercüme ettiği Metâlib ve Mezahib'in uzun takdim yazısının başlarındaki bu metniyle bizce bazı önemli noktalara temas ediyor: Fıkıhla uğraşırken (modern) Avrupa hukukunun esaslarını ve ardından batı felsefesinin ana hatlarını öğrenmek ihtiyacı, hatta mecburiyeti duyuyor, buna giriş mahiyetinde Fransızca öğreniyor, Kelâm ve Hikmet (Felsefe) dersleri okuturken modern batı felsefesi ile ilgisi daha üst düzeye çıkıyor, İslâmın üstünlüğünü bir daha anlamak ve farklı araçlarla yeniden keşfetmek için önemsediği bu vasıtalarla bir şekilde batıya, yeni dünyaya yaklaşıyor. Mantık dersleri okuturken İngilizce yazılmış yeni bir mantık kitabını kendi meşrebine ve anlayışlarını daha uygun görerek Fransızcasından tercüme edecek hale geliyor, nihayet yine modern dönemde yazılmış genel bir felsefe ders kitabının metafizik ve ilahiyat bölümlerini önemseyerek, “dinî bir hizmet gibi” tercüme ediyor ve kitaplaştırıyor.

Bir müderrisin, bütün bu arayışları ve faaliyetleri sırasında, dönemin hâlet- i ruhiyesini de temsil edecek şekilde açık veya örtük bazı iddiaları veya beklentileri bulunmaktadır. Bunlar; a) Avrupa’daki hukuk, felsefe, mantık sahasındaki gelişmeleri tanımak, onlara üst düzeyde nüfuz etmek; b) Bunları İslâm hukuku, felsefesi, kelâmı. mantığı ile mukayese etmek, ilişkilendirmek; c) Kısmen örtük olarak İslâmî ilimlerin, insanî ve sosyal değerlerinin üstünlüğünü, en azından batıdaki birikimlerden aşağı kalır yanının olmadığını göstermek/isbat etmek ve bu yolla Müslümanları Batı karşısındaki ezik halet-i ruhiyenin baskısından kurtarmak; bir başka şekilde söylersek batı ile aradaki mesafeyi önce fikren sonra fiilen kapatmak; d) Doğrudan batılı kaynaklara gidemeyecekler için temsil gücü yüksek felsefe grubu metinlerini Türkçeye kazandırmak.
Nurettin Topçu ilk yazılarından itibaren bütünlüğü olan çok taraflı bir fikir mücadelesi yürütmüştür;bir taraftan Osmanlı-Cumhuriyet modernleşmesini hesaba katarak fakat onu aşmayı hedefleyerek tenkitçi bir bakışaçısıyla yeni bir insan/şahsiyet, millet, devlet modeli keşif ve inşa etmeye çalışmış, diğer taraftan bu inşa ameliyesinin o günün şartlarında ve tarihin içinden bir şekilde akıp gelen sağlam zeminler üzerinde oluşmasını mümkün kılacak bir rönesans fikri; bir tarih, ilim, sanat, ahlâk, felsefe, tasavvuf ve din anlayışı geliştirmeye yönelmiştir.

