Jonathan Haidt’in Mutluluk Varsayımı adlı kitabı, mutluluğu ulaşılması gereken bir hedef gibi sunmamış; aksine, onun neden bu kadar karmaşık, çelişkili ve bazen de kırılgan olduğunu anlatmış. Kişisel gelişim kitaplarının sıkça başvurduğu “pozitif düşün, mutlu ol” yaklaşımının dışına çıkarak okuru daha gerçekçi bir sorgulamaya davet etmiş.
Haidt’in temel savı, insan zihninin tek parça olmadığıdır. Akıl ve duygu, mantık ve içgüdü çoğu zaman uyum içinde değil, çekişme hâlindedir. Yazar bunu “fil ve fil sürücüsü” metaforuyla açıklamış. Fil, duygularımızı; sürücü ise aklı temsil eder. İnsan kendini çoğu zaman mantıklı kararlar alan biri olarak görse de yönü belirleyen genellikle duygulardır. Bu bakış açısı, insanın neden bildiği hâlde aynı hataları tekrarladığını anlamlandırmaya yardımcı olmuş.
Kitap, Antik Yunan felsefesinden Budizm’e, modern psikolojiden nörobilime kadar uzanan geniş bir çerçeve sunmuş. Ancak bu çeşitlilik okuru yormamış, Haidt akademik bilgileri gündelik hayatla ilişkilendirerek aktarmış. Bu sayede kitap, yalnızca bilgi veren değil, okuru düşünmeye zorlayan bir yapıya bürünmüş.
Kitap boyunca şu düşünce sık sık kendini hissettiriyor: Mutluluk, sürekli iyi hissetmek değildir. Hayatın içinde acı, kayıp, hayal kırıklığı varken kesintisiz bir mutluluk mümkün değildir zaten. Haidt, tam da bu noktada okura dürüst davranmış. “Hep mutlu olmalısın” baskısını kırıyor. İnsan olmanın biraz da eksik, biraz da dağınık olmak olduğunu kabul ettiriyor
Mutluluk Varsayımı’nı özel kılan şeylerden biri de şu: Okura yukarıdan bakmıyor. “Böyle yaparsan mutlu olursun” demiyor. Daha çok “İnsan böyle çalışıyor, sen de böylesin” diyor. Bu yaklaşım insanı yargılanmış hissettirmiyor; aksine anlaşılmış hissettiriyor. Bazen bir kitabın insana verebileceği en büyük şey de