O dönemde metafiziği dışlayan felsefe temayüllere karşı çıkması; duygu, akıl, sezgi, ızdırap ve aşk kavramlarını yeniden yorumlayarak ahlâk ağırlıklı bir felsefe kurmaya yönelmesi; kendisinden önce başlayan Anadolucu milliyetçiliği İslâm merkezli yeni bir yorum taşıması, bunu yaparken Turancılığı, ırkçılığı ve topraktan tamamen kopuk enternasyonalist milliyetçilikleri, yine topraktan ve milletten, kumcu ruhtan kopuk Komünizmi ve İslâmcılığı tenkit etmesi; modernizmin katı kıstaslarına, insanı geriletici yönlerine boyun eğmeden Batı, Doğu ve İslâm medeniyetlerini mukayeseli olarak ele almayı denemesi, bu dünyaların dehalarını rahatlıkla yan yana zikretmesi; Kapitalizm, Komünizm, Sosyalizm, kültür ve medeniyet, sanayileşme, kuvvet ve teknoloji meselelerini büyük ölçüde dönemindeki yaklaşımlardan farklı önceliklere ve vurgulara sahip bir üslup ve muhtevayla tartışması; II. Dünya Savaşı sonrasında Türkiye'nin, bu arada muhafazakâr ve Müslüman çevrelerin kapitalist iktisadî sisteme ve ahlâk anlayışına, bunların üzerinden Amerika sempatizanlığına doğru kaymaya başladığı DP iktidarımn ilk yıllarından itibaren İslâm/Anadolu/Ruhçu/ Milliyetçi/Toplumcu sıfatlarını kullanarak farklı bir sosyalizmi savunması;ı bir muallim olarak maarif, mektep, din eğitimi konularını hususen işlemesi; bir hareket adamı olarak “yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli, lâkin gösterişsiz ve nümayişsiz çalışan, ruh cephesinin maden işçileri olacak” idealist bir nesil yetiştirmek için çaba göstermesi, Anadolu romantizmini öne çıkaran bir edebiyat ve sanat anlayışına yakın durması..., kısaca hayatını tamamen dolduran bu çabalar çok taraflı inşa ameliyesinin birbiriyle irtibatlı parçalarıdır.
(Nurettin)Topçu meselelere esas itibariyle ahlâk üzerinden yaklaşır. Hem felsefî bakımdan hem de ferdî ve ictimaî yapı itibariyle ahlâk merkezdedir. Düşüncesinin temel kavramları olan hareket, imde ve isyan felsefî olduğu kadar ahlâkî ve tasavvufî kavramlardır. Cumhuriyet devri Türk felsefecileri ve aydınları arasında ahlâk konusunda en çok metin kaleme alan ve bu sahadaki vurgularını bütün hayatı boyunca ısrarla sürdüren kişi Topçu olmalıdır. Doktora tezinde geliştirdiği ve birçok yazısında işleyeceği “isyan ahlâkı" film Katolik mistik filozof Maurice Blondel’in, bazı bakımlardan Kant ve Bergson etkileri taşıyan hareket (action) felsefesinden ilhamla kurulmuş, determinist, rasyonalist, sosyolojist, pragmatist ahlâk anlayışlarının, felsefelerinin, bir başka ifade ile modern düşüncenin, kapitalist dünya görüşünün karşısında yer alan tenkitçi bir tefekkür, bir yaşama tarzı ve bir tez olarak teşekkül etmiş ve gelişmiştir. İsyan ahlâkını dönemin canlı fikir akımları olarak anarşizmden, endividüalizmden ayıran şey insanla/benle, sadece başkaldırı ile sınırlı kalmayarak “ebedi ve âlemşumül merhamet nizamına bağlı olması, “namütenahi kuvvete itaat ve teslimiyet”le neticelenmesidir.

Şu cümleler ona aittir:

“Ahlâkî vasfını taşıyan her hareket, bizim tarafımızdan bir anarşizm hareketi, ilâhî irade
karşısında ıse bir itaattir’"

“Bir hareket ancak kendi içerisinde baş kaldırdığı bir nizama karşılık yeni ve zorunlu
olarak daha üstün bir nizamın iradesini taşıyorsa isyan adını alabilir”.
Nurettin Topçu ilk yazılarından itibaren bütünlüğü olan çok taraflı bir fikir mücadelesi yürütmüştür;bir taraftan Osmanlı-Cumhuriyet modernleşmesini hesaba katarak fakat onu aşmayı hedefleyerek tenkitçi bir bakışaçısıyla yeni bir insan/şahsiyet, millet, devlet modeli keşif ve inşa etmeye çalışmış, diğer taraftan bu inşa ameliyesinin o günün şartlarında ve tarihin içinden bir şekilde akıp gelen sağlam zeminler üzerinde oluşmasını mümkün kılacak bir rönesans fikri; bir tarih, ilim, sanat, ahlâk, felsefe, tasavvuf ve din anlayışı geliştirmeye yönelmiştir.

O dönemde metafiziği dışlayan felsefe temayüllere karşı çıkması; duygu, akıl, sezgi, ızdırap ve aşk kavramlarını yeniden yorumlayarak ahlâk ağırlıklı bir felsefe kurmaya yönelmesi; kendisinden önce başlayan Anadolucu milliyetçiliği İslâm merkezli yeni bir yorum taşıması, bunu yaparken Turancılığı, ırkçılığı ve topraktan tamamen kopuk enternasyonalist milliyetçilikleri, yine topraktan ve milletten, kumcu ruhtan kopuk Komünizmi ve İslâmcılığı tenkit etmesi; modernizmin katı kıstaslarına, insanı geriletici yönlerine boyun eğmeden Batı, Doğu ve İslâm medeniyetlerini mukayeseli olarak ele almayı denemesi, bu dünyaların dehalarını rahatlıkla yan yana zikretmesi; Kapitalizm, Komünizm, Sosyalizm, kültür ve medeniyet, sanayileşme, kuvvet ve teknoloji meselelerini büyük ölçüde dönemindeki yaklaşımlardan farklı önceliklere ve vurgulara sahip bir üslup ve muhtevayla tartışması; II. Dünya Savaşı sonrasında Türkiye'nin, bu arada muhafazakâr ve Müslüman çevrelerin kapitalist iktisadî sisteme ve ahlâk anlayışına, bunların üzerinden Amerika sempatizanlığına doğru kaymaya başladığı DP iktidarımn ilk yıllarından itibaren İslâm/Anadolu/Ruhçu/ Milliyetçi/Toplumcu sıfatlarını kullanarak farklı bir sosyalizmi savunması;ı bir muallim olarak maarif, mektep, din eğitimi konularını hususen işlemesi; bir hareket adamı olarak “yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli, lâkin gösterişsiz ve nümayişsiz çalışan, ruh cephesinin maden işçileri olacak” idealist bir nesil yetiştirmek için çaba göstermesi, Anadolu romantizmini öne çıkaran bir edebiyat ve sanat anlayışına yakın durması..., kısaca hayatını tamamen dolduran bu çabalar çok taraflı inşa ameliyesinin birbiriyle irtibatlı parçalarıdır.
Biz Batı’nın iki şeyini yanlış anladık; iki yüzünü tersinden gördük: ilmini ve ahlakını. Batılılaşmak isterken onun ilmini alıp ahlakını almamak kararını verdik. İlimle ahlakın aynı kökten çıktığını bilemedik. İlmi de güya almak isterken, bir müze malı gibi veya bir şöhret kürkü gibi mahfazalar ve bohçalar içerisinde güzidelerle münevver geçinenlerin temaşasına mahsus, cemiyetin hayatıyla alakasız bir antika eşyası halinde aldık. Gümrükten çıkarıp kütüphanelere yerleştirdik. Birçok şeyleri ezberden bilenlere diploma dağıttık, kürsüler sunduk. Üniversite binalarını sultan sarayları kadar muhteşem yaptık. Bugüne kadar hala anlayamadık ki ilim bir müzeyi andıran üniversite sarayının dört duvarı arasına hapsedilecek bir esir değildir. Üniversiteyi ne kadar muhteşem bina etseniz, damarlarınızda ilmin hayatı cereyan etmedikçe, onu dışarıdan almak kabil olmayacaktır.Peki alanlar nasıl aldılar ve bu ilim nasıl şeydir?Onu meydana koyan şartlar nelerdir?(...)

Nurettin Topçu
İktisatçı Kemal Cabioğlu da şunları anlatıyor: “1949’un sonlarında Senirkent diye bir gazete çıkardık biz. Sahibi ve neşriyat müdürü benim.

Kimler var kadroda?

-Nurettin Topçu, Doktor Tahsin Tola, Remzi Oğuz Arik, Necip Fazıl Kısakürek, Abdülaziz Bekkine ve daha o devrin kalem ve kelâm erbabının hemen hemen tamamı var. (.) İşte o tarihlerde bir gün gazeteye girecek yazılan görüşüyoruz, Nurettin Topçu’nun evinde. Celal [Ökten] Hoca da orda.

Nurettin Topçu’nun bir yazısı var. Yazının başlığı şu: 'Biz seçmedik’. Biz seçmedik diye başlıyor ve işte şunları biz seçmedik, bunları biz seçmedik... Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana hiçbir şeyi biz seçmedik... Kendi kendilerini seçtiler, seçtirdiler ve kendi bildikleri gibi idare ettiler... gibi devam eden bu yazıda bir de şöyle bir cümle var: “Makedonya dağlarından kopup gelen gökgözlü canavar bakışlı eşkıyayı da biz scçmedik!’

Rahmetli Topçu’ya, ‘Hocam’ dedim, “korkumdan, sıkıntımdan Elan değil ama bu cümleyi çıkarsak iyi olur diye düşünüyorum... Siz ne dersiniz bilmiyorum’ dedim. Celal Hoca da orda. Celal Hoca'ya sordu Topçu, 'ne dersin hocam?’ dedi. Celal Hoca da, “çıkaralım, bunca derdin içinde bir dert daha çıkarmayalım’ dedi. Topçu da, “tamam Kemal' dedi, “çıkar 0 cümleyi’. Bunun üzerine biz o cümlenin üstünü çizdik, karaladık, yazıyı matbaaya gönderdik. O zamanlar komünistlerin Gerçek diye bir gazeteleri var. 0 da aynı matbaada basılıyor. Bizim Senirkent baskıya hazırlanırken, komünistler Topçu’nun yazısındaki bizim üstünü çizdiğimiz o cümleyi sanki altını çizmişiz gibi tutmuşlar manşet yapmışlar; bizim başımızı derde sokmak için.Tashih servisi filan da,artık işin farkına mı varamadı, yoksa bizim özellikle oyle arzu ettiğimizi mi sandı, neyse öyle çıkmıştı o gazete."

Mustafa Özdamar, Celal Hoca Kuşağı, istanbul, Marifet Yay., 1993, s.168-70.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Müslüman Kalarak Avrupalı Olmak
Alt başlık:
Çağdaş Türk Düşüncesinde Din, Siyaset, Tarih, Medeniyet
Baskı tarihi:
Kasım 2017
Sayfa sayısı:
539
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759958534
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Müslüman kalarak, hatta daha da İslâmlaşarak Avrupalı veya Batılı olmak... Bu fikir çağdaş Türk düşüncesinin ve çağdaş İslâm düşüncesinin en üst başlığı, en kalın damarı gibi gözüküyor. Belki en büyük iddiası ve davası aynı zamanda... O şairâne deyişle “şarkın akl-ı pîrânesiyle garbın bikr-i fikrini izdivaç ettirmek”

Hem bir müdafaa ve korunma hem de bir hamle ve açılma bu... Hâlâ ciddi bir karşılığı olan kültür medeniyet ayırımı da gücünü ve meşruiyetini bir ölçüde bu anlayıştan ve iddiadan alıyor. (Avrupa Birliği'ne katılma fikirleri ve medeniyetler çatışması-uzlaşması söylemlerinde bile bunun tezahürleri var.)

Peki bu cazip fikir mümkün mü ? İki unsur arasındaki ilişki farklılık mı benzerlik mi ? Bu asırlık sorular hala felsefi ve fiili bir problem olarak önümüzde duruyor. Fakat bunun imkanı yahut ciddi problemleri üzerinde modernleşme tarihimiz boyunca yeterince durulmadığını söyleyebiliriz. Bu kitap, bu soruların ve muhtemel cevaplarının peşindeki araştırmalarından oluşuyor.

Kitabı okuyanlar 6 okur

  • Can Berk
  • Muhammed Ali
  • muhammed hüseyin güneş
  • hamit akan
  • y
  • Hasanov

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%50 (1)
8
%0
7
%50 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0